İmparator(!)
FST 17 Kasım 2005
Milan’dan başarısız olup kovulan, üstelik kovulma haberini “üst düzey ünsanlara liderlik dersi verirken” cep telefonuyla alan Fatih Terim büyük havalarla başına geçtiği milli takımı, şans eseri gelinen play-0ff aşamasında rezil etmiş bulunuyor. Aylar evvel Fatih Terim Federasyon ile anlaşıp Türk Milli Takımının başına geçtiğinde “eyvah deyip “Ayyıldız konusunda pazarlık olmaz” ise bu neyin nesidir?” başlıklı bir yazı yazmıştım. Malum daha önce “sadece Avrupaya giderim” diyen, Fatih Terim haberlere göre “15 saniye içinde” işi kabul etmiş, durum “verilen görevi kabul” olarak lanse edilmişti. Yani, Fatih hoca aslında daha büyük yerlerin adamı ama ne yapsın “görev” tevdi ediliyor, kaçamazdı gibi bir hava yaratılmıştı. Ben de kendimce, madem bu bir görev ve Fatih Terim “Ben ortada milli takım varsa bir liranın lafını etmem” demişken, kendisine “5 yıl için kendisine 4.1 trilyon lira ödenmesinin düşünüldüğü, aylık maaşının 110 Milyar olması” ne manaya geliyor diye sormuştum. İstemem yan cebime koy hesabı, demiştim, hala da öyle düşünüyorum.
Üstelik son hafta oynanan iki maç öncesi ve sonrası estirilen iğrenç bir havayı da “içimizdeki İsviçreli” kınamalarını göze alarak burada beyan etmek gerekiyor. Toplumun İsviçre’ye karşı kışkırtılmasında Fatih Terim’in en büyük rolü oynadığı da aşikar. Teknik ve taktik hatalarla kaybedilen maçlardan sonra hakeme çamur atma, seyirciyi, rakip futboluları kötüleme gibi özelliklerini sergileyen Fatih hoca doğal olarak kendisine yönelebilecek eleştirileri de bertaraf etmiş oluyordu bu şekilde. Öyle ya, ayda 110 Milyar maaş, ilave bir sürü imkan sunulan birine hesap sorulamayacak mı, “tamam hocam, hakem kötü ama yandan sekerek gelen topu ıskalayan bizim 3 futbolcunun, havadan süzülerek gelen topa kafaya çıkmaya üşenen milyon dolarlık 5 futbolcunun, oyunu adam gibi kurup okuyamayan teknik adamın hiç mi kabahati yok” derseniz hemen “İçimizdeki İsviçreli” mi olacağız?
Bu konuda Derinsular sitesinde konuyu Emre Aköz ve Yılmaz Özdil’in çok güzel iki yazısıyla bağlantılı ele alan yine çok güzel bir yazı mevcut. Benim daha fazla bir şey söylememe gerek yok. Özellikle Yılmaz Özdil “İçimizdeki İsviçreli” sayılmayı göze alarak çok isabetli bir yazı yazmış, ellerine sağlık. Mutlaka okuyun, kabahat kendi evindeki maçta “dakika 1 gol 1″ hesabı geriye düşen ve her kontratakta rakibin kaleyi bulduğu, ecel teri döktürdüğü milyonlarca doların altında imza atmayan şımarık “büyük” futbolcularda mı yoksa tek suçu “Türkiye’ye gol atmak” olan rakipte mi, bir daha düşünün. Bizim futbolcuların daha geçen yıllarda aldıkları trilyonlara ilaveten “devletin vaadettiği jipler nerede” türü terbiyesizce protestolarını aklınızın bir kenarında tutun. Yani “bizim çocuklar şöyle oynadı, hakem şunu yaptı” türü edebiyatlara benim karnım tok.
Değinmeden geçemeyeceğim bir şey daha var, dikkatimi çekiyor, Fatih Terim alenen TV’de kışkırtıcılık yapıyor. “Tarihin en bariz penltısı verilmedi” gibi şaheser cümleler de kuruyor. Üstelik bir de İsviçre medyasını suçlamış. Sabah gazetesindeki haberde basın toplantısında Fatih hocanın İsviçre basınına hitaben “Takımınızın avukatlığını çok iyi yaptınız. Ortamı gerdiniz. Frei’ın bana küfrettiğini yazmadınız. Ama şunu unutmayın. Bizi istediğiniz gibi yönlendiremezsiniz. Biz misafirperveriz. Bizim Milli Marşımız’a yapılan saygısızlığı bizim seyircimiz yapmaz” dediği yazıyor. Amma seyircimiz varmış da haberimiz yokmuş ha, adamların havaalanından otele kadar bin türlü hakaret ve yumurta yağmuruyla gittiğini, İsviçre Milli marşının nasıl ıslıklandığını gören İsviçre basını en az “içinizdeki İsviçreli” ben kadar bu işe gülmüştür. Hem kellik, hem fodulluk anlayacağınız.
İmparatormuş, haydi oradan be, pardon “İmparatore…”
Popularity: 5% [?]
- Diğer
- Yorum(3)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Zaten bizde her başarısızlığın arkasında hakem vs gibi politik sebepler aranır. Sanki sen golleri atsan hakem kaleden çıkaracak!!! Ben maçları izlemedim ama adım gibi biliyorum, iyi oynayan bir takımı hiçbir hakem mağlup edemez. Ben tenis maçları izlerim. Tenisçiler, 25 bin kişilik stadyumlarda, yanlarında hocaları da olmaksızın, tek başlarına sahaya çıkar. Bazen sahada 4 saat kesintisiz mücadele ederler. Karşılarında evsahibi ülkenin sporcuları ve partizan bir seyirci varken bile, her türlü yuhalama, hatalarının her türlü alkışlanmasına karşı gıklarını çıkarmaz, arada hakemin yanlış karar verdiği (ki kaçınılmazdır tenis maçlarında) durumlarda bile rakipleri alt etmeyi bilirler. Yani yok basın şöyle yaptı, seyirci milli marşı ıslıkladı vs gibi bahaneler rakip sahada maç kaybetmek için yeterli değil. 2-0 yenildikten sonra zaten rövanşta işi zora sokmuşlar.
Bir de işin komik yanı bizimkiler İsviçre’deki maçta Milli Marşımızın ıslıklanmasına çok şaşırmışlar büyük tepki göstermişler. Şimdiye kadar Türkiye’de oynanan neredeyse tüm Milli maçlarda rakiplerin Milli Marşlarını ıslıklayan bizim taraftarımız değil miydi? Onlar bizimkini ıslıklayınca mı bunun yanlış birşey olduğu aklınıza geliyor? Şimdiye kadar Türkiye’deki maçlardan sonra hangi yetkili çıkıp da “seyircimizin yaptığı çok yanlış birşey, Milli Marşlara saygı duymak gerekir” dedi? Tabiki hiçbiri. Bu sebeple kimsenin İsviçrelilerin böyle birşey yapmasına kızmaya hakkı yok. Biz herkese yapıyorsak onların da bize yapmasına tepki göstermemeliyiz.
Ayrıca Fatih Terim’in hakemler hakkındaki yorumları şaşkınlık içinde izlediğimi belirtmek zorundayım. Hele ikinci maçın hakemine yatıp kalkıp dua etmesi gerekirken söylediklerini duyunca şok oldum. Her pozisyonda 5-6 futbolcumuz hakeme koşarak geliyor ve abartılı derecede itiraz ediyordu ve hakem itirazlar için kimseye bir tane bile sarı kart göstermedi. O maçın hakemi ben olsaydım heralde en az 2-3 kişi sırf itirazlarından dolayı gördüğü kartlarla oyun dışında kalırdı.
Saygılar
Da Vinci
[…] meselesinin de bir dizi şansın bir araya gelmesi sonucu ortaya çıktığını daha önce de söyledim. Fatih Terim Milan’dan kovulduktan sonra (ki fiilen kovulmuştır) ballı ve beleş Türk […]