Bir Aile İşletmesi Türü: Türk Devlet Üniversitesi
FST 16 Temmuz 2005
Aile işletmeleri genelde işletmecilik alanında çalışanların uğraştığı bir konudur. Girişimci işini kurar büyütür, bu süreçte aileden yöneticilerin zamanla işin icrasından çekilmesi gerekir vs. Fakat şu an için ilgimi bu konu çekmiyor. Bu akademisyenlerin işi. Ben Samsun Ondokuzmayıs Üniversitesi tarafından görevden uzaklaştırılan asistanların hazırladığı sitedeki bilgilere bakarak farklı bir “Aile İşletmesi” türü üzerinde durmak istiyorum.
19 Mayıs Üniversitesi ile ilgili verilen linkte genelde üniversitede yöneticilik görevi yapan veya bunlarla ahbap olanların eş, oğul, kız, yeğen, enişte, kardeş, damat türü yakınlarının da üniversitede çeşitli kadrolara girdiği görülüyor. Samsun Üniversitesi nispeten küçük bir yer, aynı araştırma İstanbul Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi gibi 70.000′i aşan öğrencisi olan devasa üniversitelerde yinelense çok daha kalabalık aile yapılarına ulaşılabilir. Aslında üniversite dışında devlet kurumlarında da benzer “aile şirketlerine” rastlanabilir.Mesela belediyeler buna güzel bir örnektir. İstanbul Büyükşehir Belediyesine bakın, sülalece kapak atmış insanlara rastlarsınız. Elbette, üniversitelerde her aile mensubu niteliksizdir, yasal olmayan süreçlerleburaya kapak atmıştır diye bir kaide olamaz. Ama oran olarak bakıldığında “kirli” aile ilişkilerinin yüzde 90′ları bulabileceği görülür.
Üniversiteler açısından bakılırsa, genelde buralara eleman alımı büyük ölçüde sübjektif niteliklere göre yapılır. Bu konuda 3-4 yazı daha önceden yazmıştım. Dolayısıyla, eleman alımında ilanlar hazırlanırken “Dekanın eşini, yeğenini yahut bir adamımızı alacağız” denemeyeceği için “Köpekbalığının boşaltım sistemi üzerine doktora yapmış olmak”, “Tavuk besleme konusunda uzman olmak”, “Boyu 167′den uzun olmamak” gibi abuk subuk şartlarla alan daraltılmaya çalışılır. Aynı özelliklere sahip, daha nitelikli bir gafil o alana başvurmaya kalkarsa alenen “biz seni almayacağız kardeşim” denir. Bunu da dinlemeyip sınava girmeye kalkanlar olabileceği düşünüldüğünde, mutlaka objektif kriterler dışında “mülakat” denen tamamen sübjektif bir sınav kapısı açık bırakılır. Yani adam allamei cihan olsa, mülakatta sıfır verilip elenebilir.
Bu süreç üniversitelerde çok kolay işler. Belki diğer devlet dairelerinde şikayetler olur, süreç biraz karışık ve katıdır, yasalar vardır filan, aynı kuruma herkesi doldurmak kolay değildir. Üniversitelerde bu iş sanılanın aksine basittir. Dolayısıyla Türkiye’de “Bir aile işletmesi türü olarak devlet üniversiteleri” başlıklı akademik çalışma yapmak isteyen için iyi malzeme vardır.
Yalnız, Samsun’lu akademisyenlere de bir hatırlatma yapmak isterim, bu listeyi kendileri lehine olsun diye koymuşlar ama ellerine imkan geçtiğinde aynısını yapmayacaklarına dair bir delilleri yoktur. (Atılan arştıma görevlileri içinde de aynı soyada sahip kişiler var). Süreç sağcı, solcu, dinci vs. için hep aynı mantıkla işler. Aile kadrolaşması sadece belli bir ideolojiye ait problem değildir. Hatta, haydi dini değerlere pek kulak asmayan solcuları bırakın, adalet ve ehliyeti gözetme konusunda hassas davranması gerektiği düşünülebilecek “dinci” ve “sağcılar” bu işlerin kompedanıdır. Sermayenin rengi olmaz hesabı, devleti söğüşlemede solcusu, Kemalisti, sağcısı, islamcısı “yiyin efendiler” emrini yerine getirirler.
Zaten, işin mantığı gereği devlete ait bir kurumda başka bir istihdam politikası izleyemezsiniz. Kadrolar öncelik sırasına göre aile yakınları, o gün iktidarda olan siyasi idarecilerin baskısıyla işe alınanlar, yöneticinin siyasi görüşüne yakın olanlar, yerel çıkar odaklarının baskısıyla işe alınanlar, yöneticiye yakın olanların ahbapları, işe alınmasından herhangi bir maddi, mevki çıkarı sağlanacak olanlar ile yer kalırsa az sayıda “diğer” şeklinde doldurulur. Adı geçen kurumlar devlete ait olarak kaldıkça, verdikleri vergilerle bu “aileleri” finanse edenler bundan rahatsız olmadıkça, bundan gocunmaya da gerek yoktur.
Popularity: 25% [?]
- Eğitim
- Yorum(19)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Ahmet Cem Özen Says:
Temmuz 20th, 2005 at 14:57
Bilimsel doğru olduğu için mi acaba
Zira akademisyenlerimiz bilim insanı sonuçta bilim herşeyi gösterir dimi.Her yaptıkları bilimsel doğru
Laf aramızda bu kelimeyi de hiç sevmiyorum ama bu ülkenin en gericileri bilimadamlarıdır.Bkz.Bayrak eylemi
Bu ülkenin en gericileri bilim adamlarıdır.
.
Devlet-özel konusunda çekimserim yine de, özelde olması bazı görüş sahiplerine
hayat hakkı tanımayabilir. Ancak vergilerle bu aileleri finanse edenler meselesinde
de haklısınız.
Mister No,
Devlette ise devletin istediği dışındakilere hayat hakkı yoktur.
İki ucu otlu deynek anlayacağınız. Keşke buişin çözümü kolay olsaydı.
Aslında şu da var: Bilkent gibi özel bir üni de Erinç Yeldan gibi bir sosyalist, Semih Koray gibi
bir İP’li, Erdem Başçı eşi başörtülü bir hoca, rahmetli Merih Celasun gibi bir neo-liberal, rahmetli
Faruk Selçuk gibi bir başka muhalif akademisyenler hayat ve çalışma şansı bulabiliyor. Demek
ki özel üni kedinin siyah ya da beyaz olmasına değil, fare tutmasına bakıyor.
madalyonun öbür yüzü üniversiteler özel olsa ben üniversiteye gidemezdim.
Deniz bey (oyle galiba?)
Demek ki özel üni kedinin siyah ya da beyaz olmasına değil, fare tutmasına bakıyor.
Bu sart degil. Bazisi bakabilir bazisi sadece siyahi alir, bazisi bakmiyormus gibi yapar ama hakikaten tehlikeli buldugu insanlari sokmaz (numune olarak soktugu zararsizlar da kalkani olur). Bu konuda genelleme yapmak dogru degil. Diger acidan bakilirsa ozel universitenin yasak olmamasini savunmak icin ortaya cikan ozel universitelerin iyi olmasi gerekmiyor tabii. (Ozel universite serbest de degil aslinda, o ayri konu.)
madalyonun öbür yüzü üniversiteler özel olsa ben üniversiteye gidemezdim.
Hangi finansal araclarin ulasilabilir olduguna bagli bu. Sadece burs degil kredi imkani da olabilir. Dogrusu budur diye soylemiyorum ama parasi olmayan kesinlikle gidemez diye bir sey yok. Bakin devlet disari yolladigini borclandirip yolluyor mesela (degismediyse) bir takim insanlar da o borcu kapatip mecburi hizmeti yapmiyorlar veya eksik yapiyorlar. Onlara o maddi gucu veren borclanarak aldiklari egitim. Oyle bir duzen altinda o hesaplari yapip isini/secimini duzgun yapan ve basini parasal derde sokmayan insan nasil biri olur sorusu ilginc bir soru. Bunun ‘universiteli’ olarak arzu ettigimiz insan turuyle ortusup ortusmedigi de ilginc. (Cogu en az lise mezunu kredi karti muflislerinin faiz hesaplarini yapamadiklari, neye imza attiklarinin farkinda olmadiklarini ve yamyamlara yem olduklarini unutmayalim. Aslinda buna sozlesme ne demektir filan diye bir kulp takabilirim ama saat gec olmus, ellemeyeyim.)
Neyse, yuksek enflasyonlu, bol ve aleni hortumculu vs. uzun bir donem gecirdi memleket. Isler biraz oturup, biraz istikrarli bir ekonomik hal olursa ne imkanlarin ortaya cikacagini simdiden kestirmek zor.
Bülent bey,
“Hangi finansal araclarin ulasilabilir olduguna bagli bu. ”
Ailelerin kararlarına da bağlı, düşünün genç 17-18 yaşında ne finansal bilgisi olabilir ki?
Başarılı ve parasız öğrencilere burs verilir.
Vasat veya vasat altı paralı öğrenciler üniversiteye girecek.
Vasat altı ve parasız ise Allah’a emanet.
Vasat ve parasız ise de okuyamayacak. Üniversite baba parası ile okuyan vasat-vasat altı öğrencilerle
dolacak. Arzulanan bu mu? Bu etkin bir dağılım mıdır?
Özel üniversiteleri fazla tanımıyorum açıkcası , akademik kadroya bakarak yorum yapıyorum.
Umass Amherst gibi Marxist ekonomi eğitimi veren özel okullar da var.
Benim kendi gözlerime göre yoksul öğrenciler daha iyi performans gösteriyor üniversitede.
Salih Neftçinin de benzer doğrultuda bir yazısı var.
http://www7.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&sid=&Newsid=50044&Categoryid=4&wid=7
Deniz bey,
Ailelerin kararlarına da bağlı, düşünün genç 17-18 yaşında ne finansal bilgisi olabilir ki?
Nasil bir kultur icinde buyudugune, kredi kullaniminin yayginligina vs. de bagli bu. Atla deve degil bu hesaplar, zaten o imkanlar olunca en istenmeyen sekilde milletin aklina bunu sokacak pazarlama hinlikleri bulunur, merak etmeyin. Ama dediginiz gibi aile cok onemli, belki en onemlisi.
Vasat altı ve parasız ise Allah’a emanet.
Vasat alti ve parasizin ne kismi icin su anda okulu bedava bakimi cemaatten diyebiliriz? Yahut diyebilir miyiz? (Bilmedigim icin soruyorum). Orada birseylere subvansyon olmasin ister istemez?
Diger taraftan vasat-alti (nasil olctuysek) nicin universiteye gitmeli diye dusunuyoruz? Yuksek okul, meslek okulu bir ise yaramadigi icin mi? Simdi burada toplumu planlamaya soyunmus degiliz tabii ama oyleymis gibi dusunun, universite egitimine bir yatirim yapacaksak bunu niye yapiyoruz, ekonomik ve/veya toplumla ilgili amaci nedir diye de sormak lazim herhalde.
Eger vasat-alti dediginiz akademik performans bakimindansa bir de bu insanlari makul bir zamanda mezun etmek uzere programlari sulandirmak, yahut insanlari iki uc senesini yedikten sonra atmak var. Ozel okulun bunu yapmasinda bir problem yok, devlet okulu atmaya kalkinca ne oldugunu ‘af’ tasarisi lakirdisinin ben bildim bileli bitmemesinden anliyoruz. Ortam da bu yani.
Umass Amherst gibi Marxist ekonomi eğitimi veren özel okullar da var.
Umass ozel degil, eyalet okulu. (Simdi teyid ettim.) Tabii Marxist ogretim uyesi istemediginiz kadar vardir ozel okullarda da (Ekonomi bolumlerini bilmem).
” universite egitimine bir yatirim yapacaksak bunu niye yapiyoruz, ekonomik ve/veya toplumla ilgili amaci nedir diye de sormak lazim herhalde. ”
Toplumsal getirileri var. Ekonomistler buna pozitif dışşallık(externality) diyor. Aslında bu toplumsal getiri
bölümüne göre değişir. Tıp, hukuk, eczacılık, mühendislik daha çok bireysel olarak ihya ediyor, ancak
matematik, fizik, Edebiyat, Felsefe, Biyolojinin bu bölümleri okuyana değil, toplumsal birikime daha
Kim para verip Felsefe, sosyoloji tahsili yapar ki? Niçin yapsın. Elindeki bütçeyle İşletme , mühenddilik okur daha iyi.
Vasat altı ve parasızların belirli bir puanı geçince yapma umudu var en azından. İmkansız değil.
benim dikkat çekmeye çalıştığım nokta kampusleri zengin vasatlarla dolurmanın anlamı yok.
İktisadi açıdan rekabetçi ve etkin değil.
“Umass Amherst gibi Marxist ekonomi eğitimi veren özel okullar da var.”
Düzeltmem lazım, eyalet üniversitesiymiş.
Finansman açısından farklılar mı?
“Tabii Marxist ogretim uyesi istemediginiz kadar vardir ozel okullarda da
, Fethi bey kızmasın ama liberal düşünce sistemi
(Ekonomi bolumlerini bilmem) ”
İşini iyi yapan bir nükleer fizikçinin komunist olup olmaması onun patronuna batmaz, ancak işini
iyi yapsa da bir iktisatçının komunist olması göze batar. Özel üniversitede Marxist hoca biraz tuhaf
duruyor gibi. Bu noktada S Demirel mantığı işler: Marxist hoca özel üniversitede çalışmasın da açlıktan mı ölsün.
Bireylerin nerede çalışacakları karmaşık işler. Uzaktan sisteme karşı Erinç Yeldan neden özel üniversitede demek
veya liberal Atilla Yayla neden devlet üniversitesinde demek kolay. (muhtemelen Atilla Yayla özel
üniversitenin aradığı nitelikte bir akademisyen değil
içinde böyledir bu işler)
Neden kızayım, benim bu tür konulara kızdığım görülmüş değildir. Atilla Yayla bazı özel üniversiteler için uygun olmayabilir ama bazen iyi ya da kötü ün yapmış insanlar özel üniversitenin reklamı için kullanılabilir. Misal Abdüllatif Şener TOBB Üniversitesine gitmiş, “eh yani, olabilir” düzeyinde değil mi bu iş? Ama reklam, öğrenciyi motive ise iş, olabiliyor. Atilla Yayla da Bilgi Üniversitesinde filan pek sırıtmaz.
Fethi Bey hocam,
Rektörler laik cumhuriyeti gözden çıkardılar anlaşılan. Yakında Goodbye Atatürk de derler.
Tuncay Özkan’dan itiraf: Dün bizi davet eden Rektörler bugün ‘aman gelmesin’ diyor
.
Ben tırsağım, bunlara bir şey diyemem.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=619302
Sitede emegi gecen herkese tesekkurler
http://www.1bilgi.com
Sizleride sitemize bekliyoruz
Nice yillara…
Başka bilgisayardan 10 puan verdim
Yaşa!
Eyvallah!!
[…] olması vs. ayrı konu ve üniversitelerimizin zaten büyük bir aile şirketi olduğunu daha önce de belirttim ama şu olayın konuyla ilgisi var mı? Eleştiri sırası geldiğinde acımadığım malumdur ama […]