Bir Tartışma ve Mülkiyet Meselesi
FST 26 Ağustos 2005
Derinsular sitesinde “Korsan Kitaba” karşı çıkan ve kendisini Marksist olarak niteleyen kişilerin çelişkisi ile ilgili bir yazı var. Yazıda Marks’ın yanında ünlü anarşist Proudhon’un da bir vesileyle adı geçince yazıya yer yer sertleşen ama genelde belli bir düzeyi muhafaza eden yorumlar yapılmış, bunlara cevaplar verilmiş. Ben de bir zamanlar liberter teoriye ilgi duymuş, radikal liberteryenlere muhabbeti olan, sol anarşistleri de yabana atmayan biri olarak bu yazıları istifade ederek okudum. Anarşizm -Türkiye’de tamamen yanlış anlamda ve “gominis, anarşik” gibi tuhaf söyleyişlerle kullanılması bir yana- merkezi otoriteden bunalanlara her zaman “acaba” sorularıyla birlikte bir sığınma alanı sağlamıştır. Arzu edenler mülkiyeti benimseyen ve benimsemeyen türleriyle anarşistlerle ilgili detaylı bilgiyi internetten kolaylıkla ve bolca bulabilirler. Türkçe sol anarşizmle ilgili derli toplu bilgi için İnan Keser’in Liberter Teori adlı küçük ama okuması kolay kitabını önerebilirim. Lenin’in Devlet ve Devrim adlı kitabında da Anarşistlerle Polemik diye bir bölüm var. İbn Haldun’un Mukaddimesinde de Anarşist görüşler savunup merkezi otorite olmadan da başımızın çaresine bakarız diyen ve görüşlerini son derece makul gerekçelere dayandıran bazı Mutezili gruplardan bahdsedildiğini okumuştum. Anarko Kapitalistlerle ilgili İletişimden bir kitabın çıktığını hatırlıyorum. Atilla Yayla’nın Liberalizm‘inde de bir bölüm olması lazım. Vakti ve merakı olanlar okuyabilir. (Elbette, laf arasında Kropotkin, Bakunin, Marx, Rothbard gibi isimlerin zikredilmesinin sağlayacağı etkileyici “vay, herif neler biliyor” bakışları altında oluşacak “entel” görüntü kazancını saymıyorum. )
Yalnız, yorumların birinde, Veysel Aratlıoğlu bu tür tartışmaların, özellikle mülkiyet meselesinin ileri kapitalist ülkelerdekine benzer şekilde yapılmasının manasızlığına atfen, tartışmacıları fildişi kuleden yeryüzüne çağırarak şöyle diyor:
Mülkiyet sorununu, az gelişmişliğin barbarlığının hüküm sürdüğü bir ülkede (e.g. Türkiye) ileri kapitalist ülkelerde tartışıldığı gibi tartışmak, özgün düşünme özürlüsü olmaktır. Az gelişmişliğin barbarlığının hüküm sürdüğü ülkelerde çoğu özel mülkiyet müdafiinin yaptığı şey ekonomik milliyetçilik adına görmezden gelinen soygun ve vurgunları kutsamaktan ibarettir. Hal böyle olunca da usandırıcı sağ-sol tartışmaları kısır döngüye dönmekte, bir sonuç vermemektedir.
Muhterem tartışmacılar: azgelişmişliğin barbarlığı olgusunun idraki içinde olun, lütfennn! Azgelişmişliğin barbarlığının hüküm sürdüğü Japonya’da aristokratların toprak mülkiyeti tapuları bizzat Amerikan işgal ordusu komutanı tarafından caaart-caaart yırtılıp tarihin çöp tenekesine atılmıştır. Bilmiş olun.
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu
Kendisinin özel mülkiyet ve yoksullukla ilgili daha detaylı açıklamaları olursa burada yer vermek isterim.
Not: Derinsular sitesindeki yazı aslında büyük ölçüde farklı bir konuda ancak yorumların ekseni “Korsan Kitap” meselesinden tamamen sapmış, Marksizm, Anarşizm, Mülkiyet alanına kaymış. Dolayısıyla kendisinin aslında yeryüzündeki fiili bir konuya temas ettiğini belirtmeyi gerekli görüyorum. Haksızlık olmasın.
Popularity: 10% [?]
- Siyaset
- Yorum(11)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Marksist, anarsist veya baska her ne ise.. onemli degil bence. Onemli olan, bu konudaki durustur. Benimki sudur:
Murekkep yalamislarin doldurusuyla, ozellikle de yabanci yazilim/film vb sirketlerinin baskisi ile telif haklarinin luzumundan fazla kutsallastirmasina karsiyim.
Telif haklari, eserin kamuya acildigi tarihten itibaren 10 seneden daha fazla surmemelidir.
Bu zaman icinde bundan yeterince para kazanmadiysa, zaten bes para etmez ve artik, kamu mali olur ve isteyen bundan istedigi kadarini alir ve ne isterse onu yapar.
Ote yandan, kuculmesi icin aklimiza gelen her turlu hileyi yaptigimiz devletin, baska isi yokmus gibi korsan yayin meselesini takip etmesini istemek durustluk degil.
Kosan meselesi bir ticari meseledir ve taraflari bunu baska ticari konulari nasil hallediyorlarsa oyle hallederler.
Merhaba,
İşin doğrusu Fikri mülkiyet konusunda büyük ölçüde size katıldığımı söyleyebilirim. Bir fikri hakkın devlet tarafından bir kişinin tekeline verilmesi bana da makul gelmiyor. Daha önce Mikrosoft meselesinde de konuyu açmıştınız ama işin mantığıyla Mikrosoft’un fiili durumunu, yasaların herkes için geçerli olduğunu düşünerek bu konuda bir şey söylememiştim, aklımın bir kenarında soru işareti kalmıştı.
Bir yandan bakıldığında patentlerin korunmasının teknolojik yeniliği teşvik ettiği düşünülmekle birlikte, bilgisayar yazılımları, şarkı, türkü, film vs. için bu tür devlet korumaları ve imtiyazların, hem de tekel olarak 100 senelik hakların verilmesi, insanlık için daha büyük bir faydanın önüne geçiyor gibi görünüyor. Bu konuda Liberaller daha doğrusu liberteryenler arasında da bir görüş birliği yok. Hatta büyük kısmının patent ve fikri imtiyazların devletçe korunmasına karşı olduğu anlaşılıyor.
http://en.wikipedia.org/wiki/Libertarian_perspectives_on_intellectual_property
sitesinde sayfanın en altında konuyla ilgili bir yazıya link var. Bir de journal of libertarian studies de 50 sayfalık bir makale var doğrudan bununla ilgili. http://www.mises.org/journals/jls/15_2/15_2_1.pdf
Patentler üzerine de http://fare.tunes.org/articles/patents.html
linkinde bir analiz yer alıyor.
Konuyla ilgili görüşü, bilgisi olanlar belki daha iyi aydınlatırlar.
Selamlar.
Eveeet… Hem patentler hem de telif haklari mulk degil, ayricaliktir.
Bunun ismini boyle koyarsaniz, taslarin geri kalan kismi yerine oturur.
Ote yandan, bilmem bilginiz var mi, ama, su anda gecerli olan (yeni) tapu/kadastro kanununda 10 sene aranmayan sorulmayan arazi/arsalari devlet istedigi sekilde tasarruf edebiliyor.
Bahsettigimiz sey, tapulu arsa/arazi.. Hani, tapu delinmesi derler ya, iste kanunla artik bu oluyor.
Tapulu mulk icin 10 sene gecerli iken, devletin daha uzun sureli ayricaliklar vermesini anlamak kabil degil.
Aslinda anliyorum, ama, kesinlikle katilmiyorum
Gene işin altında devletin (gereğinden fazla) mevcudiyeti var. Herhalde (en azından bu mesele özelinde) devletin küçülmesi gereği noktasında mutabık kalırız.
Devletin kuculmesi…
Bu tur hayaller ’serbest piyasa’, ‘Noel Baba’ filan babindadir bence..
Devlet, tuzum var diyene kosmak zorundadir.
‘Dur, kosma. O bize lazim degil’ diyecek olanlar ise aydinlardir.
Bu telif haklari meselesinde aydinlar apacaik ikiyuzluluk yapiyorlar; cunku murekkep yalamisliklarindan nasi, yazip-cizdikleri seylerin kendilerin bir omur gelir geirmesini arzu ediyorlar.
O yuzden de’ dur, kosma’ demek yerine ‘nerede kaldin, hadi cabuk’ demekle mesguller.
Daha bilmiyorlar ki, telif haklari kendilerine hic bir zaman birakilmayacak; aksine bir kontrat ile omur boyu bir kompradora devredilecektir. [Komprador kelimesini kitabi anlamda ve bilerek kullandim].
Mesele ‘devletin kuculmesi’ degil, aydinlarimizin ufuklarinin buyumesidir –bence.
Sevgili Anonim,
Artik bir site acsanız da biraz ben yorum yapıp sizi sıkıştırsam. Teknik destek veririm merak etmeyin, hatta sitenizi açıp hazır edeyim, siz şifrenizi değiştirip yazmaya başlayın. Böyle haksızlık oluyor:)
Hay siz cok yasayin, e mi.. :-))
Benim de bir blog’um var, ama sizinki gibi bir blog benim yapabilecegim bir sey degil. Ben sadece kendi ozel hayatimi orada yaziyorum ve kamuya acik degil.
Tarisma soz konusu olunca, ben daha cok NNTP uzerinden yazismagi severim; boylece kimin kime ne dedigi dogru durust belli olur.
HTTP bu is icin berbat bir yontem –bir dirhem bal icin bir ceki odun yemek gerekiyor.
Teknik destege gelince: Pek ihtiyacim olacagini sanmiyorum. Kendi yazdigim bir web sunucum var. Baslayip da yarida biraktigim bir de NNTP sunucusu var.
Ona kullanicilarin parola ile girmesini saglarsam, geri donup size bu tartismalari artik orada devam etmek cagrisinda bulunabilirim.
Tereciye tere satmaya kalkmışım işe bakın. Blogger gibi bir yerde yazsanız uğraştırmaz gerçi ya.
bence anarşizm gerçekleştirmek mümkün olamaz .Çünkü bu yaşadığımız dünyada çıkarlar birbirinin koyusun kazanlarmı derseni ne derseniz var soruyorum böyle bir toplumda anarşizmi nasıl olurki oteritesiz bir ülke olsada bu türkiye olamaz çünkü bu insannlar koyun olmayı çoktan kabul etmişler, aslımda HEGE’lin dediği gibi devleti kendi gövenliğimiz ve özgürlüğümüz kabul etmeliyiz.
Derinsular linki hata veriyor. Sayfa bulunamadı.
Buradaki yazıdan kendi bloguma bir şeyler araklayabilir miyim?
Veysel bey iyi demiş.
Hımm. Rusyanın 1991′den sonrası durumu bu örneğe yakın gibi duruyor. Netekim Rusya azgelişmiş değil.