Ağustos 2005 ArÅŸivi

Engin Ardıç Aç Kalmaz

FST 31 Ağustos 2005

Engin Ardıç bugün “Atatürkçülük Öküzlük DeÄŸildir” baÅŸlıklı yazısında kendisiyle ilgili bir deÄŸerlendirme yapmış. Okumanızı öneririm. Benim dikkatimi çeken Engin Ardıç’ın ÅŸu cümleleri oldu:

[…] Benim bir Türk olarak, bir vatandaÅŸ olarak, bir gazeteci olarak, bir yazar olarak, bir aydın olarak görevlerimden biri de, Atatürkçülük adına yapılan yanlışları eleÅŸtirmektir. İşim de budur, bana bunun için para verirler. […] Ne kadar üçüncü sınıf çapsız ve yeteneksiz varsa (hemen her alanda), bugüne kadar çoÄŸunlukla olduÄŸu gibi, kendi yetersizliÄŸine, kendi sefilliÄŸine Atatürkçülük kavramını kılıf olarak kullanmaya çalışıyor. […] Çok kötü romanlar yazılıyor örneÄŸin… Bunları yazanlar, sırf ideoloji uÄŸruna göklere çıkarılıyorlar […] Hödüklere laf anlatmaya çalışmaktan hem yoruldum hem sıkıldım.

Engin Bey adına sevindim. Bizdeki neo-Kemalist harekete baktıkça “Atatürkçülük adına yapılan yanlışları eleÅŸtirerek para kazanan” biri olarak ekmeÄŸinin hiç kesilmeyeceÄŸini, Allah gecinden versin, ölene kadar müreffeh bir hayat yaÅŸayacağını garanti edebilirim. İzlenimler sitesinin bekası da önce aynı kesim, sonra Süleyman Demirel’e baÄŸlıdır. Hernekadar bizim hizmetimiz Engin Ardıç gibi para karşılığı deÄŸil meccanen olsa da, bu sitenin de malzeme kıtlığı çekmeyeceÄŸini herhalde takdir edersiniz.

Popularity: 9% [?]

Yüksek Tansiyonlu Toplum

FST 29 Ağustos 2005

Veysel AratlıoÄŸlu eski TKP yöneticilerinden Nabi YaÄŸcı’nın bugünkü Referans gazetesindeki “Efendim, Liberalim mi dediniz” baÅŸlıklı yazısına dikkatimi çekti. Nabi YaÄŸcı, Türkiye’de bir türlü kendi içinde geliÅŸemeyen eleÅŸtiri kültüründen ve “deÄŸiÅŸmeye karşı inanılmaz dirençten” sözediyor. Yazısının son bölümündeki ÅŸu ifadeler de bence yerinde:

[…] Åžunu sormalıyız: düşünce, fikirler bizde neden deÄŸiÅŸtirici bir rol oynamıyor yada etkili biçimde deÄŸiÅŸtirici olamıyor? Bu sorunun yanıtlarını bulduÄŸumuzda bizde neden marksist, marksist olamıyor; liberal liberal olamıyor; sosyal demokrat sosyal demokrat olamıyor; demokrat demokrat, aydın aydın, asker asker , sivil sivil olamıyor; vatandaÅŸ vatandaÅŸ olamıyor sorusunun yanıtlarına da yaklaÅŸmış olacağız.

Nabi YaÄŸcı’nın daha önce Radikal gazetesinde NeÅŸe Düzel’e verdiÄŸi bir mülakatta da ilginç noktalar var. Türkiye’deki katı devletçi yapı ve bu çerçevede saÄŸ ile solun farksızlığını çok güzel tespit ediyor Nabi Bey.

[…] Çünkü henüz büyüyememiÅŸ bir toplum bu. Bu ülkedeki rejim bir ‘vesayet rejimi’dir. Bir ailede baba nasıl bir otorite kuruyorsa, bizde de devlet toplum üzerinde benzer bir otorite kuruyor ve toplum hep çocuk kalıyor, kiÅŸiliÄŸi geliÅŸemiyor. Bu bakımdan bizdeki rejim ‘babalar rejimi’dir. Bir korku rejimidir. Mafya babalarından politik babalara kadar uzanan bir babalar rejimidir. Bunun da iki sorumlusu vardır. Biri devlet katındakiler, yani yönetici elit. DiÄŸeri aydınlar yani toplumsal elit. Toplumun niye hâlâ kısa pantolonla dolaÅŸtığı konusunda bu iki odak sorgulanmalıdır.

Nabi Bey’in yazısını okumamızı öneren Veysel AratlıoÄŸlu, konuyla ilgili “Türkiye’de kavga fikirlerin farklılaÅŸmasından deÄŸil farklılaÅŸamamasından kaynaklanmaktadır” mealinde İsmail Cem’in de bir sözünü hatırlattı. Hakikaten ne kadar tek tip, eleÅŸtiri özürlü, anlamamaya azimli, dar görüşlü bir toplumuz. Sanki herÅŸey ilelebet ak ya da kara olmak zorunda, herkes aynı kanaati paylaÅŸmak durumunda. Millet eften püften fikir ayrılıkları sebebiyle birbirini gırtlaklamaya hazır bekliyor. Eski TKP liderinin açıklamalarını sırf bu açıdan bile dikkate deÄŸer buluyorum. KeÅŸke her görüşten sabit fikirli, algılama inatçısı kanaat önderlerimiz de ara sıra bir muhasebe yapıp “ne oluyoruz” sorusuna cevap arasalar. Bu arada Engin Ardıç’ın bugün yazdığı “FaÅŸist Kime Derler” yazıda da bu kapsamda isabetli yerler var.

[…] FaÅŸist, gerçekleri görmez ve görmek istemez. Burnuna belge de soksan yoksayar. Çünkü kendisi ‘Hüda-yı nabit’tir, asla yanılmaz. HerÅŸeyi o bilir. DoÄŸru, onun doÄŸru dediÄŸi ÅŸeydir. BaÅŸka doÄŸru yoktur ve olamaz. Kendince bir ‘devletini koruma’ güdüsü edinir ve bu amaçla suç iÅŸlemekten de hiç gocunmaz.

Okumanızı öneririm.

Popularity: 9% [?]

Kararsız Ulusalcılar-III: Babil Kulesi

FST 28 Ağustos 2005

Ulusalcıların Afyon “çıkarması” ile ilgili detaylı bilgiler medyaya yansıdıkça, söz konusu oluÅŸumun pek uzun ömürlü olmayacağı yönünde bir kanaat oluÅŸtu bende. Gazetedeki haberleri okuyunca kendilerini ulusalcı olarak tanımlayanların ortak bir nokta bulmakta zorlandıkları, eften püften ÅŸeylerde hemen birbirlerine girip kavga etmeye baÅŸladıkları izlenimi edindim. Belki de Kemalist Milliyetçilik ortak paydasında buluÅŸan Ulusalcıların sol kanadının eski komünist eylemciler, saÄŸ kanadının da eski ülkücü eylemciler olması kavgacılığı da bir ölçüde açıklar, bilemiyorum. Herneyse, evvelki gün YaÅŸar Nuri Öztürk’ün çıkışıyla hareketlenen Ulusalcı İttifak (bazları ittifak lafını beÄŸenmeyip “birlik” demeyi tercih ediyormuÅŸ) dün de UludaÄŸ Üniversitesi Rektörünün “Atatürk’ün her zaman Batı medeniyetine karşı olduÄŸunu” söylemesiyle birbirine girmiÅŸ.

UludaÄŸ Üniversitesi rektörünü bu siteyi izleyenler hatırlar, öğrencilerin hazırladığı bir yıllıktaki ifadeler için çocukları savcılığa sevk etmekten bahsediyordu. “Toplatılan Yıllıklar ve Haylazlar Savcılığa” baÅŸlıklı yazıda sayın rektörün “ödünsüz” bir Kemalist olduÄŸunu görüp takdir etmiÅŸtik. Ancak o zamanlar rektörü destekleyen Atatürkçü Düşünce DerneÄŸi yöneticileri, rektörün Afyon’daki konuÅŸmasını pek beÄŸenmemiÅŸ ve “bilsek çağırmazdık” mealinde ÅŸikayetlenmelerde bulunmuÅŸ. Habere göre rektör konuÅŸmasını tepkiler üzerine yarıda bırakmak zorunda kalmış. Ulusalcılar arasındaki bir baÅŸka tartışmada da, Habertürk’te program yapan Erol Mütercimler MHP’nin kurultayda gülünç duruma düştüğünü söyleyince YeniçaÄŸ yazarı Necdet Sevinç kendisine tepki göstermesiyle yaÅŸanmış. Bir sürü detaya haberden ulaÅŸabilirsiniz.

Öncelikle sayın rektöre beni aydınlattığı için teÅŸekkür ederim. Bilim adamı olduÄŸuna göre, sözüne inanmamız çaÄŸdaÅŸlık dini akaidine göre farz-ı ayndır. Bu zamana kadar yanlış biliyormuÅŸum, Atatürk “her zaman” batı medeniyetine karşı idiyse, çaÄŸdaÅŸ uygarlık yolu olarak Hint Felsefesi, Zerdüşt Dini veya İslamı gösteriyordu zahir. Devrimleri de Fransa’dan deÄŸil bire bir Çin’den esinlenerek yapmış olmalı. Atatürkçü Düşünce derneÄŸi de çaÄŸdaÅŸ bir profesörün “bilimsel” tespitine karşı çıkarak hata etmiÅŸ. Tövbe ederek bilimsel imanlarını yenilemelerini öneririm.

Anlaşıldığı kadarıyla bu ulusalcılar bayağı kararsız bir kitle. 72 milletten adamı barındıran Babil Kulesi gibi de karmaşık. İslamcı YaÅŸar Nuri Öztürk, Ortanın çok sağından milliyetçi Necdet Sevinç, Ortanın sağından YaÅŸar Okuyan, Muhafazakar Sadettin Tantan, Ortanın Solundan Zeki Sezer, Ortanın bayağı solundan DoÄŸu Perinçek, esnaftan Sinan Aygün, eski devlet reislerinden Rauf DenktaÅŸ, ne demek istediklerini anlamadığım bir sürü akademisyen, gazeteci, sendikacı ve emekli bürokratı dikkate alırsanız yelpazenin hayli geniÅŸ olduÄŸunu düşünebiliriz. Ortak noktaları vatanı sattırmama prensibiyle kendileri dışında herkesi hain ilan etme olan, son zamandaki kutsal metinleri “Åžu Çılgın Türkler” olarak tespit edilen (Nutuk neden gözden düştü bilmiyorum) Ulusalcıların çabalarını hayranlık ve takdirle izlemekle beraber, son zamanlarda bazı endiÅŸeler taşıdığımı da belirtmek isterim.

Evet, 72 eÄŸilimi birleÅŸtirmeye kalkan bir oluÅŸumun içinde çatlak ses elbette olacaktır denebilir ama buradan çatlak olmayan ses neredeyse çıkmıyor ki birader. GeniÅŸ kitleleri kucaklaması gereken bu güzide oluÅŸumun zırt pırt, olur olmaz meselelerle birbirine girmesi ülkeyi satmaya çalışan hainlerin baget ekmeÄŸine halis köy tereyağı sürmüyor mu? Üstüne bir de karşıt görüş sahibi Soros’un uÅŸakları, ikinci cumhuriyetçiler, saÄŸ ve sol liberaller, ılımlı dinciler gibi kitleleri durduk yerde kendilerine güldürüp rezil oluyorlar, bizler de saÄŸa sola mahcup oluyoruz. Son zamanlarda başımız dik gezemiyoruz. İtiÅŸip kakışmayı bıraksınlar. Yoksa Erdemir’de sendikanın ekmeÄŸi kesilecek, pardon, vatan elden gidecek dımdızlak kalacağız ortada, haberleri olsun.

Bu arada, Ulusalcı Türkiye ittifakının (birliği mi diyelim) Afyon programına linkten ulaşbilirsiniz, arzu eden, yolu düşen katılabilir.

Popularity: 10% [?]

Müjde: Okey Salonları ve kahvehaneler Kapatılmıyor

FST 27 Ağustos 2005

Bize ne demeyin, dün Milli EÄŸitim bakanı müjdeli(!) haberi verdi: Öğretmenevleri kapatılmıyormuÅŸ. Bugün de Gazi Üniversitesi İletiÅŸim Fakültesi Öğretim Üyesi Sosyal Bilimci Prof. Dr. Naci Bostancı’nın öğretmenlerle ilgili bir araÅŸtırmasının sonuçlarına rastladım. Hoca öğretmenlerle ilgili çarpıcı ÅŸeyler bulmuÅŸ. Gerçi bulduklarının çoÄŸu için araÅŸtırmaya gerek yoktu, zaten aÅŸikar ÅŸeyler. Öğretmenler kitap okumuyor, öğretmenevlerinde okey oynanıyor türünden bulgular. İsteyen bulunduÄŸu il, ilçedeki öğremenevi denen ikinci sınıf otel bozması yerlere ibretlik bir ziyaret yapsın. Sigara dumanı altında çeÅŸitli kahve oyunları oynanan, öğretmenler ve diÄŸer memurların gelip gevezelik yaptığı, maç izlediÄŸi, vakit öldürdüğü düğün salonu olarak da kullanılan yerler. Buraları aynı zamanda baÅŸka yerlerden gelen öğretmenlere ucuz otel hizmeti de verir.

“Üç kuruÅŸ maaÅŸları var, varsın ucuz çay içip konaklasınlar” demeyin. İlle de bunu düşünüyorsa devlet heryerde devasa binaların bakımıyla uÄŸraşıp, bir sürü lüzumsuz adam çalıştıracağına onları başından atsın, tasarruf edeceÄŸi paranın bir kısmını öğretmenin cebine koysun. Öğretmen artık otele mi gider, bir akrabasında mı kalır, yoksa bir yere gitmez parayı yer mi kendi bileceÄŸi iÅŸtir. Sonra bir sürü sendika öğretmenlerden para kesiyor. Öğretmenler gitsin bunlardan sorsunlar “sosyal tesis” imkanlarını. Üniversitelerin, askerlerin, yargının, karayollarının, köy hizmetlerinin, polislerin “sosyal tesis” savurganlığı artık bitmelidir. Tabii ben dedim diye bir ÅŸeyin biteceÄŸi filan yok da, lafın geliÅŸi öyle diyorum.

Popularity: 14% [?]

Karasız Ulusalcılar-II: Çatlak Büyüyor mu?

FST 27 Ağustos 2005

Ulusalcı hareketin geçen ay birleÅŸmek üzere toplanıp dağılma kararı vermesiyle ilgili yazdığım “Kararsız Ulusalcılar” yazısını hatırlayan çıkacaktır. Orada bir sürü emekli üst düzey memurla, baÅŸarısız siyasetçinin emekliliklerinde tavuk besleme yerine “ulusal hareket” oluÅŸturma çabasının anlamsızlığını vurgulamaya çalışmıştım. Nitekim “Emekliler Hareketi” beni yanlış çıkarmamak üzere and içmiÅŸ gibi gene birlik mesajı vermek üzere bir araya gelip kavga etmiÅŸler.

Önce Lozan’da bir araya gelen, toplanan parayla meyve suyu mu içildiÄŸi, paranın DoÄŸu Perinçek tarafından iç mi edildiÄŸi, Perinçek’in Lozan karşıtı iken neden fikrinden döndüğü gibi tartışmalarla gündemi iÅŸgal eden ulusalcılar, Zafer bayramı öncesi Afyon Kocatepe’de yeniden buluÅŸmuÅŸlar. Rauf DenktaÅŸ’ın da katılıp “büyük ilgi gördüğü” toplantı Türkiye İttifakı olarak adlandırılıyor. Ancak törende yapılan konuÅŸmalar sonunda ulusalcı ittifak gene bir yerden çatlamış. Atatürkçü Düşünce DerneÄŸi baÅŸkanlığındaki orgnizasyonda iÅŸler YaÅŸar Nuri Hoca konuÅŸana kadar iyi gidiyormuÅŸ. Hoca mikrofonu alınca laf arasında ÅŸunları da söylemiÅŸ:

“Bir Vahdettin’i övme çığırı açtılar durup dururken. 45 milyon çiftçi açlık sınırında kıvranırken biz durmuş Vahdettin’i aklama operasyonu yapıyoruz. Bir yerlerden düğmeye basıldı. Bu, Kurtuluş Savaşı’nı kirletme operasyonunun bir parçasıdır. Yedi düvel her taraftan Atatürk’ten vazgeçin naraları atarken şimdi Kurtuluş Savaşı’nı rencide edecek şekilde ‘Vahdettin meddahlığı’ yapmanın âlemi nedir?�?

Elbette bu sözler DSP’lilerin hiç hoÅŸuna gitmemiÅŸ. Haberde “bıraksanız 40 saat konuÅŸur, yeter in” diye tepki gösterildiÄŸi yazıyor hocaya. Daha sora mikrofonu Hür Parti Genel BaÅŸkanı YaÅŸar Okuyan almış ve ÅŸunları söylemiÅŸ:

“OturduÄŸum yerden Mustafa Kemal’i (Kocatepe’deki heykeli) gözledim. Bir bakın ona. Düşünceli; ama emin. Yarından sonra olacaklardan emin. Ama biz burada konuÅŸurken o düşüncesini daha da fazlalaÅŸtırdı gibi geliyor bana. […] EÄŸer bizler, hâlâ dar siyasi davranışla hazır ortam bulduk deyip birbirimizi gücendirecek, kıracak noktaya gelirsek Türkiye’ye yazık ederiz.�?

DoÄŸrusu Okuyan’ın sözlerini pek beÄŸendim, Ata’nın Kocatepe’deki heykelini yorumlarken “geleceÄŸi düşünüyor belli, ama bizim halimizi görünce daha da bir düşünceye dalmış gördüm” mealindeki cümlesi tam isabet olmuÅŸ. Ulusalcıların (neleri ulusalcıysa artık) hali Atanın sadece heykelini düşündürtmüyor, kabrinde de kemiklerini sızlatıyordur. Kendilerine tavsiyem çaÄŸdaÅŸ dünyanın 1920′li, 30′lu yıllarda yaÅŸamadığını, 10. Yılın artık bittiÄŸini idrak edip 100. yıla yönelmeleri, gerici yobazlığı bırakmalarıdır. Özellikle İslamı çaÄŸdaÅŸ bir ÅŸekilde yorumlamaya çalışan YaÅŸar Nuri Hocaya bu gerici, hurafeci kitle içinde yer almak yakışmıyor. Haberi olsun.

Popularity: 8% [?]

“BaÅŸarısız Ülkeler” Paneli

FST 26 Ağustos 2005

Bu siteyi ayakta tutan birkaç unsurdan birinin, sacayağının 9. Senfoni ile Türkiye’nin çaÄŸdaÅŸlığa taşınacağı kanaatindeki 9. CumhurbaÅŸkanı Süleyman Demirel olduÄŸunu izleyenler bilecektir. Müşteri velinimetimizdir mantığıyla kendisine fazla yüklenmek istemiyorum ama gözüme takılıveriyor iÅŸte.

Efendim, Bilgi Üniversitesinin düzenlediÄŸi 1. Dünya Uluslararası AraÅŸtırmalar Konferansında “BaÅŸarısız Devletler” baÅŸlıklı bir oturum da yer alıyormuÅŸ. Tahmin edin bakalım “BaÅŸarısız Devletler” konusunda uzman olarak konuÅŸanlardan biri kim: Elbette Süleyman Bey. MüthiÅŸ tespitler de yapmış konuÅŸmada. Mesela ÅŸuna ne dersiniz: “Herkes devletin idaredeki baÅŸarısızlığının çok ciddi neticeler doÄŸurduÄŸunda mutabık”. Hay Allah, hiç aklımıza gelmezdi, ne feraset. 2+2=4 türünden “fevkalade” önemli bulgular da var konuÅŸmanın devamında.

Öte yandan bir sürü darbeyle muhatap olup namluyu görünce ortadan kaybolan, 28 Åžubatta ise fiilen baÅŸkomutan sıfatıyla darbeyi yürüten hazret askerlerle ilgili de “Batı ölçülerine göre demokrasinin, silahlı kuvvetlerin sivil idarenin kontrolünde olduÄŸu rejim olarak tarif edildiÄŸini” ifade ederek “silahlı gücün meÅŸru siyasi otoriteye itaati ve direktifinde görev yapmasının, devlet kurumunun en önemli sorunlarından biri olduÄŸunu” buyurmuÅŸ. KonuÅŸmasının devamında da “darbe yapılmasa iyi olur ama yapılmışsa da bir an önce sivillere devredilsin” türünden çevir kazı yanmasın edebiyatları var.

Neyse, bunlarla kafanızı ÅŸiÅŸirmeyeyim. “BaÅŸarısız Ülkeler” konusunda mevcut en iyi uzmanı bulup konuÅŸma yaptırdığı için Bilgi Üniversitesindeki paneli tertip edenleri kutlarım. Yarım asırlık tecrübe, öyle ya.

Popularity: 10% [?]

Bir Tartışma ve Mülkiyet Meselesi

FST 26 Ağustos 2005

Derinsular sitesinde “Korsan Kitaba” karşı çıkan ve kendisini Marksist olarak niteleyen kiÅŸilerin çeliÅŸkisi ile ilgili bir yazı var. Yazıda Marks’ın yanında ünlü anarÅŸist Proudhon’un da bir vesileyle adı geçince yazıya yer yer sertleÅŸen ama genelde belli bir düzeyi muhafaza eden yorumlar yapılmış, bunlara cevaplar verilmiÅŸ. Ben de bir zamanlar liberter teoriye ilgi duymuÅŸ, radikal liberteryenlere muhabbeti olan, sol anarÅŸistleri de yabana atmayan biri olarak bu yazıları istifade ederek okudum. AnarÅŸizm -Türkiye’de tamamen yanlış anlamda ve “gominis, anarÅŸik” gibi tuhaf söyleyiÅŸlerle kullanılması bir yana- merkezi otoriteden bunalanlara her zaman “acaba” sorularıyla birlikte bir sığınma alanı saÄŸlamıştır. Arzu edenler mülkiyeti benimseyen ve benimsemeyen türleriyle anarÅŸistlerle ilgili detaylı bilgiyi internetten kolaylıkla ve bolca bulabilirler. Türkçe sol anarÅŸizmle ilgili derli toplu bilgi için İnan Keser’in Liberter Teori adlı küçük ama okuması kolay kitabını önerebilirim. Lenin’in Devlet ve Devrim adlı kitabında da AnarÅŸistlerle Polemik diye bir bölüm var. İbn Haldun’un Mukaddimesinde de AnarÅŸist görüşler savunup merkezi otorite olmadan da başımızın çaresine bakarız diyen ve görüşlerini son derece makul gerekçelere dayandıran bazı Mutezili gruplardan bahdsedildiÄŸini okumuÅŸtum. Anarko Kapitalistlerle ilgili İletiÅŸimden bir kitabın çıktığını hatırlıyorum. Atilla Yayla’nın Liberalizm‘inde de bir bölüm olması lazım. Vakti ve merakı olanlar okuyabilir. (Elbette, laf arasında Kropotkin, Bakunin, Marx, Rothbard gibi isimlerin zikredilmesinin saÄŸlayacağı etkileyici “vay, herif neler biliyor” bakışları altında oluÅŸacak “entel” görüntü kazancını saymıyorum. )

Yalnız, yorumların birinde, Veysel Aratlıoğlu bu tür tartışmaların, özellikle mülkiyet meselesinin ileri kapitalist ülkelerdekine benzer şekilde yapılmasının manasızlığına atfen, tartışmacıları fildişi kuleden yeryüzüne çağırarak şöyle diyor:

Mülkiyet sorununu, az gelişmişliğin barbarlığının hüküm sürdüğü bir ülkede (e.g. Türkiye) ileri kapitalist ülkelerde tartışıldığı gibi tartışmak, özgün düşünme özürlüsü olmaktır. Az gelişmişliğin barbarlığının hüküm sürdüğü ülkelerde çoğu özel mülkiyet müdafiinin yaptığı şey ekonomik milliyetçilik adına görmezden gelinen soygun ve vurgunları kutsamaktan ibarettir. Hal böyle olunca da usandırıcı sağ-sol tartışmaları kısır döngüye dönmekte, bir sonuç vermemektedir.

Muhterem tartışmacılar: azgeliÅŸmiÅŸliÄŸin barbarlığı olgusunun idraki içinde olun, lütfennn! AzgeliÅŸmiÅŸliÄŸin barbarlığının hüküm sürdüğü Japonya’da aristokratların toprak mülkiyeti tapuları bizzat Amerikan iÅŸgal ordusu komutanı tarafından caaart-caaart yırtılıp tarihin çöp tenekesine atılmıştır. BilmiÅŸ olun.

Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu

Kendisinin özel mülkiyet ve yoksullukla ilgili daha detaylı açıklamaları olursa burada yer vermek isterim.

Not: Derinsular sitesindeki yazı aslında büyük ölçüde farklı bir konuda ancak yorumların ekseni “Korsan Kitap” meselesinden tamamen sapmış, Marksizm, AnarÅŸizm, Mülkiyet alanına kaymış. Dolayısıyla kendisinin aslında yeryüzündeki fiili bir konuya temas ettiÄŸini belirtmeyi gerekli görüyorum. Haksızlık olmasın.

Popularity: 10% [?]

“Emlak Bankasında Müdürdüm”

FST 22 Ağustos 2005

Malum ünlü tarihçi profesörlerimizden İlber Ortaylı kısa süre önce Topkapı Sarayına müdür tayin edilmiÅŸti. AkÅŸam gazetesinde İsmail Küçükkaya hoca ile görüşmüş, anlattığı bazı olaylar hakikaten ilginç. Mesela geçenlerde ziyarete gelen Milano belediye baÅŸkanıyla kapıdaki bekçi kız İtalyanca konuÅŸmuÅŸlar. Kızın lisanı son derece akıcıymış. Hoca da ÅŸaşırıp “yahu İngilizce dahi bilmeyen bir sürü müdür, İtalyancayı ÅŸakıyan bekçi, bu nasıl iÅŸtir” diyesiymiÅŸ. Yine, İlber hoca atandıktan sonra personelle tanışırken beyefendi biri “ben Emlak Bankasında müdürdüm, banka kapanınca Topkapı Sarayına atandım” demiÅŸ. Hoca bir de Topkapı Sarayına dadanan 3 çingene kızdan bahsediyor. Zırt pırt Saraya gelen çocuklar hırsızlıktan yakalanıp yaÅŸlarının küçüklüğü sebebiyle serbest bırakılıyorlarmış.

Mülakatı köşesine taşıyan Küçükkaya “liyakat deÄŸil sadakat esasına göre atama” yapıldığını söylüyor, evet, isabet etmiÅŸ. Ancak yazının sonunda “[…] galiba akademisyenleri ve sıra dışı insanları bazen böyle kamu görevlerine getirmek gerekiyor. En azından bir baÅŸka gözle olup bitenleri fark edebiliriz.” demiÅŸ ki, bence burada yanılıyor. Kamuda üst kademe yöneticiliÄŸe getirilen profesörün “baÅŸka gözle olup biteni fark etmesi” diye bir ÅŸey olmadığı gibi, fark etse de zaten yapacağı ÅŸey de yoktur. İlber Ortaylı fark etmiÅŸ de ne olacak, bekçi kızı alıp müdür, herhangi bir torpili sebebiyle idareci yapılmış müdürü bekçi yapacak hali yok ya. Dolayısıyla bunlar boÅŸa temenniden ibarettir.

Yalnız, Emlak Bankası müdürü için İlber Bey niye ÅŸaşırmış, hayret. Sarayın hazine bölümünde istihdam edecek birini buldum diye sevinmesi gerekirdi. Böylece yabancılara akıcı bir İtalyancayla “bakın, sarayın hazine dairesi için koca bir banka müdürü istihdam ediyoruz” ÅŸeklinde hava da atılabilir. Bu fikrimin deÄŸerlendirilmesi dileÄŸiyle, İtalyanca bilen bekçiye, dil bilmez torpilli müdürlere, Topkapı Sarayına tayin edilen banka müdürüne, üç çingene kıza ve ÅŸahıslarında yüce Türk kamu bürokrasisine, bize saÄŸladıkları mizah malzemesinden dolayı teÅŸekkür eder hayırlı mesailer dilerim.

Popularity: 9% [?]

İmamın Laptopu

FST 21 Ağustos 2005

Malatya’da cemaate vaaz esnasında laptop kullanan bir imam geçen Cuma günü vaazda Malatya cami cemaatine “Malatyaspor’un baÅŸarısızlığı” üzerine bir konuÅŸma yapmış. Vaazın sonunda da Malatyaspor’un bu hafta Galatasaray’ı yenmesi için metni haberde yer alan bir dua etmiÅŸ. İmam “geçen haftaki duama amin demediniz, amin demeyenlerin takımı yenilsin dedim” sözleriyle Malatyasporun geçen haftaki yenilgisinin sebebini de göstermiÅŸ. Haberdeki bilgiye göre ligin yeni ekibi Manisaspor deplasmanda Malatyaspor’u 5-0 maÄŸlup etmiÅŸ. İmamın iddiasına göre, Malatyaspor bu hafta deplasmanda Galatasarayı yenecekmiÅŸ.

Åžu anda ben de son dakikaları oynanan maçın sonucuna bakıyorum, maçın 85. dakikası ve Galatasaray 5-2 galip. Yani geçen haftaki 5 gole ilave, bir araba gol daha yemiÅŸ Malatyaspor. Laptoplu imamın duası, cemaatin amini, en azından bu maç açısından iÅŸe yaramamış görünüyor. İmam muhtemelen önümüzdeki Cuma günü buna yeni bir mazeret bulacaktır, “gönülden amin demediniz” ÅŸeklinde bir bahane önerebilirim. Ancak imam ve cemaat yanlış yoldalar.

Öncelikle dünya iÅŸinde dua ve amin yönteminden önce baÅŸka tedbirlere baÅŸvurmak gerekir. Futbol örneÄŸinde transfer, antrenman, teknik, taktik gibi faktörler önem taşır. Bunlar eksikse, imamın deÄŸil dua etmesi, hatim indirmesi dahi takıma bir fayda saÄŸlamaz. Futbolcuların Malatya’daki ünlü bir yatırı ziyaret etmelerinin de sonuca faydası yoktur. Yani, önce deve baÄŸlanmamışsa, tevekkülün esprisi yoktur. (İlmihal bilgisi olmayanlar için not, hatim indirmek Kuran’ı baÅŸtan sona okumak demektir.)

Bu arada haberde imamın daha bir çok özlü sözü arasında “İslamda Spor” konusunda ÅŸu mesajı da aktarılmış. Dinin özünde de spor olduÄŸunu söyleyen imam, vaazında, “Gidip kahvede piÅŸpirik oynamaktansa, maça gitmek daha iyi deÄŸil mi? Orada deÅŸarj olmak, bağırmadan küfür etmeden maçı seyretmek daha iyi deÄŸil mi?” demiÅŸ. Kahvede piÅŸpirik oynamak niçin maça gitmekten iyi deÄŸilmiÅŸ anlamadım. DiÄŸer yandan, dinin özünde spor var mıdır bilmem, varsa da özünde deÄŸil belki teferruatındadır ama imamın spor yapmakla “maç izlemeyi” birbirine karıştırdığı aÅŸikar.

Bir de, imamın vaaz esnasında laptopu ne yaptığını biri çıklayabilir mi? Muhtemelen ÅŸekil olsun diye bulunduruyordur. Bu sadece imamlara mahsus bir ÅŸey deÄŸil elbet. Birçok TV programında da masada niye bulunduÄŸunu anlamadığım bir laptop yer alır. Bir çok üst düzey yönetici ve kamudaki müdürün odasında da tamamen gereksiz bir bilgisayar mevcuttur. Üstelik hiç anlamadıkları halde en performanslı, şık, pahalı bilgisayar yöneticinin odasındadır. Neyse, lafı uzatmaya gerek yok, Malatya’yı böyle teknolojiye, spora düşkün bir imamı olduÄŸu için tebrik ederim. Belki sürekli 5 yiyen Malatyaspor kenisinden bundan sonra teknik kadroda da yararlanmayı düşünür.

Popularity: 10% [?]

Abdullah Gül

FST 21 Ağustos 2005

DışiÅŸleri bakanı Abdullah Gül geçenlerde bir tatil yöresinde otelde kalmış, ödediÄŸi para ile ilgili spekülasyonlar yapılmıştı. Daha sonra kendisi ve otel yönetimi açıklamalar yaptılar. Bu vesileyle sayın Gül’ün ne kadar hassas bir kiÅŸi olduÄŸunu bir kere daha gördüm. Uzun siyaset hayatında neredeyse hatasız bir çizgi izleyen, bilgili ve birikimli, beyefendi tavırlı bu politikacımızın hakkı olan takdir ifadelerini maalesef yeterince göremediÄŸini düşünüyorum. FP’den kopuÅŸ sürecinde inisiyatifi alması, 2002 seçimleri sonrası Türkiye’nin en kritik dönemlerinde baÅŸbakanlığı “emanetçi” laflarına aldırmadan problemsiz yürütmesi, AB sürecindeki performansı bir yana, her zaman mütebessim, ne dediÄŸini bilen, kibirden uzak tavrıyla dikkatimi çekmiÅŸtir Abdullah Gül.

Tayyip ErdoÄŸan’daki ileri-geri atılan adımlar, yer yer anlamsız ÅŸekilde sertleÅŸen, külhanbeyini andıran üslup, karizmanın fazlaca öne çıktığı, milletvekili, bakan azarlayan, fazlaca tek adamı andıran lider görüntüsü düşünüldüğünde Abdullah Gül’ün çok daha makul bir duruÅŸu temsil ettiÄŸini söyleyebilirim. Bunlar sadece fiili duruma dayalı gözlemlerimdir. Perde arkası oyunları, siyasi çekiÅŸmeler vs. hakkında bilgim yok. Beceriksiz, yalaka, hırsız politikacıların cirit attığı bir ortamda, hangi partiden olursa olsun Abdullah Gül gibi insanların kıymetinin iyi bilinmesi gerekiyor.

Popularity: 15% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaÅŸ