Archive for Aralık 2nd, 2005

“Şans”

FST Aralık 2nd, 2005

Geçenlerde 19 Mayıs Üniversitesine öğretim elemanı alımındaki 14/14 tahminini de hatırladığımızda, şans faktörünün ülkemizde son zamanlarda farklı tecellileri ile karşı karşıya gelip de şaşırmamak mümkün değil. Sağlık bakanlığı 994 tıp doktorunu Güneydoğu Anadoluya göndermek için kura çekmiş, tesadüfe bakın ki 990 kişi ilgili yerelere giderken 4 kişi Ankara, İstanbul ve Kayseri’de, üstelik kendi hastanelerini çekmişler. Ne büyük şans. Elbette, kötü niyetli düşünecek halimiz yok, ama gazetedeki şu ibare dikkat çekici:

…aynı hastanede çalışmakta olan Prof. Dr. Çiğdem Papila, kendi görev yerini çekti. Papila, İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak’ın yardımcısı olan Prof. Dr. İrfan Papila’nın eşi…

Rektör yardımcısının eşi olmakla İstanbul’daki aynı hastaneyi “Güneydoğu” kurasıyla çekme arasında hiçbir bağlantı olduğunu sanmıyorum. İstatistik bilimi de bunun ihtimal dahilinde olduğunu gösterecektir. Bilimsel bir kanıt olduktan sonra itiraz etmeye kalkan gericidir. Yalnız rektör yardımcısının eşine, şu aralar hemen bir şans oyunu oynamasını tavsiye ederim. Ya da yılbaşı geliyor, bir tam bilet alsın, o da uyar.

Dayaktan Ölüme Dava

FST Aralık 2nd, 2005

Askerdeki dayakla ilgili Sabah Gazetesinde bir haber var. Buna göre Kırklarelinde askerlik görevini yapan er Ahmet Fenkli komutanların dayağıyla ölmüş ancak ailesine bilgi verilmemiş. İki sene sonra yapılan ihbarlar üzerine aile dava açmış. Genelkurmay da olayın soruşturulmasına izin vermiş. Haber kısaca şu:

[…] askerler bölüklerinin eğitim alanlarında gittikten sonra Uzman Çavuş İlhan Ünal ile Yüzbaşı İsmail Yetkin, Er Ahmet Fenkli’yi dövdü. Fenkli, yaklaşık bir saat sonra fenalaşarak hastaneye kaldırıldı. Kaldırıldığı Kırklareli Devlet Hastanesi’nde “beyin kanaması” teşhisi konuldu ve bir an önce ameliyata alınması için hasta, Çorlu Askeri Hastanesi’ne gönderildi. Orada yapılan ameliyattan sonra yine aynı gün, GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi’ne sevk edildi. Ancak yapılan müdahaleler Fenkli’nin hayatta kalmasına yetmedi. Cenaze ailesine teslim edildi. Normal bir ölüm olduğu düşünülerek otopsi incelemesi bile yapılmadan cenaze toprağa verildi.

[…] Olayın üzerinden yaklaşak 2 yıl geçtikten sonra Fenkli’nin ailesine isimsiz mektuplar ve telefonlar gelmeye başladı. Mektup ve telefonlarda, Ahmet’in normal ölmediği, yediği dayaklar sonucunda öldüğü ileri sürülüyordu.

Ölen askerin ailesine sabır dilemek dışında yapacak şey yok. Genelkurmay da olayı araştırmakla iyi yapıyor, inşallah arkası gelir. Ama ya dayaktan ölmeyenler, öldüğü halde “ihbar” gelmeyenler ne olacak? Genelkurmayın olumlu adımları bu yönde de atması dileğiyle. Tabii, insanların korkusuzca bu konuları gündeme getirmesi, erkerin ve akrabalarının olayları adli mercilere şikayet etmesi de gerekiyor. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi bu konularda objektif kararlar alıyor, tek problem bu meselenin oraya aktarılabilmesi.

Bu arada Sabah Gazetesi yazarı Erdal Şafak da konuyu gündeme getirmiş. Aktardığı şu istatistik, üstelik sadece intiharı içeriyor, hiç de küçümsenecek bir şey değil. “1991- 2001 arasında orduda 1.248 intihar meydana geldi, 815′i ölümle sonuçlandı.”

Fanatik Laiklik Testi

FST Aralık 2nd, 2005

ODTÜ Endüstri mühendisliği mezunları sitesinde bir test var. Aslında testten ziyade bir analiz. Herkesin incelemesini tavsiye ederim. Üstelik liberal ya da dinci bir kurum değil, çağdaşlığından şüphe edilemeyecek “ODTÜ” gibi bir kuruma ait, gönül rahatlığıyla bakılabilir.

Tehlikeli Gidişat ve “Kesekağıdı Yasası”

FST Aralık 2nd, 2005

Gazetede gördüğüm bir haberde artık güncelliği kalmadığı için uygulanmayan yasaların temizliği için bir operasyon yapılmasının gündemde olduğundan bahsediliyor. Buna göre 156 düzenleme yürürlükten kaldırılacaki 227 kanun da günümüz şartlarına uygun hale getirilecekmiş. Gazetede 1925 tarihli ‘yerli kumaştan yapılmış kıyafet giyme’ zorunluluğu getiren yasa ve 1938 tarihli, yazılı kâğıtlardan kese kağıdı yapmayı yasaklayan kanun ile 1950’li yıllarda ABD’nin Türkiye’ye yaptığı Marshall yardımlarının nasıl dağıtılacağına ilişkin kanun gibi örnekler veriliyor. Şapka kanunun ise devrim yasası olduğu gerekçesiyle kaldırılamayacağı belirtiliyor. Yine “Hicri 1298 yılına ait Ecanibin Hakkı İstimlaki Kanununun Birinci Maddesinde İstisna Olunan Eşhasın Emlak ve Arazisine Mahsus Kanun” gibi cuımhuriyet döneminde Osmanlı yasası anlamına gelen bazı maddeler de kaldırılarak 2005 yılına kadar süren şeriat uygulaması da sonlandırılmış olacakmış.

Bazılarımız “iyi olur, 80-100 senelik kanunların güncellenmesi ne kadar güzel” diyerek başbakanlığın bu tavrını alkışlayabiliriz ama ben her zaman olduğu gibi bu işte bir hinlik olabileceği ihtimalini göz önüne alıyorum. Bence gidişat kötüdür, bu hareket alenen devrim yasalarını hedef almaktadır. Şapkaya dokunmuyoruz diyerek yerli kumaşla ilgili kanunu hedef almak ulusal kumaş sanayimize dönük bir tehdit değil midir? Hele “kesekağıdı” kanunu hiç makul bulmadım. Bugün Anadoluda yeterli bilinç düzeyine ulaşmamış semt fırınları, bakkallar seyyar leblebi, çekirdek satanlar paketleme amaçlı olarak gazete ya da eski kitap kullanırlar. Yarın öbürgün kendini bilmez bir çekirdek satıcısı, fırıncı çırağı, bakkal eski Cumhuriyet gazetesi ya da şu ara çokça basılıp satılan Nutuk, En Çılgını Türkler, Militan Demokrasi gibi kitapların sayfalarını pide, peynir, zeytin, çekirdek koymak için kullanırsa ne olacaktır?

Görüyorsunuz, olayların arka yüzü hiç de göründüğü gibi değil. Maalesef AB’ye giriş, demokrasi, insan hakları gibi uyuşturucu yalanlarla aldatılan vatandaşlarımız iktidarın bu yalanına da kanabilirler. Ben ilgili makamları uyarayım, yurttaşlık görevimi yapayım. Aslında bunu zaman zaman yapıyorum ama dikkate alınmıyor gibi bir his de var içimde. Defalarca “memurlar kurum dışında şapka giymelidir, bu bir devrim yasasıdır” diyerek YÖK başkanı, rektörler, müsteşarlar, il ve ilçelerdeki valiler, kaymakamlar, daire amirleri hakkında buradan ihbar görevimi yerine getirdiğim halde uğruna nice kelleler uçan, İstiklal Mahkemeleri fazla mesai yapan temel devrim yasalarımızın üstelik “savunuculuk iddiasındakiler tarafından” iplenmediğini gördüm. Üstelik devrim yasalarımıza dönüş “Türk şapka sektörünü” şahlandırmayacak mıdır? Bakın, ekonomik bir faydası da var.

AKP hükümeti ateşle oynuyor, kesekağıdı yasasından tez zamanda dönülmesi, bilinçli yurttaşların gönüllü olarak il ve ilçelerde parklarda çekirdek satanları izleyip “matbu kağıt” kullananları, boynunda kravat olduğu halde başında şapka olmayanları, yine kravatlıların ceketini inceleyip yerli kumaş kullanmayanları derhal ihbar etmeleri için teşviklerin çıkarılması şarttır. İhbar başına belli bir bedel ödenirse, fahri muhbirlik için ben de resmi başvuruda bulunabilirim. Kumaştan pek anlamam ama memuru tipinden tanır, şapkasızı anında tespit ederim. Duyururum.

Kapat
E-posta ile paylaş