Kasım 2005 Arşivi

“Bu yasakçı tutum…”

FST 30 Kasım 2005

CHP milletvekilleri Malatya’daki ishali araştımak için bir komisyon oluşturmuşlar. Ha şöyle, nihayet işe yarayacaklar diyecektim ki gözüme bir başka haber ilişiverdi. Çanakkale hurafeleri ile dolu çizgi filmi Meclise soru olarak taşıyan CHP bu defa da Türkiye gündemini sarsan “öğretmenevlerinde içki yasağını” meclise taşımış. Denizli milletvekili Gazalcı başbakanın cevaplaması isteğiyle “neden yasaklanıyor” dedikten sonra şunları eklemiş: “Bu yasakçı tutum, tarım, içki, turizm, alışveriş sektörlerini engellemez mi?”

Anlamadım, niye engellesin? Öğretmenevlerinde içilen içkinin, bir sürü de çağdaşlıktan nasipsiz öğretmeni de dikkate alırsanız, Türk tarımını destekleyecek çapta olduğunu zannetmiyorum. Bence CHP milletvekili yanlış yerden tutturmuş, öğretmenevlerindetüketilen alkollü içkiler Türk turizmi, içki ve alışveriş sektörünü etkileyemeyeceği gibi, üzüm istihsalini de ciddi şekilde arttıramaz. AKP’nin yasaklaması ekonomik değil dini sebeplere dayanıyordur, boş yere yanlış işlerle vakit kaybetmesin CHP.

Yalnız AKP’nin de şu ara uyguladığı bir taktik var, CHP’ye bu konuda bazı akıllar vermek isterim. Malum AKP Anayasanın “devlet gençler ve Türk vatandaşlarının sağlığını korumaktan yükümlüdür” maddelerine dayanarak “kamusal alanda” içki içilemez demeye getiriyor. Bir nevi “kamusal alanda” türbanı siz icat ettiniz, alın kendi kazdığınız kuyuya düşün mantığı. Peki CHP gündemdeki bu stratyejik önemdeki “öğretmenevinde içki yasağı” konusunda, işi ekonomik gerekçelere bağlayıp gülünç olmadan nasıl bir yol izleyebilir? Aklıma geliveren bir kaç madde var,

1. Öncelikle Anayasanın ilgili maddelerinin “vatandaşın sağlığından devlete neymiş” denerek değişmesi teklif edilebilir. Ancak bu durumda “sosyal devlet” ilkesi zedeleneceği için CHP’nin bu yola başvurması işin tabiatı gereği problemlidir.

2. CHP tıp “ulemasından” içkinin sağlığa yararlı olduğu şeklinde fetva alabilir. “Günde iki tek atmak insanı neşelendirir”, “bir kadeh şarap kalbe yararlıdır”, “bir iişe insanı dünyanın dertlerinden uzaklaştırır” türü fetvalar gerici kesimin “içki sağlığa zararlıdır” argümanını geri teptirebilir. Gerçi CHP o zaman yeşilay cemiyetini karşısına alır ama bunda bir problem olacağını düşünmüyorum.

3. Anayasa maddeleri madem “Türk vatandaşlarını” ibaresi içermektedir, CHP içki içmek isteyenlerin vatandaşlıktan çıkarılmasını, bu şekilde “kamusal alanda” rahatça içki içmelerini sağlamayı düşünebilir. Bu da pek pratik olmayabilir ama sonuçta bir öneridir.

4. En etkilisi şu olabilir, CHP kendi grup toplantılarında, mümkün olan heryerde Atarük’ün rakı sofralarındaki resimlerini kullanabilir. İçki yasağına karşı kimsenin ses çıkaramayacağı tedbir “Ata da içiyordu” mesajının AKP’ye hatırlatılmasıdır. Sağlığa zararlı olması bir yana, kamusal alanda içki içmenin daha büyük delili olur mu? Tavsiyem bu taktiğin işlenmesidir.

Neticede CHP akşamcıların hayır duasını almak üzere çıktığı bu yolda başarıyı benim taktiklerimi uygularsa yakalayabilir. Hatta bazı akşamcılar dua dışında “oy bile” verebilirler, artık orasını bilemem.

Popularity: 10% [?]

Haremlik-Selamlık: Başörtüsü mü “Sakal” mı?

FST 30 Kasım 2005

İki gün önce Milliyet gazetesinde tuhaf bir resim ve haber gördüm. Haber Hürriyete de manşet olmuş. Samsun’da bazı programlara katılan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım bir tesiste AKP yöneticileri ve resmi erkan ile yemek yerken hanımı yan tarafta bir masada ayrı yemek yiyordu. Resim bana da garip göründü ama arkasında bir bit yeniği olmasın diyerek bekledim. Bit yeniği olduğu ortaya çıkınca da konuyu ele aldım. Dün Hürriyet gazetesi yazarları (tahmin etmenize gerek yok Emin Çölaşan, Ertuğrul Özkök, Bekir Çoşkun vs.) haremlik-selamlık meselesine dair “dramatik” okuyanı ağlatacak yazılar yazdılar. Şu cümlelere bakınız:

Ertuğrul Özkök,

Yalnız bırakılmış, sanki terk edilmiş bir kadın yalnızlığı. Yan tarafta pürneşe bir erkek muhabbeti… Bu tarafta tek başına yemek yiyen bir kadın. […] Bu fotoğraf, erkek hoyratlığının, cemaat kabalığının, güya inanç zaruretinin suçüstü yakalandığı andır.
….

Bekir Çoşkun (Konuyla ilgili ama ben çözemedim, bir de siz bakın)

Diyelim ki markette tezgáhın önünde zıplayacaktır: ‘Anaaa karpuz…’ Yapacak bir şey yok. (İzlenimler: Bence de öyle)
……

Emin Çölaşan

Hanımın yüz ifadesini, çaresizliğini, yalnızlığını, ezikliğini, dışlanmışlığını, itilmişliğini, her şeyini bir kez daha görünüz. Üzüleceksiniz. Belki de Türk kadını adına utanacaksınız. Yandaki masada erkekler topluluğu halvet olmuş, iki metre ötede ise Bakan Bey’in başı bağlı eşi yalnız, tek başına. Bu hanım gerektiğinde, örneğin uluslararası bir toplantıda ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni’ Bakan eşi kimliğiyle temsil edecek. Aynen ötekiler gibi! Vay benim ülkem vay.

Görüyorsunuz Hürriyet gazetesi 12′den vurduğunu düşünüp hem “zavallı örtülü cahil kadın kenarda artıkları yiyor” türü bir aşağılama şansını sonuna kadar kullnıyor, hem de güya kadın savunuculuğu yaparmış pozunda “bakın işte bunlar dincidir, kadınlarla erkekleri ayrı masada oturtur” mesajıyla AKP’ye sopa gösteriyorlar.Doğrusu “tek başına” bu resim Hürriyet ve yazarlarına hak verdirebilirdi, ben dahi “bu manzara nedir” diyerek itiraz edebilirdim. Ancak bugün bir haber sitesinde gördüklerim Hürriyetin pek de iyi niyetli “ezilen kadının yanında” filan olmadığını gösterir mahiyette. İkinci yemekle ilgili Bakan Yıldırımın eşi hem yemek olayına açıklama getiriyor hem de en önemlisi “Hürriyet’e gönderilen ama yayınlanmayan ikinci bir resmi” gösteriyor. Yandaki resimde, bir önceki (aynı kıyafetle) yemekte protokolde yer alan Semiha Hanımı görülüyor. Kendisinin açıklaması da şöyle: “Benzinlikte öyle bir uğrayıp bir şeyler atıştıralım diye girildi. Ben yemeğe geç katıldım. Ben girdiğimde herkes yemeğini yiyordu. Beni görünce vekiller kalkmak istedi, ‘rahatsız olmayın ben şuracıkta yerim’ dedim.�?

Ben çok fazla yorum yapmak istemiyorum, anlayan anlar ama Vakit Gazetesinin konuyla ilglili bazı yorumları ilginizi çekebilir. Gazete bu işi “mamanın kesilmesi” ile bağlantılı ele almış:

Vakit gazetesinde yer alan habere göre, Semiha Hanım’ın ayrı bir yerde yemek yediği anı fotoğraflayan DHA muhabiri Şenol Çakır, “Ben fotoğrafları gönderdim” diyerek her iki karenin de Doğan Haber Ajansının merkezinde olduğunu işaret ederken, Vakit bu tavrın arkasında üç önemli gelişmenin olduğunu iddia etti.1- THY’nin sigorta işleri Doğan Grubu’nun sigorta şirketi Ray Sigorta’dan alınıp, Ziraat Bankası’nın Başak Sigorta’sına verildi.

2- THY yolcularına sunulan Skylife dergisinin basım işi, Doğan Grubu’nun elinden çıktı.

3- THY uçaklarının yakıt ihtiyacını tek başına karşılayan Aydın Doğan’ın POAŞ’ı, şimdi ihaleye girmek ve 12 Aralık’ta rakipleriyle mücadele etmek zorunda!

Anlayacağınız Bakan Yıldırım ile ilgili Hürriyetin “Yıldırım Harekatı” başörtüsünden ziyade “sakalla” ilgili bir durum gibi görünüyor.

Güncelleme: Taha Kıvanç da konuyu Hürriyetteki yönetim değişikliğine bağlayan bir yazıyla ele almış.

Popularity: 10% [?]

Hangi Köşe Yazarı

FST 28 Kasım 2005

Malum Türkiye’de köşe yazarı takip etmek ve fikirlerini köşe yazarlarına göre şekillendirmek gibi bir moda var. Öte yandan memlekette hakikaten de anormal derecede fazla köşe yazarı mevcut. Olabilir, demek ki okuyanı var. Tabii bu köşe yazarları patronun damadı, bacanağı, karısı, kızı, emekli asker ve bürokratlar, eski artistler, mankenler, yer yer dansöz ve şarkıcılar, komünizm hayranı zengin gençler, boş akademisyenler, özellikle spor sayfalarında emekli başkanlar, küfürbaz hakem eskileri gibi geniş bir yelpazeden oluşabiliyor. Ona da olsun diyeyim, öyle başa böyle tarak meselesi. Her neyse, medya analizi yapacak değilim, bazen bana da hangi yazarı okursun filan deniyor, onu paylaşayım dedim. Size tavsiye edebileceğim tek isim Bugün gazetesi magazin yazarı Aykut Işıklar. Kendisinin “Emre Kongar, Semra Hanım’a mı özeniyor?” ve “Bir cinayet haberinden ‘zaman tüneli’ne girince” yazılarına bakın, bana hak vereceksiniz. Tabii arşivleri bir kurcalayın, bayağı malzeme çıkar.

Popularity: 9% [?]

Çıldırtan anlayış: “Sanırız ki…”

FST 26 Kasım 2005

Ali Atıf Bir’in Hürriyette çeşitli konulara değindiği yazısında bir yer dikkatimi çekti. Pirelli resimleri porno mudur konusunda Hıncal Uluç ile girdiği polemik, erkek kardeşi prezervatif alan bayanın itirafı, Elisa aşık mı, mazo mu gibi yazılar değil bahsettiğim. Bu önemli yazılar arasına sıkışmış bir başka konuda Atıf Hoca ünlü liderlerden bahseden bir kitabın yayınevinin kitaba koyduğu nottan bahsediyor. Olay kısaca şu:

[…] ortaya güzel bir ‘Nasıl lider olunur?’ kitabı çıkmış. ’Bu ünlü liderler kim?’ diyorsunuz değil mi? Herkes var. Büyük İskender’den Lincoln’e, Hitler’den Gandi’ye, Sokrates’ten Thatcher’a… Kimi ararsanız bu kitapta var. Sadece Atatürk yok. Olmaz olmaz. Yazarın kahyası değiliz ya. Kitabı çıkaran ALTEO yayıncılık durumu garipsemiş. Kitabın sonuna yaklaşık olarak şöyle diyen bir anımsatma koymuş:

‘İsterdik ki, Adair Atatürk’ü de değerlendirerek yazdığı kitapta yer versin. Ancak sanırız ki, Atatürk’ün eksiğini bulmak zor, o yüzden yer almamış olabilir.’

Ben de yayınevini garipsedim. Ne gerek var ki böyle bir anımsatmaya. Değerli görmediysen kitabı basmazsın, bastıysan yazarı niye eleştiriyorsun. […] Nereden bilelim biz şimdi John Adair niye kitapta Atatürk’ü ele almamış! Adam çalışmasını bir şekilde sınırlandırmış olabilir. Okuruz, düşünür taşınır, karar veririz. Yayınevine ne!

Burada iki nokta dikkat çekiyor. “Kimin aranırsa olduğu” bir kitapta Atatürk nasıl olmaz sorusunu haklı olarak gündeme geiren Alteo yayıncılığın davranışı ve bu davranışı garipseyen Ali Atıf bey. Ben de Ali Atıf beyi garipsiyorum. Sayın hocam Hürriyet gazetesinde “Yazarın kahyası mıyız, Nereden bilelim biz şimdi John Adair niye kitapta Atatürk’ü ele almamış” gibi cümleler kurmak hem okurları hem de mahşerin 5 atlısını ürkütebilir. Başınızı belaya sokmak istemiyorsanız “Ataya yapılan bu hakaret karşısında bu kitabı tavsiye listemden çıkarıyorum” demeniz tercihe şayan olurdu. Köşenizin sağlık ve selameti için siz prezervatif, porno ve mazo konularına daha fazla eğilin.

Yayınevi sahibinin akıl yürütmesi de bir Atatürk çocuğuna yakışır tarzda pratik ve muhteşem “sanırız ki, Atatürk’ün eksiğini bulmak zor” olduğu için yer verilmemiş. Vay be, demek liderlik kitabına girmeyi başaranlar hep meziyetleri değil kusurları olduğu için bu listeye dahil ediliyormuş da haberimiz yokmuş. Eh o zaman kusursuz olduğuna şüphe olmayan Atatürk’ün en başarılı liderler arasına girmesi zaten mümkün olmaz, değil mi. Bütün liderlik kitaplarının yeni baştan elden geçirilmesi gerekecek.

Sevgili dostlar, bu anlamsız cümleleri kurarken çektiğim ıstırabı takdir ediyorsunuzdur. Ekmek parası olmasa (!) bırakacağım bu işi, lafları anlayıp yeniden yazacağım diye sitenin de üslubunu bozuyorum, yakında imla filan da kalmayacak. Neyse ağzımı bozduracaklar, şimdilik bu kadar olsun…

Popularity: 10% [?]

Cumhurbaşkanlığı Senaryom: Yaşar Paşa Çankaya’ya

FST 26 Kasım 2005

Kafasına esen birini cumhurbaşkanı yapıyor, öbürünü indiriyor, eh ben de bu bapta ilgililere yardımcı olayım, bakarsınız yeni polemikler oluşmasına yardımcı olur, hamdolsun şimdilik eksik değil ama, siteye malzeme kazanırım. Benim senaryom Hürriyet ve diğer gazetelerde “aman Orgeneral Özkök cumhurbaşkanı olmasın, dinci olabilir, belayı buluruz” türünden endişesi olanların da işine yarayabilir. Yaşar Büyükanıt’ın Cumhurbaşkanı yapılmasına ne dersiniz? İşte senaryom: Orgeneral Özkök iki sene daha genelkurmay başkanı olarak tutulur, Yaşar Büyükanıt da 2006 Ağustosunda emekliye sevk edilir, ancak kendisi AKP tarafından cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilir.

Malum bizde cumhurbaşkanı “başkomutan” olduğundan Yaşar Büyükanıt birden Hilmi Paşa’nın amiri haline geliverir. Bakalım “Yaşar Büyükanıt Genelkurmay başkanı olmazsa işimiz yaş, bu Hilmi Özkök darbe çağrılarına, aba altından sopa göstermelere kulak asmıyor” diye bröve üzerinden kendisinin kellesini isteyen güruh bu öneriye nasıl bakar. İyi olur mu der yoksa bu teklife “aman aman, biz Özkök’ün genelkurmay başkanı olmasından dertliyiz, cumhurbaşkanını kim takar, bize söz dinleyen, aynı kafadan paşa lazım” diyerek itiraz mı eder, zamanla görürürüz.

Ben yine de kendilerini uyarayım, yeni nesil generaller artık kolay kolay Cumhuriyet gazetesi ve Hürriyet yazarlarının talimatını doğrudan emir kabul etmiyorlar. Yaşar Büyükanıt da dinazorları şaşırtıp “aman gelen gideni aratırmış” dedirtebilir. Haberleri olun.

Alakasız Not: Bir de bu bröve Kara Kuvvetlerine ait iken, neden “Atatürk resmi yok” eleştirileri brövesi değişen Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt paşaya değil de brövesini değiştirmeyen Hilmi Paşaya yöneliyor? Konuda Yaşar Büyükanıt’ın hiç mi katkısı yoktur? (Ülke gündemine bakar mısınız, ne problem ama…)

Popularity: 9% [?]

Farklı Ses

FST 26 Kasım 2005

Hürriyet gazetesi bildik yazarları ve yayın politikasıyla bu sitenin ayakta kalmasına yardımcı olan Demireldışı unsurlardan biri. O sebeple politikasını değiştirmesini vatan-millet adına belki sevinçle karşılarım ancak izlenimlerin malzeme sıkıntısına sebep olma ihtimaline de biraz hayıflanırım. Hamdolsun, şimdilik böyle bir niyetin olmadığı anlaşılıyor, ancak Hürriyet yazarı Yalçın Doğan’ın yazdığı yazı klasik çizgiden ciddi bir sapmaya işaret ediyor. Hürriyetin 5 atlısının asabını bozacak yazıda Yalçın Bey genelkurmay başkanı ile ilgili şunları söylüyor:

Oysa, Özkök Paşa’nın özelliklerine bakınca, içimden ‘keşke Cumhurbaşkanı olsa’ düşüncesi geçiyor. Orgeneral Özkök uzun süre Brüksel’de NATO’da görev yapıyor. Çok iyi İngilizce biliyor. Oradaki görev sırasında, Batı demokrasilerini içine sindiriyor. Batı demokrasisinde sivil-asker otorite dengesini öğreniyor. Siyaset-ordu ilişkilerini özümsüyor.

Türkiye’nin AB sürecine inancı tam. Klasik bir Türk komutanı gibi değil, ama sivil otoriteye saygılı, Batılı bir komutan gibi davrandığı için, ona yönelik Kemalist eleştiriler eksik değil. Sivil otoriteye itaat, onların gözünde, AKP’ye teslim olmakla eşit. Ne garip, 12 Mart ve 12 Eylül’de askerin tekmesinden en çok nasibini alanlar, işkenceden geçen, hapis yatanlar arasında, bugün çare olarak hala askeri görenler var.

[…] Eleştiriye tahammülü var. İkide bir, şu ya da bu nedenle, kendisini polemik içine çekmeye çalışanlara da, gösterdiği hoşgörü ortada. Sonunda bu polemiklerle iligili açıklama yapmak zorunda kalıyor. Hangi AB ülkesinde bir Genelkurmay Başkanı bu tür polemiklere çekiliyor?..

Özellikle laik kimliği, gerçekte CHP ve Kemalist kesimin tavrıyla örtüşmüyor mu?.. Özkök üzerinden AKP’ye yüklenmek yerine, doğrudan AKP’yi eleştirmek daha doğru değil mi?.. Türkiye’nin de arayıp, bulamadığı bir kişi Özkök Paşa. Keşke Cumhurbaşkanı seçilse!..

Yalçın Beye tavsiyem, şu günlerde diğer Hürriyet yazarları, özellikle de Emin Çölaşan’ın odası civarından geçerken dikkatli olması. Herkes derin nefes alıp veriyor, kırmızı görmüş boğa gibiler, başına bir iş gelmesin. Hele “sivil otoriteye saygılı, Batılı bir komutan gibi davrandığı için, ona yönelik Kemalist eleştiriler eksik değil. Sivil otoriteye itaat, onların gözünde, AKP’ye teslim olmakla eşit” gibi sözlerin affı mümkün değildir, ödün verilemez.

Popularity: 16% [?]

Salınan Derin Nefesler

FST 25 Kasım 2005

Genelkurmay başkanı “görev süremin uzatılmasını talep etmiyorum” dedi malum. Bazıları “Kemalistler paşaya balans ayarı yaptı” yorumu yapıyorlar. Benim dikkatimi Hürriyet gazetesi yazarları çekti. Gazetenin neredeyse tüm “köşelerinden” bir oh çekilmiş. Gaztenin manşeti de “Komutan Kesip Attı” şeklinde. Gelişmeleri “endişeyle” izleyen Oktay Ekşi, Tufan Türenç, Ertuğrul Özkök, Emin Çölaşan “Rahatlatan açıklama”, “Ben zaten notumu vermiştim”, “Dedikodulara Yanıt”, ” Genelkurmay Başkanı noktayı koydu” türü başlıklarla uzun süredir tuttukları nefesi salıvermişler. Allahtan bugün Hürriyet gazetesinde değildim, bu kadar adam (hele kimi durmadan İtalyan şarabı içiyorsa) hoh diyerek nefesi bırakınca plazayı muhtemelen bir koku almıştır. Bu kokudan da en fazla kardeş gazete Posta için yazan Mehmet Ali Birand etkilenmiş olsa gerek, bilmem yanılıyor muyum…

Popularity: 17% [?]

“Yakın Dövüş Dersi”

FST 25 Kasım 2005

Pendik belediyesi pazarcı esnafından sürekli dayak yiyen zabıtalardan bıkmış, artık yakın dövüş konusunda eğitim verdirmeye başlıyormuş. Üstelik zabıtalar esnafa karşı karate kursu yanında ferdi kaza sigortası ile de desteklenecekmiş. Pendik Belediyesini seyyar satıcılara karşı bu önemli girişimi sebebiyle kutlarım. Yalnız gariban seyyar pazarcı esnafına karşı karate tedbiriyle elemanlarını techiz eden belediyenin arazi, otopark türü mafyalara karşı ne tür bir uzak veya yakın doğulu tedbir aldığını da, varsa eğer, öğrenmek isterdim.

Popularity: 20% [?]

Bir İhtimal: “Hacı Ahmet Necdet Efendi”

FST 25 Kasım 2005

Malum İKÖ (İslam Konferansı Örgütü) önümüzdeki ay Mekke’de toplanıyor. Türkiye bu konferansa hep en üst düzeyde katılmış bir ülke. Hatta Rusya başkanı Putin bile bu önemli toplantıya gözlemci sıfatıyla temsilci gönderiyor. “Bize ne, bunda ne var” diyeniniz olabilir, ancak bu seneki konferans Türk kamuoyuna nurtopu gibi bir polemik konusu hediye etti. Cumhurbaşkanı Sezer konferanstan yan çizmeye çalışıyormuş. Hayır, açılış laikliğe aykırı şekilde Kuran okunarak yapıldığı için değil, yorumlara göre Mekke’ye giderse, ister istemez İhrama girip Kabeyi ziyaret etmek zorunda kalacağı içinmiş. Elbette cumhurbaşkanlığının açıklaması değil, haberdeki yorum bu şekilde.

Ortodoks bir Kemaliste yapılacak en büyük zulüm nedir deseniz “içinde hurafe olan Çanakkale filmi izletmek”ten sonra “ihrama sokup Kabe çevresinde döndürmek” cevabı muhtemelen ilk sıralarda yer alacaktır. Haberde daha önce Kenan Evren ve Turgut Özal’ın Kabeyi ziyaretle umre yaptıklarından bahsediliyor. Ben cumhurbaşkanının “ödünsüz” tavrını destekliyorum. Putin bile bu toplantıya katılmak için ihram giymeye razı olur ama kökten laik bir çağdaş asla tongaya basamaz. Helal olsun, giderse iki elim yakasındadır.

Popularity: 17% [?]

Şans

FST 25 Kasım 2005

Samsun 19 Mayıs Üniversitesindeki olayları hepimiz hatırlarız. Önce muhtelif akademisyenlerin sudan sebeplerle üniversiteyle ilişkilerinin kesilmesi, sonra bu muhaliflerin 19 Mayıs üniversitesindeki “aile ilişkileri” ile ilgili haberler gündeme gelmişti. TBMM bu üniversiteyle ilgili bir araştırma komisyonu kurmuş, komisyona 19 Mayıstan atılan öğretim elemanları “noter tasdikli” bir belge ulaştırmışlar. Belgede açılacak “yardımcı doçent” kadrosuna sınavla(!) alınacak 14 kişinin adı önceden tahmin edilip notere onaylatılmış. Belge “Çökertme” adlı bir tiyatro oyunu şeklinde tanzim edilmiş. Sınavlar geçenlerde yapılmış ve bu 14 kişiden 13 tanesi göreve başlamış, sadece biri yurtdışında olduğu için kadroya başvuru yapamadığından işe girmemiş. TBMM komisyonu bu durumu da inceliyormuş. Bunlara ben güler geçerim de, konuyla ilgili Samsun Üniversitesi rektörünün yaptığı açıklama daha bir eğlenceli, belki siz de gülersiniz. Hürriyet konuyu “atama kehaneti” diye duyurmuş. Haber şöyle:

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit Bernay, ilanın ihtiyaca göre verildiğini söyledi, atamaların haksız yapıldığını öne sürenlerin “cesaret edip” yargıya başvurmasını istedi. Bernay, “Ataması yapılanlardan daha yetenekli olduğunu düşünenler, neden yargıya müracaat etmiyor? Herşey yargıya açık. Bu belli merkezlerden yürütülen bir kampanyadır” dedi. Rektör Prof. Dr. Bernay, atamaları yapılan yardımcı doçentlerin önceden notere tasdik ettirilmesi için de, “Bu, tahminden öte bir şey değildir” diye konuştu.

Ne tahminmiş ama, (yurtdışında olduğu için başvurmayan adayın başvursa gireceğini de ben “tahmin” etmiş olayım) 14′te 14, tam isabet. Benim elimde böyle tahmin yapacak elemanlar olacak, üniversite bütçesini sayısal loto ve iddaa’dan karun hazinesine çeviririm. Rektöre de “herşey yargıya açık” türü saçmalamaları bırakıp, derhal bu arkadaşları üniversiteye geri alarak keskin tahminlerinden istifade etmeyi tavsiye ederim. Olmadı gitsinler bir medyumluk ve kehanet bürosu açsınlar dünyalığı doğrulturlar.

Not: Hürriyet gazetesindeki habere yapılan yorumlar da ilginç. Mesela Mustafa Turgut boşverin üniversiteyi hayatınızı yaşayın diyerek habere şu yorumu yapmış:

Hiç şaşmıyorum. iki yıl önce doğudaki bir universiteye yüksek lisans için başvurdum. Boğaziçi üniversitesi mezunu olduğum halde yaptıkları dil sınavından elendim. (sınav yarım sayfalık bir metin çevirisiydi) Okuldaki 5 yıllık emeklerimi hiçe sayarak eğitim alanımın dışında ticarete atıldım. Türkiye’deki tüm üniversiteler bunu hakedecek kalitede/kalitesizlikteler. Bu nedenle haberi ve yorumu okuyan arkadaşlar boş verin üniversiteyi, hayatınızı yaşayın!

Ahmet Atılgan adlı vatandaşımız şöyle yazarak şaşkınlığını belirtmiş.

“13′te 13 tutturulan bir tahmin, matematik olarak, ihtimal şıklarının belli olduğu bir durumda hesaplanabilir. Mesela spor totoda bu ihtimal 10 milyonda 6′dır. Fakat şıkların belli olmadığı bir durumda 13′te 13 tutturmak matematik olarak imkansızdır. Rektör, atamalarının önceden bilinmesini tahmin sayıyorsa bu hesabı bize öğretmelidir.”

Özgül Ataulusoy ise şahsi bir hatırasını aktarmış:

Üniversitelerde daha ne kehanetler var. Kehanetten ziyade acınası gerçekler. 2004 yılında okulu birincilikle bitirmiş ve mezun olana kadar çeşitli ödüller almış biri olarak araştırma görevliliği için mülakat yapılacak odanın önündeyim. Kapıda daha önce görmediğim bir sürü insan ve konuştuğumuz konu; “sen ayarladın mı” “Nerden ayarladın”, “senin şansın yok ben yukarıdan hallettim” vs. Ve ben elbette şu anda üniversitede görevli değilim. Üstelik hocalarımda üzgün olduklarını fakat ellerinden birşey gelmediğini ifade ettiler. Birçok üniversitede araştırma görevliliği kadroları için bilim sınavı dahi yapılmıyor. İşte bilim…İşte açılacak 15 üniversitenin de neye yarayacağının resmi… Gerçekten çok yazık..

Popularity: 9% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş