“TRT’nin Hizmetleri”
FST 15 Ağustos 2005
Haber Sendikasının “bayrak” olarak gösterdiği TRT ile ilgili dünkü yazıya iki yorum yapıldı. Erhun Geyisi, Süleyman Demirel’in zamanında kendisine TRT genel müdürlüğü teklif edilen Sedat Örsel’in bu teklifi bir şartla kabul edeceğini söylediğini aktarıyor: Kanal sayısını ikiye, çalışan sayısını da dörtte bire indirmek, kanalı verimli ve kârlı bir kurum hâline getirmek. Demirel bu şartı kabul etmemiş. Buna cevaben ve bana da hitaben yazılan bir yorum daha var. Yoruma cevap vermek yerine burada detaylıca açıklma yapma ihtiyacı hissediyorum. Yorum şöyle:
Orsel’in butun teklifi bu idiyse, ben de olsam kabul etmezdim. Mesele TRT’nin dorde bese dogranmasi degil, mesele TRT’nin adam gibi icerigi olan yayinlar yapmasidir.
Onca butce ile dogru durust bir belgesel bile yapamazlar, eglence programlarinin cogunlugu ‘konusan kelle’ yonteminden olusur. Haber programlari hepsinden beter..
Kisacasi, TRT’nin arpalik olmasindan cikmasi gerekiyor mu, evet, ama, hizmetlerin azaltilmasi icin bir sebep degil ki bu..
Izlenimler’e: Kamu hizmeti icin kurulmus olan isletmelrin kar etmeleri gerekmiyor. Islerini yapsinlar yeter. Kafayi kar ile bozmamak lazim.
Bu noktada biraz daha tafsilatlı açıklama yapmak lazım diye düşünüyorum. Bana göre, TRT’nin Türkiye’deki tek fonksiyonu yüzeyde mevcut iktidarın ve daha derinde köklü bürokrasinin görüşlerini halka yansıtmaktan ibarettir. Bir nevi borazanlık diyebiliriz. İşin bu tarafı pek önemli değil. Zaten okullarda Milli Eğitim sistemi, camilerde diyanet sitemi, üniversitelerde YÖK sistemi de aynı mantıkla çalışmaktadır. TRT’nin de bu mantıkla çalışmasının garip bir yönü yok. Benim canımı sıkan, tüm bu kurumlarda ve özellikle TRT’de istihdam politikalarında eşşeğin bir tarafına su kaçırılma meselesidir. Üstelik “ulusal çıkar, milli dava, strateji” gibi kimin ne mana verdiği belirsiz klişelerin ardına gizlenip “bayrak, sancak, milli bütünlük” gibi halkın duygularını istismar edecek simgelerle soslanarak bu aymazlık makul gösterilmeye çalışılmaktadır.
Yorum yapan dostumuzun “mesele TRT’nin adam gibi icerigi olan yayinlar yapmasidir”, “TRT’nin arpalik olmasindan cikmasi gerekiyor mu, evet, ama, hizmetlerin azaltilmasi icin bir sebep degil ki bu” ve “Islerini yapsinlar yeter. Kafayi kar ile bozmamak lazim” türünden cümleleri aslında işin mahiyeti gereği anlamsızdır, yok hükmündedir.
Bir defa, “TRT’nin hizmetleri” nelerdir? Yorum yapan dostumuz TRT’nin muhayyel hizmetlerinden bahsetmektedir. Eskiden “belgesel oynatıyor, halk müziği çalıyor, paten gösterisi yapıyor, bale gösteriyor, açık oturum yapıyor” filan diyerek TRT’nin varlığı meşru hale getirilmeye çalışılırdı. Şimdi bu tür programların hepsinin üstelik daha kaliteli bir şekkilde özel kanallar tarafından yapıldığı aşikar. TRT’nin hizmetiyle kastedilen şey işsiz 10.000 adamın istihdam ve iaşesinin sağlanması ise o takdirde niçin 10.000.000 değil de 10.000 kişi suali ortaya çıkar. Mesela benim suçum nedir ki o seçilmiş 10.000 kişi arasında yokum, salanattan mahrumum. Dolayısıyla kendisi “TRT’nin hizmetleri” konusunu açarsa biraz daha konuyu netleştirebiliriz.
Eğer kastedilen “devletin bir medya organı bulunsun” ise, o kolay, polis radyosu gibi, Meclisin içinde küçük bir televizyon kurulsun (artık neyse devletin özel kanallarda açıklayamayıp ille kendi eliyle açıklayacağı şey) oradan part time çalışan 3 spiker, 1 kameraman, bir çaycı yekün 5 kişi marifetiyle işlerini yürütsünler. Kaldı ki devlet görevlileri, bakanlar, siyasiler vs. nerdeyse TRT’ye hiç çıkmamakta, tamamen özel kanallarda boy göstermektedirler.
Öte yandan TRT neden “adam gibi icerigi olan programlar” yapmak zorunda olsun, bu da açık değil. “İşlerini yapsınlar yeter” deniyor, devlet memurunun işi nedir ki? Zaten işlerini fevkalade yapıyorlar. Adı üstünde devlete ait bir kurumun, TRT’nin yapması gereken “ilgili bakanın talimatlarınca emredilen” programlardır. Bu yapı içinde “kalite, izleyici ne ister” türü sorulara yer yoktur. Arada iyi program da çıkabilir ama hesap verme, performans değerleme gibi kriterler olmadığı için kötü programın daha fazla olması, iyi programa haddinden fazla ödeme yapılması, ahbap çavuş kayırması her zaman ortaya çıkabilecek sonuçlardır. Özel kanallar da kötü program yapabilir, ama neticede hatadan dönme hızı yüksektir, ceremeyi de kanal sahibi çeker.
Bir de bana hitaben bir not düşülmüş, kamu “hizmeti” veren kurumların kar etmesi gerekmediği hatırlatılmış, kafayı kar ile bozmamam önerilmiş. Cümlenin ilk kısmı içerik itibariyle doğrudur ama “hizmet” konusuna yukarıda değindim. TRT kamu hizmeti yapmamaktadır. TRT kontrolden çıkmış,”çift maaşın” birini iptal etme talimatı veren işverenleri başbakanı dava etmeye kalkan devasa bir canavara dönüşmüştür. Genel müdürü bizzat TRT’nin genel merkezini 3700 kişinin çalıştığı, akşamları servislere hücum eden bir fabrika işçisi ordusuna benzetmektedir. Benim böyle bir kurum için “kar etsinler, açın rekabete boylarının ölçüsünü alsınlar” demem zaten mümkün değil.
Bu kurumun “hizmetle” ne alakası var? Burası ancak “TRT bayraktır” diyen sendikanın arpalığıdır. Devletin “ille de bir yayın organına sahip olup olmaması gereği” dikkate alınması gerekn bir sorudur. Olmasa ne olur, bence hiçbir şey. Sadece bütçe üzerinden devasa bir yük kalkar. Ama bizim memlekette hak arama, verginin peşine düşme gibi şeyler söz konusu olmadığı, bütün işler”Vatan, Millet, Sakarya ve bayrak, sancak” sloganıyla yürütülüp, perde arkasında deve hamuduyla götürüldüğü için “TRT” gibi bir yer bile kendine savunmacı bulabiliyor. Haydi sendikayı anladık, para istiyor ama TRT’de çalışmayan, oranın saltanatından çöplenmeyen ortalama vatandaş neden “TRT elden çıkarılmasın” der, anlamak zor.
Son olarak, “kar etmekle kafayı bozduğumu” düşünmüyorum. Kaldı ki bu tür kesin inançlardan uzak durmanın faydasına inanırım. Ancak, rekabet ve karın işleri düzenlemede iki önemli faktör olduğunu da inkar edemem. Adam Smith’i de, Ibn Haldun’u da sever, sayar, Avusturya İktisat okulu mensuplarına bu vesileyle hürmetlerimi sunarım.
- Medya , Siyaset
- Yorum(9)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Haklısınız ve ben bir aşama öteye gitmek isterim: Kâr, TRT’nin ‘hizmet’inin kalitesinin güvencesi olur olsa olsa.
Yaptığı işi kamu yayıncılığı olsun olmasın, bir medya organının kalitesini belirleyecek birinci unsur, kendisini kuşatan güç odaklarının herbirine olan mesafesiyle doğru oranrtılıdır. Bir kurum bir şirketin, kişinin, nihayet bir devletin, kısacası bir statükonun dümensuyunda bulunduğu sürece kendi kendine, bağımsız bir değer üretmesi son derece zor, yerine göre olanaksızdır.
Dediğim gibi, sözünü ettiğim şey sadece ‘kamu yayıncılığı’ iddiasındaki bir medya organı için geçerli olmayabilir; ama o iddiada bulunan bir kurum için hepten kritik bir noktadır. Bu bakımdan TRT’nin yayınlarının kaliteli olabilmesinin bence iki ana koşulu vardır:
1- hukukî özerklik
2- ekonomik özerklik
Önceki yazıda aktardığım anekdot ikinci koşula ilişkindi. Bunu birinci koşulla da birleştirdiğinizde ortaya çıkan tablo bence hem daha kaliteli hem de daha temiz olur. Düşünün: Devlet atamalarından, bürokrasisinden hukuken özerkleşmiş bir kurum ve kendi kendini yönetirken kâr da edebiliyor: Hükûmetçe ya da genelde devletçe sübvanse edilmesine gerek kalmıyor.
Sedat Örsel’in ‘şartları’ bunun için önemliydi ve gereğini gayet tabiî ki de bilen; ama sadece o bürokrasiye dokunacak gücü olmamasından, daha doğrusu o bürokrasinin devr-i daimiyle ayakta durmasından ötürü şarları kabul etmeyen devlet adamının ‘kurt’luğunu da gözler önüne seriyordu.
Bugünlerde TRT genel müdürlüğüne yeni bir atama gündemde. Değerli Nabi Avcı getirilir diye hem seviniyorum hem üzülüyorum. Çünkü hukukî ve iktisadî şartlara göre orayı en makûl şekilde çekip çevirecek kişi odur; ama bu şartlar değişmediği sürece bu hantal yapıyı pek de dönüştüremeyeceğine göre yapının ister istemez devamını sağlamış olacaktır.
TRT, sadece içyapısı itibariyle tekil bir sorun değil; aynı zamanda o içyapıyı belirleyen ana yapının modüllerini işler kılan global siyasî ve ekonomik düşünce iklimimize ilişkin ağır bir sorundur.
Dediğiniz gibi Nabi Avcı’ya yazık olur. Bu mekanizma içine gireni öğütür. Başına CNN’in genel müdürünü getirseniz fark etmez.
TRT’nin ozerk olmasini ben de isterim, ama, birakin pratikte nasil olacagini, bunun teorisini bile kuramiyorum.
Hukuki/idari ozerklik kolay –o da bir yere kadar; cunku, ortada denge unsurlari olmadigi icin basina gelenler kucuk krallar/diktatorler kesilebilir. Belki de en dogru yolu, RTUK’te oldugu gibi, genel mudurunu meclisin secmesi dusunulebilir. Bu da ne kadar dogrudur, ayri bir mesele tabi.
Ekonomik ozgurluk konusunda gelince… TRT’nin elini ayagini baglayan kanunlar oldugunu hic sanmiyorum. Bir suru seyi simdiden yapabilirler.
Mesela, ellerindeki arsivlerdeki eserleri (sarki, turku, belgesel vs) Internet uzerinden satabilirler. Bu abad etmez, ama, bir baslangictir. Ena azindan, reklam almaktan daha iyidir.
Son olarak da, kurumda bir sekilde performans bazli degerlendirme yontemleri bulunmali ve isten atilacak olanlarin idari mahkeme ile geri gelmesininin onune gecilmelidir.
TRT’dekilerin nicin memur sayildigini hic bir zaman anlamadim.
Nabi Avci hakkinda pek bir fikrim yok.
Izlenimler’in yazdigina en az onun kadar uzun cevap yazmak gerekiyor. Iyi de bu berbat ‘Leave your comment’ duzeni buna imkan verir mi; hayir vermiyor.
TRT’nin kontrolden ciktigini kabul ediyorum. Bu yeni de degildir. Oldum olasi belli bir kesimin arpaligi olagelmistir. Bunu engellemek lazim. Nasil olacagini ben de bilmek isterim.
Devletin ille de bir yayin kurulusuna sahip olmasinin gerekip gerekmedigi bence utopik/akademik bir tartismadir. Bunun boyle olmadigi bir ulke bilmiyorum ben. Cok olsa, yapilan yayinin kapsami farkli olabilir; ve degisik rejimlerde de oyledir.
Bizde de hala daha gereklidir. Prosesin icindeki bir fert olarak benim de ciddi rahatsizliklarim olsa da, maalesef gereklidir, millet yaratmak projesi henuz tamamlanmis degil. TRT bunun icin lazimdir. Ama, bugunlerde o da bunun farkinda degil gibi. Ne zaman farkindaydi sorusuna da verecek cevabim yok, aslinda…
TRT’nin yapmasi gereken “adam gibi icerigi olan programlar”dan kasdim en son popstar bozuntusunu parlatmak degil. Toplumda daha az izleyici kitlesi bulacak –dolayisi ile ticari olmayacak– konularda calismalar yapmasi lazim. Bu da gun ortasina bilmem kimin koncertosunu koymak da olabilir, bilmem neredeki az bilinen bir mahalli sanatcinin kabak kemane ile neler yapabildigini gosteren bir sey de olabilir. Yani, ticari endise olmasizin yapilabilecek seyler.
Ticari endise olmasin derken, har vurup harman savursunlar da demiyorum, hatta musluman mahallesinde salyangoz da satmalari gerekmiyor. Biraz BBC’ye yakin kaliede olsalar ben fitim.
“[E]şşeğin bir tarafına su kaçırılma meselesi”nde yerden goge kadar haklisiniz. Ama, essegi dogemiyoruz diye palanini dovmemiz de dogru degil.
Yapilmasi gereken sey oradaki on bin kisinin ucte bire inmesidir. Bu yapildiginda (isten atilanlardan baska) kimse bu tenkisatin farkina bile varmaz.
Adam fazlaligi yuzunden bir kurum kapatmak bana pek akillica gelmiyor. Problem, cozumunu de tarif ediyor zaten.
Tekrar ediyim: ‘Kar ve rekabet’ her zaman tek degnek olmamali, hatta bazan hic akla bile gelmemelidir. Hizmet amacli yerlerin olcutunu koymak kolay degil.
Hastaneleri ‘kar ve rekabet’degnegi ile nasil yurutursunuz; mesela? TRT de bir cesit hastane sayilir –tek farkla koguslari hastalar ele gecirmis ve sagliksiz yonetiyorlar
Azizim izlenimlerin kapısı yorumlarınıza açıktır, leave your comment’i boşverin, bana istediğiniz uzunlukta metni gönderin, yorumsuz olarak yayınlayayım. Yahut size bloga erisin hakki vereyim.
Devletin elinde TRT’yi tutma gerekçesinde sizinle paralel düşünüyorum. Fakat bugün bahsettiğiniz “Millet Yaratma” işini TRT’den daha azimli sürdüren Ulusal Kanal, Kanal 1, ART gibi kanallarımız var hamdolsun. Yani endişeye mahal yok. Başka ülkelerde var diye bizde de ille bir tane medya organı olması gerekmez.
Adam fazlalığını ben temel sebep olarak görmüyorum, belki yazıdan öyle bir mana çıkmış olabilirsiniz. Ancak sonuçta kalabalık bir görüntü veriyor TRT ve bu yönü göze batıyor.
Yalnız hastane meselesi yanlış bir kıyas olabilir, orada kar ve rekabet sistemi işliyor. Belki ben yazdığınızı anlayamadım.
Teklifinize tesekkur ederim, benim sorunum yazdiklarimi sizin yorumsuz yayinlamayacaginiz ihtimalinden/endisemden kaynaklanmiyor.
Boyle bir endisem yok, hic de olmadi.
Isimsiz yazmak istiyorum, boylece daha rahat oldugumu soyleyebilirim –’millete kufretmek icin rahat’ anlaminda degil, tabii ki, ozgurce dusunduklerimi yazmak anlaminda. Dogrudan eposta bu konumumu zedeler.
TRT’nin Devlet elinde kalmasi yerine, bu islevi bugun goren baska kanallardan bahsetmissiniz. Saydiklarinizdan sadece Ulusal Kanal’i bir aralr seyretmistim. Digerlerini izlemedim.
Ulusal Kanal ozelinde bir iki kelime edeyim. Su andaki bazi fikirleri ile paralel oldugumu itiraf etmem gerekir; ama, bu hem Ulusal Kanalin hem de bendenizin ayni kalacagi anlamina gelmiyor. Perincek/Aydinlik grubunun zaman icindeki transformasyonlari Atilla Ilhan’i bile golgede birakir. O yuzden, eger bir sey olsun diyorsak, bu hala daha TRT’nin uzerine kaliyor
Baska ulkelerde var diye degil, ben ihtiyac oldugunu dusundugum icin TRT vb birseyin olasini savunuyorum.
Belki siz degil, ama, ben TRT’de adam fazlaligi oldugunu, ve bunun da hic bir faydasi olmadigini soyluyorum. Faydadan gectim, zarari var. Maddi zarardan da bahsetmiyorum. Bu kadar gonulsuz insanin bir arada olmasi yuzunden Kurumda ise yarar bir sey yapmak ihtimali kalmiyor. Bir yetersizlik hiyerasisi icinde gunu geciriyorlar, ziyan ediyorlar.
Kabul edilir bir sey degil bu.
Hastaneler konusunda: Bugun hastanelerde kar ve rekabet unsuru var, dolayisi ile dediginiz dogru.
Ama, dogru olan bu mudur, boyle mi olmali, yani.. o apayri mesele…
Cunku, su anda oratada olan sey hastanin soyulmasi, ve daha iyi nasil soyulmasinin mumkun oldugu yolunda atilan adimlardir. Ilaci daha pahali nasil satabilirsin, yatagi daha yuksek fiyata nasil pazarlayabilirsin sorulari ile hastaneler iyilestirilebilir mi?
İsim konusu kolay, müstear kullanırsınız.
Hastane meselesi de üzerinde konuşulacak bir şey. Sağlık işi hassas konu, iyi niyetli, objektif uzmanların fikirlerine bakmak lazım.
Uzerinde konustugumuz konunun ’saglik isi’ oldugunu dusunmuyorum. Konunun ‘kamu hizmeti’ oldugunu dusunuyor ve ornekler veriyordum.
Uzmanlara bu tur konulari birakmak tarfatari degilim. Uzmanlar, sadece onune konulan problemleri cozebilirler. Problemin tarifini de uzman(lar)a yaptirtmak sakincalidir. Tarifi taraflar yapar.
Sitede emegi gecen herkese tesekkurler
http://www.1bilgi.com
Sizleride sitemize bekliyoruz
Nice yillara…