Özlenen Üslup: Başbakan’ın hanımının başı sarılı değil mi?

FST 7 Haziran 2005

Türkiye kamuoyuna başörtülü cumhurbaşkanı eşi bombasıyla düşen Süleyman Demirel özellikle kendine has üslubuyla bu kasvetli günlerde neşelenmeme sebep oldu. Demirel’in söylediklerini ciddi bir şeymiş gibi aktaran Fikret Bila’nın yazısını okuyun, demek istediğimi anlarsınız.

Yalnız Süleyman Bey sözlerinin bir yerinde Devrim maddelerine ekleme yapmanız gerekir derken şöyle ifadeler kullanıyor:

…dersiniz ki, ‘Resmi görev yapacakların, yani cumhurbaşkanının, Meclis başkanının, başbakanın, bakanların, valilerin ve eşlerinin kıyafeti şöyle şöyle olur veya böyle böyle olamaz’ dersiniz. Çocuklarına karışamazsınız ama kendisine ve eşine dair kural koyabilirsiniz. O zaman bir hukuki, kanuni mesnediniz olur.

Tamam da, çocuklara niye karışılamıyormuş onu çözemedim. “Başı sarılı” first leydiyi haydi yasayla engelledin, ya çocukları, torunları da köşkte “başlarını sararsa” ne olacak? O zaman devrim maddelerinin ileri ve geriye doğru, çocuk, torun, dede, baba ve hatta bana kalırsa yanlara doğru enişte, yeğen, amca, hala şeklinde geliştirilmesi yerinde olur. Süleyman Bey çoktandır halkla fazla içiçe kaldığından olsa gerek devrim yasalarını çok dar düşünmeye başlamış. Kamusal alan asla gevşeklik kabul etmez. Fikret Bila unutmuş, ben hatırlatmış olayım.

Evet, Muhteşem Süleyman geri döndü. Kendisine “darbecilere karşı Boris Yeltsin tankın üzerine çıkmıştı, siz niçin tepki vermediniz” diye soran gazetecilere “Hamzakoy’da tank vardı da biz mi üstüne çıkmadık” şeklinde efsanevi bir cevap veren, Türk siyasi hayatına “benzin var da biz mi içtik” ibaresini hediye eden Süleyman Demirel yeniden aramızda. İnşallah bir parti kurar, ya da durun, daha iyisi Mehmet Ağar’ın pek iyi performans gösteremediği DYP ve kıratı şahlandırmak üzere emaneti geri alır da biraz eğleniriz.

Öte yandan, başörtüsü ve türban takanlara kapsayıcı bir şekilde “başı sarılı” diyerek yeni bir kavramı Türk Kamusal literatürüne sokan Demirel’e ayrıyeten TDK adına da teşekkürü borç biliyorum. Bir zamanlar Ecevit de nerden duyduysa bir “bağıtlama” lafı uydurmuş, geçmiş zaman, hayli güldürmüştü beni. Allah bu nüktedan siyasetçilerimize uzun ömür nasip etsin. (Erbakan’ı unutmadım tabii, aziz hocam da bu ikilinin mütemmim cüzü olarak her zaman ortaoyununda yerini korumuştur, ona da hürmetlerimi yollarım).

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş