Yüksek Tansiyonlu Toplum

FST 29 Ağustos 2005

Veysel Aratlıoğlu eski TKP yöneticilerinden Nabi Yağcı’nın bugünkü Referans gazetesindeki “Efendim, Liberalim mi dediniz” başlıklı yazısına dikkatimi çekti. Nabi Yağcı, Türkiye’de bir türlü kendi içinde gelişemeyen eleştiri kültüründen ve “değişmeye karşı inanılmaz dirençten” sözediyor. Yazısının son bölümündeki şu ifadeler de bence yerinde:

[…] Şunu sormalıyız: düşünce, fikirler bizde neden değiştirici bir rol oynamıyor yada etkili biçimde değiştirici olamıyor? Bu sorunun yanıtlarını bulduğumuzda bizde neden marksist, marksist olamıyor; liberal liberal olamıyor; sosyal demokrat sosyal demokrat olamıyor; demokrat demokrat, aydın aydın, asker asker , sivil sivil olamıyor; vatandaş vatandaş olamıyor sorusunun yanıtlarına da yaklaşmış olacağız.

Nabi Yağcı’nın daha önce Radikal gazetesinde Neşe Düzel’e verdiği bir mülakatta da ilginç noktalar var. Türkiye’deki katı devletçi yapı ve bu çerçevede sağ ile solun farksızlığını çok güzel tespit ediyor Nabi Bey.

[…] Çünkü henüz büyüyememiş bir toplum bu. Bu ülkedeki rejim bir ‘vesayet rejimi’dir. Bir ailede baba nasıl bir otorite kuruyorsa, bizde de devlet toplum üzerinde benzer bir otorite kuruyor ve toplum hep çocuk kalıyor, kişiliği gelişemiyor. Bu bakımdan bizdeki rejim ‘babalar rejimi’dir. Bir korku rejimidir. Mafya babalarından politik babalara kadar uzanan bir babalar rejimidir. Bunun da iki sorumlusu vardır. Biri devlet katındakiler, yani yönetici elit. Diğeri aydınlar yani toplumsal elit. Toplumun niye hâlâ kısa pantolonla dolaştığı konusunda bu iki odak sorgulanmalıdır.

Nabi Bey’in yazısını okumamızı öneren Veysel Aratlıoğlu, konuyla ilgili “Türkiye’de kavga fikirlerin farklılaşmasından değil farklılaşamamasından kaynaklanmaktadır” mealinde İsmail Cem’in de bir sözünü hatırlattı. Hakikaten ne kadar tek tip, eleştiri özürlü, anlamamaya azimli, dar görüşlü bir toplumuz. Sanki herşey ilelebet ak ya da kara olmak zorunda, herkes aynı kanaati paylaşmak durumunda. Millet eften püften fikir ayrılıkları sebebiyle birbirini gırtlaklamaya hazır bekliyor. Eski TKP liderinin açıklamalarını sırf bu açıdan bile dikkate değer buluyorum. Keşke her görüşten sabit fikirli, algılama inatçısı kanaat önderlerimiz de ara sıra bir muhasebe yapıp “ne oluyoruz” sorusuna cevap arasalar. Bu arada Engin Ardıç’ın bugün yazdığı “Faşist Kime Derler” yazıda da bu kapsamda isabetli yerler var.

[…] Faşist, gerçekleri görmez ve görmek istemez. Burnuna belge de soksan yoksayar. Çünkü kendisi ‘Hüda-yı nabit’tir, asla yanılmaz. Herşeyi o bilir. Doğru, onun doğru dediği şeydir. Başka doğru yoktur ve olamaz. Kendince bir ‘devletini koruma’ güdüsü edinir ve bu amaçla suç işlemekten de hiç gocunmaz.

Okumanızı öneririm.

Popularity: 8% [?]

4 Yorum

  1. Anonymous - 29 Ağu 2005 - 5:52 pm

    Sn.Yağcı’yı tebrik eder, kendisine teşekkür ederim. Bir viski şirketinin dağıtım aracı üzerinde (siz de görmüşsünüzdür, herhalde reklam kavilinden) şu özlü söz yazılmıştı: “Dünyayı değiştirmek isteyen kişi işe kendinden başlamalıdır”. Samimiyetine inanabilmem için Sn.Yağcı şu küçük adımı lütfen atsın: 80 öncesinde sağcılarla ekonomik milliyetçilik yarışına girmiş olan TKP’yi protesto eden Aziz Nesin’i afaroz etmekle yanlış bir iş yaptıklarını itiraf etsin. Bilmiyorum, belki de etmiştir. O zaman kendisinden özür dilerim.

    Saygılarımla,
    Veysel Aratlıoğlu

  2. Anonymous - 30 Ağu 2005 - 1:11 pm

    Demek ki Sn.Yağcı Erkan Mumcu’dan “ümit ettiği (liberal) feyzi” görebilmiş olsa idi bu önemli konuyu hiç işlemeyecekti. Ne diyeyim: iyi ki görememiş. Türkiye’deki liberallerin sicilleri oldum olası bozuktur, ve sorun Erkan Mumcu ile sınırlı değildir. Jakobenler ne zaman iktidara yürüyecek olsalar kendilerine bir liberal şirinlik muskası daima bulmuşlardır. İT Cavit’i, Alparslan Türkeş N. ve A. Yalçın’ı, Madanoğlu da Avcıoğlu’nu tercih etmişlerdir. Jakobenlere şirinlik muskası olmayı içlerine sindiren sözde liberallere yazıklar olsun. Sn. Yağcı’nın başında bulunduğu parti ise bu sözde liberalleri Jakobenlere hizmet etmek dışında hemen her şey ile suçlamıştır. Eeee ne de olsa kendileri de Jakobenlerden hep emir beklemişlerdir. Ne diyebilirlerdi ki?

    Saygılarımla,
    Veysel Aratlıoğlu

  3. Anonymous - 11 Eyl 2005 - 2:13 am

    TKP, TBKP, vel hasıl siyasal tarih, günlük basından mağazin düzeyinde izlenince, siyasal bigi ve bilinç düzeyi de mağazinel olmaktan malesef kurtulamıyor.
    TKP-TİP birliginden sonra oluşan TBKP “TBKP Kongre Tezleri” ni hazırladı. Bu tezlerde Tarihe-geçmişe, hem TKP bağlamında hem de marksizm ve reel sosyalizm çerçevesinde eleştirel yaklaşımlar getirildi.
    TKP uzunca bir süre sekter bir parti oldu. Kendi dışındaki bütün solu, düşman gören bir politik-ideolojik söyleme sahipti. Bu nedenle, Aziz Nesin ve bir çok aydına temelsiz eleştiriler, yakıştırmalarda bulunuldu. TKP 5. Kongresi ile başlayan geçmişe eleştirel yaklaşım TBKP oluşumuyla da devam etti. Ve TBKP kongresinde geçmiştek yapılan bütün hatalar eleştirildi, özür dilendi vs.
    Nabi Yağcı bütün bu süreçlerin içinde bir aktördü. Ama siyasal kültür geleneğimiz, lidere dayandığı için, günahlar ve sevaplar hep lidere yüklenir.
    Türkiye komünist geleneği, kendini aşamamanın sıkıntısı içinde kıvranıyor.Hayata, yaşama doğmatik ideolojik gözlük ötesinde, daha özgürlükçü-demokrat zihniyetle bakılması gerekiyor. TBKP, Birlik-Yasallık-Yenilenme olarak ifade edilen politikalarıyla, hayatı içten bakmaya çalıştı, ya da denedi demek daha doğru olabilir. Ama, Birlik daha geniş birlik süreci temel amaç olarak ağırlık kazandı ve süreç ÖDP’de demoralize olmuş biçimde sönümlendi denilebilir.

  4. BirBilgi - 27 Ara 2007 - 8:19 am

    Sitede emegi gecen herkese tesekkurler

    http://www.1bilgi.com

    Sizleride sitemize bekliyoruz

    Nice yillara…

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş