Ümit Zileli’nin tüyleri neden ürperiyor?

FST Haziran 3rd, 2005

Haber3 sitesi yazarlarından Ümit Zileli’nin islam diniyle arasının pek hoş olmadığı anlaşılıyor. Son iki yazısında “kaçak” kuran kursu meselesinden fena halde rahatsız olduğunu belirten ifadeler var. Bugünkü yazısında kaçak kuran kursu açılması halinde verilecek cezaların azaltılmasının Türkiye’yi bir şeriat devleti haline getireceğinden bahsediyor. Aktaracağım bazı bölümler Zileli’nin ruh halini yansıtıyor. Zileli’nin büyük türk aydını Bedri Baykam önderliğinde faaliyetlerle ilgili bir katılım çağrısı da var, belki değerlendirmek isteyen çıkar:

AKP’nin, bir son dakika çalımıyla (tabii ki Tayyip Bey ‘in direktifiyle) yeni Türk Ceza Yasası’na sokuşturmaya heveslendiği ”tarikatlara eğitim özgürlüğü” maddesi, iktidarın varmak istediği hedefi, en kör olanın bile görebileceği şekilde gösteriyor… demeye hazırlanıyorduk ki; çok daha vahim, çok daha tüyler ürpertici olanı Milli Eğitim Bakanlığı cenahından geldi.

Kamuoyu, tarikatlara, dinci terör örgütlerine minnacık çocukları bile dilediklerince ”yoğurmalarının” , sıkı bir Türkiye Cumhuriyeti düşmanı yobaz yetiştirmelerinin önünü açan maddeyi tartışırken, asıl darbeyi gözden kaçırdı. Lise öğrencileri için çıkarılan yeni müfredat uygulamaya konulursa hiç kuşkunuz olmasın, kaçak Kuran kurslarına bile gerek kalmaz!

Ortaöğretim ders programında yapılan değişiklik neler getiriyor bakalım:

- Öğrenciler 9. sınıfta abdest almayı ve namazı uygulamalı öğrenecek. Yani öğretmen, alacak öğrencilerini camiye götürecek! Öğrencilere ayrıca Çağrı filmi izletilecek ve sınıfa Kuran getirilerek bölümler ezberletilecek.

- Öğrenciler 10. sınıfta namazın kılınışıyla ilgili sunum hazırlayacak. Haccın nasıl yapıldığını gösteren filmler izleyecek. Kasetten Kuran dinleyecek.

- Öğrenciler 11. sınıfta dünya ve ahiret konusu işlenirken mezarlık ziyaretleri yaparak hayatın amacını sorgulayacak. Ayrıca bütün sınıflarda ”Kutlu Doğum Haftası” etkinliklerine öğrencilerin katılımı teşvik edilecek.

İşte bu kadar! Tüm ortaöğretimin imam hatipleştirileceği günlere de geldik! Sonrası ise gayet açık; tüm toplumun ümmetleştirilmesi! Tayyip Bey, Başbakanlık koltuğuna oturduğu ilk günlerde yaptığı Malezya seyahatinde gayet açık bir ifadeyle bugünleri işaret etmişti aslında. Malezyalı muhabirin, ”Türkiye’de bir İslami devrim olmayacak mı?” sorusuna gülerek şu yanıtı vermişti:

- Türkiye’de bir İslam devrimi olmaz. Çünkü Türkiye modern bir İslam devletidir!

Başbakan sözünü tuttu; Tam iki senelik süreçte Türkiye bu noktaya getirildi. Türkiye’yi diğer 51 İslam ülkesinin karanlık kaderine mahkûm eden böylesine bir ”cinayet” karşısında ayağa kalkması gereken laik Türk medyasında ise Cumhuriyet, Milliyet, Vatan ve yurtsever birkaç kalem dışında ne bir ses, ne bir nefes… Yazık, çok yazık…

Pazartesi günü, karanlığın sahiplerine karşı eyleme geçtiğini açıklayan yurtsever aydınların ve demokratik kitle örgütlerinin desteklediği, salı günü Bedri Baykam ‘ın köşesinde anlattığı ”Yurtsever Hareket” bunun için oluşturuldu.

- Bu ülkenin aydınlık insanları, sahip çıkın…

Doğrusu benim de tüylerim ürepermedi değil. Ne manzara değil mi? Uygulamalı namaz eğitimi, videodan hac ibadeti, kasetten kuran dinleme, brrr. İnsanın tüyleri ürperiyor. Ayrıca ahireti hatırlatma açısından mezar ziyareti de yapılacakmış, kabus gibi.

Ben derhal “bu ülkenin aydınlık insanı” sıfatıyla “Türkiye’yi diğer 51 İslam ülkesinin karanlık kaderine mahkûm eden böylesine bir cinayet” karşısında ayağa kalkıyorum, büyük Türk aydını, çağdaşlığın Türkiye şubesi, Türk Van Goghu Bedri Baykam’ın başlattığı “Yurtsever Harekete” aza yazılıyorum. Türkiye’yi islamın karanlığından, sosyalizmin dinden arınmış aydınlığına taşıyacak bu harekete hepinizi davet ediyorum. Gencecik dimağların islam gibi gerici, baldırı çıplak yobazların afyonuyla kandırılmasına karşı şanlı bir direniş başlatalım. Bundan sonra gençlerimize büyük aydınlık yol rehberleri, insanlığa barış, kardeşllik, özgürlük ve muazzam bir refah getirmiş Marks, Lenin, Mao gibi budala.. pardon kahramanların düsturları yol göstersin. Kahrolsun din, iman, abdest, namaz, mezar ziyareti ve Çağrı filmi.

Yalnız, Ümit Beyi Laik Türk medyası olarak Cumhuriyet, Milliyet, Vatan ve yurtsever birkaç kalemle sınırlandırdığı için kınıyorum. Bu zamana kadar dincilere karşı mücadelede kahramanca saf tutan Hürriyet, Sabah, Posta, Akşam ve özellikle Radikal gibi “laik” gazetelerimizin emeklerini yok saymak hiç de kadirşinaslık sayılmaz. Ayıp olmuş.

3 Responses to “Ümit Zileli’nin tüyleri neden ürperiyor?”

  1. Ümit Zilelinin korkusu bunlar değil tespitleriniz yanlış..onun korkusu yıllar önce kanal 6 tv de yaptığı bir programda olanların tekrarlanması.o programda konuklar o zamnın İstanbul büyükşehir belediye başkanı olan R.Tayyıp Erdoğan Ve Melih Gökçek ti.program başlamadan bitti.çünkü Ümit bey szünde durmadı kendi kasetini yayınladı R.Tayyıp Erdoğan Ve Melih Gökçek in kasetini söz verdiği halde yayınlamadı .işin en komik tarafı bundan sonra oldu R.Tayyıp Erdoğan Ve Melih Gökçek Ümit Zileliyi kendi programında öyle ibr hale soktularki Ümitin o son programı oldu zaten bir dahada gün yüüzne çıkamadı.şimdi gel zaman git zaman R.Tayyıp Erdoğan Ve Melih Gökçek biri başbakan diğeri büyük şehir belediye balkanı hala yani devamlı çıkıştalar.ümit bey ise battıkça batıyor.tek korkusu ümit beyi bir gün farkına varıp yine rezil etmeleri ve işini tamamen bitirmeleri.ama korkmasın çünkü R.Tayyıp Erdoğan Ve Melih Gökçek böyle insanlarla uğraşmaz.onların uğraşacağı insanlar kendi sikletinde olmalıdır.ağır siklet bir şampiyonun tüy sikletle maç yapması yakışık kalmaz.onun için ümit bey hiç korkmasın korksa bile KORKUNUN ECELE FAYDASI YOK ümit zileli…

  2. Mehmet Aytekin 03 Tem 2008 - 14:46:23

    Korkunun ecele faydası yok, doğru, ama insan gözünün önündekini de görmezden gelmemeli. Tarikat içinde eğitimin ne olduğunu bir düşünelim; yıllardır gizli kapaklı yapılan bu uygulama, genç zihinlerin tamamen toplumdan bağımsız, üçüncü şahısların arzularına göre bilgi edinebilmelerine sebep olan bir uygulamadır. Yani bırakın İslamı, bir çocuğa yıllarca yalıtılmış bir şekilde x dinini öğretirseniz, o çocuk da büyüyünce farazi x dininin farzlarını yerine getirmek için pantolonunu başına geçirip öyle dolaşacaktır.

    Bu sadece mantıki bir önermedir. Ne yazık ki gerçek hayattaki örnekleri çok daha vahim. İnsanlar, şartlandırılma sonucu başka insanları gözünü kırpmadan sevinçle öldürebiliyor, sakatlayabiliyor, işkence yapabiliyor; o insanın kim olduğunu bilmeden, ailesinin, çocuklarının, eşinin ne hale geleceğini aklından dahi geçirmeden bütün bunları yapabiliyor.

    Hasan Sabbah’ın Haşhaşi’lere uyguladığı şartlandırmayı hatırlatalım: Aday, önce afyonla aşırı derecede uyuşturulup mantıklı bir düşünce oluşturamayacak hale getirilirdi, sonra da çok çeşitli egzotik bitkiler, hayvanlar, tütsüler ve cariyelerle bezenmiş bir alana götürülür, oranın cennet olduğu, eğer bu dava için ölürse gideceği yerin orası olduğu söylenirdi.

    Günümüzün şartları afyon dahi gerektirmiyor ne yazık ki. İnsanlar bir somun ekmek ve zoraki bir yeminle oy vermeye, slogan atmaya, ve hatta bir otelde kültür etkinliklerine katılan sanatçıları diri diri yakmaya itiliyor. Aklı başında kim bunu yapabilir?

    Hali hazırda bu düşünceyi izlemeye çalışan ve içi boş gündemler yüzünden ağzı köpüren insanlar da bu şanssız kesimden olduğundan herhalde Başbakan ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kesintisiz çıkışı çok büyük bir başarı olmasa gerek.

    Ne de olsa köfte ve karpuz dağıtıp duruyorlar.

  3. deniz aksoy 21 Eki 2008 - 12:31:50

    zannımca sayın zileli’nin yazdıkları son derece haklı olduğu kadar bu böyle kolay yolla islam diniyle arası iyi değildir gibi kaçılabilecek noktaya da denk düşmez. Nedeni; bir önceki yorumcunun da açıkladığı gibi din eğitimi bizim ülkemizde geçmişten gelen yobaz, “din elden gidiyor” kompleksiyle yetiştirilmiş cehaletin kucağında yatan bilgisiz, kültürsüz ve eğitimi ticaret mantığıyla yürüten kişiler tarafından yapılmaktadır, hiçbir objektifliği (her dinin eşit derecede bilgisel olarak anlatılması gibi) yoktur (din eğitiminden bahsediyorum).Hatta kaldı ki, din denen kurum zaten gereği ya da gereksizliği tartışma konusu yapılmayacak kadar kimseyi ilgilendirmeyecek düzeyde kişisel, inanan ve inandığı arasında olduğu için; temelde zaten ilk ve ortaöğretim düzeyinde bilimsel objktivitesinden bahsedilebilecek bir eğitim müfredatı söz konusu olamaz; çünkü bahsettiğimiz bu yaş grubundaki çocuk ve gençler siyaseten oy kullanma ehliyetlerine hangi nedenlerle sahip değillerdir? Aklen gereken olgunluğun gelişmemesinden, algılama-düşünme ve siyaset-din gibi toplumsal konular için yeterliliğe henüz ulaşamamış oldukları düşünüldüğünden. Peki oy kullanamayacak olan çocuklara neden din eğitimi “zorunlu” olarak verilsin ve bu da savunulsun ki sorarım?! Din denilen kurumun,içeriğinin algılanabilmesi maalesef anladığınız anlamda ahlak-namus-adalet üçgeni çerçevesinde bir etki yapmamaktadır öğretilen üzerinde. O yaşta din eğitimi alan (hem de adı üstünde “inanç” olan bir şey nasıl öğretilir ki- bunun eğitimini eğer istiyorsa aile vermelidir) gençler bir önceki yorum sahibinin yazdığı gibi doğru algılanamadığından ezberlenecek bir şey gibi belleklere kazınmakta, kesinlikle gerçek anlam ve değeri anlaşılamamakta ve aslında dincilerin amacı da bu olmaktadır; çünkü “ağaç yaşken eğilir” misali küçükken anca bastırılmış bilgileri sunabilirsiniz bir insana,ortalama lise çağında bir insanın düşünce sistemi şekillenmeye başlar ve görüşleri değiştirmek güçleşir, karşı çıkabilir yani. O nedenle onlar için ne kadar küçük din öğretirsek o kadar istediğimiz gibi öğrenirler anlayışıdır.
    Tekrar ediyorum “din” dediğimiz kurum toplumsal bir “olgu”dur; ancak öğretecek birileri varsa aile olmalıdır; ama tabii ailenin bir çocuğu militan yetiştirmesi de engellenmelidir;çünkü her ne kadar her aile kendinden sorumluysa da, aile dediğimiz çekirdek toplumun atomudur, içinde yetişecek herhangi bir çarpıklaşma, toplum karşıtı insan sonunda o toplumu dinamitleme tehlikesini hep yaratabilecektir. Teşekkürler,saygılar.

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

Kapat
E-posta ile paylaş