Archive for Ağustos 11th, 2005

Bir Eylem Hazırlığı Üzerine

FST Ağustos 11th, 2005

Malum ülkemizde ilginç eylemleriyle ses getiren kendi küçük, yüreği büyük bir oluşum var. Zamanında LDP gençlik kolu olarak faaliyet gösteren Liberal Hareket’in 5-10 kişilik gruplar halinde “Hazmedemiyorum” diyen siyasetçilere soda ve mide ilacı gönderme, Anıtkabir’de şikayetlenen rektörlere karşı Telli babada dua etme, Ulaştırma bakanına tren kazasının ardından Ankara-İstanbul hızlı tren bileti gönderme gibi ortalığı yıkıp dökmeyen ama zihinlere kazınan eylemlerini hatırlayan vardır.

Şimdi bu grup, Derinsular sitesi sahibinin teşvikiyle son ayda iyice gündeme oturan Beyaz Türk- Kara Türk tartışmalarına kendi üsluplarınca “herkes birbirini rahat bıraksın” yollu bir mesaj vermeye hazırlanıyorlar. Detaylar kesinleşmemiş ama anladığım kadarıyla halka zorla 1.5 YTL’den mayo satılmaya çalışılan Menekşe plajında takım elbiseyle denize girilip, peynir-karpuz yenilsin emrine mukabil “asla balık içermeyen” kırmızı etlerle bir mangal yakılacak. Elbette bu eylem yeterli katılımcı ve medya ilgisi söz konusu olursa gerçekleşecek. Sitede kendileri eylemin gerekçesini şöyle açıklıyorlar:

[…] Medya ve Kadıköy Belediyesi şu sıralarda halkın neler ile denize girmesi gerektiği konusunda harıl harıl çalışıyor.Yasaklar ve standartlar belirlenmeye çalışılıyor. Liberal Hareket olarak bu tip standartlaşmayı protesto etmek amacıyla haftasonu (muhtemelen Pazar) takım elbiselerle denize gireceğiz ve çeşitli yazarların halk’ı küçük görüp yazdıkları şekilde mangal yapacağız.

Eylem, özellikle belediyenin kendi kafasından bir doğru dayatması, bunu da hayli onur kırıcı bir şekilde yapmasını eleştirecek. Hatırlarsanız Başkanın gerekçeleri içinde “Turistlere ayıp oluyor, mangal yapmayın karpuz peynir yeyin” ifadeleri geçiyordu. Elbette Mine Kırıkkanat da üzerine alınabilir, ayrı mesele. Bu arada sitede konuyla ilgili benim de ara sıra katıldığım bir tartışma da sürüyor.

Neticede, bu eylemin katılımcılar açısından eğlenceli ve anlamlı olacağına inanıyorum. Herkes kendi işine bakmayı öğrensin, başkalarını adam etme düşüncesinden vazgeçsin. Kara kıllı, kısa kollu geviş getiren halk, beyaz Türklerin mayosuna, bikinisine “aaa, herifin şeyi, kadının kıçı görünüyor, iğrenç yasaklansın”, Şişli, Teşvikiye’de, Bağdat Caddesi civarında oturanlar için “şehrin ortasında cipe binen çağdaş ayılar, marka düşkünü maskaralar, tüysüz şebekler” demiyorsa, siz de ağzınızdan çıkana hakim olacak, en azından Engin Ardıç gibi edebinizle “iyi bir görüntü değil lümpenlerinki ama ne yapalım sosyolojik gerçektir” diyeceksiniz.

Eylemle ilgili bilgi almak, hatta katılmak için hareketin sitesini ziyaret edebilirsiniz. (Unutmayın, mangal var, bir pirzola dahi kapılsa kardır.)

Memur Maaşı

FST Ağustos 11th, 2005

Memurların maaş artışı, kafadan ödenecek sabit miktar vs. bir haftadır gündemi işgal ediyor. Kimi haberlerde kafadan 160 YTL, kiminde 250 YTL artış olacağı söyleniyor. Aynı işi yapıp farklı para alan memurların durumu, az alana fazla vermek suretiyle eşitlenecekmiş. IMF “nerden çıktı bu seyyanen zam” diye bozuk çalıyormuş vs. vs. Burada bence birçok problemli nokta var. Öncelikle, alt kademedeki memura daha fazla zam yaparak üst kademedekilere yaklaştıralım” mantığı bence sakattır. Yani, herhangi bir yeteneği olmayan, hasbelkader torpille işe girmiş biri uzman biriyle aynı parayı alsın demek doğru değildir. Bir yerin “müdürüyle memuru eşit para alsın, bu adaletsizliktir”denemez. Zira yapılan işlerin kontrol sorumluluğu, riski farklıdır. Öte yandan “aynı işi yapan kişilerin aynı parayı alması” eğer sağlayabilirlerse, olması gerekendir. Bunu nasıl becerirler bilemiyorum.

Yalnız memurlara da bir çift söz etmek gerekir. Bir defa geçim sıkıntısı yaygın, işsizliğin bol olduğu bir ülkede ikide bir maaşa zam çığırtkanlığı yapmak çok çirkin. Memleketimizde zaten memurların büyük kısmının antipatik bir imajı var, bir de zırt pırt dilenci görüntüsü verilmesi hoş değil. Kaldı ki ülke şartlarına göre memurumuz iyi para almaktadır. Karşılığında ne yaptığını ölçecek bir performans değerleme mekanizması da olmadığından, yan gelip yatabilme lüksüne sahiptir. Üstelik alınan maaşı geçin, hukuki anlamda da imtiyazlı bir sınıftır memurlar. Eğitimin ve sağlığın zaten bedava olduğu düşünülürse, iyi bir emekli sigortasına da sahiptirler. İşten atılmaları imkansıza yakındır. Ömür boyu istihdam garantisi yani. Hafta 3-5 saat derse giren öğretmenler, bedavacı akademisyenler, döner sermaye geliriyle Karun’la yarışan doktor ve hemşireler, belediyelerde uyuklayan tipler, bir sürü ek ödeneği olan despot yargıç ve savcıları, makam arabası ve lojman saltanatını lütfen aklınızın bir kenarında tutun.

Öte yandan genelde bir çok memur birbiriyle evlidir ve haneye iki maaş girer. Özellikle doktorlar, öğretmenler, akademisyenler vs. inceleyin, hep karı koca devlet dairesinde çalışırlar. Diğer memurlarda da bu özellik yaygındır. İlle para verilecekse eşi de memur olan bundan istisna tutulmalıdır. Yaygaracı memura balkmak lazım, mesela eğer eşi de öğretmense aylık geliri ek derstir vs. 2 Milyarı geçebilir. Bu iyi para mıdır, derseniz, İstanbul ve diğer birkaç büyük şehir hariç Türkiye’de 500 YTL ile geçinmek mümkündür. Yani Kırşehir’de eline 1 Milyar geçen biri şahane hayatını sürdürür, biraz tasarruf bile edebilir.

Dolayısıyla, memurları izlerken, yerine göre acırken biraz daha temkinli olmakta fayda var. Şu sorular hep aklımızda olsun:

1. Bu insanlar çalıştıkları kuruma “hangi yetenekleri” dolayısıyla girmişlerdir? Yani siz işsizsiniz, sizinle aynı yetenekte, hatta daha beceriksiz, eğitimsiz biri siyasi eğilimi, Alevi ya da Sünni olması, ahbaplık gibi sebeplerle işe girmiş, en az 800 YTL alıyor sonra gözünüze baka baka “para yetmiyor, zam istiyoruz” diyor.

2. Bu kişilere parayı kim ödemektedir. Yani zam yapılsın ama hangi kaynaktan? Parayı alacak memur için “bana ne kardeşim, işe aldınız, ödeyin” demesi kolay olabilir ama alınan vergilerin devlet memurunun cebine girmesi gerekip gerekmediğine, başka alanlara da harcanması gerektiğine yine “memurlar” karar veriyorsa orada bir sıkıntı var demektir.

3.Bu memurların yaptığı iş yapılmasa, ya da devletçe yapılmasa ne olur? Bir çok devlet memurumuzun iş yapmadığını hepimiz biliyoruz. Yapmalarına da imkan yoktur, zira ortada yapılacak bir iş yoktur. Ağlayan memura bakarken bu soru da aklımızın bir kenarında olsun.

4. Memur, olması gerektiği gibi millete hizmet mi etmektedir, davranışı uygun mudur? Para isterken ortalığı yıkan memurların davranışı genelde hepimizin şikayetçi olduğu bir alandır. Hangimiz hiç anlamadığımız teknik işler vesilesiyle gittiğimiz Maliye, Tedaş, belediye, tapu, nüfus gibi yerlerde anlamsız sıralara girmemiş, azarlar işitmemiş, hastanelerde doktor fırçası yememiş, okullarda öğretmen terörüne maruz kalmamışızdır? İyi davranan bir memura rastladığında şok olup, rüyada mıyım diye kendini çimdiklemeyen var mıdır? Hatta bunun hikayesini bile anlatırız. Sanki memurun vatandaşa olması gerekitği gibi davranması büyük bir lütuftur.

Bunlar uzatılabilir. Türkiye’de memur sayısının çok olup olmadığı konusunda kesin bir fikrim yok. 75 Milyona 2.5 milyon memur mutlak rakam olarak fazla değil gibi görünüyor. Ama kesin olan bir şey varsa bu rakamın içinde 2 milyonun bedavacı, bir tür işsizlik sigortasıyla geçinen tipten ibaret olduğudur. Memur vazifesini düzgün yapmalıdır. Hatasının ceremesini vatandaşa ödetmemelidir. Memuriyete girdiğinin ertesinde sahip olduğu Osmanlıdan kalma zırha güvenip hizmet bekleyen insana hayvan muamelesi yapmamalıdır. Aldığı parayı beğenmiyorsa, yerine bekleyen bir sürü, muhtemelen daha yetenekjli insanın bulunabileceğini bilmeli, defolup gitmeli ya da edebiyle aldığı 3 kuruşun hakkını vermelidir.

Memursuz bir dünya mevcut düzen içinde mümkün değildir. Bürokrasi şu ya da bu şekilde olacaktır. İşinin ehli, davranışı düzgün, ağzını açtığında iki lafından biri “kademe, derece, zam” olmayan memurun başımın üstünde yeri vardır. Hastayı muayenehaneye atmak için, bıçak parası almak için dümen kurmayan doktorlar, öğrenciye özel ders vermek için sınıfta bırakmakla tehdit etmeyen, dersin hakkını vermeye çalışan öğretmenler, cüzdanla vicdanı arasına sıkışmayan adalet mensuplarına selam olsun. Keşke bu gibi nadir insanlara daha çok para verilse. Ama nerde üçkağıtçı, hırsız, torpilli varsa sistem bunları besliyor. Oyunun kuralında iş yapmaya çalışan, fikir üreten memura yer yoktur. Bunlar daha yolun başında budanır. Gün yalakanın, sadakat adıyla kapı köpekliği yapanın, uğursuzun günüdür. Türkiye’de yolsuzlukların yegane sebebi kendi çıkarı için buna imkan sağlayan devlet memurlarıdır.

Bir çözüm varsa o da bürokrasiyi kutsayıp halkın üstünde tutan devletçi anlayışın anayasadan kazınıp atılmasıdır. Paradoksa bakın ki güç tümüyle bu büroktratların, memurların elinde. Saltanatı bırakmak istemedikleri için her reform paketini “vatanı bölecekler, bunlar hain” sloganıyla reformcunun başına geçirmeyi becermişlerdir. Her zaman dediğim gibi bürokraside reform yapılamaz. Sezdirilmeden bir geceyarısı darbesi belki sersemletir ama buna da kimse cesaret edemez.

Bir de performans değerleme lafı var, güya çalışan memurla yatanı ayırıp ona göre para vereceklermiş. Bunlar tamamen boş kuruntulardır. Memuriyette dünyanın her yerinde, ama özellikle Türkiye’de amire sadakat, el etek öpme esastır. En yüksek performans buradadır. AKP’ye tavsiyem hayali bırakmasıdır. Yapacaklarsa kendi maaşlarına, askerlere, yargıçlara, kara cübbeli profesörlere bolca bir zam yapsınlar, sendikalarının başındakilere de biraz sus payı versinler, yeter. Artık zırıltı dinlemekten gına geldi.

Kapat
E-posta ile paylaş