FST 8 Ağustos 2005
Ahmet Hakan’ı Oray Eğin’e karşı kendinden müsaade almadan savunduğum esnada, 7 Ağustos tarihli yazısındaki bir hataya gözüm ilişti. Önemli bir şey değil gibi görünebilir ama yine de uyarayim. Yazısında “Önce bir ‘Çelik Bilek’ edasıyla ‘Hay bin kunduz!’ diyelim” ibaresi var. Bir defa, “Hay bin kunduz” sözü Çelik Blek’e değil, aynı uğurda savaşan bir başka vatansever Kaptan Swing’e aittir. Kendisi Ontario kurtlarının lideri olması hasebiyle, kunduzlarla da yakın ilişkisi olması muhtemeldir. Üstelik Çelik “Bilek” değil Blek’tir. (Bkz. gazoz ağacı). Ahmet Hakan’ı bir yazısında Teksas çizgi romanına atıfta bulunma gayretinden dolayı kutlarken, çizgi roman işinin sanılandan daha önemli ve ciddi olduğunu hatırlatırım. İnşallah bu uyarıyı dikkate alır. Bu vesileyle sömürgeci krallığa karşı bağımsızlık mücadelesi veren Swing ve Blek gibi kahramanlar ile tüm Ontario Kurtları, avcılar, Mister Blöf, Gamlı Baykuş, Avukat Konili, Profesör Oklitus, Rodi ve ahbaplarının hatırası önünde hürmetle eğilirim. Kahrolsun Kırmızı Urbalılar ve bugünkü torunları.
Popularity: 2% [?]
FST 7 Ağustos 2005
Okay Gönensin Vatan’da, Hıncal Uluç da Sabah’ta Küçük Prensin Milli Eğitim Bakanlığı 100 Temel Eser listesinden çıkarılmasına eleştiri getirmişler. Eleştiriler üç aşağı beş yukarı, benim de burada detaylı olarak zaten üzerinde durduğum üzere, makul şeyler. Fakat her iki yazıda da bu kitabın listeden neden çıkarıldığı konusunda “gerçek sebep” üzerine tek kelime dahi yok. Okay Gönensin Küçük Prens’in listeden çıkarılmasını “Milli Eğitim Bakanlığı, Necip Fazıl Kısakürek ve Mehmet Akif’in kitaplarını koyabilmek için bu 100 eser listesinden iki kitabı çıkardı.” diyerek veriyor. Hıncal Uluç da ilgili yazıya atfen şöyle diyor:
Efendim listeye, entel sağ ve soldan eleştiriler gelince, iki tarafı da memnun etmek için Necip Fazıl ve Nâzım Hikmet’i almaya karar vermişler. İki kitabı ıskartaya çıkarmak gerekmiş. Biri Küçük Prens olmuş.. Niye Küçük Prens?. Niye en iyisi, en gereklisi.. Ve niye ille de çıkarmak..
“Niye Küçük Prens” mi? Allah Allah… Acaba Okay Bey ve sayın Uluç başka bir memlekette mi yaşıyorlar? Son iki haftadır davullar çalınıyor, sendikalar “Vay, siz nasıl içinde Türk Diktatörü yazan kitabı listeye alırsınız” diye ortalığı yıkıyorlar. Okay Gönensin’i okuyan da sanacak ki Necip Fazıl ve Mehmed Akif gibi dincilere yer açmak için Küçük Prens feda ediliyor. Konuyu geçen hafta Sabah gazetesi detaylı işlemişti, Hıncal Uluç bunu nasıl bilmez anlamak mümkün değil. “İki kitap ıskartaya çıkarılacakmış, bu neden Küçük Prens oluyor” sorusu bu çerçevede o kadar saçma ki.
Milli Eğitim bir taşla iki kuş vurmuş oldu. Hem “eyyamcılık” yapıp Necip Fazıl’a yer açarak “Nazım var da Necip neden yok” diyenleri susturuyor, hem de “Ataya diktatör diyen birinin kitabını listeye almadık” deme şansını yakalıyor. Onların umurunda mı Küçük Prens’in dünyanın en meşhur çocuk kitabıymış vs. olması? Bu yazıları koca iki yazara, hele Hıncal Uluç’a hiç yakıştıramadım. Bakalım “Atatürk’e diktatör diyen” bir kitap listeden çıkarıldı diye kendilerine sebep söylendiğinde tepkileri ne olacak.
Popularity: 2% [?]
FST 6 Ağustos 2005
Ünlü futbolcularımızdan Tanju Çolak’a Kürt lider Barzaninin oğlundan “gel burada bizim takımın başına geç” teklifi gelmiş. Tanju da zaman istemiş. Haberde Tanju’nun biraz kırgın olduğu seziliyor. Bir ara kaçak mersedes davasına adı karıştığı için yeni milli takım oluşumnda kedisine görev verilmediği için bozulmuş. Kürtler Tanju’yu devlet protokolüyle ağırlayacakmış. Siz olsanız ne yaparsınız? Bence gitmesinin bir mahzuru yok. Neden? Avrupa bizim düşmanımız diyen bir sürü adam Fatih Terim’in, Hakan Şükür’ün, Emre ve Okan’ın Apo’yu saklayıp besleyen İtalya’ya gitmesine laf etti mi? Hayır. Aksine böbürlenip “Türkün gücü” nutukları attılar. Peki, asla Türkiye’nin döünşmesi istenmeyen gerici, yobaz, dinci, molla memleketi İran’a Mustafa Denizli gitti diye kıyamet koptu mu? Hayır. Tanımadığımız Güney Kıbrıs Takımı ile bir takımımız uluslararası maç yapıp (üstelik “bari Rum’a yenilmeyeydiniz” dedirterek) elenmedi mi? Evet. O hade varsın Tanju da bu fırsatı değerlendirsin. Bilmem siz ne dersiniz.
Popularity: 3% [?]
FST 6 Ağustos 2005
YAŞ kararları alınırken 1 Subay 10 Astsubay irticai çevrelere yakın oldukları gerekçesiyle ordudan atılmış. “İrticai çevreye yakın olmak” bu konuları bilmeyenler için çok tehlikeli birşeymiş gibi algılanabilir. Halbuki bir an düşünüp çevrenize bakının, irticai çevrenin heryerde olduğunu ve hepimizin bir şekilde bu çevreyle ilişkili olduğumuzu göreceksiniz. En azından teneşire yatırıldıktan sonra sarıklı bir imamın kıldırdığı namazın ardından yerin dibine gideceğiz hepimiz. CHP “bile” şeriatın emrini uygulayıp kongresini Ramazan ayına denk gelmesin diye Kasıma erteliyor. Herneyse, benim değineceğim konu bu değil. Bu kararlar alınırken, rivayete göre (artık kim sızdırdıysa tutanağı) Başbakan ve Milli Savunma Bakanı “şerh” koymuşlar, mahkeme yolu açık değil vs. diyerekten. Askerler de savunma olarak şunu söylemişler:
Bu kişiler, uzun süredir takip ediliyor. Uyarıldılar, birlikleri değiştirildi. Buna rağmen irticai faaliyetlerini sürdürdüler. Biz işveren durumundayız. Devlet ve Türk Silahlı Kuvvetleri yerine başka bir otoritenin emrine çalıştılar. İrticaya boyun eğenin TSK’da yeri olmaz. Biz işveren olarak, başka bir otoriteye boyun eğenlerin iş akdini feshediyoruz.’
Askeri sistemi yakından tanıdığım için kendilerine özgü bir emir komuta ve ayrı disiplin sistemleri olması gerektiği görüşünü paylaşıyorum. Ancak bu cevap (eğer böyle bir cevap varsa tabii, bana hiç inandırıcı gelmedi) bir çok problm barındırıyor. Bir askerin kışla dışında özel ve sivil hayatı olabilir mi? İlgili yasaları bilemiyorum. Yurtdışında bir üst rütbeli yabancı subayla bu tür konuları konuşurken “burada biz subaylarımızın sivil toplumla içiçe olmasına asla karışmayız, hatta destekleriz” mealli birşeyler söylediğini hatırlıyorum. “Türk Silahlı Kuvvetleri yerine başka bir otoritenin emrinde çalıştılar” demekle ne kastediliyor bilemiyorum. Bir tarikata girip oradan mı para kazandılar, kışla ya da karargahta üstlerine “biz emri Şeyh Nasrullah El-Cübbevi’den alırız” mı dediler mechul. Son olarak işveren TSK mı yoksa onların da bağlı olduğu AKP Hükümeti mi? Sonuçta paşaların maaşını da ödeyen AKP iktidarı. İş kanununa da bakmak lazım “başka bir otoriteye boyun eğenin iş akdi feshedilir” diye bir madde var mı.
Neticede bu diyalogun geçtiğine ihtimal vermiyorum. Askerler kendi agılamalarına göre disiplini bozacakları kanaatiyle ve kendi alglamalarına göre “irticai” kabul ettikleri faaliyetten dolayı ilgili askerleri ordudan uzaklaştırmışlardır. Buna “biz işvereniz, feshediyoruz” türü manasız kulplar takacaklarını sanmıyorum.
Popularity: 2% [?]
FST 6 Ağustos 2005
AKP Milletvekilleri Küba’da kendilerine Atatürk’le ilgili sorulan bir soru üzerine Atatürk’ü öven açıklamalar yapmışlar. Bu bana Mesut Yılmaz’ın uçakta seyahatte iken askeri eleştirip yere indiğinde “ordu gözbebeğimizdir” türü açıklamalar yapmasını, darbeler sonrası yasaklı konuma düşen Demirel’in demokrat kesilip başa geçince demokrasiyi unutması, Refah Partisinin DEP’in kapatılmasına onay verip kendi partileri kapatılırken feryat etmesini hatırlattı. İlk iki olay coğrafi mekanların, son ikisi de maddi ve manevi menfaatlerin görüşler üzerindeki etkisi olarak yorumlanabilir diye düşünüyorum.
Popularity: 2% [?]
FST 6 Ağustos 2005
Donla denize girip turistlere karşı bizi mahcup eden “halk” ayıbına karşı Kadir Topbaş Menekşe plajında mayo satışı çözümünü üretmiş. 1.5 YTL olarak ilan edilen fiyatlar nedense standda 2.5 YTL olmuş. Ancak talep yetersiz kaldığı için Belediye mayoları paza günleri bedava dağıtmaya karar vermiş (bedava mayo, ilgililere duyururum, yer Menekşe plajı, tarih her pazar). Bu arada mayo üreticileri Çin’den gelen mayoların bile 3 dolardan pahalı olduğunu, ucuz mayonun sağlığı olumsuz etkileyeceğini filan söylemişler. Sıradan bir mayonun fiyatı 25 YTL imiş vs. vs. Mayolarla ilgili bayağı bilgi sahibi oluyorsunuz.
Mayo meselesini takiben, yiyip içme meslesi de ele alınmalı bence. Bir de şikayetlenilen mangal konusu vardı hatırlanırsa. Başkan bey “deniz kenarında mangal yapmayın, karpuz peynir yeyin, hafif olur” önerisinde bulunmuştu. Muhtemelen önümüzdeki günlerde belediye Menekşe plajına bir süt ürünleri reyonu ile karpuz sergisi de açarak mangal ayıbının önüne geçecektir.
Popularity: 2% [?]
FST 5 Ağustos 2005
Geçenlerde Tekelin gökdelenleri ile ilgili haberler gündemi meşgul etmişti. Bugün de yeni bir devlet gökdeleni haberi gördüm. Devlete ait Halkbank, milletin kesesinden bir gökdelende oturuyormuş. Öyle ya, koca bir devlet bankası, başka yere sığacak değil ya. Herneyse, habere göre bu bankamız “Finans Merkezi” İstanbul’a taşınacağı için devasa gökdelen boşa çıkıyormuş. Peki ne olacak bu bina? Maalesef satılıp kurtulmak söz konusu değil. TOBB bu binaya daha önce talip olmuş. Uzmanlar 100 milyon dolar eder diyormuş. Peki 100 Milyon dolara satılıp hazineye gelir yazmak mümkünken bakın idarecilerimiz bu binayı nasıl kullanacakmış:
Danıştay yönetiminin daha önce Başbakan Tayyip Erdoğan’dan bina talebinde bulunduğu, Erdoğan’ın da bu talebi kırmayarak Halkbank binasını teklif ettiği öğrenildi. Başbakan Erdoğan’ın Halkbank binasına ait temsili bir anahtarı Danıştay yönetimine verdiği de ifade edildi.
Danıştay denen şeyin ne olduğunu bilmem. Sadece “Yargıtay mesaj verir de biz armut mu toplarız” mantığıyla “Laikliğin bekçisiyiz” mealinde başkan açıklamaları hatırlarım. Herhalde kritik bir yer ki “talebi kırılamamış” önden temsili bir de anahtar verilmek suretiyle kendilerine vaad edilmiş. Allah devlete zeval vermesin. Bu da lafın gelişi canım, vatandaşta bu ense oldukça niye zeval verecekmiş ki?
Popularity: 2% [?]
FST 5 Ağustos 2005
Derinsular sitesinde Serdar Turgut’un Mine G. Kırıkkanat’ın yazısı üzerine öneriler getiren son yazısının okunması yönünde bir tavsiye var. Hakikaten Serdar Beyin (Turgut) Kenya modelinin tutacağına ben de inanıyorum. Yalnız, Serdar Turgut’un yazısındaki tecrit İstanbul’da zaten mevcut. “Halk” arasıra gelip Teşvikiye, Bağdat Caddesi gibi yerlerde tecrit edilmiş beyazları izleyebiliyor. Ben Serdar Beyin “Beyaz Türk tarafından tur düzenlenmesine de gerek yok, çünkü onlardan tur talebi geleceğini hiç sanmıyorum” görüşüne ihtiyatla yaklaşıyorum. Belki de Mine G. hanım gibi “ıyy, aşağılıklara bak, pis köylüler mangal yapıyorlar” diye ibret almak için izlemek isteyenler çıkabilir. Bu meyanda “Halk televoleleri” çekilmesi fikrini yabana atmamak lazım. Serdar Turgut’un bahsettiği sirk gösterisi kameraya alınırsa halkımız sadece kelek taklit programlarında kendini gösterme dar alanına sıkışmaktan kurtulur. Mesela, Halk düğünleri ve 3.Sayfa haberleri bu kapsamda değerlendirilebilir.
Popularity: 2% [?]
FST 5 Ağustos 2005
Mine Kırıkkanat bugün eski bir yazısını yayınlayarak “ben çok cesurum” demiş. “Türkiye’de oruç tutmayanlar öldürülüyor, o halde orucu eleştirmek cesarettir” türünden yaklaşımlar var. Ben, tam beyazlaşamadığım, Fransa görmediğim için yazılanların çoğunda kastedilenleri anlayamadım. Tek anladığım şey, bu yazarımızın
“Belki balık sevseler, pişirmeyi bilseler, kirli beyaz atletleri ve paçalı donlarıyla yatmazlar, hart hart kaşınmazlar, geviş getirip geğirmezler, zaten bu kadar kalın, bu kadar kısa bacaklı, bu kadar uzun kollu ve kıllarla kaplı da olmazlardı”
gibi cümleler yazmayı cesaret zannetmesi. Herhalde Engin Ardıç’a özenip aklınca köylülüğü eleştirmeye kalkmış ama bu iş yetenekle ilgili olduğundan olsa gerek ortaya bir garabet çıkmış. Aslına bakarsanız bu da bir cesarettir evet, ama genelde “cahil cesareti” olarak adlandırılır.
Yine de kendisinin Türk halkının içinde bulunduğu duruma acımasını olumlu bir sinyal olarak gördüğümden, takviye olması, ıstırabına çare bulması açısından aklıma gelen şeyleri saymak isterim. Mesela halk yığınlarına kaşıntı ilacı dağıtılması, halkın banyo yaparken ACE ya da beyaz ötesi ALO ile yıkanarak “kara” renkten kurtulması, kısa bacak ve kolların barfikste sallanma suretiyle uzatılması, kıllar için lazer epilasyonu, gilette mach 5 metodu için Sosyal Yardımlaşma fonundan kaynak aktarılması, kitlelerin “Paris nasıl bir yerdir, Fransızlar ne yer ne içer, nasıl defi hacet yapar” türünden eğitici belgesellerle adam edilmesi, “Çağdaş Piknik Nasıl Yapılır: Dumansız Balık Izgarası ile 100 çeşit Yemek” ve “Haydi Türkiye Paçalı Donunu At” adlı rehber kitapların basılıp uçakla varoşlara atılması vs. Herhalde bu önerilere itirazı olan yoktur.
Popularity: 2% [?]
FST 5 Ağustos 2005
Zaman gazetesi yorum bölümünde Prof. Atilla Yayla demokrasi üzerine bir yazı yazarak demokrasinin özgürlüğün teminatı olmadığı, özgürlüğün esas olduğu ve demokrasiden önce geldiği mealinde değerlendirmeler yapmış. Benim dikkatimi çeken, hocanın yazının belli bir bölümünde “nasıl olsa anlamayacaklar” düşüncesiyle peşinen sol Kemalistler hakkında belirttiği görüşler. sol Kemalistler Prof. Atilla Yayla tarafından şöyle analiz edilmiş, bilmem siz katılır mısınız:
[…] Demokrasi zaten onların zatında cisimlenmiştir. Onların dediğinin olması demokrasidir. Bunun için gerekirse hak ve hürriyetler askıya alınabilir, otoriteryen modernleşme dönemleri yaşanabilir. […] Bu kesimle mantıklı bir tartışma gerçekleştirme imkanı yoktur. Zaten bu kesimin sözcülerinin yaptığı, daha ziyade, slogan çığrıştırma, ihbarcılık, hain keşfi ve tehdit savurmadır. Yıllardır aynı tekerlemeleri tekrarlayıp durmaktadırlar. Bir santimlik bir ilerleme bile kaydetmezler.Yazılarında ne yeni bilgiye, ne de ufuk açıcı bir yoruma, ne muarızlarını anlama ve bir ortak zemin bulma çabasına rastlanır. Kendilerini çok akıllı zannederler; ama çok irrasyoneldirler. İlginç çelişkiler içinde yüzerler. Mesela, ülkenin ana sorununun siyasi partilerin tek adam partisi olması olduğunu söylerler; ama kendi çizgilerinin de tek adama atıfla şekillendiğini ve ülkenin tek adam cumhuriyeti haline getirildiğini görmezler.
Benim tanıdığım bir çok sol Kemalist bu tanıma uyuyor. (Bu arada “çok akıllı zannederler ama irrasyoneldirler” ifadesi uyak olarak denk düşmemiş, iki heceli başka kelimeler kullanılabilirdi.) Tabii sağ Kemalistler Atilla Yayla’nın anlizinde yer almıyor, Kemalistin “sağı” olur mu diyen çıkabilir. Ben de Lozan’da kolkola gösteri yapanlar, Namık Kemal Zeybek vs. solcu mudur diye sorarım o zaman. Belki bu konuda da bir yazı gelir Atilla Yayla’dan, bekleyip görelim. Son zamanlarda ne yapacağını bilemeyip kimi zaman CHP, kimi zaman İP ile kolkola giren, bunlara da yaranamayan dostları göz önüne alarak “Milliyetçinin şaşkını sağ Kemalisttir, kurnazı sol Kemalist” şeklinde bir tanım akla gelebilir. Üzerinde fazla düşünülmemiş ham bir fikirdir, eleştiri ve katkılara açıktır.
Popularity: 2% [?]