Şehzadenin Saflığı: Krallık ve Demokrasi Üzerine

FST Kasım 22nd, 2005

Osmanlı hanedanının temsilcilerinden Osman Selahaddin Osmanoğlu Star gazetesine bir mülakat vermiş. Mülakatta cumhuriyet ve demokrasi tartışmalarında yeni bir kapı açacak cümleler var. Osmanoğlu bugün başarıyla demokrasilerini yürüten İngiltere, İskandinav Ülkeleri, Hollanda, Japonya gibi krallıkları örnek gösterip “cumhuriyetler neticede Hitler, Mussolini, Salazar, Franco gibi diktatörlerin çıkmasında bırakın engelleyici olmayı, kolaylaştırıcı sebep olmuştur” diyerek Türkiye’deki yaygın bir ezberi bozacak sözler söylüyor. Yani bir ülkenin meşrutiyet ya da cumhuriyet sistemi ile yönetilmesinin Osmanoğluna göre pek farkı yok. Bu mealde şunları okuyoruz:

[…] Demokratik hanedanlar kaldı mı ?
Evet tabi ki var. Bazı devletler kralı bazıları da cumhurbaşkanını seçmiştir. İkisinin de iyisi ve kötüsü var. Mesela Asyada Japon İmparatorluğu’nu, Çin veya Tayland krallığını etrafındaki devletlerle mukayese etseniz, kraliyetteki sistemde yaşayan halk daha huzurlu.

Kraliyet altında demokrasi mümkün mü ? Son asırda Avrupada kraliyet olan devletlerde demokrasi daha iyi işlemiştir. Buna hiç şüphe yok. İskandinav ülkeleri, Hollanda, Belçika, Büyük Britanya’da demokrasi daha iyi işledi. Ama bir de cumhuriyetlere bakın. Almanya’da bir Hitler, İtalya’da bir Mussuloni, İspanya’da bir Franco veya Portekiz’de bir Salazar gibi diktatörler iktidara çıktılar. Kraliyetlerde bu tür diktatörlerin ortaya çıkmalarının örneği yok. Böyle diktatörler cumhuriyetlerde ara sıra çıkıyorlar. Ya da Yunanistan’daki gibi askeri darbeler oluyor. Ayrıca Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda gibi gelişmiş ve refahlı ülkelerde halk her zaman kraliyeti seçmiştir.

Bunu neye bağlıyorsunuz ? Ben bunu insanların kafasının iyi çalışmasına bağlıyorum. Halk düşünerek istediğini yaptırmalıdır. Tepeden aşağıya baskı değil de, aşağıdan yukarıya baskı olmalı. İster cumhuriyet ister kırallık yönetimi. Mühim olan halkın iradesidir. Türkiye’de ise eğitim sisteminde hocalar ögrencilere bu doğru bu yalnış diyor. Herkes bağıra çağıra hocanın dediklerini tekrar ediyor. Daha çocukluktan, özgür düşünce hakkı kısıtlanıyor. Çocuklar ezberci bir eğitim ile eğitiliyorlar.

Haydi bakalım size durduk yerde (!) bir tartışma. Aslında Şehzade Osmanoğlu bu sözleri 29 Ekim civarında söylese Özdemir İnce ve diğer Çılgınlardan hak ettiği cevabı alırdı. Atanın torunları Osmanlı torunlarına karşı, bir tür cumhuriyete karşı meşrutiyet meselesi. İlginç değil mi? Zavallı Şehzade Cumhuriyetin imkanlarından mahrum İngiliz Krallığında yaşadığından İskandinavya, Yeni Zelanda, Hollanda, Japonya gibi yerleri müreffeh zannediyor galiba, ne saflık. Neyse, endişeye mahal yok, yakında hak ettiği cevabı alır, o çok beğendiği krallığına geri döner.

Güncelleme ve not: Siteyi sürekli izleyen bir dostumuzdan “Yahu ben senin yorumlarini uzun zamandir begeniyle izliyorum. Hemen hemen hergun siteni ziyaret ediyorum. Ancak su son yorumunu pek anlayamadim. Anlayamamaktan kastim bu bir yorum mu degil mi, degilse ne isi var…” türü hafif çapta bir fırça yiyince kendisine yazdığım cevabın bir kısmını buraya aktarmayı uygun buldum.

… Yalnız Türkiye’de çocukluğumuzdan beri Cumhuriyetin faziletleri anlatılırken sanki demokrasi ile cumhuriyet aynı şeydir, Türkiye “cumhuriyet olduğu için” demokratiktir gibi bir algılamaya kapılıyordum. Şu anda meşrutiyet ile cumhuriyet arasında “demokrasi” noktasında fark olmayabileceği kanaatini taşıyorum. Biz 1908 yılında çok kısa süreli de olsa bir demokrasi yaşadık ve o zaman cumhuriyet rejimi ile idare edilmiyorduk. Neticede demokrasi ortak paydası sağlandıktan sonra cumhuriyeti meşrutiyete tercih ederim, en azından halk olarak iyi kötü bir tercih hakkım vardır.

Türkiye’deki en büyük sıkıntı bu konuları açıktan tartışamamaktan kaynaklanıyor. İnsanlar haklı olarak korkuyor, Türkiye’ye özgü şartlar sebebiyle içlerindekini açıkça ifade edemeyip tercihlerini çarpıtıyorlar. Biraz uzattım ama paragrafta söylemek istediğim şeyi “Cumhuriyet ancak demokrasi ile taçlanırsa işe yarar, ortada demokrasi yoksa Cumhuriyetin fazileti de kalmaz” şeklinde özetleyebilirim.

Son paragrafta “Zavallı şehzade … müreffeh zannediyor, ne saflık” derken de her adı krallık olan yerin kötü idare edilmediği, her adı cumhuriyet olan yerin iyi idare edilmediğine atıf yapmaya çalıştım. Yoksa hem cumhuriyet, hem demokrasi şahsi tercihimdir. En azından biri Allahtan aldığını iddia ettiği yetkiyle ilelebet başıma çakılıp kalmaz, 4-5 senede bir “bir de buna bakalım” diyerek beğenmediğimi değiştirme şansı bulurum. Öte yandan krallık isteyene de sesimi çıkarmam, dileyen dilediği argümanı getirir, konular konuşulur, tartışılır. Bundan korkmamak lazım.

7 Responses to “Şehzadenin Saflığı: Krallık ve Demokrasi Üzerine”

  1. cansec 22 Kas 2005 - 12:11:00

    Bir kisi kendi capinda zirve yaptiktan sonra lackalasiyor mudur nedir?
    Yahu ben senin yorumlarini uzun zamandir begeniyle izliyorum.Hemen hemen hergun siteni ziyaret ediyorum.Ancak su son yorumunu pek anlayamadim.Anlayamamaktan kastim bu bir yorum mu degil mi, degilse ne isi var…
    Yanlis anlama kusur bendedir muhtemelen.Bu durumda lackalasan ben de olabilirim.Bu habere bir yorumun var mi?Varsa nedir?Mesaj yolluyorsan maksadin nedir?

  2. Anonymous 22 Kas 2005 - 12:26:00

    Sehzadenin ’saf’ligi olsa olsa iyi bir analiz yetenegine sahip olusudur.

    Orasi oyledir de, kralligin alternatifi sayilacak baskanlik sisteminde dahi ‘duses gelirse iyi, fakat hepyek gelirse ne olacak?’ sorusu var..

    Bu sorunun cevabini ise elitler vermek zorunda… Bizdeki elitlerin hepyek gelen kralin/baskanin boslugunu doldurmasini beklemezdim, kendi mevcudiyetleri zonklayan bosluk olmasa..

    Qualis rex, talis grex…

    Muzmin Anonim

  3. Sevgili Cansek,

    Öncelikle (en azından bu yazı hariç) takdir ifadelerin teşekkür ederim.

    Senin için yazının son paragrafını biraz açayım. Muhtemelen benim cumhuriyete karşı krallığa taraftar bir düşüncede olduğum izlenimi oluşuyor ama aslında vurguladığım (veya eksik vurguladığım) şey çok farklı.

    Öncelikle, ben demokratik bir cumhuriyeti demokratik bir krallığa tercih ederim. Çünkü Müzmin Anonimin de belirttiği gibi krallara güvenmek her zaman mümkün olmayabilir, hepyek atma ihtimali daima vardır. Gücünü Tanrıdan veya geleneksel başka bir güçten aldığını iddia edenleri kontrol etmek, parlamenter bir demokrasi de olsa bazı sıkıntılara yol açabilir.

    Yalnız Türkiye’de çocukluğumuzdan beri Cumhuriyetin faziletleri anlatılırken sanki demokrasi ile cumhuriyet aynı şeydir, Türkiye “cumhuriyet olduğu için” demokratiktir gibi bir algılamaya kapılıyordum. Şu anda meşrutiyet ile cumhuriyet arasında “demokrasi” noktasında fark olmayabileceği kanaatini taşıyorum. Biz 1908 yılında çok kısa süreli de olsa bir demokrasi yaşadık ve o zaman cumhuriyet rejimi ile idare edilmiyorduk.

    Neticede demokrasi ortak paydası sağlandıktan sonra cumhuriyeti meşrutiyete tercih ederim, en azından halk olarak iyi kötü bir tercih hakkım vardır.

    Türkiye’deki en büyük sıkıntı bu konuları açıktan tartışamamaktan kaynaklanıyor. İnsanlar haklı olarak korkuyorlar. Bence sıkıntı insanların Türkiye’ye özgü şartlar sebebiyle içlerindekini açıkça ifade edemeyip tercihlerini çarpıtmalarından kaynaklanıyor.

    Biraz uzattım ama paragrafta söylemek istediğim şeyi “Cumhuriyet ancak demokrasi ile taçlanırsa işe yarar, ortada demokrasi yoksa Cumhuriyetin fazileti de kalmaz” şeklinde özetleyebilirim.

    Laçkalaşma konusunda bir şey diyemiyorum, takdir edersiniz ki bu işi amatörce hobi olarak yürütüyorum, ara sıra niteliği düşük yazılar da çıkacaktır. Laçkalaşma ile sadece “bu yazıyı” kastediyorsanız, herhalde açıklamam yeterli olacaktır.

    Selamlar.

    F.Sipahi Tan

  4. Anonymous 22 Kas 2005 - 17:17:00

    Yalnız Türkiye’de çocukluğumuzdan beri Cumhuriyetin faziletleri anlatılırken sanki demokrasi ile cumhuriyet aynı şeydir, Türkiye “cumhuriyet olduğu için” demokratiktir gibi bir algılamaya kapılıyordum. Şu anda meşrutiyet ile cumhuriyet arasında “demokrasi” noktasında fark olmayabileceği kanaatini taşıyorum. Biz 1908 yılında çok kısa süreli de olsa bir demokrasi yaşadık ve o zaman cumhuriyet rejimi ile idare edilmiyorduk.

    Bu tur seyler bizim egitim sistemimizin bir basarisidir. Bir suru seyi ezberletirken, caktirmadan bu tip seyleri derinlere ekiyorlar..

    Ayni sey, Tarih dersi icin de vaki…

    Liseyi bitirdigimde Hititler, Sumerler veya Asuriler ile ayni soykutugunu paylastigimiza inaniyordum diyebilirim..

    Malazgirt’le buraya gelmistik, ama, cok daha onceleri de buradaydik..

    Artik, nasil oluyorduysa.

    Muzmin Anonim

  5. cansec 23 Kas 2005 - 01:42:00

    Haluk Levent’in “Kral Ciplak” adli parcasinda dediigi gibi;

    evde koca, okulda hoca.
    Kral vardir her tarafta.

    Demokrasi insan dogasina aykiri bir kavram.Teoride tamam cok guzel bir yonetim sekli.Ama koministlikte, seriatta teoride cok guzel yonetim sekilleri.Peki ya uygulamada da bu durum boyle mi?
    En gelismis ulkelerde de durum boyle iken ben kendi ulkemizden bahsedeyim.Sozde kendi kendimizi yonetiyoruz degil mi?Yahu kendi kendini yonetebilen bir halk var mi dunyada biz kendimizi yonetelim.Sectigimiz baskan bile yonetemiyor.Ordu cikiyor, derin devlet cikiyor bilmem ne cikiyor.E orduyu, derin devleti ve diger hede hodoleri biz mi sectik?Sectigimiz ve secemedigimiz halde basta bulunanlarin tumunun liderlik sifatini hakedip haketmedigini bilmiyoruz bile.Kim denk gelirse.
    Peki ya krallikta ne var?En basta kral.Yani topragin sahibi.Devletin sahibi.Ulke sinirlari icerisinde milletin cani dahil onun emrinde.Bir ev dusunun ve o evin reisi siz olun.Maddi manevi herseyden sorumlusunuz.Ev icinde bir hirsizlik yapar misiniz?Hayir.Namussuzluk?Hayir.Karinizi oldurur musunuz sebepsiz yere?Hayir.Cunku bunlar sizin sahip oldugunuz seyler.Kaybetmemek icin caninizi ortaya koyarsiniz.Bir cok padisahimizda oldugu gibi, bir cok TC burokratinda olmadigi gibi.
    Birde krallikta su vardir.Kisi dogumunun ilk gununden itibaren koltuga taliptir.O isin egitimini alir.Tecrube kazanir.Ta ki basa gecene kadar.
    Baba yadigari diye kabul edilmis bir isyerinin onemi=krallik.
    Hirsiz kral olmaz, katil kral olmaz, namussuz kral olmaz, hain kral olmaz…Akli dengesi yerinde olmayan kral olabilir, korkak kral olabilir, vurdumduymaz kral olabilir.
    Hirsiz baskan olur, satilmis baskan olur, katil baskan olur, hain baskan olur, namussuz baskan olur, korkak vurdumduymaz serefsiz adi beceriksiz baskan olabilir…

  6. Cansec,

    Yaziniz bana bir ara dinlediğim bir konferansı hatırlattı. Alman iktisatçı H. Hoppe liberteryen anarşinin faziletlerinden bahsettiği bir konferansta liberal demokrasilerin çözümsüzlüğünü anlatmak için “kral herzaman seçilmiş başkandan iyidir, en azından kral mülkün sahibidir, başkan gibi 4 yıllık kiracı değildir” demişti. Yani başkan 4 yılını yandaşlarını toplumun kaynaklarıyla beslemek ve yeniden seçilmek için uğraşmayla geçirir, kral ise sahibi olduğu ülkeyi yarın öbürgün lazım olur diye kalkındırmaya çalışır gibi bir mantık.

    Üstelik kralın çevresinde bakmakla yükümlü olduğu soytarı, soylu sayısı ile seçilmiş başkanın yanındaki (derin ve yüzeysel) bürokrat ve soytarı sayısına bakarsak, kralın daha masrafsız olduğu bile düşünülebilir.

    Neticede, dediğin gibi sopa ha seçilmişlerin, ha Allah tarafından yetkilendirilmişlerin elinde biz sıradan vatandaşlar için pek bir şey fark etmiyor. Bari kağıt üzerinde demokrasi işliyormuş gibi yapsın, biz de mutluymuş gibi olalim. Benim aklım ötesine pek ermiyor.

    Selamlar.

    Fethi

  7. Müzmin Anonim

    Bu konulara şu ara Namık Kemal Zeybek bey bakıyor, Malazgirt konusunu ona sormakta fayda var. Belki de Malazgirt savaşı Ortaasyalı Türklerin Anadolu’daki kardeşlerini aslında Türk olduğu halde bunu unutmuş Bizanslılardan kurtarmak için gelmiş olmalarıyla açıklanabilir.

Trackback URI | Comments RSS

Leave a Reply

Kapat
E-posta ile paylaş