Çanakkale: Bitmeyen Dava

FST 24 Kasım 2005

Geçtiğimiz yıl gündemi meşgul eden Türkiye’ye özgü ahmaklıklarımızdan biri Çanakkale’de hurafe mi anlatılıyor, Atatürk’ten bahsediliyor mu gibi konular olmuştu. Hatta konuyu gündeme getirenlerden eski Deniz Kuvvetleri Komutanının oğlu Tolga Örnek “içinde hurafe geçmeyen” bir belgesel çekip entellik yapayım derken ortaya zavallı Anzaklardan bahseden bir garabet çıkarmıştı. Bir sürü gayretli CHP yandaşı Çanakkale’de rehber avına çıkmış, “bu Atatürk’ten bahsetmedi, bu hurafe anlattı” diyerek muhbirliğe soyunmuştu. Bu görüşü savunanlara göre Çanakkale Savaşında bahsedilen olağanüstü hadiseler bilime aykırıdır, dincilerin Atatürk’e saldırıp “Çanakkale’de başarı Atatürk tarafından değil Allah tarafından sağlanmıştır” demelerine yol açmak için uydurulmuştur. İşte bugünlerde AKP’li bir belediyenin hazırlattığı “Çanakkale Geçilmez” adlı çizgi belgesel CHP milletvekillerinin fena halde asabını bozmuş. Zira bu belgeselde de hurafelerden bahsedildiği ve Atatürk’e yeterince yer verilmediği öne sürülüyor. CHP Tekirdağ Milletvekili Erdoğan Kaplan şöyle sormuş:

[…] Çanakkale Savaşı’nın imanla kazanıldığına yönelik mesajlar içerdiği iddia olunan ve Mustafa Kemal Atatürk’e verilen yerin gerçeklerle bağdaşmadığı söylenen çizgi filmin içeriği ve verdiği mesajlar, ilköğretim müfredatında anlatılan Çanakkale Savaşı’nın içeriğiyle örtüşmekte midir?

Milletvekili filmi izlememiş ki, “bağdaşmadığı söylenen” diyor. Tesadüfen ben bu çizgi filmi izlemiştim, 2 ay kadar oluyor, o sebeple yorum yapmakta mahzur görmüyorum. Filmi izlediğimde “vay be, bizde böyle bir film nasıl yapılmış, helal olsun” demekten kendimi alamadım. Hem teknik açıdan hem de senatyo olarak Çanakkale Savaşı ancak bu kadar güzel yansıtılabilirdi, ellerine sağlık öyle de yapmışlar. Peki “hurafe ve Atatürk” ile ilgili yerler nerelerde? İki tane “hurafe” vardı, biri bahriyeli bir Türk komutana rüyasında ellerinde kalan 26 mayını belli bir şekilde boğaza dizmesi telkin edilmesi. Filme göre gelen bu manevi ihtara uyan Türk komutan gece gizlice hepimizin bildiği ünlü mayınları boğaza döşüyor ve ertesi gün boğazı geçip 5 çayını İstanbul’da içmeyi planlayan müttefiklerin gemilerinden bir kaç tanesi bu mayınlarla denizin dibini boyluyordu. Hatırladığım ikinci hurafe, bataryası düşman topçusu ateşiyle yok olan Seyit Onbaşının 276 kg. lık top mermisini kaldırıp namluya sürmesi ve koca bir zırhlıyı vurması efsanesiydi. Bunlar dışında CHP’li vekilleri ve bir grup vatandaşı çıldırtacak “ders kitapları müfredatında yer almayan” hurafe hatırlamıyorum.

Atatürk konusuna gelince, Atatürk çizgi filmin Çanakkale kara savaşları bölümünde yarbay Mustafa Kemal Bey olarak meşhur süngü taktırma ve “sizlere ölmeyi emrediyorum” sözünü söylediği yerde meydana çıkıyor ve ilerleyen bir kaç bölümde diğer komutanlarla birlikte görülüyor. Film daha ziyade savaşa katılan iki öğrenci arkadaşın hikayesi çevresinde döndüğü için olaylar da siperlerde yoğunlaşıyordu. Dolayısıyla bu savaştaki başarılarıyla albaylığa terfi eden Mustafa Kemal Bey filmde görünmesi gerektiği kadar yer alıyor. Ha, sayın CHP yetkilileri o tarihte Atatürk’ün Çanakkale cephesi başkomutanı olduğunu, deniz savaşları ve kara savaşlarında tüm inisiyatifi elealdığını düşünüyorlarsa, onu bilemem, gitsinler biraz ilkokul ders kitabı dışında tarih okusunlar. Çanakkale cephesinin yönetici komutanı bir Almandı ve biz yedi düvele karşı Almanlar emrinde çarpışıyorduk. Atatürk’ün sınırlı ama önemli bir rolü olmuştur Çanakkale cephesinde. Nitekim filmde de kendisinin Anafartalar karamanlığına vurgu yapılıyor. Demek ki CHP cephesi bundan hiç memnun değil. Kendileri bilir.

Atatürk’ün sahte kahramanlıklara ihtiyacı yok, bunu onu abartılı şekilde yüceltmek isteyenlerin kafasına iyi kazıması lazım. Çanakkale askeri başarı kadar iman gücüne de dayanıyordu. CHP’li dostlara tavsiyem Mehmed Akif’in Çanakkale Destanı eşliğinde bir Gelibolu gezisi yapmalarıdır. İman ve maneviyat gibi kelimelerden bu kadar iğrenenler el hak şimdiki gibi marjinal kalacak ve sözde partisi oldukları “halkın” tiksintisini üzerlerine çekeceklerdir. İnsanda biraz utanma olur, birçok ateist dahi içinde yaşadığı toplumun değerlerine saygı gösterirken, sözde Kemalistlerin bu kin ve nefretini anlamak kolay değil. Yazıklar olsun.

Çanakkaleyi bugüne kadar herşeyden iyi anlatmış olan Çanakale Destanını bu garabetlere inat bir daha okuyalım. Bakarsınız CHP alternatif bir Çanakkale Destanı yazdırır, malum bu şiirde hurafe bolca mevcut.

Çanakkale Destanı

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle ‘bu: bir Avrupalı’
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşına da,
Ostralya’yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ…
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te’sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ’nın ebedi serhaddi;
‘O benim sun’-i bedi’im, onu çiğnetme’ dedi.
Asım’ın nesli…diyordum ya…nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb…
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
‘Bu, taşındır’ diyerek Kâ’be’yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ’yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana…
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran…
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

7 Yorum

  1. Anonymous - 24 Kas 2005 - 9:56 pm

    bu şiiri her okuduğumda gözleri doluyor istemeden. çanakkale elbette iman gücü ile kazanılmıştır. bunu imansızların anlamasını da beklemiyorum.

  2. Anonymous - 24 Kas 2005 - 11:28 pm

    Sorulan sorudan, siz, MKA’ya gereginden daha az onem verilmis oldugunun dusunuldugunu, herhalde, soruyu soran zatin CHP’li olusundan yola cikarak farzediyorsunuz…

    Eger farzettiginizi zannettigim seyde isabetli isim, CHP’lilere yonelik kendi onyargilariniza dayanarak konuyu yorumladiginizi dusunebiliriz.

    Cunku, ayni soruyu ben okudugumda, ozellikle de basit bir soruyu formule edisindeki beklenmedik giriftlikten, sorunun isaret ettigi yerde luzumunundan fazla onem verildiginin kasdedildigini de cikarmanin mumkun oldugunu dusunuyorum.

    Tarihsel gercekler de celismez –resmi tarihi kasdetmiyorum tabii ki..

    Veysel bey pek sevemese de, Yalcin Kucuk’un Isyan-2′de aktardiklarini okumak lazim… O gunlerde herkes bir seylerin kahramani idi.. Gemisini limandan cikarmagi beceren kaptan da kahraman, uzerine yazildigi kagida degmeyen siirler yazan da kahraman… sizin de degindiginiz uzere, Almanlarin yuruttugu bir savasta dipnot bile olamamis bir ‘kumandan’ da kahraman.. Kisacasi, herkes fakat ozellikle de bazilari nasil olmussa olmus, kahraman -fakat sonucta da butun aydinlarimizi topraga gomdugumuz bir savasin kahramani.. Neymis, ‘ben size olumu emrdiyorum’ demis.. Marifet, minimum zayiatla savas kazanmaktir, olumu emrederek degil.

    Nitekim, Canakkale’deki basarisizlik sonrasinda Winston Churchill’in basini yiyen savasi kazanamamis olmak kadar, o gunlerde Britanya Kara Kuvvetlerinin elindeki pirpir ucaklari kullanmagi reddetmis olmasidir (Bahriyeli kibri yuzunden). Churchill, fuzuli yere cok kayba yol actigindan oldugundan alasagi edildi.

    Bu ucaklar kullanilmis olsaydi, bizim havan toplarimizin neye yarayacagini dusunmek lazim.. O salak kibrine uymus ve kullanmamis.. Onemli de degil –annanemim biyiklari meselesine doner..

    Sonucta biz bir Pirus Zaferi elde etmisiz.

    Allah korumus –ne kadar korumussa.

    Muzmin Anonim

  3. izlenimler - 25 Kas 2005 - 6:07 am

    Merhaba Müzmnin Anonim,

    “sorunun isaret ettigi yerde luzumunundan fazla onem verildiginin kasdedildigini de cikarmanin mumkun oldugunu dusunuyorum”

    Doğrusu benim aklıma gelmemişti, haklısınız. Demek ki bakılan yere göre değişiyor. CHP’li vekilin sorusuna bakılarak tersi kolayca yorumlanıyor elbette. “Kararı” ne kadardır, kaç ölçek Atatürk’ten bahsedilecek bunun hesabı zor.

    Ben yazıda Çanakkale Savaşından bahsetmeyip sadece iki noktaya değindim. Ama dediklerinize tamamen katılırım. Maalesef Çanakkale istikbalimizi elimizden almış, elimizde de okuyunca hüzünlendiren bir şiirden başka birşey kalmamış.

    Selamlar

    Fethi

  4. talyana - 19 Şub 2007 - 5:49 pm

    olmamış

  5. suzan - 16 Mar 2007 - 11:27 pm

    tabikide çanakkale iman gucu ile kazanildi. Bilmek istedigim bir soru var lutfen bana maille yollayin cvpinizi neden kemalistler ateyist yada inançsiz oluyor yada inançliyim diyerek kendilerini kandiriyorlar??? Kemalistler ateist veya inançsiz olanlar neden boyle inançsiz olma geregi duyuyorlar ve asiri seviyorlar ölmüs iste Allah rahmet eylesin ama peygamberimizi bukadar sevgiyle ansak sunnetlerini yerine getirsek sefaate nail oluruz ama ataturk’un sefaatine nail olcaklarini sanmiyorum, modernligi (kiyafet devrini, yada yazimizin deyismesi ile avutsunlar kendilerini) kimler geldi geçti soyle bir dusunsek aslinda ben simdiye kadar hayatimdan bisey anlamadim belki sizler anliyorsunuzdur zaman nasil geçiyor ben anlamiyorum anlayan varsa bana bildirsin halbuki zamanimi bos yere harcayan bir insan deilim. saygilarimla

  6. oğuz - 01 Kas 2007 - 8:31 pm

    binlerce şehıt verdık hala imandan bahsediyorsunuz atatürk canakkalede onemlı rol oynamıstır bende cocugum ama aklım erıyor elbet.. o cızgı fılmde gercegı yansıtmıyor

  7. oğuz - 01 Kas 2007 - 8:33 pm

    şimdi milli bütünlük lazım bize bu konularla mesgul olmamamız gerekıyor hepımız kardesız

Geri bildirim | Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş