Memur Yemini
FST 17 Ağustos 2005
Memurların iÅŸe baÅŸlarken yemin edeceÄŸini okuyunca, aman iyi, herhalde “vatandaÅŸa iyi muamele edeceÄŸime, çalıp çırpmayacağıma, yan gelip yatmayacağıma yemin ederim” türü birÅŸey olsa gerek diyerek sevinmiÅŸtim. Ama metin bana biraz uzun ve anlamsız geldi, bakalım siz ne dersiniz:
”Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Atatürk ilke ve inkılaplarına, Anayasa’da ifadesi bulunan Türk milliyetçiliÄŸine sadakatle baÄŸlı kalacağıma; kanunları milletin hizmetinde tarafsızlık ve eÅŸitlik ilkelerine baÄŸlı kalarak uygulayacağıma; Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel deÄŸerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliÅŸtirmek için çalışacağıma; insan haklarına ve Anayasa’nın temel ilkelerine dayanan milli, demokratik, laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarımı bilerek, bunları davranış halinde göstereceÄŸime, namusum ve ÅŸerefim üzerine yemin ederim.”
Burada bir memurdan beklenen iyi davranış, rüşvet almama, vatandaşa köpek gibi davranmama türü hallerle ilgili bir şey gören var mı? Bir memurun yukarıda sayılan özelliklerden herhangi biri ya da tümüne uyması ama vatandaşa tepeden bakması, rüşvet alması pekala mümkün değil midir? Ya da gayet işinin ehli, efendi, başarılı bir memurun yukarıda sayılan birçok özelliği taşımaması, mesela Türk Milliyetçiliğini değil enternasyonalist düşünceyi benimsemesi durumunda ne olacaktır?
Memurun “Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel deÄŸerlerini benimseyip, koruyup, bunları geliÅŸtirmek için çalışacağına” yemin etmesi mi? Tapu, belediye, nüfus, maliye vs. memurunun benim milli, ahlaki bilmem neyimi geliÅŸtirmekle ne alakası olabilir? Memurun görevi ve sorumlulukları sadece “laik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı” mıdır? Onu zaten silahlı silahsız bir sürü güç muhafaza ediyor, biz gariban vatandaÅŸa karşı da az buçuk sorumluluÄŸu yok mudur memurun? Sorular uzayabilir, hasılı bu yemini kim uydurduysa bayağı bir zırvalamış.
“Memurların iÅŸe baÅŸlarken yemin edeceÄŸini okuyunca, aman iyi, herhalde “vatandaÅŸa iyi muamele edeceÄŸime, çalıp çırpmayacağıma, yan gelip yatmayacağıma yemin ederim” türü birÅŸey olsa gerek diyerek sevinmiÅŸtim.”
Yahu, ben de bu blogu yazan kisinin realitelerden az da olsa haberdar oldugunu (ya da olmaga gayret ettigini) dusunuyordum…
Devlet ile sirketi birbirine karistirmak… Bunun da adini liberalizm koymak…
Yok, yok, ayaklari yere basmayanlara liberal denmez; efsunkar belki…
Bildiginiz bir Nihilist site var mi, ona takilayim. Belki onlar daha realisttir
Sanırım izlenimci dalga geçiyordu.
Sevgili Anonymous,
Ben tam tersine kendimi fazla realist görüyorum. Bilmem nerede anlaşamıyoruz. Bu yazı çerçevesinde devletle şirketi karıştırdığımı mı düşünüyorsunuz? Katkılara ve öğrenmeye açığım. Bilgi birikiminizden -samimi olarak- istifade etmek isterim.
Öte yandan, bu liberallik iÅŸi biraz karışıktır, Mustafa ErdoÄŸan’ın Zaman gazetesindeki dünkü yorumu büyük ölçüde benim de görüşümü yansıtıyor. Hatta laf aramızda bildik minimal devletçi liberallere nazaran, çevremde beni radikal liberteryenliÄŸe daha yakın bulanlar da vardır. Ben ise kendime herhangi bir sıfat takmayı sevmiyorum.
Zaman’a baktim. Mustafa Erdogan isimli bir yazar gormedim. Mustafa Aramagan var.
Onun da yazisi bu.
http://www.zaman.com.tr/?bl=turkuaz&alt=yazarlar&trh=20050817&hn=80971
Bir alaka pek goremedim.
Keske link verseydiniz.
Ote yandan, iltifat etmissiniz; sizin istifadenize yetecek kadar bilgi birikimim oldugu iddiasinda degilim –zimnen ya da asikarane.
Fakat, kurum ve kuruluslari dogrudan muhatap almanizi yadirgiyorum.
Su acidan yadirgiyorum: Hic bir organizma daha iyi hizmet vermek icin filan yasamaz, hepsinin birinci onceligi kendini devam ettirmektir.
Cok fazla Darwinist gelse de bu boyledir.
Ornek olarak, Istiklal Mahkelerini kaldirmak niyetini Kilic Ali’ye aciklayan Mustafa Kemal’in aldigi cevap verilebilir: “Mahkemede goruselim, cikacak karara gore davraniriz” mealinde bir cevaptir.
Anlami da, ‘bize birakin ve devam edelim’dir.
Buna karsilik MK, kopurur ve derhal lagveder IM’leri.
OK, bu iyi bir ornek olamadi cunku diktatorluk cagrisimi yapiyor. Ama, benim isaret etmek istedigim, kurum ve kuruluslarin kendini devam ettirmek oncelikleri baska herseyden once gelir.
Daha bir Darwinist takilacak olursak, siz hic lafolsun diye daha hizli kosmak isteyen bir ceylan gordunuz mu? Yoktur. Hayatta kalmak icin gerekiyorsa, hizli kosmagi –bir ceylan gibi kosmagi– becerecektir pekala, ama, spor olsun diye degil.
Buradan, biraz da acele ile, ‘meta-devlet’ kavramina geliyoruz. Bu, artik dillere pelesenk olmus olan ‘derin devlet’ degildir. Devlet-ustu ve ona ait calismalari degerlendiren bir sey, birileri, akil adamlar/kadinlar… Bunun varligini Susurluk Raporunda Kutlu Savas’ta gorebiliyoruz. Fakat, sadece guvenlik, o da cok spesifik acidan, kendini gosteriyor.
Meta-devlet kavraminda sizin muhatabiniz alelusul bir seyler peydahlamis olan kurum degil, onu sigaya cekecek olandir. Bu bizde yoktur. Buna Ombudsman filan dediler ama tutmadi.
Sirketin sorumlusu (kanunlar cercevesinde aalacagi her turlu karari uygulatacak kisi) asagi yukari bellidir. Devlet icin benzer bir kisi biliyor musunuz?
‘Saray’i ilga etmek cok da dogru olmadi galiba
Mustafa Erdoğan yorumlar bölümünde bir yazısı vardı. Linkini veriyorum
http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&alt=&trh=20050817&hn=202642
Kurumları doğrudan normalde muhatap almam ama TRT konusunda biraz serbest hareket ettiğimi kabul ediyorum. Stres atma gibi düşünün.
Diğer söylediklerinizle hemfikirim. Zaten benim de temelde vurgulamaya çalıştığım şey budur. Sigaya çekme ve çekilme meselesi.