Archive for Temmuz 2nd, 2005

Emre Kongar: “Atatürk Bölünmez Bir Bütündür”

FST Temmuz 2nd, 2005

Dün gece Başkent Üniversitesi televizyonunda Emre Kongar’ı konuşurken gördüm. Bundan sonra sakalı sebebiyle kamusal alan olan özel ve devlet üniversitelerine girmekte zorlanacağını tahmin ettiğim sosyolog hoca Atatürk’ün sadece Atatürk ya da Mustafa Kemal olmadığı, kendisinin “Gazi Mustafa Kemal Atatürk” olduğunu anlatırken kulağıma oldukça tanıdık gelen bu mealdeki ifadeyi kullandı: “Atatürk bölünmez bir bütündür”. Aslında söylemek istediği açık, zaten kendisi de belirtti. Dincilerin sahiplendiği Mustafa Kemal ile Kemalistlerin sahiplendiği Kemal Atatürk farklı kişiler değildir vs. Bu konuda ben biraz farklı düşünüyorum ama şu an için bir önemi yok.

“Ülkenin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” ifadesi artık kişiler için de kullanılmaya başlanacak demek ki. Atatürk’le ilgili “Atatürk eskiden farklıydı, Balıkesir’de hutbe okudu, Konya’da medrese ziyaret etti, daha sonra bu işleri bırakıp daha seküler bir çizgiye kaydı” diyenler de artık “Atatürk’ün bölünmez bütünlüğüne” aykırı davranmaktan suçlu bulunabilirler. O kadar da olmaz demeyin, bu memlekette ben nelere şahit oldum.

Herneyse, bu vesileyle Emre Kongar’a yeni icat ettiği kavram (ya da ben ilk duydum bilmiyorum) için teşekkür eder, kamusal alana girerken sakalına dikkat etmesini öneririm. Yakında AİHM kararını gerekçe gösterip elinde permatikle üniversite kapısında bekleyenler türeyebilir. Benim bildiğim Emre Kongar 1980 darbesi sonrasında benzer bir yasak sebebiyle istifa vermişti. Bakalım gidişat ne olacak.

Haşema Paniği: “Ya İmam hatipli denize girerse”

FST Temmuz 2nd, 2005

Hürriyet gazetesinde mana veremediğim bir haber yer alıyor. Heybeliada’da bir plajda yaz okulu açılmış, “adının açıklanmasını istemeyen” birileri de “ANAP’tan AKP’ye geçen Belediye Başkanı Coşkun Özden’in, Üsküdar Belediyesi ile işbirliği yaparak Milli Parklara ait alana ‘yaz okulu’ adı altında irtica yuvası kurmak için ilk adımı attığını” öne sürmüşler. Haberde bir alay da “haşema” lafı geçiyor. Manşette de “Haşema paniği” yazıyor. Veba gibi bir şey anlayacağınız. İsmi açıklanmayan “ada halkı” şunları söylemiş:

Bizler kendisine ANAP’lı olduğu için oy verdik. O ise bizi kandırarak AKP’ye geçti. Şimdi de İmam hatip öğrencilerine şehrin en güzel mekanını sunuyor. Elbette ki İmam hatiplilerinde denize girmeye hakları vardır. Ancak yeşilin denizle buluştuğu, turistlerin beğeniyle görmeye geldiği Değirmenburnu’na gecekondu gibi tesisler kurmaya kimsenin hakkı yok. Yapılan karşısında susmayacağız, bakalım siz ada halkının öfkesi karşısında durabilecek misiniz? Artık sizde haşemanızı giyip bu plajdan denize girersiniz’

Burada Ada halkı kimdir, bu şikayeti Hürriyet gazetesi muhabiri Süleyman Arat’a nerede, hangi iletişim aracıyla iletmişler, “halkın öfkesi” kaç kişinin öfkesinin toplamıdır pek anlaşılmıyor. Yine, muhabir arkadaş kafadan uydurmadıysa öfkeli Ada Halkının kafası da karışık galiba. Hem “İmam hatip öğrencilerine şehrin en güzel mekanını sunuluyor” diye sızlanıyor hem de “Elbette ki İmam hatiplilerinde denize girmeye hakları vardır” türünden çevirkazı yanmasın politikası güdülüyor.

Ada Halkının öfkesi nasıl bir şey bilemiyorum. Artık ondan belediye başkanı korksun, ayağını denk alsın. Ada halkına önerim de, plajları gericilerden korumak istiyorlarsa CHP’li belediyelerden şaşmamaları yönünde. Bu ANAP filan özünde gericidir, hiç güvenilip de rey atılır mı? Ondan sonra imam hatipliler plaja hücum edince vatandaş denize giremez böyle. Oh olsun.

Plaj Voleybolünde Son Durum: “Maçlar sırasında 5-6 saat beklerken yiyecek vermiyorlar”

FST Temmuz 2nd, 2005

sandvic2.jpgBirkaç gündür ülkeyi meşgul eden bayan plaj voleybolcularımızın ABD’ye verdiği dersi hepimiz hatırlıyoruz. En meraklılardan biri olarak çevremden sırıtarak “hayrola ne iş, bayan plaj voleybolüne kafayı taktın” gibi imalı mesajlar alsam da işin peşini bırakmadım. Nihayet “Atanın kızlarının” maç sonuçlarını Superspor sitesinde buldum. Ancak sonuçlar beni hayal kırıklığın uğrattı. Maalesef kızlarımız daha ilk maçta havlu atmışlar. Ama merak etmeyin. Bu yenilgilerin ardında asla kızlarımızın beceriksizliği yatmıyor. Sporcularımız şöyle bir beyanatla başarısızlığın sebebini açıklıyorlar: “Maçlar sırasında 5-6 saat beklerken yiyecek vermiyorlar. Program her dakika değişiyor ve sürpriz bir şekilde maçlara çıkıyoruz”. Ben de zaten ilk turda elenmeye mana verememiştim, demek ki açlıktanmış. İlk turu geçebilen erkekler herhalde çaktırmadan yiyecek çalıp durumu kurtardılar.

Herneyse, sporda yenmek de var yenilmek de, önemli olan yarışmak. Ben kızlarımızı verdikleri “anlamlı” ders için tebrik ediyorum. Türkiye’ye dönüşte açlıklarını gidermek için ulusal yedeklerimizden oluşan bir de ikramda bulunabilirim.

Nasreddin Hocaya Saygı

FST Temmuz 2nd, 2005

Geçenlerde aklıma şöyle bir şey geldi: Galiba kendimize rehber olarak ünlü filozof bilginimiz Nasreddin Hoca’yı seçersek birçok işimiz rayına girecektir. Düşünün hocanın fıkralarını. En sıkıntılı anında bile insanları kırmamaya gayret eden, herkesin başkasının dedikodusuyla uğraşmasını eleştiren, temkinli, hesaplı hareketi öne çıkaran bir insan.

Sadece “sana ne-bana ne” anlayışı bile bugün başımıza dert olan problemlerin çoğunun çözümünde kilit rol oynayabilir, dedikodu, çekememe, ihtirasın köküe kibrit suyu dökebilir. “Abi, falanca senin için şöyle böyle diyor, -Sana ne be adam, de get işine” yahut “Abi filanca ne para kazanıyormuş, son model araba almış vs. vs. -Bana ne be elin arabasından” örneklerinde olduğu gibi.

Nasreddin hocanın yeniden keşfedilmesi ve gerektiği kanaatindeyim. Özellikle de tüm vatandaşlarımızın birer uluslararası stratejist gibi hareket etmeye başladığı, herşeyden anlarmış gibi görünüp ahkam kestiği bugünlerde medet Nasreddin Hocadan gelebilir.

Sakal: Şehit Babalarının da işi zorlaşacak…

FST Temmuz 2nd, 2005

AİHM benim beklediğim şekilde “sakal” konusunda öğrenci aleyhine bir karar verdi. Başörtüsü ile ilgili kararda rahatlamış bir edayla “bak, gördün mü Avrupa da başörtüsüne karşı” diye bayram edenler sakal meselesine pek göbek atarak yaklaşmadılar. Zira bu sakal denen meretin elli türlüsü var ve birçoğu irtica alameti sayılamaz. Üstelik bir çok entel, solcu, Kemalist, Ateist sakallıdır. Birçok genç ve yaşlı vatandaşımız şekil olması açısından dudağının altında üçgen sakal, Kurtlar Vadisi modunda kirli sakal, pipoyla uygun gittiği için teke/keçi sakal, çok okumuş, traş olmaya vakti olmamış izlenimi vermek için devasa bıyıkla karışık çember sakal, Alevi dedesi ise aşağıda enlemesine genişleyen aksakal gibi sakal çeşitlerine sahiptir. Üstelik sakal mı saç mı olduğu anlaşılamayan sakal-favori karışımı yapılar da söz konusu.

Bundan sonra bakalım ne olacak? Kamusal alana girişte başörtüsü ile ilgili olarak AİHM kararıyla oh çekenler sakal meselesinde belayı bulabilirler. Düşünün Emre Kongar cumhurbaşkanlığı köşkünde bir resepsiyona alınmayabilir. Bir Alevi dedesi yakının mezuniyet töreninde zor durumdakalabilir. Sakalda “tavşan kulağı” da söz konusu olmayacağından “permatik veya gilette mach 3″ yöntemleri devreye girebilir. Üstelik babaannemizin başörtüsü gibi argümanlarla başörtüsü konusunda açıklar bulmak mümkünse de, sakal konusunda “dedemizin sakalı” argümanı bir işe yaramayacaktır. “Kardeşim ben dinci değilim, entelim” diyen bir sakallı vatandaşın kapıdaki görevliye derdini anlatması Türkiye kamusal şartlarında imkansızdır.

Bu kabilden, argomuzda yerleşik “şuraya bir sakal at” türü deyimlerimiz de AİHM yasasıyla değişikliğe uğrayabilir. Bu tür esprilerin kamusal alanda “lütfen ödeme yapabilir misiniz” haline dönüşmesi de kaçınılmaz. Hasılı, şehit anaları meselesinden sonra, şehit babalarının da işi zorlaşacak. Seyreyleyip görelim…

Yargıtayın Görevleri

FST Temmuz 2nd, 2005

Hürriyetteki habere göre Yargıtay hükümete hakimler ve savcılarla ilgili yasa değişikliği önerileriyle ilgili “sert tepki” göstermiş. (Nedense Türkiye’de hep sert tepki gösterilir). Sert tepki içeriğinde şöyle şeyler söyleniyor:

[…] Bu durum laikliğe ve ulusal bütünlüğe aykırı söylemleri hayata geçirmeye çalışanlara destek yaratacak ve belirtilen değerler korumasız kalabilecektir. Hukuk devleti ilkesi ve Cumhuriyet’in nitelikleri anayasal düzen içerisinde yargı organlarınca korunması gereken değerlerden olup, laiklik ilkesi ve ulusun bütünlüğünün korunmasında Yargıtay dün olduğu gibi bugün ve bundan sonra da taraf olmaya devam edecektir […] ‘Böylece yeterli donanıma sahip olmayan ve dolayısıyla hakimlik nosyonunu alamayan, mevcut kadronun da yarısını oluşturacak bu atamalar yoluyla önümüzdeki otuz kırk yıllık bir dönem şekillendirilmek istenmektedir…

Ben üşenmeyip Yargıtay web sitesinden Yargıtay’ın görevlerine baktım. Laiklik, milli çıkar, Cumhuriyetin Yanında olma, Türkiye’yi şekillendirme gibi büyük sözlerle Yargıtayın ne alakası var diyerekten. Karşıma sadece 3 maddelik bir görev listesi çıktı:

1. Adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümleri ilk ve son merci olarak inceleyip karara bağlamak,

2. Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve bunların kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak,

3. Kanunlarla verilen diğer işleri görmek.

Görüldüğü gibi bu önemli kurumumuz tamamen hukuki işlerle uğraşan bir yer. Ben içinde siyasi bir görev göremedim. Birinci başkanın görevleri arasında da böyle bir şey yok. Belki hukuk tahsilim olmadığı için anlayamamış olabilirim. Hatta anlayabildiğim kadarıyla yargıtayın siyasi kimlik taşıdığı izlenimi uyandırabilecek bu tür beyanatlar vermesi kuruluş ve varoluş gayesiyle de ters gibi görünüyor. Sonra, yeni yasayla 30-40 yıllık gelecek şekillendirilmek isteniyor derken acaba şu mu kastediliyor: “Bu zamana kadar bizim düşüncemizde olanlar şekillendiriyordu, bu hak bize aittir, başkası şekillendirirse kabul edilemez” mi denmek isteniyor? Eski yasalara göre seçilen hakim ve savcılar birer pırlanta da yeni atanacak memurlar yurtdışındaki hukuk fakültelerinde özel amaçla yetiştirilmiş kişiler midir? Sonuçta hepsi aynı hukuk okullarından tevhidi tedrisat gereği aynı eğitimi alarak çıkmıyor mu?

Bu sorular aklıma geliyor, belki hukuktan anlayan biri “sen bilmezsin, işin aslı şudur” diyerek beni aydınlatır.

Yorumlar Açıldı

FST Temmuz 2nd, 2005

İzlenimler sitesini tekrar yoruma açıyorum. Hakaret ve yersiz polemik içermediği sürece tüm yorumlar sitede yayınlanacaktır.

Güncelleme (12:22): Eski tecrübelerim bazı yorumların ATV siyaset meydanına benzer şekilde alakasız yönlere kayıp zaman israfına sebep olabildiğini gösteriyor. Bir dostumuz “polemik olmayacaksa ne manası var, bre densiz” şeklinde polemic kelimesini yabancı kaynaklardan da araştırıp desteklemek suretiyle eleştiri getirmiş. Aksine ben Mahsun, İbo, Alişan, İzzet, Özcan vs. polemiğine çok yatkın biriyimdir, hatta haz da alırım. Eleştiri getirenler korkmasın, kimsenin kulağını çekecek değilim, sadece derin ilişkilerim yoluyla topuklarından vurdurabilirim o kadar ;)

“İzmirliler için büyük bir handikap”

FST Temmuz 2nd, 2005

Malumunuz, İzmir Valisi geçenlerde talihsiz bir kazaya uğrayıp emekliliğini istemek durumunda kalmıştı. Kendisinin Hürriyet gazetesinde ilginç ve gülümseten bir beyanatına rastladım.

[…] Ben sadece İzmir ve İzmirlilere daha çok hizmet edecektim. Böyle bir süreçte İzmir’den ayrılmak gerçekten, İzmirliler için büyük bir handikap. […] Bu konunun çok büyük bir olay gibi abartılmasına tahammül etmek ve içime sindirmek mümkün değil. […] Efendim insanlar dost olabilirler. Ama önemli olan maddi ilişkiler olmaması. Ben yine iddia ediyorum, bir santimetrekare karosu, fayansı nasip olmamış, bir liralık menfaatimiz yoktur. Sadece dostluktur….

Miles and Miles kartla alınan uçak biletiyle kaç santimetrekare “karo, fayans” nasip olur ayrı bir konu elbette. İzmirlilere Allah sabır versin. Dostluğa önem veren bir büyük devlet bürokratı kaybetmeleri kendileri için ciddi bir”handikap”.

Kapat
E-posta ile paylaş