Archive for Haziran 13th, 2005

“Ben Hevesli Değildim”

FST Haziran 13th, 2005

Sıkılanınız var mı bilmem ama Süleyman Demirel’in siteye koyduğu ambargo bir süre daha devam edecek galiba. Ama ne yapalım, her gazete eski cumhurbaşkanımızla bir röportaj yapınca ilginç malzemeler ortaya çıkıyor. Son röportaj Milliyette yapılmış, isteyenler okusun, eğlenceli. Benim aktaracağım bölüm Süleyman Beyin cumhurbaşkanlığı seçimleri ile ilgili yorumu. Demirel, Kenan Evren ve Turgut Özal için “onlar kendilerini seçtirdi” derken bakın kendisi için neler söylüyor:

“…Ben cumhurbaşkanlığı hevesinde değildim. Beni cumhurbaşkanlığına iten Büyük Millet Meclisi’dir. Benim grubum ve benim grubumla beraber hareket eden SHP grubu seçim yaptı. O zaman biz koalisyon içindeydik. Ben hiç bir tartışma olmadan cumhurbaşkanlığına geldim. Ne, ‘arkasında oy yok’ denilenecek bir adamdım, ne de ‘arkamdaki parlamento oyu halk oyu ile mütenasip değildi’ denilecek bir adamdım, ne ihtilal lideriydim ne de kombinezon adamıydım.”

Evet. Ben de eminim hevesli olmadığından. Zorla itekledi Büyük Millet Meclisi, ben şahidim. “İstemem yan cebime koy” dedi diyenler fevkalade ayıbetmiş namertlerdir. Bu arada şu “kombinezon adamı” lafı da şahane değil mi? Meddah gibi mübarek. Alın aşağıdaki kamusal alan argümanını, topyekün çağdaşları da köşeye sıkıştırmış. Çözebilene aşkolsun.

… Hanımının başındaki türban Başbakan olmasına engel oluyor mu? Olmuyor. Başı türbanlı başbakan hanımı Amerika’da bugün Türkiye’yi temsil ediyor mu? Sen istediğin kadar beni temsil etmiyor de, Türkiye’yi temsil ediyor. Efendim cumhurbaşkanlığı kamu alanıdır. Peki yolun bu tarafındaki cumhurbaşkanlığı (köşkü) kamu alanı da, diğer tarafındaki başbakanlık (konutu) kamu alanı değil mi?…

Süleyman Demirel’i izleyelim, daha bol malzeme çıkacak bu yaz, öyle görünüyor.

Baykal Demirelleşiyor mu? “Devlet Türban Takarsa…”

FST Haziran 13th, 2005

Hürriyetin haberine göre, CHP genel başkanı Deniz Baykal bir TV kanalındaki açıklamalarında şöyle demiş:

“Sorun türbanı resmileştirmek, resmi devlet düzenine yerleştirmektir. Bu devletin türbanlılaştırılmasıdır. Devlete türban takılmasıdır. Önce eşi türbanlı Cumhurbaşkanı, sonra türbanlı bir Cumhurbaşkanı. Devlete türban giydirirseniz başı açık dolaşmak mümkün değil. “

Sözlerin gülünçlüğü bir yana, sayın Baykal’da daha dikkate değer bir problem fark ettim. Eğer haberde CHP başkanı Baykal ibaresi geçmese, rahatlıkla bu cümlelerin Süleyman Demirel’e ait olduğunu ileri sürebilirdim. “Bu devletin türbanlılaştırılmasıdır. Devlete türban takılmasıdır. … Devlete türban giydirirseniz başı açık dolaşmak mümkün değil.” Bilmem siz ne dersiniz. Son zamanlarda gündeme bomba gibi düşüp ortalığı yıkan Demirel beni olduğu kadar Deniz Baykal’ı da mı etkiledi ne…

Bu arada, türban tartışmaları Türk Dil Kurumuna yeni kavramlar hediye etmeye devam ediyor. Demirel’in “başı sarılı” icadından sonra sayın Baykal’ın “türbanlılaştırılma” lafı da Türk kamuoyuna hediye edilmiş oldu. Hayırlı olsun. “Siz bizim türbanlılaştıramadıklarımızdan mısınız” gibi tekerlemeler de yaygınlaşırsa dil zenginliğimiz daha da artacaktır. Ha, belki benim “Demirelleşme” kavramım da zamanla benimsenir belki, para da istemem, Türk dil kurumuna hediyem olsun.

Özgürlük mü Eşitlik mi?

FST Haziran 13th, 2005

Derin sular sitesinde Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ın “Bilal’in Mektubu Adamı Solcu Yapar” yazısından yola çıkarak kaleme alınmış “eşitlik değil özgürlük” başlıklı bir yazı var. Ahmet Hakan demişken, kendisinin son günlerde yükselen bir trendi olduğunu herhalde kabul etmek gerek. Özellikle kuran kursu meselesinde “içerden biri olarak” yaptığı açıklamalar ve kendisine gelen bir mektup üzerine kopan fırtınalar Ahmet Beyi haklı olarak gündemin üst sıralarına taşıdı. Bu çerçevedeki yazılarının son derece yerinde olduğu da aşikar. Ancak, Ahmet Hakan’ın daha önceki çeşitli yazılarında ve bazı mülakatlarında “solcuyum, kendimi sola yakın hissediyorum” türünden sözleri ve Teşvikiye barları, Fransız lokantası gibi konulardaki bazı ilginç yazılarını da hatırladığım için kendisinde bir takım kafa karışıklıkları bulunduğu izlenimine kapıldım. Bu konuda Derin sularda geçen hafta yazılmış, son derece isabetli tespitler içeren Ahmet Hakan konulu bir başka yazı daha var. Mevzu açıldığı için hatırlatmak istedim.

Derin sular sitesinde Tayyip Erdoğan’ın oğlunun Kemal Anadol’a yazdığı mektuptan yola çıkarak “bu mektup adamı solcu yapar” hükmüne varan Ahmet Hakan’ın yanıldığı noktalara işaret eden açıklamalardan bir iki cümleyi aktarmak istiyorum.


Vermeden almayı meşru gören bu anlayışın oluşturduğu sosyopsikolojik yıkımdan sorumlu olanlar, başkalarının sırtından geçinmek gibi ahlak dışı bir hayatı yermek bir yana, bu tür sosyal güvencelerin (aslında ne olduğunu bile bilmedikleri) ‘çağdaşlığın’ ve ‘gelişmişliğin’ bir ölçüsü olduğunu söylüyorlar.

Ama gerek işverenlerden gerekse çalışanlardan alınan yüksek vergi ve stopajların (ve doğal olarak işsizliğin) en büyük sorumlusunun vermeden almak isteyen sosyal parazitler olduğunu akıllarına getirmek istemiyorlar.

Başarıyı değil başarısızlığı ödüllendiren bu tür haksız uygulamalar sonucunda, üreten insanlar kazançlarından ötürü hırsız muamelesi görürken, onların sırtından geçinmek suretiyle gaspla hayatlarını devam ettirmek zorunda olanlar bitmek tükenmek bilmeyen bir öfkeyle çalışarak kazananları suçluyor, sürekli daha da fazlasını istiyorlar.
….

Sosyal devlet anlayışının ifadesi olan ’sosyalizm’ ve onunla el ele giden ‘devletçilik’ bütün bu kollektivist illetlerin en büyük sebepleri arasında oldu hep.

Farklı şekilde düşündüğünü zannedenler de bu kollektivist anlayışın tesirinden kurtulamadılar çoğu zaman.

Fikri esir, vicdanı esir, kalbi müslüman, beyni Marksist nesillerin kendilerini bulamamaları çok doğal.

Sosyoloji, ekonomi ve politika bilimlerinin ara ilişkilerini bilmeyen kişilerin bir mektupla solcu, bir öğünle kapitalist, bir ezan sesiyle müslüman olmaları tuhaf değil.

Çünkü hiçbirinin felsefesinin temel paradigmalarından haberdar değiller.
….

“Marksizm-Leninizm-hatta-Maoizm İtikadı Terakkiye Mani Değildir” V.A.

FST Haziran 13th, 2005

Geçenlerde CUMOK ve Mümtaz Soysal yorumuyla İzlenimleri zenginleştiren Veysel Aratlıoğlu, bu defa liberal demokratlarla ilgili üzerinde düşünülmesi gereken derin bir uyarıda bulunuyor. Yakın tarihimizi biraz daha salim kafayla yeniden gözden geçirmekte fayda var galiba. Yazıyı yorumsuz olarak aktarıyorum. Belki kendisi bu konuyu daha da detaylandıracak açıklamalar gönderir, istifade ederiz.

Marksizm-Leninizm-hatta-Maoizm (MLhM) itikadı terakkiye mani değildir.

İslam dininin terakkiye mani olmadığını ispat etmek icin bin dereden su getirmiş olan liberal demokratlarımız aynı gayretin yüzde 10′unu MLhM itikadinin da terakkiye mani olmadigini savunmak icin harcamış olsalardı bugün Turkiye cok daha liberal bir ülke olurdu. Çok iyi biliyorum ki, 1970′li yillarda bircok gerçek liberal dinleyici kitlesi bulabilmek kaygısı ile kendilerini MLhM olarak tanitmislardir. Liberal demokratlarımız “zarfa degil, mazrufa bakmış” olsalardı bunları dışlamazlardı. Bugün başlamış olan dinci-marksist yakınlaşması siyasi bir vakıa haline gelirse, liberal demokratlar daha da yalnız kalacaklardır. Gidişat o yöndedir.

Saygılarımla,

Veysel Aratlıoğlu
(MLhM itikadının Yaşar Nuri Öztürk’ü)

Kapat
E-posta ile paylaş