Yabancı Dil ve Akademik Camia Üzerine Bir Yorum ve Değerlendirme
FST Temmuz 23rd, 2005
Üniversitelerdeki ahval üzerine yazdığım yazıya gelen bir yorumda yabancı dille ilgili bir tespit yer alıyor. Benim de tesadüf bu konuda geçenlerde başımdan bir iş geçti, aktarayım istiyorum. Yazıya yapılan yorum şu:
Kesinlikle bu kadar gerçek bir yazı hiç okumamıştım. Yazan kişilerin ellerine sağlık. akademik kariyer dışardan çok şaşalı görünen ama içine girdiğinizde “içi boş bir balon” olduğunu göreceğiniz bir yaşamdır. Ayrıca akademik kariyerde yükselmelerde çok enteresandır. Bakarsınız hiç ingilizce konuşamayan insan acaip yüksek puanlar alır ÜDS ve KPDS sınavlarından amauluslararası bir yayını copy paste ile oluşturduğu için bildiriyi gönderir amasunumuna gidemez. Ortak çalıştığı arkadaşı konuşabilir ise onunla takılır ona anlattıtırır puanı ortak alırlar gördükleri ülke de yanlarına kalır. İşte bu kadar.
Yorumda belirtildiği gibi, yabancı dil bilmediği halde uluslararası kongrelere bildiri gönderme ancak bir cahil cesareti örneğidir. Ben yakın zamanda bunlardan birine katıldım ve Türk sosyal bilim akademisyenlerinin manzarai umumiyesi karşısında utancımda yerin dibine girdim, Türkün Türke bildiri sunması esasına göre Türkiye’de yapılan bir kongrede çok tuhaf durumlara şahit oldum. Bir defa 200 kadar tebliğin sadece 15-20 tanesi (çoğunluğu Çek Cumhuriyetinden) yabancılara aitti. Bunlardan sadece 4-5 tanesi fiilen oturumlarda sunuldu. Bir çok oturumda katılımcılar gelmediği için 4 tebliğ yerine 2 veya 3 tebliğ sunuldu. Aslında bildiriler sunulmadı, ekrana yansıtılan slaytlarda yazan şey aynen düz bir metinden okundu.
Birçok doçent, yardımcı doçent isimleri tebliğde yazılı olduğu halde bildirilerini sunmaya gelmemiş, bu işi günah keçisi araştırma görevlilerine havale etmişti. Zavallı araştırma görevlileri ve bir çok yardımcı doçent ile bazı doçentlerin İngilizcesi berbattı. Çoğu kağıttan dahi metni okumaktan aciz kaldılar. Hatta bir tanesi bildiri metninin tamamının “Türkçe telaffuzunu” üşenmeden yazmış öyle sunacakmış. Yemekte bahsetti şok oldum. “Yahu, o zaman ne diye bildiri hazırladın da buraya gönderdin” diye sorduğumda “ne yapalım dekan herkes bildiri hazırlayacak dedi” şeklinde bir cevap aldım. Eğer sunmazsa ceza alacakmış vs. Ben kendisini utandırmamak için oturumuna katılmadım, Allah bilir içeride neler oldu. Zira bir iki oturumda bildiriyi ingilizce okumaya çalışan asistanın yöneltilen soruları anlamadığı için zor duruma düştüğüne şahit olmuştum. Hatta bir iki profesör de berbat ingilizceyele birşeyler söylemeye kalkıp rezil oldular. Hasılı çok garip bir ortamdı.
Neredeyse tamamı Türklerden oluşan bir kongreye “Uluslararası Bilmem Ne Kongresi” adının verilmesi akıl işi midir? Maalesef YÖK sisteminin doçentliğe yükseltme, fakültelerde akademik kadro tahsisi için getirdiği kriterlerde “Uluslararası Kongre Bildirisi” yüksek puanlı bir etkinlik kabul ediliyor. Bizim sahil şehirlerimiz de hemen sen, ben, bizimoğlan üçlüsünden oluşan bir uluslararası kongre tertip ediveriyorlar. Sonra gelsin sunulamayan, içi boş, oradan buradan aşırılmış, hiçbir soruya cevap teşkil etmeyen bildiriler. Üstelik “puan” alalım derken bir sürü insanın rezil olması, kongreden kaçması gibi garabet durumlar da akademik camiaya, hocalara yakışan bir şey midir?
Bu kongrelere katılım da pahalıdır, 200-300 Dolar filan sırf konaklama hariç para ödersiniz. Bir tür ticaret anlayacağınız. Bastır parayı, bildirin ingilizce olarak kitapçıkta yer alsın. Sunmaya da bir asistan yollar, onun adını da alta eklersin, varsın rezilliği o çeksin, sorulan sorulara zavallı bilir bilmez bir şeyler söylesin. Sonra birçok oturumda herkes Türk iken İngilizce konuşamadığı aşikar olan insanları ille de yabancı dilde konuşmaya zorlamanın da manası yok. Zaten herkes Türk, adamı niye zorluyorsunuz? Sonra ortaya garip bir tarzanca diyaloglar büünü çıkıyor.
İngilizce bilmek, yabancı dilde yayın yapmak, tebliğ sunmak çok mu önemlidir? Akademik camiada iseniz elbette öyledir. En azından alanınızda olup bitenleri, dünyayı izleyecek kadar dil bilmek bırakın akademisyeni, normal vatandaş için bile gerekli birşey değil midir ki işi gücü bu olan “hoca” dil bilmesin, olacak şey midir? Yabancı dille eğitim ayrı şeydir, akibetini bile bile akdemik camiaya girip de “efendim ben dil bilmiyorum, bu sınavlar çok zor” demek apayrı bir şey. Sonra madem bu işi seçmişsin, biraz kendini sıkıp, gerekise masraf edip bir yabancı dil öğreneceksin.
Benim tanıdığım ingilizceden gerekli 100 üzerinden 50-60 puanı alamamış bir sürü akademik camia mensubu 10 senedir üniversite içi ayak oyunlarına ayırdıkları zamanın azıcık bir kısmını dil öğrenmeye ayırsalar şimdiye kadar 3-4 batı bir o kadar da doğu dili öğrenirlerdi. Ama İngilizce bilmeye gerek kalmadan akademik camiada yükselmek mümkün olduğu için birçok akademisyen bu işe ilgi göstermemekte, başka terfi yöntemleriyle, ahbap çavuş ilişkileri, rektör ve dekanın adamı olma gibi kriterlerle bu işi yürütmektedirler. Dolayısıyla ingilizce bilme, ciddi akademik yayın yapma vs. boş laftan ibaret kalmaktadır.
Aslına bakarsanız, yabancı dilde yayın yapmak işin şekil tarafıdır. Önemli olan bilimsel olarak anlamlı bir soru sormak ve buna cevap almaktır. İyi bir sorudan yola çıkarsanız hangi dilde yazarsanız yazın yaptığınız bir işe yarar. Yoksa birinci sınıf bir yabancı dergide de bazen manasız, işe yaramaz yayın görebilirsiniz. Özellikle Türkiye’deki durum yurtdışında doktora yapanların o süreçteki bazı araştırmalarını yurda dönünce makale haline getirmelerinden ibarettir. Büyük çoğunluk daha sonra oturup ciddi bir şey yazmaz. Bazı tanıdıklarım yurt dışındaki doktora çalışmalarının rantını yemiş, 6-7 sene hiç dişe dokunur, yeni bir çalışma yapmamışlardır. Çünkü o zamana kadar elde ettikleri puan onların doçent ve profesör olmalarına yeter de artar bile.
Bu işleri çok fazla matematik ve puan hesabına dökerseniz aynı uluslararası bildiri işinde olduğu gibi bir yeraltı ekonomisi oluşturursunuz. Bazı tüccar yabancı dergiler parası karşılığı makalenizi basar siz de bilmem ne endeksinde yayın sahibi olursunuz. Neticede siz hakikaten ilginç bir sonuç elde etmişseniz, hangi dilde yazdığınızın bir önemi yoktur. Ama buradan İngilizce önemsizdir, yabancı yayın yapmak boştur manası çıkmasın. Elbette uluslararası camiaya bir şeyi duyuracaksanız, bir bulgunuzu paylaşcaksanız bu işi Türkçe yapacak haliniz yok.
ÜDS, KPDS gibi sınavlar da İngilizce gramer ve az buçuk tercümeye aşina olanlarca geçilmeyecek bir sınav değildir. Bu iş için yabancı dil hazırlık okumak filan da şart değildir. Türkiye’de doçent olmak için şart 100 üzerinden 65′tir. Bu da yüksek bir not değildir. Üstelik konuşma, dinleme, yazma bölümü olmayan bu sınavlar yabancı dilin sadece imla kurallarına ilişkin yönünü test eder. Gerçek dünyada ise esas olan gramerin yanında dinleme, konuşma ve özellikle akademik camia açısından yazmadır. Çevremdeki sayısız akademisyenin bildiri, makale ve tezlerine 100 kelimelik özeti yazmaktan aciz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu işi para karşılığı yapan biri Türkiye’de ihya olabilir.
Kısaca, belli başlı, kalburüstü bir kaç üniversite (Boğaziçi, Bilkent, Sabancı vs.) hariç tutulursa yorumda bulunan aradaşımızın belirttiği gibi üniversitelerimizdeki garipliklerden biri de bu yabancı dil işidir. Bu konuda sıkıntısı olan akademisyen dostlara mesajım şudur: Bilmemek değil öğrenmemek ayıp, bakın gavurun çöpçüü bile konuşuyor, biz mi halledemeyeceğiz. Öyle değil mi?