“YÖK’ten AB’ye Karşı Türk Modeli”

FST 21 Ekim 2005

Bir haber sitesinde rektörlerimizin AB ile uyum sürecinde bir ekip oluşturarak yükseköğretimde Türk modelini ortaya koymak için Cumhurbaşkanı Sezer’le bir araya geleceklerini okudum. Haberin bir yerinde YÖK başkanına atfen “yükseköğretimde Türk modelini ortaya koymanın zamanının geldiği” ifadesi de geçiyordu. Demek ki YÖK 100. Yıl Gazasıyla çıkacağı Van seferinin ardından istikameti Avrupanın fethine çevirecek. Bu kutlu davada ben de “Türk Modeli” çerçevesinde bazı acizane kakılarda bulunmak isterim. AB ülkeleri görsünler bakalım Türk usulü eğitim, öğretim, bilim ve teknoloji politikası nasıl olurmuş. Müzakere içeriği ile ilgili önerilerim şöyle, isteyenler geliştirebilir:

-AB ülkelerinde üniversite rektörleri artık bilimsel faaliyetler yerine ülkesine göre mevcut siyasi sistemin, özellikle derin kısmını muhafaza işini kendilerine görev bilmelidirler. Zira henüz bu konuların vahametinin farkında olmayan ahmak Avrupalılar bilim teknoloji filan derken sakalı şeriatçı papazlara, hristiyan demokratlara kaptırabilirler.

-AB ülkelerindende YÖK benzeri (şu günlerde özerk denen) başıboş kurumların oluşup seçilmiş iktidarlara kafa tutması sağlanmalıdır. Zira seçilmiş iktidarların kasabalı cahiller olması kuvvetle muhtemeldir, bunlara bilimin üstünlüğünü birilerinin hatılatması gerekir. Almanya’da, Fransa’da bir rektör rahatlıkla kendi maaşını ödeyen başbakana, ilgili bakana çemkirebilmeli, hakaret edebilmelidir. Ayak takımına prim vermemeyi AB’nin öğrenmesi şarttır.

-AB ülkelerinde yolsuzluk, hırsızlık gibi iddialarla mahkeme edilen rektörler bu kurum eliyle savunulmalı, Fransa’da cumhuriyet, İngiltere’de kırallığın elden gidebileceğine dair bildiriler sunulması teşvik edilmelidir. Çünkü bir rektör tanrısal güçlerle donatıldığından asla yanılamaz, hata yapmaz, aksini iddia eden bilim düşmanı, gerici ve terbiyesizdir. Avrupalıların kafası bunu almaz, o sebeple yüksek öğrenim müzakerelerinde bu konu ısrarla gündemde tutulmalıdır.

-AB ülkelerindeki üniversite akademik personelinin ülkesine göre (mesela Fransa’da de Gaulle’ün) bir kurucunun, önderin vs. kabrinin yolunu çeşitli vesilelerle aşındırması, şikayet dilekçelerini topluca mezara, anıta bırakması teşvik edilmelidir. Hernekadar ölmüş insanların artık bir fayda sağlamayacağı ilmen ve fennen sabit olsa da cahil AB eğitim kurumlarına bu konuda ısrarlı olunmalıdır. Henüz bu işlere alışık olmayan AB ülkelerinde vazifesinin farkında olmayan silahlı kuvvetlere çeşitli hatırlatmalar yapılması amacıyla gösteriler düzenlenmeli, Sorbonne, LSE, Köln gibi üniversite rektörleri her tür kavimden dincilere karşı NATO’yu göreve çağırmalıdır

-Yüksek öğrenimde çok sıkı tutulan akademik yükseltilme gibi konularda liyakat gibi modası geçmiş saçmalıklara son verilmeli, terfilerde sadakat, yalakalık özellikle de cahillik gibi niteliklere öncelik tanınması teşvik edilmelidir. Zeki ve başarılı diye AB rejimine düşman birini akademik hayatta tutmanın bedelinin ağır olacağını, AB’de laikliğin elden gidebileceği, AB’nin bölünmez bütünlüğünün sürdürülebilmesi için sadık kulların kapıları tutması gerektiği hatırlatılmalıdır.

Böylece, AB Türkiye’ye elini kaptırmakla nasıl bir belaya bulaştığını anlasa da iş işten geçmiş olacaktır. Benim kanaatimce “Türk Modeli” çetin cevizdir, AB bu alanda bizden etkilenebilir. Bakın görün AB eğitim sistemi 10 sene sonunda belayı bulur, şimdiden söylemiş olayım. Bilmem siz ne düşünürsünüz.

Popularity: 7% [?]

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş