FST Temmuz 8th, 2005
Der Spiegel Dergisine bir mülakat veren Afrikalı ekonomist J.Shikwati Batı dünyasından artık Afrikaya yardım etmemesini istiyor. Peki neden? İşte mülakatın bir kısmı (ingilizcem kendine yeter, çevirimi beğenmeyenler ya da tümünü görmek isteyenler (buraya bakabilir)
Spiegel- Sayın Shikwati, G-8 zirvesi Gleneagles’da Afrika için kalkınma yardımını arttırmak üzere toplandı…
J.S- Allah Aşkına, lütfen şu işten bir an evvel vazgeçsinler.
Spiegel- … Nasıl, vaz mı geçsinler? Batının sanayileşmiş ülkeleri açlık ve sefaleti yok etmek istiyorlar ama…
J.S. - Bu tür çabalar 40 yıldır kıtamıza zarar veriyor. Eğer sanayileşmiş ülkeler gerçekten yardım etmek istiyorlarsa, bir an evvel bu berbat yardım işinden vazgeçsinler. Yardımın en büyük kısmını alan ülkeler aynı zamanda en iğrenç durumda olanlar. Afrikaya dökülen milyarlara rağmen, kıta hala fukaralığın pençesinde kıvranıyor.
Spiegel- Peki bu ikilemi nasıl izah ediyorsunuz?
J.S- Bu yardım paralarıyla devasa bürokrasiler finanse ediliyor, yolsuzluk ve yöneticilerin refahı artıyor. Afrikalılara bağımsız olmaları değil dilencilik öğretiliyor. İlaveten, gelen yardımlar yerel piyasaları zayıflatıyor, hayati şekilde ihtiyaç duyduğumuz girişimci ruhu zedeliyor. Kulağa ne kadar absürd gelirse gelsin: Kalıkınma amaçlı yardımlar Afrikanın problemlerinden biridir. Gelişmiş ülkeler bu yardımları kestiğinde normal vatandaşın haberi bile olmayacaktır. Bu durum sadece memurların işine gelmeyecektir. Zaten onlar da sırf bu sebeple yardımlar olmazsa dünyanın artık devran etmeyeceği iddiasını sürdürmektedirler. [vs. vs.]
Bunları söyleyen Kenyalı bir iktisatçı. İnşallah “Afrikaya yardım artmalıdır” diyen Konyalı iktisatçılara da yol gösterir.
FST Temmuz 8th, 2005
DYP fakirlik konusunda atak yaparak “Yoksulluk Marşı” yazdırıp besteletmiş. Marşta şöyle sözler var:
Yetersiz beslenen, ülkemin çocuğuna.
Günde bir dolarla, geçinen bu halkına.
Acıma değil, çözüm lazım.
Laf değil, istihdam lazım.
Sadaka değil iş lazım.
Ben sözleri zayıf buldum, yağdı yağmur çaktı şimşek türünden bir saçmalık. Bakalım beste nasıl, göreceğiz. Eğer besteci ve güfteciye tomrla para ödedilerse yazık. Yalnız DYP maziye bakarak bir ara da “Yolsuzluk Marşı” yazdırsa daha mı iyi olur diye de düşünmüyor değilim. Benim güfte önerim şöyle:
Verdimse ben verdim, ne olmuş
Tamah etmeyin “ortak çanağımız” dolmuş
Hacı Ali, Yahya, Murat, Cavit hepsi birdir
Dün dündür bakalım bugün ne olmuş
Acem “aşıran” makamında bestelenirse güzel olabilir.
FST Temmuz 8th, 2005
Tarihçi Gözüyle sitesinde bir devlet üniversitesinde istenen elemanın akademik kadroya alınabilmesi için çevrilen dolaplara ilişkin bir yazı var. Bu benim de dikkatimi çeken bir konudur. Birüniversite yönetimi belli bir akademik kadroya kendi istediği adamı (veya kadını) almak istiyorsa ona özgü şartları belirlemehakkına sahip. Yani çok yetenekli, ağzıyla kuş tutacak bir kimse bu “özel” şartlara takılıp kadroyu yeteneksiz ama ahbap kişiye kaptırabilir.
Hatta bazı üniversiteler akademik ilanlarını kıyıda köşede kalmış gazete sayfa diplerine koyarak farklı insanların başvurup da işlerine taş koymasına engel olmak isteyebilirler. Güncel bir örneğine memurlar.net sitesinde rastladım. Buna göre KTÜ (Trabzon) eleman ilanını web sitesine koymadığı gibi dokümanı memurlar.net editörüne göndermeyi de reddetmiş. Kendileri gazeteden bakarak ilanı yazdıklarında bazı elemanlara özel açılmış kadroların kabak gibi sırıttığını görmüşler. Elbette her üniversite böyle ekstra şartlar getirmiyor, ODTÜ’nün ilanını da gördüm ama herhangi bir özel şarta rastlamadım. Bazı üniversiteler ise ilanı alenen web sitesine koyuyor. Mesela Selçuk Üniversitesi bugünlerde bir ilan veriyor ve delikanlılık yapıp web sitesinde link vermişler. Ama detaya indiğinizde garip özel şartlara bu devlet üniversitesinde de rastlayabiliyorsunuz.
Yani devlet üniversitelerinde bir kimsenin kadroya atanması, terfisi vs. yönetimin isteğine bağlıdır. Bu da devlet üniversitelerinde ahbap çavuş ilişkileri, yalakalık, sadakat, kapıkulluğu, yerine göre maddi yolsuzlukların ayyuka çıkmasına sebep olur. Hasılı, akademik camiaya girmek isteyenler ya da burada tutunmak isteyenlerin karakter yapılarının zamanla bayağı bir değişime uğraması mümkün. Kapı kulluğu, şahsiyetsizlik karşılığı para ve terfi ile bağımsızlık, vakar karşılığı eziyet görme arasında bir tercih yapma durumunda kalabilirler. Benden hatırlatması.
Bu arada Tarihçi Gözüyle sitesinde terörün tarihiyle ilgili ilginç bir anekdot yer alıyor. Benim de çok sevdiğim ve ilgilendiğim yakın tarihle ilgili güncellemelerin sıklaşması dileğiyle.
FST Temmuz 8th, 2005
Doğu Perinçek yabancılara toprak satışı konusuyla ilgili verdiği demeçte, arada rahmetli Özal’a da veriştirerek, şunları söylemiş:
‘Bunlar yakında Anıtkabir’i, Çanakkale Şehitler Abidesi’ni, Topkapı Sarayı’ndaki emanetlerden Sakal-ı Şerif’i ve Hırka-i Şerif’i de satarlar”
Perinçek’i tebrik etmek lazım. Saydığı dört menkul ve gayrimenkulden üç tanesi islami ve milli anlamı olan şeyler. Hayrola, Doğu bey milliyetçilik filan derken islamcılara da mı göz kırpıyor acaba? Yalnız benim aklıma gelen, neden Topkapı Sarayını komple satarlar dememiş de sadece emanetlerden bahsetmiş acaba? Doğu Perinçek’in bunu ihmal etmesini yadırgadım. Ben olsam “bunlar Topkapı Sarayını satar, alana Dolmabahçeyi eşantiyon olarak verirler” filan derdim.
FST Temmuz 8th, 2005
Başbakan kamusal alan yalanı ardına saklananları köşeye sıkıştırmak üzere “madem devlet okullarında yasak, gelin özel üniversitelerde türban serbest olsun” şeklinde bir öneri getirmiş. Özel üniversite rektörlerinin bu konuya getirdikleri yorumları okudum. Hepsi herhalde para korkusuyla “olamaz” türünden beyanatlar veriyor. Yalnız birtanesini aktarmak isterim, eğlenebilirsiniz. Çankaya Üniversitesi rektörü demiş ki:
[…] Sakıncalı teklif. Böyle bir şey mümkün değil. Devlet-vakıf ayrımına yol açar. Hepimiz vatan hizmeti yapıyoruz […]
Zaten devlet-vakıf ayrımına “yol açması” doğru olan değil mi? Devlet=Vakıf diye bir şey olur mu? Sonra vatan hizmeti neyin nesidir. Bir üniversite asker ocağı mıdır ki “vatan hizmeti” yapıyor olsun. O mantıkla, esnafı, çiftçisiyle hepimiz vatan hizmeti yapıyoruz. Bu lafları gelişmiş ülkenin bir üniversite yetkilisinin söyleyebileceğini hayal edebiliyor musunuz? Bence AKP bu işin üzerine yüklensin, maden bulabilir. Hem Türkiye’de özel okul diye birşey olmadığı, eğitimde komünist ülkeleri (artık kaldıysa) solladığımız alenileşir, hem de yasakçı zihniyetin “biz sadece devlet kurumlarında yasaklansın diyoruz” yalanı teşhir edilmiş olur. Yalnız yanlarına bir kaç kalıplı medya mensubu ve işadamı bulmaları şarttır.
FST Temmuz 8th, 2005
Malumunuz Evrim teorisine “insana ille de ortak bir ata arıyorsanız, maymun yerine ayı üzerinde düşünün” şeklinde bir katkıda bulunmuş, pozitif bilim camiasını sarsmıştım. Nitekim Hırvatistan’daki Loknar ailesinin başına gelenler teorime destek kazandırıyor. Aile olayı şöyle anlatmış:
… Dış kapının üç defa çalındığını işittik. Camdan bakınca kocaman yabani bir ayı gördük. Kapıyı açan ayı doğruca mutfağa yöneldi. Korkudan yerimizden kıpırdayamadık. Ayakta durup çevresine bakındı ve masadaki yiyecekleri bitirip geldiği gibi evi terk etti.
Hangi maymun bunu yapabilir? Adam edebiyle kapıyı çalıyor, efendice karnını doyurup “geldiği gibi” geri dönüyor. Bir çok insandan daha medeni değil mi? Dünya genelindeki ayı hikayelerini toplayıp yeterli veriye ulaşırsam bombayı patlatacağım.
FST Temmuz 8th, 2005
9. Cumhurbaşkanımız muhteşem Süleyman Bey İzmir Ekonomi Üniversitesinden fahri doktora ünvanı almış. Bu arada öyle bir laf etmiş ki, gecenin köründe bunu aktarmadan edemedim. Üniversite eğitimiyle ilgili şöyle bir şey söylemiş muhterem zat:
“Kimse devletten mucize beklemesin, kimse devletin dışında bir mucize de beklemesin.”
Haydi çözün bakalım bu muammayı. Kendisine hangi dalda diploma verildiğini artık tahmin edebiliyorum, herhalde takdim edilen “siyasi meddahlık” doktorasıdır. Bir de üniversitelerimizde bilim yok deniliyor. Alın size bilim, nankör herifler. Böyle bir siyasetçin olduktan sonra ilk 1000 üniversiteye okul sokamasan ne gam.