Archive for Temmuz 29th, 2005

“Bu Çocukların Anası Babası Yok mu?”

FST Temmuz 29th, 2005

Memleketin durumuna bakın. Gece kulüplerinde, barlarda, eğlenenlerin yaşı gün geçtikçe düşüyormuş. Yandaki resim de sözde eğlenen çocukları gösteriyor. Şimdi ben çıkıp “yahu bu ne edepsizliktir, hiç mi utanma, terbiye kalmadı vs.” desem derhal tepki alırım. Ayyaşlığı, çıplaklığı, edepsizliği modernlik zanneden güruh ne gericiliğimi, ne de yobazlığımı bırakır. Bazı liberal dostlar da “canım hürriyet var” diyebilirler. Allahtan eleştiri öyle bir yerden gelmiş ki, modern çağdaş çevrenin gıkının dahi çıkması mümkün değil. Medyaya yansıdığına göre Bodrum’da sahneye çıkan Fatih Ürek ile Arto gördükleri manzaraya dayanamayıp isyan etmişler. Fatih Ürek “14-16 yaşındaki çocukların ellerinden ne sigara düşüyor, ne de içki kadehi. Kendi kendime soruyorum, ‘Bu çocukların aileleri yok mu’ diye…” şikayet ederken Arto “Gece hayatında gördüklerim gidişatın hiç de iyi olmadığını gösteriyor” diyor.

Eh, Arto ile Fatih Ürek dahi gençliğin gidişatından dehşete kapılmışsa işimiz bitik demektir. Yine de kendilerine teşekkür ederim. Aynen Vahidettin meselesinde senelerdir söylenen ama “gerici lafı” diye kulak ardı edilen iddiaların Ecevit tarafından seslendirilince ortalığın toz duman olması ama sonuçta fevkalade yapıcı bir neticenin elde edilmesi gibi, gençlerin felaket durumunun eğlence dünyasının bu iki sıradışı mensubunca dile getirilmesi de hayırlı olabilir diye düşünüyorum. Ana-babalarına gelince, muhtemelen bir başka eğlence yerinde vakit geçiren ebeveynin çocukları için bırakın endişelenmeyi, çağdaşlık adına gurur duyduğunu bile düşünebiliriz.

Şu manzara “aaa, ne modern, gençler çılgınca eğlenip stres atıyor, işte çağdaş Türkiye bu” diye geçiştirilebilecek bir şey değildir. Bu arada, evet özellikle bu konuda fevkalade gerici ve yobazımdır. Kimsenin işine karışmam, isteyen istediğini yapsın ama bu düşüncem asla o işi tasvip ettiğim anlamına gelmez. Çevremde de sürekli şahit olduğum bu tür manzaralardan da hiç hoşnut değilim. Bir alamete binmişiz, nereye gittiğimiz belli değil…

Antep Uçağının Adana’da işi ne? Teoriler…

FST Temmuz 29th, 2005

THY’nin Gaziantep’ten kalkması gereken uçağı iptal edilmiş. Antepte bekleyen yolcular ortada kalmış, bir otobüse doldurulup Adana’ya götürülmüşler. Ortada ne bir muhatap, ne bir açıklama yapan varmış. Sadece “Adana’ya gidilecek, git” emri verilmiş. Haber sitesinde bir sürü vatandaş şikayeti var. Bir de habere yapılan yorumlara baktım. Bir tanesi “THY’yi özelleştirebilmek için bilerek uçağı Adana’ya indirip tepki toplamaya çalışıyorlar, uyanık olalım” demiş. Çoğunluk ise THY’nin memurlarının aymazlığına vermişler, “satın kurtulalım beladan” diyorlar. Bir ikisi de işi gırgıra vurup “Pilotun alkol kontrolü yapılsın, Antep yerine Adana’ya yanlışlıkla inmiş olmasın” veya “Dolmuş seferi yapıyor, Adana’dan bir ördek kapmak istemiştir” diyor. Benzer bir durumu ben de yaşamıştım. Sis sebebiyle uçağımın iptal olduğunu kalkıştan bir kaç saat önce öğrendiğimde “kusura bakmayın telefonunuz bizde yoktu” gibi bir şey söylemişlerdi. Antep-Adana hattındaki durum “THY özelleştirmesinin bahanesinden” ziyade biraz aymazlık kokuyor gibi geldi bana.

Makineler Sökülüyor, SEKA İşçileri Nerede?

FST Temmuz 29th, 2005

Bugün bir haber gördüm, SEKA’nın makineleri parça parça ihaleyle satılıyormuş. Anlaşıldığı kadarıyla pek rağbet yok. Daha önce iki ihale açılmış ama makinelere talipli çıkmamış. Son ihalede sadece bir makineye Suriyeli bir firma teklif vermiş ve malı sırtlayıp gitmiş. Ne garip durum. Geçtiğimiz aylarda “SEKA’yı kapattırmayız, sattırmayız, bırakın özelleştirmeyin en güzel şekilde işletiriz, milli servettir” vaveylası vardı hatırlarsanız. SEKA İşçileri bebeklerini kucaklarına alıp zorla ağlatarak duygu sömürüsü yapıyor, peşkeş edebiyatı gırla gidiyordu. Bir sürü ODTÜ’lü, SBF’li marksist genç de “yaşasın SEKA direnişimiz” gibi sloganlarla nostalji yaşıyor, işçilere destek oluyordu. Sonra ne oldu, ne bitti bilinmez, bütün SEKA işçileri İzmit belediyesine 1.2 Milyar minimum maaş garantisiyle işçi yazılınca ortalık sütliman oldu. Ne “SEKA satılamaz” diyen kaldı, ne de “biz burayı işletiriz” diyen.

Demek ki hepsi yalanmış, madem öyle bir alay küzumsuz laf edeceğinize, “kardeşim bizim SEKA ile filan bir derdimiz yok, ister satın ister kapatın, yeterki paramızı ödeyin” deseydiniz ya? Sendika ağalarıyla tüm toplumu budalama yerine koyan eski SEKA yeni belediye işçilerine sesleniyorum. Bakın “Milli Servetimiz” stratejik kağıt fabrikasının bir makinesini (hem de) Suriyelilere satmışlar. Alsa diğerlerini de satacaklarmış ama müşteri bulamamışlar. Neredesiniz, gidiyor, peşkeş çekiliyor makineler. Sinan Aygün bey, işçi ve komünist gençlerden ümit yok bari siz kulak verin feryadıma…

“Ortaya çıkan sonuç son derece takdire şayandır”

FST Temmuz 29th, 2005

Üniversitelerarası kurul İzmir’de toplanmış, YÖK başkanı Teziç, üniversitelerimizin iyiye gittiği müjdesini vermiş. Bir yıldır sürdürdüğü ÜAK başkanlığını devreden Mimarsinan Üniversitesi rektörü Prof. İsmet Vildan Alptekin de genel bir değerlendirme yaparak “ilk 500 arasında neden Türkler yok” diye soranlara cevap vermiş. İşte bazı bölümler:

[…] Bütün olanaksızlıklara, engellemelere, üniversite öğretim elemanlarının açlık sınırında maaşla çalışmasına rağmen bugün ortaya çıkan sonuç son derece takdire şayandır […] Amaç üniversitelerin çağdaş, laik, cumhuriyet ilkelerine bağlı yapılarını bozmak ve onları bir şekilde ele geçirmektir […] Türban ve türban konusu çözülmüştür. Türban takmaya zorlanan genç neslin psikolojik, sosyal sorunları ele alınması gereken konudur. 12. asırda Avrupa’da önce papaz, sonra bir meslek sahibi olunuyordu. Şimdi Türkiye’de öyle bir durum ortaya konuyor ki İmam Hatip mezunu olmadan sanki üniversiteye girilmez […]

Açlık sınırındaki akademisyenler belki üniversiteleri ilk 500′e sokamıyor ama çağdaş laik, cumhuriyeti ele geçirmek isteyenlere karşı cansiperane savaşıyorlar demek. Oh, artık rahat uyuyabiliriz. Silahlı kuvvetlerin de yükünü azaltıyor akademik camiamız. Yalnız, “papazlıkla meslek sahibi olma ve imam hatip mezunu olmadan üniversiteye girilememe” şeklindeki debreli Hasan yorumunu pek “takdire şayan” bulmadım. Unutmadan, bizim haberimiz yokken türban sorununu çözen Prof. Alptekin Türk Üniversitelerinin dünya üniversiteleri platformunda oldukça üst seviyelerde yer aldığını, bir takım siyasi amaçlı konuşmaların gerçeği yansıtmadığını da ilave etmiş. Herhalde rektörle ben ayrı boyutlarda yaşıyoruz. Öyle ya, ülkede türban sorunu çözülmüş, Üniversitelerimiz dünya klasmanında üst sıralarda vs. Hangimizin rüya aleminde yaşadığına artık siz karar verin.

Bekir Coşkun’un DÖT’ü

FST Temmuz 29th, 2005

Hürriyet yazarı Bekir Coşkun en büyük 500 sanayi kuruluşunun 158 tanesinin yabancı olması vesilesiyle bugün Türk sanayisi üzerine derin bir analiz yapmış. Hür Özel Teşebbüs (HÖT) ile Dış Özel Teşebbüs (DÖT) kavramları çerçevesinde özelleştirme, yabancı sermaye gibi konularda aydınlatıcı bilgiler veriyor. Yazısını da yabancı sermayeyle ilgili şu cümlelerle bitiriyor:”Peki yakında tüm büyük ulusal varlıklar yabancı sermayenin eline geçerse ne yapacaksınız?.. Nasıl kalkarsınız DÖT’ün altından?..” Bekir Coşkun’un DÖT’ünü merak edenler yazıyı okusun.

Kapat
E-posta ile paylaş