İntihal, ders kitabı vs.

FST 25 Ekim 2005

Son günlerin popüler konularından biri başbakanlık müsteşarı Ömer Dinçer ve başka bir öğretim üyesinin kaynak göstermeksizin bir başka yazarın kitabından uzunca bir bölümü alıntılamaları suçlaması çerçevesinde sürüp giden tartışmalar. En az TRT ve Süleyman Demirel kadar akademik camianın işlerine de meraklı biri olarak konuyla ilgili görüşlerimi belirtmek isterim.

Şu an itibariyle genel görünümü tasvir etmek gerekirse, iki ana gruptan ve yandaşlarından söz etmek mümkün olabilir. Birinci grup YÖK ve emrindeki unsurlar. Buna göre Ömer Dinçer intihal yapmıştır, bu konu uzman bir heyetçe incelenip karara bağlandığından kendisinin üniversite öğretim üyeliği mesleğinden ihracı gerekmiştir. Karşı cephe, hükümet ve AKP tarafı ise olayın bir hatadan ibaret olduğu, bu usulsüz aktarmanın fark edildiği anda derhal kitabın piyasadan toplatıldığı savunmasıyla işin anlamsız şekilde kasıtlı olarak büyütüldüğünü ileri sürüyor. Hatta başbakan “biz sizi tanımayız, sizin vereceğiniz ünvana ihtiyacımız yok” mealli bir konuşma da yaptı.

Burada YÖK’e yöneltilen temel eleştiri, daha önce çok ağır intihal, aşırma suçu işleyen bir sürü akademisyenin bırakın soruşturulmayı, terfi dahi ettirildiği bir ortamda 10 senelik bir konunun ışık hızıyla gündeme getirilmesindeki gariplik. Yani, YÖK bu işi ilim, fen uğruna, ahlak, etik adına değil “siz bizim rektörümüzü içeri atarsanız, biz de sizin adamınıza böyle yaparız” mantığıyla yapıyor gibi bir tenkit. Tarafsızların başbakana dönük eleştirisi ise “tamam uygulama zamansız, hatta kısmen kasıtlıdır, YÖK Van rektörünün rövanşını alıyor ama ortada aleni bir intihal vakası var, bunu niye yok sayıyorsunuz” mealinde. Bana göre iki kesimin eleştirilmesinde de doğruluk payı var.

İntihal açısından bakarsak, bir defa şu ya da bu şekilde sayın müsteşar ve meslektaşı bir gaflete düşüp yazdıkları ders kitabında başka bir yazarın kitabından kaynak göstermeksizin alıntı yapmıştır. Bu da akademik etik açısından ciddi bir problemdir. Hatırladığım kadarıyla bu konu ilk gündeme geldiğinde, 2003 yılı sonları olabilir, Ömer Dinçer de sehven bu işin olduğunu, kitabın yazarı Prof. Tamer Koçel ile görüşerek derhal kitabı piyasadan toplattığını vs. anlatıyordu. Prof. Tamer Koçel de şahsen kendinden özür dilendiği, kitabın da piyasadan çekilmesiyle kendisi açısından mesele kalmadığı mealinde açıklamalar yapmıştı. Geçmiş gün detayları hatırlamıyorum.

Ben aslında işin bir başka noktasına dikkat çekmek istiyorum. İntihale konu olan eser bir “ders kitabı”. Ders kitabı olması işlenen kabahati küçültmez ancak Türkiye’de ders kitapları ile ilgili garip bir başıboşluğa dikkat çekmeme imkan vermesi açısından zikrediyorum. Konu edilen kitabın başlığıyla piyasada abartmıyorum, yüzlerce kitap vardır. İşletme Bilimine Giriş, Genel İşletme, İşletme Yöneticiliği, İşletme Bilimi, Temel İşletme, İşletmecilik Bilgisi gibi başlıklarla yazılmış, benzer muhtevada bir alay ders kitabı var. Merak edenler herhangi bir işletme fakültesi kütüphanesinden bunlardan tesadüfî örneklemeyle 10 farklı yazarınkini seçsinler. İçleri o kadar birbirinin aynısıdır ki, ilk kimin yazıp sonra kimlerin oradan (kaynak göstererek ya da göstermeden) aldığı belli değildir.

Mesela ben tesadüfen incelediğim 3 kitapta en az 300 sayfanın nerdeyse her üç kitapta da tıpatıp aynı olduğunu gördüm. İşin garibi kitaplarda dipnot kullanılmadığı için kimin neyi nereden aldığı da belli değil. Kitabın sonuna göstermelik, laf olsun kabilinden bir kaynakça eklenmiş. Bu kaynakların neresinden ne şekilde yararlanıldığı belli değil. Son zamanlarda “canım ders kitabında dipnot olmasa da olur” türünden laflar duyup şaşırıyorum. Ne yani, ders kitabı öyle canı isteyenin önceden yazılmış bir kitaptan alınarak yazılabilir mi? Üstelik bu kitapları yazan “hocalar” bu işten eşşek yüküyle para kazanıyorlar. Ne ala memleket, oradan buradan al, git bir matbaa ya da yayıneviyle anlaş, dersine girdiğin öğrencileri almaya mecbur tut, sonra “yahu bunları nereden alıp da yazdın” deyince “ders kitabıdır, önemi yok” de. O zaman parasız dağıt kitapları, gariban öğrenciler sebeplensin. Hoş, dipnot olsa ne yazar, başka kitapta yazan şeyi aynen kendi kitabına dipnotla koyup satmanın etik yönü de bence ayrı bir tartışma konusudur. İşletme Bilimi ile ilgili bu durum başka branşlar için de belki geçerlidir, gündemdeki İşletme olduğu için onu ele aldım.

Şu halde Ömer Dinçer’le ilgili meselede “intihal” konusu bence önem sıralamasına almaya bile değmeyen bir konudur. Hatta, Ömer Dinçer kitaplarında en azından adam gibi dipnot kullanması, yaptığı hatadan dönmüş olması itibariyle dipnotsuz kitap yazıp satanlardan bir derece ehven bile sayılabilir. Garanti veriyorum, şu an üniversitelerimizde kalburüstü birkaç kişi hariç Ömer Dinçer’inki ölçüsünde intihale bulaşmayanı yoktur. Bu Ömer Dinçer’i temize çıkarmaz ama bir durum tespitidir. O sebeple özellikle geçen yıllarda ayyuka çıkmış bir Kemal Alemdaroğlu vakası gözüne girecekken dikkate almayan YÖK’e yöneltilen “intikam için yapıyor” eleştirisi yerindedir. Üstelik Kemal Alemdaroğlu’nun intihali uluslararası camiada “örnek olay” olarak senelerce bir web sitesinde ders malzemesi gibi gösterildiği halde kimse tınmamıştır.

Netice itibariyle, intihal, başkalarının eserlerinden kaynak gösterilmeksizin yapılan az ya da çok aktarmalar alenen suçtur. Ancak Türkiye’de bu iş o kadar yaygındır ki, ona buna ceza vermeye kalkar, meslekten uzaklaştırırsanız Türk üniversitelerinde ders verecek öğretim elemanı neredeyse bulamaz hale gelebilirsiniz. O sebeple akademik etik konusunun son derece hassas bir konu olarak yüksek lisans, hatta lisans düzeyinde insanlara aktarılması elzemdir. Bu konunun vahameti bizde hala anlaşılmamış görünüyor. Yazılan tezlerde, ahbap çavuş dergileri için hazırlanan makalelerde, küçük şehirlerde yapılan milletlerarası (!) kongrelerde intihalin daniskası mevcuttur. Şimdiye kadar Cumhuriyet, Atatürkçülük gibi kılıflarla, daha başka çıkar ilişkileriyle insanlar bu gibi suçlardan yakayı sıyırabiliyorlardı. Belki de Ömer Dinçer için talihsizlik olan vaka, kangren olan problemin kamuoyunda tartışmaya açılması noktasında yararlı olmuştur.

Diğer taraftan, bence kısa vadede önemli bir konu olan “ders kitabı” meselesinde de tüccar öğretim üyelerine birilerinin dur demesi gerekiyor. Türkiye’de verilen işletmecilik, iktisat eğitimi bu kendini yenilemekten aciz ticaret erbabı yüzünden beş para etmez hale gelmek üzeredir. Özellikle taşra üniversitelerinde had safhaya varan ders kitabı yazıp satma işine engel olunup, buralarda İngilizce bilmeyen öğrencilere yabancı dilden tercüme edilmiş kaliteli temel ders kitaplarının mutlaka ulaştırılması gerekiyor. Muhtemelen büyük şehirlerde de örnekleri vardır ama kontrolden uzak noktalar kadar aleni değil. Konuyu merak edenler gitsin Anadolu’da şöyle bir tur yapıp Aksaray, Konya, Kütahya, Yozgat, Çorum, Karaman, Nevşehir, Niğde vs. vilayetlerdeki İİBF öğrencileriyle bu kitap ticareti konusunu bir görüşsünler. İntihali mintihali boşverin, Ömer Dinçer’in kitabına rahmet okursunuz.

Popularity: 9% [?]

6 Yorum

  1. FST - 19 Eki 2007 - 10:51 am

    Serhat Atabey Says:
    Ekim 27th, 2005 at 17:04

    Yazarın yazdıkları akademik dünyamız için çok önemli tespitler. Ve ilginç tespit, eğer Ömer Dinçer’e kullandığınız ölçüyü diğer öğretim elemanlarına da kullanırsanız üniversitelerde ders verecek adam bulamazsınız.

    Demek ki, bilim adamı yetiştirme konusunda akademik etik eksiğimiz had safhada. Ve genç akademisyenleri de makalelerinde, tezlerinde ve diğer araştırmalarında “intihal” çerçevesine girebilecek her türlü şüpheli durumlardan kaçınmaya davet ediyorum.

    Ne olur ne olmaz, bir gün sizin de geçmiş çalışmalarınız hem de kasıtlı bir şekilde incelemeye alınır ve birden YOK olursunuz.

  2. Mister - 23 Eki 2007 - 5:40 pm

    Akademik etik,kalite ve intihal konuların soğutmamalıyız.

  3. suha - 23 Şub 2008 - 4:31 pm

    DAÜ VE İNTİHAL

    INTIHAL SABIKALI YUZSUZLER

    [ Sitemize Üye Olmadan Linkleri ve Resimleri Göremezsiniz. Lütfen Giriş Yapın veya Kayıt Olun … ]

    13 Aralık 2007 / Perşembe
    Hüseyin Ekmekçi

    DAÜ ve İntihal… Bir profesörün yanıtı

    İntihal olayına bir bakış…

    DAÜ’de bir süreden bu yana yaşanan “intihal” tartışmalarına dahil olmuştuk… Bu sürede geç de olsa bir mektup ulaştı elimize…

    Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Aydın Güneş imzalı bu yazıda, oldukça önemli konular gündeme gelecek sanırım. Bu konuda daha önce de söylediğim gibi fazla yorum yapmadan “sözü akademisyenlere” bırakmak gerek.

    İşte Prof. Dr. Güneş’in görüşleri:

    “Sayın Ekmekçi,
    Günlerdir gazeteniz Yenidüzen sayfalarında devam eden intihal konusundaki açıklama, suçlama, tehdit ve yorumları, bir meslektaşımın uyarısı üzerine hem ilgiyle hem hayretle izlemeye başladım. Konunun gazeteniz tarafından gündeme getirilmesi ve tartışmaya açılması umarım Türkiye’de de kimilerine örnek olur ve son günlerde ülkemizde bilimin utancı haline gelen intihal olaylarına karşı gerekli tepkiler gerektiği ölçüde verilir. Mesleğim gereği hem alt mahkeme tarafından intihal yaptıkları bilirkişi raporlarına dayanılarak saptanan kişilerin kitabını hem de sayın Nükhet Turgut’un kitabını okumuş bir akademisyen olarak sayın B. Ertan’ın açıklama ve tehditlerini tebessümle karşıladım. O açıklamalar içinde tek doğru olan bir nokta vardı. O da Davanın temyiz aşamasında olmasıdır. Bunun dışında sayın Ertan çeşitli uydurma ve demagojik yaklaşımlarla bir intihalcinin haleti ruhiyeti içinde karmaşa yaratmakta ve büyük olasılıkla konuyu tam olarak bilmeyen KKTC kamuoyunu her intihalcının klasikleşen bir tutumuyla kandırmaya çalışmaktadır. Okur-yazar olan herkesin mahkeme kararlarına bakarak kolaylıkla anlayacağı gibi alt mahkeme hem kamu davasında hem de hukuk davasında Ruşen Keleş ve Birol Ertan’ın intihal yaptıkları kararına varmıştır. Kamu davası 21 Kasım 2004 tarihinde intihalcilerin aleyhine sonuçlanmış ve işte bu nedenden dolayı R. Keleş ve B. Ertan Temyiz yoluna başvurmuşlardır. Temyiz mahkemesinin alt mahkemenin kararını bozan herhangi bir kararı yoktur. Konuyla ilgili mevzuatta değişiklik olduğu için Temyiz mahkemesi suçluların lehine olabilecek bir durum ortaya çıkmış olabilir diye konuyu alt mahkemeye geri göndermiştir. Alt mahkeme olarak görev yapan Ankara Sinai ve fikri Haklar Ceza Mahkemesi 7 Mart 2006 tarihli kararıyla eski kararını tekrarlamış ve intihali yeniden teyid etmiştir. Davalılar alt mahkemenin kararını beğenmedikleri için yeniden temyize başvurmuşlardır. Şimdi dava temyiz aşamasındadır. Öte yandan sayın Nükhet Turgut’un açtiği hukuk davası da Aralık 2006′da sonuçlanmış ve davalılar yani R. Keleş ve B. Ertan’ın intihal yaptıkları saptanmıştır. Ama bu kararı da beğenmedikleri için davalılar temyize başvurmuşlardır. Her iki kitabı da okuyan ve karşılaştırma yapan bir kişi olarak aşağıdaki noktaların altını çizmek isterim:
    1) Ruşen Keleş ve Birol Ertan’ın kitabında hem blok kopyalama hem de gömme olayları çok bariz bir şekilde vardır. Lütfen bu konuyla ilgilenen herkes bilimsel görüş açıklamadan önce bu kitapları okusun. Vicdani ve bilimsel yargı ancak o zaman oluşabilir. Ben, Nukhet hanımın kitabının 1998 ve 2001 baskılarını okudum. Nükhet hanım, çevre hukukundaki mevzuat değişikliklerini de dikkate alarak 2001 yılındaki baskıda önemli revizyonlar yaptı. Ruşen Keleş ve Birol Ertan ise kendi kitaplarını 2002 tarihinde yayınlamalarına rağmen mevzuattaki değişikliklere neden yer vermediler? Bunun nedeni çok açık. Türkiyede bu konuyla ilgili çevreler bu nedeni çok iyi biliyor: Çünki intihalciler N. Turgut’un kitabının 1998 baskısından aşırma yaptılar! Kısaca söylemek gerekirse, R. Keleş ve B. Ertan’ın kitabı aceleyle ve geniş oranda N. Turgut’un kitabından özetler yapılarak hazırlanmıştır.
    2) Kitabı inceleyen akademisyenler, R. Keleş ve B. Ertan’ın in bilimsel atıf kurallarına hiç uymadıklarını kolaylıkla anlayacaklardır. Prof. ve Yardımcı-doçent ünvanlarını taşıyan bu kişiler acaba niye böyle davrandılar? İntihal bu şekilde oluşmuştur. Peki, KKTC üniversitesinde ders veren bu kişiler hangi etik anlayışla öğrencinin karşısına çıkmakta ve bilimsel eğitim yapmaktadır. Bilimsel etik yoksunu oldukları mahkeme kararıyla saptanmış bu kişilerin, “hata yaptık özür dileriz” diyerek intihalle oluşturdukarı kitabın yeni baskısını yapmaktan kaçınmaları gerekmez miydi? Hayır böyle yapmıyorlar…. Arkalarını bu konulara hiç önem vermeyen bir anlayışa dayamak süretiyle bir intihalcinin pişkinliğiyle hiçbir şey olmamış gibi davranmaktadırlar. Maalesef bunun sorumlusu YÖK’tür.
    3) Birol Ertan gazetenize gönderdiği açıklamada, sosyal demokrat olduğunu ve Yenidüzen gazetesinin yazarlarıyla ayni dünya görüşünü paylaştığını ifade etmektedir…. Elbette böyle bir dünya görüşü benzerliğinin olup olmadığını bilecek konumda değiliz. Ama, B. Ertan’ın ifadeleri ve bu davranışı ne kadar bilim dışı ve etik yoksunu olduğunu gösteriyor. Şu noktanın altını çizmek istiyorum: İntihalci olduğu mahkeme kararlarına ve bilirkişi raporlarına yansıyan Birol Ertan’ın, Yenidüzen gazetesine seslenirken kullandığı ifadeler yeniden okunduğunda, onun, siyasi dünyadan ve ahbap-çavuş ilişkilerinden medet uman bir kasaba politikacısından farklı olmadığı gerçeği ortaya çıkar. Özür dileyeceğine siyasi akrabalıklardan medet ummaktadır.
    4) İntihalcilerden biri, B. Ertan, gazetenize gönderdiği açıklamada davayı temyizde kazanacaklarından emin olduğunu ifade etmektedir. Acaba bu davranışın kaynağı nedir? Kim ona böyle bir garanti vermiştir ki temyizin kararını şimdiden ilan etmektedir? Vicdanı temiz gerçek bilim insanları, iki kitabı karşılaştırarak adil bir karara varabilirler. Aklın yolu birdir ve bu da intihalin belgelenmesi anlamına gelir..
    5) Sayın Ekmekçi,
    Mahkeme kararlarını yayınlamak suç değildir. Size önerim, eğer elinizde mahkeme kararları varsa bunların sonuç bölümlerini yayınlamanızdır. O zaman kontrolsüz bir şekilde hodri meydan diyerek tehdit savuranların maskesi de düşecektir.
    Hürmetlerimle,
    Anakara’dan meslekte 34. yılını doldurmuş bir Akademisyen
    Aydın GÜNEŞ
    Not:
    İntihal konusunda TBMM’nde konuşma yapan ve YÖK’e sorduğu sorulara yanıt verilemeyen ve özel olarak bu intihal konusuyla ilgilenen AKP eski Tokat milletvekili sayın Ergun Dağcıoglu’nun görüşlerine de başvurmanızda yarar var diye düşünmekteyim.
    sayın Dağcıoğlu’nun e-maili:

  4. riza - 09 Mar 2008 - 4:48 pm

    Rusen keles bir su buharidir.Su buharindan simsek cakmaz…

  5. soner arıkan - 16 Mar 2008 - 4:02 am

    Hüseyin Ekmekçi yazısı

    www.yeniduzengazetesi.com

    7.3.2008

    DAÜ bunu temizlemeli “Çevreci !!İntihalciler”

    Bizim ülkemiz bir tuhaf vesselam… Hayatta “büyük oynamayı” sevdin mi ve kendinden başkasını düşünmedin mi, her türlü davranabilirsin, yurdum insanı da bunu kabul eder…

    Hatırlayacağınız üzere bir süre önce, Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan’ın TC Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin, Çevre Hukuku’na Giriş kitabı ile ilgili kararını gündeme getirmiştim.

    Hakkında hüküm bulunan ve bir üst mahkeme tarafından yeni bir karar aşamasına getirilen karışık bir süreç…

    Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan ve Prof. Dr. Ruşen Keleş tarafından kaleme alınan “Çevre Hukukuna Giriş” kitabının, Prof. Dr. Nükhet Turgut’un benzer isimli kitabından “aşırma” yani “intihal” içerdiğine ilişkin kesinleşen bir mahkeme kararı var.

    Ertan ve Keleş bir üst mahkemeye başvurarak alt mahkemenin verdiği kararı “bozma” girişiminde şu an…

    Yani, Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan’ın imzasını taşıyan kitap, “mahkemeye göre”, Prof. Dr. Nükhet Turgut’un kitabından “bilgi aşırmış.”

    Ben, DAÜ’ye değer veren bir isim olarak, hatta daha da ileri gidecek olursak, üniversitelerimize değer veren bir isim olarak bizim üniversitelerimizde “infiali” duymak bile istemiyorum.

    Ama dediğim gibi, Birol Ertan, her allahın günü “Sözcü”deki köşesinde, dünya aleme siyaset ve demokrasi dersi veriyor.

    Siyaseten sırtını sağlama almış… Dışişleri Bakanı Turgay Avcı’nın “özel danışmanı…”

    Üniversitede de arkası sağlam…

    Bir süredir bu konuyu rafa kaldırmıştım… Üzerine gitmedim… Ancak görüyorum ki, maalesef ve maalesef, bu ülkede işler böyle yürüyor.

    DAÜ, bir süredir bu tartışmalı olayla birlikte yaşıyor. DAÜ’den “hatırlı kişiler”, “Bu konuda bir şeyler yazmayın, DAÜ zarar görmesin” diye araya giriyor. Oysa DAÜ bu olayla yaşıyor uzunca bir süredir.

    Örneğin google’a “Birol Ertan” yazın, bakın neler çıkıyor karşınıza… Ama DAÜ, bir süredi4r bunlarla yaşıyor. Akademik çevrelerde tartışılıyor…

    Ve yine “üzeri örtülmeye” çalışılıyor bu olayların… Herkes mutlu… Sorun yok… Ve herkes, “Bunlarla uğraşacağına hükümeti yaz” diyerek atıyor topu kendinden başkasına…

    Dedim ya, herkes mutlu… DAÜ bunu temizlemeli… Öyle ya da böyle ama temizlemeli…

  6. semih - 29 Haz 2008 - 3:09 am

    kent konseyi uzmanlardan olusmalidir.Trabzonda yasamalidir.Atama ile degirmen donmez.

    K.T.Ü den Ruşen Keleş ‘e muhtıra
    ——————————————————————————–http://www.gunebakis.com.tr karadenizin sesi gazetesi

    [Linkleri üyelerimiz görebilir.Üyeyseniz Mailinizi OnaylayınBurayı tıklayarak üyemiz olabilirsiniz.] Karadenizin sesi gazetesi

    Trabzon Belediyesi Kent Konseyi’yle ilgili KTÜ’den bir mesaj geldi. Kendilerini Keleş işlerle uğraşmayan bir grup öğretim üyesi olarak tanıtan öğretim üyeleri Ruşen Keleş kıyaslaması yaparak Başkan Canalioğlu’na istihzai mesaj verdi. KTÜ’den gelen faks mesajında şu ifadeler yer aldı:
    “günebakış Gazetesi Müdürlüğü ne
    Basında Kent Konseyi ile ilgili haberler ilgimizi çekti. Aşağıdaki hususlara dikkatinizi çekmek istiyoruz. Bunları sayın Belediye Başkanı’nın cevaplandırması çok ilgi çekici olurdu diye düşündük.
    1. Bu uçanı kaçanı yakalayacak Konsey ne zaman kuruldu? Kim kurdu ? Başkanı kim? Kuruluş gerekçesi nedir?
    2. Konsey üyeleri kimlerdir?
    3. Bilimsel araştırma yapıp sayın Belediye Başkanı’nın gözünden kaçanları yakalayacağı ifade edilen Konsey’de kaç tane bilim adamı vardır? Bunların kaçı KTÜ’de görevlidir? Branşları nedir? Şehircilik ve Belediyecilikle ilgili tecrübe düzeyleri ve özgeçmişleri nedir?
    4. Trabzon’da ara sıra kendini gösteren Trabzon’lu ünlü bilim adamı Ruşen Keleş’in bu bölge ile ilgili araştırması varmıdır? Uluslar arası yayınlanmış bilimsel araştırması varmıdır?. Belediyecilik ve şehircilikle ilişkisi varmıdır?
    5. Çok ünlü bir bilim adamı ile ilgili ve internette kolayca ulaşılan intihal olaylarından ve bu nedenle verilen para cezalarından sayın Belediye Başkanının haberi varmıdır?
    6. Neyse daha fazla uzatmayalım. Biz bu şehirde olan biten bazı şeyleri artık anlamakta ve değerlendirmekte zorlanıyoruz. Sayın Belediye Başkanı’na ve gözünden uçanı kaçanı yakalayacak Konsey’e ve onun çok değerli üyelerine şimdiden başarılar dileriz. Ayrıca önümüzdeki seçimlerde de sayın Belediye başkanına şans dilemek isteriz. Eğer hiç kaldıysa tabi.
    Saygılar… KTÜ’yü ve Trabzon’u çok seven ama içlerinde Trabzon’luda olmayan, içlerinde uluslar arası üne sahip olan, ama Keleş işlerle uğraşmayan bir grup öğretim üyesi”

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş