FST 8 Mayıs 2008
Şeriat tehditi ahtapot gibi ükeyi sarmışken bazı duyarlı vatandaşlarımızın konuyla ilgili somut öneriler getirmeye başlaması fevkalade memnuniyet verici bir durum. Nitekim eskiden beri solcu geçinen ve özellikle de darbe destekçiliğiyle Özdemir İnce’nin aferinini alan Tarık Akan, Türk siyasi hayatına Kadirizm ideolojisini hediye etmiş Kadir İnanır ile birlikte bir törende anlamlı mesajlar vermişler. Haberde şunlar var:
Türk Sineması Emek Ödülü’ne layık görülen Kadir İnanır ve Tarık Akan’ın konuşmaları geceye damga vurdu. Kadir İnanır, çalışma şartlarının ağırlığını vurgulayıp, “Tek başına tavır koymak doğru değil. Demokrasi, örgütlü toplumlardan geçer. Birbirimizle uğraşmaktan vazgeçelim, geleceğimizi düşünelim” diye konuştu.
Tarık Akan ise şeriatçı eğilimlere karşı çıkılması çağrısı yaparak şöyle dedi: “Bugüne kadar Kadir arkadaşımla ben, dincilere faşistlere karşı, ülkenin adam gibi idare edilmesi için mücadelemizi verdik. Ama artık yaşlandık. Gelin hep beraber dinci, şeriatçı basına ve televizyonlara hayır diyelim ve çalışmayalım.”
Öncelikle Kadir İnanır’ın yorumunda şeriat vurgusu yok. Tarık bey bu konuda daha hassas görünüyor. Bana göre Kadir İnanır daha gerçekçi konuşmuş, paraya vurgu yapması anlamlı olmuş. Birbirimizle uğraşmak derken ne kastettiğini anlamadım, sanat camiasıyla ilgim yok, maalesef İzlenimler sitesi bu konuda epey eksik yönü olan bir yer. Bir türlü sanata, kültüre gereken önemi veremedik. Bir parça spor oldu ama kültür yönümüz eksik kaldı. Sağlık olsun. Dolayısıyla Kadir İnanır kimle uğraşmış bilmiyorum.
Tarık Akan’a gelirsek, 1980 sonrası baydırıcı entel, sol ve sosyal içerikli karanlık filmleriyle gözümden düşmüştür, onu öncelikle söyleyeyim. Eski günlerin Ferit tiplemesi yerine gelen sakallı, karanlık odalarda boş boş sağa sola bakan, anlaşılmaz laflar eden bu topluma duyarlı adamdan hiç hazzedemedim. Kadir İnanır Allahtan bu kadar sosyal içeriğe vurmadı işi, adamın mayası kabadayılık olduğundan mıdır, nedir, o paçayı kurtardı. En son bir klipte Örümcek Adam’a nasihat ederken görmüştüm.
Diğer taraftan şeriat tehdidi denen şey nedir çok açık değil, sıkça bunu duyuyorum ama zannedersem bununla İslam dininin bazı uygulamalarının medeni hukuk ve ceza hukuku içinde uygulama alanı bulması filan kastediliyor. Elimizi keser, başımızı kapatırlar, içkimize engel olurlar mı şeklinde basite indirgenebilecek bir durum. Bana göre tabii hava hoş, Türkiye’de bu anlamda bir şeriat arzu edenlerin oranı bölücü milliyetçiler, devrimci sosyalistler, faşist ulusalcılara kıyasla daha azdır. Marjinal olduğunu zannediyorum. Yok, Tarık Akan ‘Şeriat’ ile devlet nizamıyla bir ilişki kurmasızın namaz kılan, başı örtülü, içki içmeyen, domuz eti yemeyen, İslami anlamda Allaha inananların genel olarak durumunu kastediyorsa ‘Örgüte’ düşecek iş çok demektir. Bunları vurup öldürmekle bitirmek kolay iş değil.
Aslında Tarık Akan’ın durumu yeni de değil. Zamanında kendisi için “çağının çağdaşı” diyen Özdemir İnce epey övgü dolu yazılar yazmış, buraya da konu olmuştu. Özdemir İnce üzerine 2005 Kasım ayında yazdığım çok uzun yazıdan sadece Tarık Akan ile ilgili kısmı alıntılayayım:
Özdemir İnce ve darbe demişken, son hafta gündemde olan bir Tarık Akan meselesine değinmemek olmaz diye düşünüyorum. Malum Milliyette Derya Sazak Tarık Akan ile bir mülakat yapmış Tarık Akan da “solculara karşı yapılan darbeler kötüdür, gericilere karşı olanlar iyidir” mealinde bir şeyler söylemiş. Tarık Akan bir sürü abuk subuk laf arasında “Ben 28 Şubat’ı askerin müdahalesi olarak görmüyorum. Devletin iradesiydi. Devleti devlet yapan kurumların içinde asker de var, savcılar, hâkimler var. Öğretmen de var. Halk var. Tabii ki demokrasilerde halkın iradesi geçerlidir” türünden bir şeyler de söylemiş. Yani güya 28 Şubatı yapanlar sadece asker değil hakim, savcı, öğretmen, halktır, dolayısıyla bu halk iradesi olarak darbe sayılmaz demeye getiriyor. Doğal olarak bu anlayış sağdan soldan eleştirilmiş, bu ne biçim perhizdir, diyerek kınanmışken, sahneye çıkan Özdemir İnce bir seri yazıyla Tarık Akan’a sahip çıkmış. Şöyle diyor İnce:
‘Demokrasilerde askerin sivil yönetime müdahalesi savunulabilir mi? Darbe sola karşı olunca karşı çıkacaksınız, ‘şeriat’a karşı diye ‘postmodern darbe’de bir sakınca görmeyeceksiniz. Burada çelişki yok mu?’
Tarık Akan, bu klasikleşen tuzak soruya harika bir yanıt çıkartıyor:
‘Ben 28 Şubat’ı askerin müdahalesi olarak görmüyorum. Devletin iradesiydi!’
Bu konuda şimdiye kadar söylenmiş en müthiş saptama ve tanım: ‘Devlet iradesiydi!’
…
Sanıldığı ve iddia edildiği gibi askerin müdahaleleri Türkiye’yi elli-yüz yıl geri bırakmamıştır; tam tersine demokratikleşme yolunda cumhuriyetin ilke ve değerlerini öne çıkartarak soyut demokrasiye kapsamlı bir içerik kazandırmıştır (1960, 1997). Ya da düzeni restore etmek istemiştir (1971, 1980).
Tarık Akan’ın, Türkiye’de pek az kimsenin fark ettiği ‘devlet iradesi’ işte budur!
… Askeri müdahaleye muhatap olan bütün hükümetlerin, cumhuriyet rejimiyle ve onun kurumlarıyla sorunları olmuştur. Rejimin temel ilkeleriyle uzlaşmazlık sorunları olan bir iktidarın ve siyasal partinin meşru ve demokratik olduğunu söyleyebilir miyiz? Söyleyemeyiz!
Bizler ve Derya Sazak anlayamamışız demek ki, saf saf soruyoruz, yahu ne farkı var o da müdahale bu da ne farkı var diyerekten. Devlet iradesi denen şey meğer asker, hakim, savcı, öğretmen dayanışmasıymış haberimiz yok. Özdemir Bey haklı olarak bizim saflığımıza fildişi kulesinden gülüyor acıyarak ve Tarık Akan’ı tuzağa düşmeyip “çıkardığı harika yanıt” sebebiyle kutluyor. Yazının devamında ve ilgili diğer yazısında Tarık Akan yere göğe sığmıyor. O konuda çeşitli yazılar yazılmış, ne diyeyim, üstelik Özdemir usta noktayı koyduktan sonra bize halt yemek düşer.
Görüldüğü gibi Özdemir İnce resmindeki tavrın hakkını sonuna kadar veren ciddiyet ve sertlikte gerçek bir cumhuriyetçi. Her konudan anlıyor, herkese verilecek bir cevabı mevcut. Hürriyet gazetesi okurları yazarlarıyla övünebilir, sayesinde alçaklar, hainler deşifre ediliyor, sert bakışları, gözlerinden saçılan kıvılcımlarla eriyip ortaçağ karanlığını boyluyorlar. Kendisinin eski yazılarına arşivlerden ulaşıp istifade edebilirsiniz. Yalnız fazla dalarsanız çıldırmanız, dolayısıyla Çılgın Bir Türk’e dönüşmeniz de söz konusu olabilir. Aklı başında Türkler şu ara pek tutulmadığı için iyi olur, daha güzel, prim yaparız derseniz o başka tabii.
Örgüt konusunda da şunu söyleyeyim, artist eskileri şeriat, komünizm türü tehlikelere karşı nasıl örgütlenebilirler üzerinde düşünmek lazım. Bunlar epey çaptan düştüklerine göre kadroya daha genç ve aktif olanları katmaları lazım. Misal, Polat Alemdar, Yandım Ali gibiler ‘örgütü’ güçlendirecektir. Elbette Cüneyt Arkın şu haliyle bile epey şeriatçı dövebilir, yalnız kendisinin içki karşıtı yeşilaycı mücadelesi konsepti bozabilir.
Kısaca şunu söylemek isterim: Yaşasın Örgütlü Toplum.
Popularity: 4% [?]