Siyasi Sadakat-Ekonomik Serkeşlik Dönemi Sona Ererken
FST Temmuz 6th, 2005
“Siyasi Serkeşlik-Ekonomik Sadakat” ifadesi Türkiye’nin son yıllarda iktisadi ve siyasi alanlardaki değişimini özetleme amacını taşımaktadır. Konuyla ilgili kafa yoran Veysel Aratlıoğlu Türkiye’de devlet-burjuvazi ilişkileri, iktisadi milliyetçilik kisvesinde kayırmacılık ve korumacılık üzerine bu çerçvede bir analiz yapıyor. Yakın zamana kadar -Turgut Özal’ın bir iki denemesi dışında- hakim olan uluslararası ilişki presibini “Batı’ya karşı siyasi sadakat-ekonomik serkeşlik” ifadesiyle özetleyen Aratlıoğlu, halkın artık bu saadet zincirini kırma yönünde iradesini gösterdiği kanaatinde. Artık yeni dönemde AKP hükümeti “siyasi serkeşlik” yapmakla birlikte rant kollayan burjuvazi ve bürokrasinin yolunu kesecek “ekonomik sadakat” yoluna girmiş bulunuyor.
Ancak burada bir noktaya dikkat çekiliyor. Gerek Özal, gerekse AKP hükümeti bu ekonomik sadakatle toplumun çoğunluğuna, halka yararına icraatlarından ötürü bir tür mahcubiyet duymuş, muhtemelen yaygın iktisadi milliyetçi havadan endişeyle, icraatlarını gizlemeye/ maskelemeye çalışmışlardır. Aratlıoğlu’na göre bu iktidarın -ve merhum Özal’ın- en büyük sıkıntısı “ekonomik sadakat” anlayışını savunabilecek ideologlarının yetersiz olmasıdır. Kendi ifadeleriyle işin özeti şu:
XX.yüzyılın ikinci yarısında Türkiye’yi yöneten “M.Sağ” (bu M’yi siz “Merkez” anlayın, bir başka karşılığı daha vardır) iktidarlar Atlantizm’e karşı “siyasi sadakat, ekonomik serkeşlik” siyaseti izlemişlerdir. İsdemir ve Seydişehir metalürji fabrikaları bu ekonomik serkeşliğin elle tutulur sonuçlarıdır. Ekonomik serkeşlik ekonomik milliyetçiliğin icabı idi. Siyasi itaat ise bu ekonomik serkeşliği affettirmek için ödenmesi gereken bir bedel olarak savunuluyordu. Siyasi sadakate bir diyeceğim yok da, ekonomik serkeşlik sürdürülebilir kalkınmayı imkansızlaştırıyordu.
Türkiye bu kısırdöngüyü dipten gelen dalga ile nerede ise tamamen kırmıştır. Ancak bunu yapanlar kendilerini savunacak bir dili geliştirememişlerdir. Rahmetli Özal’ın imalat sanayinin “madeni eşya” sektörünü ithalatla terbiye etmesine mukabil bu icraatını sır gibi saklamış olması, bunu savunacak bir dili geliştirememiş olmasındandır. Bunu rahmetliyi eleştirmek için söylemiyorum, zira yeni bir dili geliştirecek olanlar siyasiler değil fakat ideologlardır. Keza AKP de fiilen izlediği “ekonomik sadakat, siyasi serkeşlik” siyasetini savunacak bir dilden mahrumdur. Galiba ülkemizde en geçerli siyasi iletişim yöntemi bir zamanlar pek meşhur olan “gözlerime bakın, her şeyi anlarsınız” yöntemidir (V.A).
Peki ekonomik serkeşliğin bedeli nedir? Siyasi sadakat karşılığında göz yumulan bu iktisadi milliyetçilik az sayıda rant peşindeki şirketin işine yararken, toplumun büyük kısmı bu işten mağdur olmuştur. Veysel Aratlıoğlu bu konuya İncirlik meselesi çerçevesinde şöyle yaklaşmaktadır:
31 Mart 2005 tarihli Referans gazetesinde “ilişkileri İncirlik iyileştirir”
haberi çıktı. ABD’ye ille bir taviz vermek gerekiyorsa, beyaz eşya ithalatında 1989 yılında kapatılan gümrük kapısı açılmalıdır. Arçelik daha çok kar etsin diye ABD’nin suratına gümrük kapısı kapatılıyor, sonra da istenen taviz askeri alanda verilmeye çalışılıyor. Ucuz ve kaliteli buzdolabı, çamaşır makinesi alma hakkımı gasp eden ulusal burjuvazi kahrolsun. Allah belalarını versin. Yaşasın Enternasyonalizm (V.A)
Bu konu TCMB dış ticaret istatistiklerinde ayan beyan görünmektedir. Nitekim, Şekil-1′e göre ABD’den yapılan demir ve çelikten mamul eşya ithalatının 1989′a kadar hızla artarken, 1989 yılında (Rahmetli Özal’ın cumhurbaşkanı olduğu yıl) muhtemelen konan bir gümrük vergisiyle bıçak gibi kesilmiştir. Karşılığında da Şekil-2 ve Şekil-3′te görülebileceği gibi ABD bize aynı alanda ve özellikle tekstil alanında cevap vermiş, keçe, vatka ve iplik ihracatımız darbe almıştır. Kısaca, bir iki büyük beyaz eşyacının menfaati için büyük bir kitle feda edilmiştir.
Beyaz eşya ithalatında gümrük kapısını rahmetli Özal açmış. O’nun iktidarı sırasında ithalat geometrik dizi gibi artmış. Ancak 1989 yılı Özal iktidarının fiilen son bulduğu yıldır. Gelenler gümrük kapısını “yangından mal kaçırır gibi” kapatmışlar. ABD de misilleme yaparak bizden havlu, bornoz, vatka ve keçe almaz olmuş, bunun üzerine kimbilir kaç işletme batmıştır (V.A)
Şekil 1: ABD’den Demir veya Çelik Eşya İthalatı (1980-2005)
Şekil 2: ABD’ye Demir veya Çelik Eşya İhracatı (1980-2005)
Şekil 3: ABD’ye Vatka, Keçe ve Dokunmamış Mensucat İhracatı (1980-2005)
Biraz daha açarsak, Türkiye’de kapitalizm büyük ölçüde devletle “dirsek teması��? halindeki büyük sanayicilerin hükümetleri kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmesiyle piyasa mekanizmasını zedeleyen bir yapıya dönüşmüştür. İşini bilen sanayicilerimiz büyük ölçüde “cambaza bak��? siyasetiyle, oluşturdukları TÜSİAD gibi büyük tüketici karşıtı grupların gücüyle dikkatleri sözde ulusal davalara yöneltirken, gümrük duvarlarını menfaatleri doğrultusunda yükseltme, kendilerine rant sağlayacak büyük teşvikler elde etme yolunda başarılar kazanmışlardır.
Bu yanlışlığın yaygınlaşmasındaki kabahat de tüm bu dönemler boyu iktidarda olan sağ ihükümetlerdir. Genelde tek parti sonrası dönemdeki nefes aldırıcı bazı icraatlarıyla liberal görüş tarafından alkışlanan Demokrat Parti’nin ve daha sonra Süleyman Demirel’in de bu meyanda kabahatleri vardır.
Evet Kabotaj Kanunu serbest ticarete aykırıdır. Ancak bunu protesto eden Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu’nu iktidara geldiği ilk gün kaldıracak yerde, hükümete verdiği yetkileri (mesela Döviz Tahsis Komisyonları kurarak) sonuna kadar uygulayan Demokrat Parti’yi de protesto etmelidir. Yanlış hatırlamıyorsam 1960′lı yılların sonuna doğru bu kanunu iptal etmiş olan Anayasa Mahkemesi’ne de şükranlarını sunmalıdır. Atlantizme karşı ekonomik serkeşliklerini siyasi sadakat ile affettirmeye çalışan M.Sağ siyaseti kökten-devrimci Türk ulusu çoktan deşifre ve tasfiye etmiştir. Bunların bu ülkede bir kez daha iktidar olmaları artık mümkün değildir.
xxx
Sn. Demirel “yoksullar sorun değildirler, aksine çözümün ta kendisidirler” diyen Hernando De Soto’yu hiç bir zaman anlamamıştır. Tarıma büyük yatırımlar öngören I. ve II. beş yıllık planları hadi uygulamadı, ya hububat borsalarında vadeli işlemleri başlatmak da mı hiç aklına gelmedi. P.tesi günki Referans gazetesi imamlar hükümetinin bu doğrultuda ilk adımı attığını yazıyor. Sn. Demirel koltuğu neden “gaptırdığını” acaba şimdi anlayabiliyor mu?”
Efendim De Soto 1990′larda zuhur etmiştir, Demirel onu okuma şansına sahip değildi” itirazı kabul edilebilir değildir. Osmanlı sadrazamı Mithat Paşa da De Soto’yu okumadı ama Ziraat Bankası’nı kurmayı akıl etti!
Tarım teknolojisini yenilemek isteyen çiftçinin ziyaret etmesi gereken ilk Internet sitesi şudur: http://www.cimmyt.org/ (V.A)
Neticede bizim büyük sanayimiz rekabet görmemiş, serbest ticaret ortamında mücadele vermemiş, hep hükümetlerin koruyucu kanatları altında rahatça semirmeyi başarmışlardır. Ne zaman birileri bu tekere çomak sokmak istese, “laiklik elden gidiyor��?, “komünistler ülkeyi ele geçirecek��? gibi korkutucu haberlerin bu sermaye gruplarıyla bağlantılı medyada ayyuka çıkması tesadüf değildir. Yakın bir örneğe bakarsak;
“Hükümete TÜSİAD ültimatomu. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi’nden Ö.Sabancı ve M.Koç’tan hükümete sert uyarı geldi. (…) Sabancı yasadışı Kuran kurslarına izin veren düzenlemeyi, (…) Anayasa Mahkemesi’nin lağvedilmesi imasında bulunulmasını (…) sert bir dille eleştirdi.” (Cumhuriyet, 04 Haziran)
Önerilen çözüm nedir? Kısaca Aratlıoğlu’nun görüşü şu:
Çözüm ekonomik milliyetçiliğe prim (ve ekonomik milliyetçilere yüz) vermeyen “sapık” ideolojilerdir. Bu meyanda benim aklıma MLhM ve siyasal İslam geliyor. Daha “sapık” bir ideoloji biliyorsanız ona da açığım. Bizim liberaller”den hangisi ekonomik milliyetçilere göz kırpmıyor ki? Gerçekten de bu MLhM itikadı terakkiye hurafeleri itibari ile manidir, akideleri itibari ile değil… Ekonomik milliyetçilik bu itikat [MlhM] içine Stalin ve Kruşçev’in devlet memuru ideologları tarafından sokulmuştur. Bana Lenin’in yazmış olduklarından tek bir paragraf olsun ekonomik milliyetçi hassasiyet örneği göstersinler, bu işleri bırakır emekliye ayrılırım.
xxx
Kökten devrimci Amerikan halkının yaptığı devrim tarihte restorasyonu olmayan tek devrimdir. Hazreti Lenin, Yüzbaşı Tom Mix’in mensubu olduğu Amerikan ordusunu “halk kurtuluş ordusu” olarak niteler. Amerikan ekonomisinde kamunun ağırlığının artması eytişimsel özdekçiliğin öngörülerine fevkalade uygundur. Zaten ilk gerçek sosyalist toplum ABD toplumu olacaktır. Sözünü ettiğiniz gelişmeleri yadırgayan gericidir. Merak etmeyin George W. Bush yan gelip yatan devlet memuruna maaş ödemez. Yani oradaki devletçilik bizim özel sektörcülüğümüzden daha tutarlıdır. Dilim ancak bu kadar dönüyor, daha fazlasını anlamak için “The Battle Hymn of the Republic”i Ohio Singers’in icrası ile dinlemenizi tavsiye ederim (V.A)
Yani, mevcut anlayışlarla ekonomik milliyetçiliğin çözülmesi, çoğunluğun menfaatine kazanımlar elde edilmesi mümkün değildir. Günümüzde hakim anlayış ve geniş kitlelerce sapık addedilen Marksizm ve siyasal İslam görüşüne mensup olanların uyanması, titreyip kendilerine gelmeleri geniş halk kitlelerinin de kurtuluşunda rol oynayacaktır. Nitekim, bugün bir çok sözde solcunun bel bağladığı korumacı, ulusalcı, bürokrasiyi yücelten iktisatta milliyetçi anlayışın marksizm, leninizm, hatta maoizmle bir alakası yoktur. Mesela, bizzat Lenin, Devlet ve Devrim adlı kitabında 19. yüzyıl ABD’sini özgürlükçü olarak yüceltirken, bürokrasi ve militarizmin bu son kaleyi de düşürdüğünden söz etmektedir.
[…] Amerika gibi İngiltere de Anglosakson özgürlüğünün (militarizm ve bürokratizmin yokluğu) dünyadaki bu en büyük ve son temsilcileri de, herşeyi kendilerine bağımlılaştıran ve herşeyi kendi ağırlıkları altında ezen askeri ve bürokratik kurumların aşağılık ve kanlı Avrupai bataklığı içine boylu boyunca battılar. (V.I.Lenin, Devlet ve Devrim, s.43)
Yani solcularımız imanlarını yenileyip, hurafelerden, bidatlerden arındırılmış özlerine döndüklerinde serbest ticaret, özelleştirme karşıtlığı, korumacılık, teşvik ve sübvansiyonların aslında bürokratik devlet ve buradan beslenen burjuvaziye hizmet eden şeyler olduğunu göreceklerdir. Tabii Leninizmi bırakıp Kemalizm nimetlerinden veriştirenlerin bu işlerine gelir mi, orasını bilemeyiz.
Öte yandan islamcılarımızdaki yaygın ekonomik milliyetçilik anlayışı da bidat ve hurafelerle maluldür. Peygamberi uluslararası bir tüccar olan İslam’ın mensuplarının “sınırlarımızı Türkiye dışındaki ülkelerin mallarına kapatalım��? düşüncesinde olmaları hiç de akıllıca değildir. Kimsenin, hiçbir gücün tek başına kontrol edip düzenleyemeyeceği kadar karmaşık, kaotik bir ilişkiler yumağı olan ekonomide sırf milliyetçi düşüncelerle sınırların kapatılması, ithal ikameci yaklaşımların benimsenmesi zannedildiği gibi ülkenin menfaatine değil zararınadır. Bu durum ancak ülke içindeki belli menfaat şebekelerinin işine yarar. Ercan Kumcu’nun 23 Haziran 2005 tarihli Hürriyet gazetesindeki yazısı bu konuda önemli noktalara işaret etmektedir.
Eskiden döviz girdilerinin motoru rolündeki sektörler (dış müteahhitler, tekstilciler, turizmciler) devletten teşvik istediklerinde, yurda getirdikleri dövizleri getiremezlerse ekonomi batar diye devleti tehdit edecek kadar ileri giderlerdi. Döviz gelirlerinin sektörler arasında yoğunlaşması azalıp yaygınlaştıkça bu tavır biraz yumuşadı. Şimdi, ‘biz istihdam sağlıyoruz’ gerekçesiyle devletten ek teşvikler isteniyor.
İstihdam, devletin gölge etmediği ve kendi ayakları üzerinde duran sektörlerde sağlanabildiği zaman kalıcıdır. Aksi taktirde, geçicidir, aldatıcıdır. Çok maliyetlidir. Kaynak israfıdır.
1960 model ilişkileri bırakıp sanayiciler devletle daha çağdaş, daha stratejik ilişkiler içine girmelidir. Böyle bir ilişki mikro değil, makro düzeyde olmalıdır.
Netice itibariyle, ekonomik açıdan serkeşliğin sona erdirilmesi yönünde halka dayanan iktidarın çabaları yerindedir. Ekonomik serkeşlikten, kuralsızlık ve başıboşluktan bu zamana kadar beslenegelmiş iş adamı, bürokrat ve siyasetçi üçgeninin yeni sadakat düzenine ayak uydurması haliyle zordur. Son dönemlerde BDDK (Burjuva Demokratik Devrim Komitesi-V.A) ve TMSF uygulamalarına karşı sızlanmaları hatırlayalım. Dolayısıyla zaman içinde bu üçlünün en önemli kısmını oluşturan TÜSİAD’ın direnmesi aşılabilirse, atıl kitleler De Soto’nun öngörüleri çerçevesinde sermayenin sırrına vakıf olma şansını bulabileceklerdir.
- Diğer
- Comments(6)
1989 yılında İran’a yaptığımız “Demir ve Çelikten Mamul Eşya” ihracatımız da büyük yara almış ve Özal dönemindeki “tadını” bir daha hiç bulamamıştır:
01-1982 1181024.90000
02-1982 1486068.90000
03-1982 4618067.10000
04-1982 12373998.30000
05-1982 22667202.70000
06-1982 24980441.90000
07-1982 29812782.90000
08-1982 15162258.80000
09-1982 18559461.30000
10-1982 27405518.40000
11-1982 28891717.90000
12-1982 37603893.90000
01-1983 16116920.90000
02-1983 16670854.00000
03-1983 23080815.00000
04-1983 28659415.00000
05-1983 21047840.00000
06-1983 14482319.00000
07-1983 13621372.00000
08-1983 22025022.00000
09-1983 25937824.00000
10-1983 41006200.00000
11-1983 32947999.00000
12-1983 32335204.00000
01-1984 13599386.00000
02-1984 15198060.00000
03-1984 13481518.00000
04-1984 17423967.00000
05-1984 21259060.00000
06-1984 12571306.00000
07-1984 13330986.60000
08-1984 9647682.00000
09-1984 8893677.00000
10-1984 14722273.00000
11-1984 20563862.00000
12-1984 21187288.60000
01-1985 38696430.00000
02-1985 37564897.00000
03-1985 32911675.00000
04-1985 37207225.20000
05-1985 41116897.00000
06-1985 32598940.00000
07-1985 31874606.00000
08-1985 45669149.00000
09-1985 53679577.00000
10-1985 61278294.00000
11-1985 39254341.00000
12-1985 55297880.00000
01-1986 62173193.00000
02-1986 42597062.00000
03-1986 36444410.00000
04-1986 16534703.00000
05-1986 24469965.00000
06-1986 12040021.00000
07-1986 9802800.00000
08-1986 1699792.00000
09-1986 1553211.00000
10-1986 1625734.00000
11-1986 10371627.00000
12-1986 188529.00000
01-1987 3996654.00000
02-1987 10840918.00000
03-1987 26791512.00000
04-1987 23027393.00000
05-1987 25880210.00000
06-1987 35785187.00000
07-1987 9178592.40000
08-1987 8914273.00000
09-1987 25498200.00000
10-1987 12318785.00000
11-1987 12578531.00000
12-1987 12272310.00000
01-1988 10955931.20000
02-1988 10194589.10000
03-1988 18310134.00000
04-1988 8197614.50000
05-1988 4578039.00000
06-1988 15161482.00000
07-1988 22738898.40000
08-1988 7311270.00000
09-1988 4701914.00000
10-1988 20339798.00000
11-1988 16499578.00000
12-1988 37826546.00000
01-1989 1674340.80000
02-1989 3556811.90000
03-1989 1878850.80000
04-1989 4231177.60000
05-1989 1137445.90000
06-1989 264269.90000
07-1989 506887.90000
08-1989 575033.90000
09-1989 983493.80000
10-1989 1165426.90000
11-1989 902076.90000
12-1989 3142524.70000
01-1990 1424254.80000
02-1990 1912023.70000
03-1990 1849380.80000
04-1990 3415893.90000
05-1990 1962801.80000
06-1990 3438406.00000
07-1990 2121727.80000
08-1990 3897719.30000
09-1990 2049755.30000
10-1990 668774.50000
11-1990 2635929.30000
12-1990 2096107.00000
01-1991 627130.00000
02-1991 3581847.00000
03-1991 1615831.00000
04-1991 2406969.70000
05-1991 252830.00000
06-1991 245304.00000
07-1991 1316212.00000
08-1991 812135.00000
09-1991 945900.00000
10-1991 2160147.00000
11-1991 1876065.00000
12-1991 1857850.40000
01-1992 2956369.50000
02-1992 1590403.90000
03-1992 1698701.40000
04-1992 5072142.70000
05-1992 5734065.70000
06-1992 1877352.90000
07-1992 1867023.40000
08-1992 827958.70000
09-1992 2419382.90000
10-1992 789615.00000
11-1992 1378742.00000
12-1992 1930393.10000
01-1993 955383.00000
02-1993 779751.00000
03-1993 1045944.00000
04-1993 324337.00000
05-1993 351500.00000
06-1993 1260208.00000
07-1993 235063.00000
08-1993 293460.00000
09-1993 670656.00000
10-1993 243408.40000
11-1993 229468.00000
12-1993 1944835.00000
01-1994 333353.00000
02-1994 242432.00000
03-1994 101627.00000
04-1994 590735.00000
05-1994 164419.00000
06-1994 21141.00000
07-1994 78344.50000
08-1994 143067.00000
09-1994 71567.80000
10-1994 64470.60000
11-1994 15357.00000
12-1994 1765276.80000
01-1995 384409.00000
02-1995 138825.40000
03-1995 45641.00000
04-1995 179320.00000
05-1995 44284.00000
06-1995 300410.00000
07-1995 983405.00000
08-1995 619720.40000
09-1995 34195.00000
10-1995 36516.00000
11-1995 113146.00000
12-1995 641483.90000
01-1996 301621.00000
02-1996 31104.00000
03-1996 101250.00000
04-1996 106055.00000
05-1996 95862.00000
06-1996 90459.00000
07-1996 155609.00000
08-1996 489743.00000
09-1996 13692.00000
10-1996 162076.00000
11-1996 31506.00000
12-1996 656168.00000
01-1997 781534.00000
02-1997 57617.00000
03-1997 131073.00000
04-1997 77460.00000
05-1997 292614.00000
06-1997 328612.00000
07-1997 281583.00000
08-1997 443831.00000
09-1997 121066.00000
10-1997 508424.00000
11-1997 250547.00000
12-1997 317199.00000
01-1998 425996.00000
02-1998 338562.00000
03-1998 382202.00000
04-1998 511369.00000
05-1998 294709.00000
06-1998 128015.00000
07-1998 286392.00000
08-1998 219643.00000
09-1998 135990.00000
10-1998 60177.00000
11-1998 85395.00000
12-1998 26793.00000
01-1999 32922.00000
02-1999 292882.00000
03-1999 233757.00000
04-1999 28298.00000
05-1999 328422.00000
06-1999 113308.00000
07-1999 172969.00000
08-1999 264309.00000
09-1999 170551.00000
10-1999 642084.00000
11-1999 383788.00000
12-1999 300127.00000
01-2000 289546.00000
02-2000 185528.00000
03-2000 242522.00000
04-2000 223859.00000
05-2000 134063.00000
06-2000 271251.00000
07-2000 552255.00000
08-2000 405947.00000
09-2000 176507.00000
10-2000 299104.00000
11-2000 187708.00000
12-2000 120945.00000
01-2001 256541.00000
02-2001 102004.00000
03-2001 674910.00000
04-2001 1175097.00000
05-2001 538511.00000
06-2001 379627.00000
07-2001 475657.00000
08-2001 310320.00000
09-2001 299765.00000
10-2001 478109.00000
11-2001 503721.00000
12-2001 356750.00000
01-2002 627044.00000
02-2002 268608.00000
03-2002 404086.00000
04-2002 391561.00000
05-2002 489276.00000
06-2002 688033.00000
07-2002 405621.00000
08-2002 673123.00000
09-2002 409417.00000
10-2002 545489.00000
11-2002 596877.00000
12-2002 819540.00000
01-2003 1016774.00000
02-2003 650557.00000
03-2003 1154527.00000
04-2003 756856.00000
05-2003 728663.00000
06-2003 720829.00000
07-2003 969359.00000
08-2003 644031.00000
09-2003 661405.00000
10-2003 1218917.00000
11-2003 1275827.00000
12-2003 1408006.00000
01-2004 8681447.00000
02-2004 761272.00000
03-2004 1074546.00000
04-2004 710759.00000
05-2004 1075677.00000
06-2004 1417726.00000
07-2004 895585.00000
08-2004 1293676.00000
09-2004 1280130.00000
10-2004 1400421.00000
11-2004 1316361.00000
12-2004 2493913.00000
01-2005 2243839.00000
02-2005 3915040.00000
03-2005 4877942.00000
04-2005 5156921.00000
05-2005 3575088.00000
06-2005 5062070.00000
07-2005 3764454.00000
08-2005 4357860.00000
09-2005 1531655.00000
10-2005 1875100.00000
11-2005 1795960.00000
12-2005 3190623.00000
01-2006 5216428.00000
02-2006 11092744.00000
03-2006 14735749.00000
04-2006 10969916.00000
05-2006 9366097.00000
06-2006 5363741.00000
07-2006 6088433.00000
08-2006 3381428.00000
09-2006 1547998.00000
10-2006 1215080.00000
11-2006 1534749.00000
12-2006 16821705.00000
01-2007 5313369.00000
02-2007 22864180.00000
03-2007 5777449.00000
04-2007 991076.00000
05-2007 2289828.00000
06-2007 2631843.00000
07-2007 3577934.00000
08-2007 2810103.00000
09-2007 2483455.00000
10-2007 2358293.00000
SEÇİLEN SERİLERİN AÇIKLAMALARI
==============================
TP.DT.IH.IR.73: Ihracat-IR-Demir veya celikten esya-IRAN
Yeni “siyasi sadakatsizlik” örneği: “NATO’YA ASKER RESTİ. Afganistan’a terörle mücadele için asker gönderilmesine olumsuz bakan Ankara gerekçe olarak ISAF’ın böyle bir görev tanımının olmamasını (…) gösterdi. (…) Öte yandan, Afganistan’da Türkiye ve TSK’ne olan yoğun sevgiden (istifade etmek isteyen) bazı ülke askerlerinin kollarına Türk bayrağı çıkartması yapıştırdıkları belirlenince gerekli girişimlerde bulunularak bu yanlış uygulamaya son verildi” - Türkiye gazetesi, 20 Şubat 2008, s.8.
Yani vaziyet iyi diyorsunuz. Durmak yok, yola devam mı.
iyidir inşaallah. böyle haberlerin çok-kısıtlı yayımlanmaları daha da iyimser olmama mani oluyor. gazete e-baskısına koymamış bile! geçen hafta da TPKKK’nun “repatriation of export earnings” şartı sessiz-sedasız kaldırıldı. bu (değerli ihracatçılarımızın da çok güzel ifade ettikleri gibi) BİR DEVRİMDİR. izlenimler okurlarının acaba kaçının haberi oldu?
İzlenimler okuru siz, ben ve 3-5 ahbaptan ibaret olduğuna göre büyük bir kayıp sayılmaz bilinmemesi. Yeter ki doğru iş yapılsın var biz bilmeyelim.
öyle deme sevgili FST, google arama-motorunda bir Türkçe vecizenin sadece ilk 2 kelimesi arandığında aylardır (hatta 1 yıldır) birinci sayfa, birinci sırada çıkıyoruz! “silent majority” bizimledir