FST Ağustos 5th, 2005
Geçenlerde Tekelin gökdelenleri ile ilgili haberler gündemi meşgul etmişti. Bugün de yeni bir devlet gökdeleni haberi gördüm. Devlete ait Halkbank, milletin kesesinden bir gökdelende oturuyormuş. Öyle ya, koca bir devlet bankası, başka yere sığacak değil ya. Herneyse, habere göre bu bankamız “Finans Merkezi” İstanbul’a taşınacağı için devasa gökdelen boşa çıkıyormuş. Peki ne olacak bu bina? Maalesef satılıp kurtulmak söz konusu değil. TOBB bu binaya daha önce talip olmuş. Uzmanlar 100 milyon dolar eder diyormuş. Peki 100 Milyon dolara satılıp hazineye gelir yazmak mümkünken bakın idarecilerimiz bu binayı nasıl kullanacakmış:
Danıştay yönetiminin daha önce Başbakan Tayyip Erdoğan’dan bina talebinde bulunduğu, Erdoğan’ın da bu talebi kırmayarak Halkbank binasını teklif ettiği öğrenildi. Başbakan Erdoğan’ın Halkbank binasına ait temsili bir anahtarı Danıştay yönetimine verdiği de ifade edildi.
Danıştay denen şeyin ne olduğunu bilmem. Sadece “Yargıtay mesaj verir de biz armut mu toplarız” mantığıyla “Laikliğin bekçisiyiz” mealinde başkan açıklamaları hatırlarım. Herhalde kritik bir yer ki “talebi kırılamamış” önden temsili bir de anahtar verilmek suretiyle kendilerine vaad edilmiş. Allah devlete zeval vermesin. Bu da lafın gelişi canım, vatandaşta bu ense oldukça niye zeval verecekmiş ki?
FST Ağustos 5th, 2005
Derinsular sitesinde Serdar Turgut’un Mine G. Kırıkkanat’ın yazısı üzerine öneriler getiren son yazısının okunması yönünde bir tavsiye var. Hakikaten Serdar Beyin (Turgut) Kenya modelinin tutacağına ben de inanıyorum. Yalnız, Serdar Turgut’un yazısındaki tecrit İstanbul’da zaten mevcut. “Halk” arasıra gelip Teşvikiye, Bağdat Caddesi gibi yerlerde tecrit edilmiş beyazları izleyebiliyor. Ben Serdar Beyin “Beyaz Türk tarafından tur düzenlenmesine de gerek yok, çünkü onlardan tur talebi geleceğini hiç sanmıyorum” görüşüne ihtiyatla yaklaşıyorum. Belki de Mine G. hanım gibi “ıyy, aşağılıklara bak, pis köylüler mangal yapıyorlar” diye ibret almak için izlemek isteyenler çıkabilir. Bu meyanda “Halk televoleleri” çekilmesi fikrini yabana atmamak lazım. Serdar Turgut’un bahsettiği sirk gösterisi kameraya alınırsa halkımız sadece kelek taklit programlarında kendini gösterme dar alanına sıkışmaktan kurtulur. Mesela, Halk düğünleri ve 3.Sayfa haberleri bu kapsamda değerlendirilebilir.
FST Ağustos 5th, 2005
Mine Kırıkkanat bugün eski bir yazısını yayınlayarak “ben çok cesurum” demiş. “Türkiye’de oruç tutmayanlar öldürülüyor, o halde orucu eleştirmek cesarettir” türünden yaklaşımlar var. Ben, tam beyazlaşamadığım, Fransa görmediğim için yazılanların çoğunda kastedilenleri anlayamadım. Tek anladığım şey, bu yazarımızın
“Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı”
gibi cümleler yazmayı cesaret zannetmesi. Herhalde Engin Ardıç’a özenip aklınca köylülüğü eleştirmeye kalkmış ama bu iş yetenekle ilgili olduğundan olsa gerek ortaya bir garabet çıkmış. Aslına bakarsanız bu da bir cesarettir evet, ama genelde “cahil cesareti” olarak adlandırılır.
Yine de kendisinin Türk halkının içinde bulunduğu duruma acımasını olumlu bir sinyal olarak gördüğümden, takviye olması, ıstırabına çare bulması açısından aklıma gelen şeyleri saymak isterim. Mesela halk yığınlarına kaşıntı ilacı dağıtılması, halkın banyo yaparken ACE ya da beyaz ötesi ALO ile yıkanarak “kara” renkten kurtulması, kısa bacak ve kolların barfikste sallanma suretiyle uzatılması, kıllar için lazer epilasyonu, gilette mach 5 metodu için Sosyal Yardımlaşma fonundan kaynak aktarılması, kitlelerin “Paris nasıl bir yerdir, Fransızlar ne yer ne içer, nasıl defi hacet yapar” türünden eğitici belgesellerle adam edilmesi, “Çağdaş Piknik Nasıl Yapılır: Dumansız Balık Izgarası ile 100 çeşit Yemek” ve “Haydi Türkiye Paçalı Donunu At” adlı rehber kitapların basılıp uçakla varoşlara atılması vs. Herhalde bu önerilere itirazı olan yoktur.
FST Ağustos 5th, 2005
Zaman gazetesi yorum bölümünde Prof. Atilla Yayla demokrasi üzerine bir yazı yazarak demokrasinin özgürlüğün teminatı olmadığı, özgürlüğün esas olduğu ve demokrasiden önce geldiği mealinde değerlendirmeler yapmış. Benim dikkatimi çeken, hocanın yazının belli bir bölümünde “nasıl olsa anlamayacaklar” düşüncesiyle peşinen sol Kemalistler hakkında belirttiği görüşler. sol Kemalistler Prof. Atilla Yayla tarafından şöyle analiz edilmiş, bilmem siz katılır mısınız:
[…] Demokrasi zaten onların zatında cisimlenmiştir. Onların dediğinin olması demokrasidir. Bunun için gerekirse hak ve hürriyetler askıya alınabilir, otoriteryen modernleşme dönemleri yaşanabilir. […] Bu kesimle mantıklı bir tartışma gerçekleştirme imkanı yoktur. Zaten bu kesimin sözcülerinin yaptığı, daha ziyade, slogan çığrıştırma, ihbarcılık, hain keşfi ve tehdit savurmadır. Yıllardır aynı tekerlemeleri tekrarlayıp durmaktadırlar. Bir santimlik bir ilerleme bile kaydetmezler.Yazılarında ne yeni bilgiye, ne de ufuk açıcı bir yoruma, ne muarızlarını anlama ve bir ortak zemin bulma çabasına rastlanır. Kendilerini çok akıllı zannederler; ama çok irrasyoneldirler. İlginç çelişkiler içinde yüzerler. Mesela, ülkenin ana sorununun siyasi partilerin tek adam partisi olması olduğunu söylerler; ama kendi çizgilerinin de tek adama atıfla şekillendiğini ve ülkenin tek adam cumhuriyeti haline getirildiğini görmezler.
Benim tanıdığım bir çok sol Kemalist bu tanıma uyuyor. (Bu arada “çok akıllı zannederler ama irrasyoneldirler” ifadesi uyak olarak denk düşmemiş, iki heceli başka kelimeler kullanılabilirdi.) Tabii sağ Kemalistler Atilla Yayla’nın anlizinde yer almıyor, Kemalistin “sağı” olur mu diyen çıkabilir. Ben de Lozan’da kolkola gösteri yapanlar, Namık Kemal Zeybek vs. solcu mudur diye sorarım o zaman. Belki bu konuda da bir yazı gelir Atilla Yayla’dan, bekleyip görelim. Son zamanlarda ne yapacağını bilemeyip kimi zaman CHP, kimi zaman İP ile kolkola giren, bunlara da yaranamayan dostları göz önüne alarak “Milliyetçinin şaşkını sağ Kemalisttir, kurnazı sol Kemalist” şeklinde bir tanım akla gelebilir. Üzerinde fazla düşünülmemiş ham bir fikirdir, eleştiri ve katkılara açıktır.
FST Ağustos 5th, 2005
Anti TRT sitesindeki dostlar Mehmet Barlas’ın bir yazısından haberdar ettiler. Malum Mehmet Bey geçenlerde TRT’nin islah olabileceği ihtimalinden bahseden bir yazı yazıp burada benden “TRT islah kabul etmez, kapatılmalı ya da satılmalıdır” mealinde hafif yollu bir fırça yemişti. Anti TRT sitesi de konuyla ilgili elestiriler getirmişti. Kendimize pay çıkarmak gibi olmasın ama Mehmet Barlas son yazısında “Eğer mevcut TRT personeli bu altı kanala paylaştırılır ve üç kanal personelleri ile özelleştirilirse, Kurum’un yeniden yapılandırılması yolunda çok önemli bir adım yolun başında atılmış olur.” diyerek doğru yolu bulma sinyalini vermiş. Hayırlı olsun.