FST 25 Ekim 2005
Son günlerin popüler konularından biri başbakanlık müsteşarı Ömer Dinçer ve başka bir öğretim üyesinin kaynak göstermeksizin bir başka yazarın kitabından uzunca bir bölümü alıntılamaları suçlaması çerçevesinde sürüp giden tartışmalar. En az TRT ve Süleyman Demirel kadar akademik camianın işlerine de meraklı biri olarak konuyla ilgili görüşlerimi belirtmek isterim.
Şu an itibariyle genel görünümü tasvir etmek gerekirse, iki ana gruptan ve yandaşlarından söz etmek mümkün olabilir. Birinci grup YÖK ve emrindeki unsurlar. Buna göre Ömer Dinçer intihal yapmıştır, bu konu uzman bir heyetçe incelenip karara bağlandığından kendisinin üniversite öğretim üyeliği mesleğinden ihracı gerekmiştir. Karşı cephe, hükümet ve AKP tarafı ise olayın bir hatadan ibaret olduğu, bu usulsüz aktarmanın fark edildiği anda derhal kitabın piyasadan toplatıldığı savunmasıyla işin anlamsız şekilde kasıtlı olarak büyütüldüğünü ileri sürüyor. Hatta başbakan “biz sizi tanımayız, sizin vereceğiniz ünvana ihtiyacımız yok” mealli bir konuşma da yaptı.
Burada YÖK’e yöneltilen temel eleştiri, daha önce çok ağır intihal, aşırma suçu işleyen bir sürü akademisyenin bırakın soruşturulmayı, terfi dahi ettirildiği bir ortamda 10 senelik bir konunun ışık hızıyla gündeme getirilmesindeki gariplik. Yani, YÖK bu işi ilim, fen uğruna, ahlak, etik adına değil “siz bizim rektörümüzü içeri atarsanız, biz de sizin adamınıza böyle yaparız” mantığıyla yapıyor gibi bir tenkit. Tarafsızların başbakana dönük eleştirisi ise “tamam uygulama zamansız, hatta kısmen kasıtlıdır, YÖK Van rektörünün rövanşını alıyor ama ortada aleni bir intihal vakası var, bunu niye yok sayıyorsunuz” mealinde. Bana göre iki kesimin eleştirilmesinde de doğruluk payı var.
İntihal açısından bakarsak, bir defa şu ya da bu şekilde sayın müsteşar ve meslektaşı bir gaflete düşüp yazdıkları ders kitabında başka bir yazarın kitabından kaynak göstermeksizin alıntı yapmıştır. Bu da akademik etik açısından ciddi bir problemdir. Hatırladığım kadarıyla bu konu ilk gündeme geldiğinde, 2003 yılı sonları olabilir, Ömer Dinçer de sehven bu işin olduğunu, kitabın yazarı Prof. Tamer Koçel ile görüşerek derhal kitabı piyasadan toplattığını vs. anlatıyordu. Prof. Tamer Koçel de şahsen kendinden özür dilendiği, kitabın da piyasadan çekilmesiyle kendisi açısından mesele kalmadığı mealinde açıklamalar yapmıştı. Geçmiş gün detayları hatırlamıyorum.
Ben aslında işin bir başka noktasına dikkat çekmek istiyorum. İntihale konu olan eser bir “ders kitabı”. Ders kitabı olması işlenen kabahati küçültmez ancak Türkiye’de ders kitapları ile ilgili garip bir başıboşluğa dikkat çekmeme imkan vermesi açısından zikrediyorum. Konu edilen kitabın başlığıyla piyasada abartmıyorum, yüzlerce kitap vardır. İşletme Bilimine Giriş, Genel İşletme, İşletme Yöneticiliği, İşletme Bilimi, Temel İşletme, İşletmecilik Bilgisi gibi başlıklarla yazılmış, benzer muhtevada bir alay ders kitabı var. Merak edenler herhangi bir işletme fakültesi kütüphanesinden bunlardan tesadüfî örneklemeyle 10 farklı yazarınkini seçsinler. İçleri o kadar birbirinin aynısıdır ki, ilk kimin yazıp sonra kimlerin oradan (kaynak göstererek ya da göstermeden) aldığı belli değildir.
Mesela ben tesadüfen incelediğim 3 kitapta en az 300 sayfanın nerdeyse her üç kitapta da tıpatıp aynı olduğunu gördüm. İşin garibi kitaplarda dipnot kullanılmadığı için kimin neyi nereden aldığı da belli değil. Kitabın sonuna göstermelik, laf olsun kabilinden bir kaynakça eklenmiş. Bu kaynakların neresinden ne şekilde yararlanıldığı belli değil. Son zamanlarda “canım ders kitabında dipnot olmasa da olur” türünden laflar duyup şaşırıyorum. Ne yani, ders kitabı öyle canı isteyenin önceden yazılmış bir kitaptan alınarak yazılabilir mi? Üstelik bu kitapları yazan “hocalar” bu işten eşşek yüküyle para kazanıyorlar. Ne ala memleket, oradan buradan al, git bir matbaa ya da yayıneviyle anlaş, dersine girdiğin öğrencileri almaya mecbur tut, sonra “yahu bunları nereden alıp da yazdın” deyince “ders kitabıdır, önemi yok” de. O zaman parasız dağıt kitapları, gariban öğrenciler sebeplensin. Hoş, dipnot olsa ne yazar, başka kitapta yazan şeyi aynen kendi kitabına dipnotla koyup satmanın etik yönü de bence ayrı bir tartışma konusudur. İşletme Bilimi ile ilgili bu durum başka branşlar için de belki geçerlidir, gündemdeki İşletme olduğu için onu ele aldım.
Şu halde Ömer Dinçer’le ilgili meselede “intihal” konusu bence önem sıralamasına almaya bile değmeyen bir konudur. Hatta, Ömer Dinçer kitaplarında en azından adam gibi dipnot kullanması, yaptığı hatadan dönmüş olması itibariyle dipnotsuz kitap yazıp satanlardan bir derece ehven bile sayılabilir. Garanti veriyorum, şu an üniversitelerimizde kalburüstü birkaç kişi hariç Ömer Dinçer’inki ölçüsünde intihale bulaşmayanı yoktur. Bu Ömer Dinçer’i temize çıkarmaz ama bir durum tespitidir. O sebeple özellikle geçen yıllarda ayyuka çıkmış bir Kemal Alemdaroğlu vakası gözüne girecekken dikkate almayan YÖK’e yöneltilen “intikam için yapıyor” eleştirisi yerindedir. Üstelik Kemal Alemdaroğlu’nun intihali uluslararası camiada “örnek olay” olarak senelerce bir web sitesinde ders malzemesi gibi gösterildiği halde kimse tınmamıştır.
Netice itibariyle, intihal, başkalarının eserlerinden kaynak gösterilmeksizin yapılan az ya da çok aktarmalar alenen suçtur. Ancak Türkiye’de bu iş o kadar yaygındır ki, ona buna ceza vermeye kalkar, meslekten uzaklaştırırsanız Türk üniversitelerinde ders verecek öğretim elemanı neredeyse bulamaz hale gelebilirsiniz. O sebeple akademik etik konusunun son derece hassas bir konu olarak yüksek lisans, hatta lisans düzeyinde insanlara aktarılması elzemdir. Bu konunun vahameti bizde hala anlaşılmamış görünüyor. Yazılan tezlerde, ahbap çavuş dergileri için hazırlanan makalelerde, küçük şehirlerde yapılan milletlerarası (!) kongrelerde intihalin daniskası mevcuttur. Şimdiye kadar Cumhuriyet, Atatürkçülük gibi kılıflarla, daha başka çıkar ilişkileriyle insanlar bu gibi suçlardan yakayı sıyırabiliyorlardı. Belki de Ömer Dinçer için talihsizlik olan vaka, kangren olan problemin kamuoyunda tartışmaya açılması noktasında yararlı olmuştur.
Diğer taraftan, bence kısa vadede önemli bir konu olan “ders kitabı” meselesinde de tüccar öğretim üyelerine birilerinin dur demesi gerekiyor. Türkiye’de verilen işletmecilik, iktisat eğitimi bu kendini yenilemekten aciz ticaret erbabı yüzünden beş para etmez hale gelmek üzeredir. Özellikle taşra üniversitelerinde had safhaya varan ders kitabı yazıp satma işine engel olunup, buralarda İngilizce bilmeyen öğrencilere yabancı dilden tercüme edilmiş kaliteli temel ders kitaplarının mutlaka ulaştırılması gerekiyor. Muhtemelen büyük şehirlerde de örnekleri vardır ama kontrolden uzak noktalar kadar aleni değil. Konuyu merak edenler gitsin Anadolu’da şöyle bir tur yapıp Aksaray, Konya, Kütahya, Yozgat, Çorum, Karaman, Nevşehir, Niğde vs. vilayetlerdeki İİBF öğrencileriyle bu kitap ticareti konusunu bir görüşsünler. İntihali mintihali boşverin, Ömer Dinçer’in kitabına rahmet okursunuz.
Popularity: 12% [?]