Özgürlük mü Eşitlik mi?
FST 13 Haziran 2005
Derin sular sitesinde Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’ın “Bilal’in Mektubu Adamı Solcu Yapar” yazısından yola çıkarak kaleme alınmış “eşitlik değil özgürlük” başlıklı bir yazı var. Ahmet Hakan demişken, kendisinin son günlerde yükselen bir trendi olduğunu herhalde kabul etmek gerek. Özellikle kuran kursu meselesinde “içerden biri olarak” yaptığı açıklamalar ve kendisine gelen bir mektup üzerine kopan fırtınalar Ahmet Beyi haklı olarak gündemin üst sıralarına taşıdı. Bu çerçevedeki yazılarının son derece yerinde olduğu da aşikar. Ancak, Ahmet Hakan’ın daha önceki çeşitli yazılarında ve bazı mülakatlarında “solcuyum, kendimi sola yakın hissediyorum” türünden sözleri ve Teşvikiye barları, Fransız lokantası gibi konulardaki bazı ilginç yazılarını da hatırladığım için kendisinde bir takım kafa karışıklıkları bulunduğu izlenimine kapıldım. Bu konuda Derin sularda geçen hafta yazılmış, son derece isabetli tespitler içeren Ahmet Hakan konulu bir başka yazı daha var. Mevzu açıldığı için hatırlatmak istedim.
Derin sular sitesinde Tayyip Erdoğan’ın oğlunun Kemal Anadol’a yazdığı mektuptan yola çıkarak “bu mektup adamı solcu yapar” hükmüne varan Ahmet Hakan’ın yanıldığı noktalara işaret eden açıklamalardan bir iki cümleyi aktarmak istiyorum.
…
Vermeden almayı meşru gören bu anlayışın oluşturduğu sosyopsikolojik yıkımdan sorumlu olanlar, başkalarının sırtından geçinmek gibi ahlak dışı bir hayatı yermek bir yana, bu tür sosyal güvencelerin (aslında ne olduğunu bile bilmedikleri) ‘çağdaşlığın’ ve ‘gelişmişliğin’ bir ölçüsü olduğunu söylüyorlar.Ama gerek işverenlerden gerekse çalışanlardan alınan yüksek vergi ve stopajların (ve doğal olarak işsizliğin) en büyük sorumlusunun vermeden almak isteyen sosyal parazitler olduğunu akıllarına getirmek istemiyorlar.
Başarıyı değil başarısızlığı ödüllendiren bu tür haksız uygulamalar sonucunda, üreten insanlar kazançlarından ötürü hırsız muamelesi görürken, onların sırtından geçinmek suretiyle gaspla hayatlarını devam ettirmek zorunda olanlar bitmek tükenmek bilmeyen bir öfkeyle çalışarak kazananları suçluyor, sürekli daha da fazlasını istiyorlar.
….Sosyal devlet anlayışının ifadesi olan ’sosyalizm’ ve onunla el ele giden ‘devletçilik’ bütün bu kollektivist illetlerin en büyük sebepleri arasında oldu hep.
Farklı şekilde düşündüğünü zannedenler de bu kollektivist anlayışın tesirinden kurtulamadılar çoğu zaman.
Fikri esir, vicdanı esir, kalbi müslüman, beyni Marksist nesillerin kendilerini bulamamaları çok doğal.
Sosyoloji, ekonomi ve politika bilimlerinin ara ilişkilerini bilmeyen kişilerin bir mektupla solcu, bir öğünle kapitalist, bir ezan sesiyle müslüman olmaları tuhaf değil.
Çünkü hiçbirinin felsefesinin temel paradigmalarından haberdar değiller.
….
- Diğer
- Yorum(0)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin