Archive for Aralık 25th, 2005

Düve, Şapkanın Sırrı, 118, 35 vs.

FST Aralık 25th, 2005

Süleyman Demirel yeniden sağda solda arzı endam etmeye başladı, yer vermesek ayıp olacak. Kısa kısa not edersek, dün Başkent Üniversitesi Transplantasyon ve Gen Bilimleri Enstitüsü’nün Ankara’nın Kazan İlçesi’ndeki Entegre Tesisleri açılışında “Düveyi alan üretici süt o kadar ucuz oldu ki, düveyi besleme imkanı olmadı, kasaba götürdü. Türkiye meyve, tereyağ ithal etti. Bayılırız dışarıdan gelen malları yemeye” demiş. İTÜ Yüksek Mühendisleri Birliği Derneği’nde yaptığı konuşmada da “Keşke bu parlamentoda 3 parti daha olsaydı, 100 milletvekili alsaydı, gene tek başına iktidar çıksaydı. Barajın yüzde 8’e hatta 7’ye indirilmesi lazım’’ buyurmuş. Geçenlerde okuduğum habere göre Süleyman Demirel şapka sallama teknikleri ile ilgili dersler de vermeye başlamış. Kendisinin şapkasının önemini biliyoruz ama esas sır demek ki o şapkanın sallanma usul ve adabında gizliymiş. Ben bu işte bir keramet olduğunu düşünüyorum. Haber metni şöyle:

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Milli Eğitim Vakfı’nın 25. kuruluş yıldönümü nedeniyle vakfın Özel Basınköy Okulları’nı ziyaret etti. Ünlü lider, burada ummadığı bir sürprizle karşılaştı. 8. sınıf öğrencisi Çınar Kulle, geçen yıl Ankara’da kendisine Demirel tarafından hediye edilen fötr şapkayla Demirel’in yanına giderek, bu şapkanın inceliklerini sordu. Demirel, şapkanın nasıl takılacağını ve sallanacağını gösterip, Türkiye’de fötr şapkanın duayeni olduğunu bir kez daha kanıtladı.

Çınar Kulle çok şanslı, Süleyman Demirel’in şapkasını kapmak başlı başına bir hadisedir, kendisi bir de şapka sallama teknikleri öğrenmiş. Süleyman Bey boş bir zamanında Çınar’a diğer teknikleri de öğrettiyse, yeni çıraktan Türkiye’nin 50 sene daha çekeceği var demektir. Sayın Demirel bugün Hürriyette yer alan bir başka demecinde ise tanıyanları şaşırtmayan, ama son aylarda “asker ve demokrasi” üzerine boş laflarına inanma eğilimindekilere garip gelecek şeyler söylemiş. Askerin darbe yapmasını eleştirirken acar bir gazetecinin sorusu ve kendi cevabı şöyle:

… “28 Şubat’ta siz Cumhurbaşkanı olarak bir müdahaleyi yönetmiş gibi olmadınız mı, bir askeri müdahale veya o gelişmelerin bir askeri boyutu yok muydu” sorusuna “hayır” diyen Demirel, şöyle dedi: “Askeri boyutu şöyle vardı. Asker Anayasa’nın 118’inci maddesine göre görevini yaptı. MGK’ya getirdi meselesini. Onun göreviydi o. Mesele MGK zemininde haloldu. Bir askeri darbe olayı olsaydı o gün hükümetin düşmüş olması lazımdı.”

Yavuz Donat ile 8-10 yazı devam eden ve 35. maddeyle ilgili olarak darbelere karşı demokrasi havariliği yapan Demirel 118. madde için “Onun göreviydi o” diyor. 28Şubatta “hükümetin düşmüş olması lazımmış”. Ne güzel. Ben bir adım daha ileri gidip 1960 dışındakileri darbe saymayayım, malum sadece onda başbakan ve bakanlar asıldı, 1980′de Süleyman Bey ve ekibi idam sehpasına gitmediler. O zaman 1980′deki hareket de darbe sayılmaz. Süleyman Bey’e tavsiyem, ahir ömründe rezil olmak istemiyorsa ciddi meseleleri boşverip düvelerden ve şapka sallamadan yola devam etmesidir.

İrticaya Kesin Çözüm Önerim

FST Aralık 25th, 2005

Kubilay olayı çerçevesinde yazılıp çizilenler, irticai hareketin aynen o gün Menemen’de olduğu gibi taptaze ve zinde olduğu izlenimi edindiriyor bana. CHP kurmayları İzmir ve Menemen’e çıkarma yapıyorlar, öte yandan her kafadan çıkan sesler Atanın “yıkın burayı, ortasına kara bir taş dikin” deyip demediğini, asılanların kaçının bakkal, büfe işlettiği, Kubilay’ın mangasındaki tüfenkler kuru sıkı olup olmadığı, kendisinin kafasının mı kesildiği, kurşunla mı öldüğü, kendiri veren Yahudi vatandaşın neden asıldığı, 90’lık şeyhin elebaşı olma ihtimali, Selbescilerin başına gelenler vs. soruları Menemen Hadisesinin güncel bir konu gibi tartışıldığını gösteriyor.

Ben de olup biteni izleyen biri olarak çağdaş dostlarımızla aynı kanaat ve endişeleri taşıyorum. Evet, irtica azmıştır, daha doğrusu azgınlığı 80 senedir hiç dinmemiştir. Peki ne yapacağız? Şu kadar zamandır elde ettiğimiz kazanımları bir avuç yobaza pabuç bırakarak kayıp mı edeceğiz? Bugün gemi azıya almış bedhahlar çağdaşlığın simgesi olan öğretmenevleri, diskolar ve tekel bayilerini gözlerine kestirmiş görünüyorlar. Ulusal direniş hareketiyle üniversitelerden püskürtülen ayak takımı, demokrasi nimetinden ve çağdaş kesimin gafletinden faydalanarak azınlık diktatörlüğü kurmuş vaziyettedir. Ulus harap ve bitap düşmüştür.

Genel başkanımız Baykal isabetli olarak gidişatın İran ve Humeyni ile ilişkisine dikkat çekmiş, İzmir’de gayretli milletvekillerimiz AKP milletvekillerine zorla şarap içirmeye çalışarak görevlerini yerine getirmeye çalışmıştır. Öğretmenevlerindeki içki yasağının ülke tarımına zararı vurgulanmış, iktisat ikinci sınıf öğrencilerinin danışmanlığıyla çıkmaza bir çözüm aranmaya başlanmıştır. Uzun zamandır bu konuda tefekkür eden biri olarak irtica ile mücadelede yol almamızı sağlayacak bazı noktaları not ettim, belki faydası olur. Yalnız, öncelikle şunu vurgulamak isterim, bence yobaz takımına biraz yumuşak davranılıyor, demokrasi gibi laflar altında prim yapmalarına imkan veriliyor. Bazı emekli paşalarımızın ve köşe yazarlarımızın belirttiği gibi Menemen Hadisesinin cereyan ettiği “asrı saadet” devrindeki özlenen sert ve sopalı yöntemlerin icrası çözümü daha kolay getirecektir. AKP’nin “AB” maskesiyle bilinçsiz kitleleri aldattığı insan hakları, ifade özgürlüğü gibi masalları boşvermek lazımdır. İşte aspirin mesabesinde kesin tesirli önerilerim:

-Öncelikle, İstiklal Mahkemeleri canlandırılmalıdır. Tabii bunun için kaldırılan idam cezasının “birinci tehdit ola irtica hariç” ibaresiyle revize edilmesi gerekir. Ortalama bir celsede 35-40 kellenin altında işleyen mahkemeye istiklal mahkemesi denmesi söz konusu olamaz. Tabii, her sene Menemen hadisesi yıldönümünde Kemalizm adına bir yobazın kafasının kör bıçakla kesilmesi de düşünülebilir, bazılarımızın yüreği ancak soğur ama tepki çelebilir. Belki yobaz yerine bir Kurban Bayramı ihdas edilerek koç da kesilmesi daha uygun olur. Koçun derisi tabii ki THK’ya bağışlanmalıdır.

-Ordumuz derhal İran ve Suudi Arabistan’a savaş ilan etmeli, irtica kaynağından kurutulmalı, Türkiye’deki sivrisineklerin beslenmesi önlenmelidir. Elbette bu büyük savaşta kendisine itimat edilmesi mümkün olmayan Hilmi Özkök yerine emekli paşalarımızdan Tuncer Kılıç başkomutanlığı almalı, kurmay heyetin başına da fahri general rütbesiyle Emin Çölaşan getirilmelidir.

-Bütün hırsızkapitalistlere ait özel kuruluşlar kapatılmalı, kamulaştırılmalı, başlarına çağdaş insanlar, mümkünse emekli öğretmen ve paşalar getirilmelidir. Milli kaynaklarımız değerlendirilmeli, ABD’nin betonla ağzını kapattığı petrol kuyuları derhal açılmalı, elimizden zorla alınan ve şu anda dünya ekonomisine yön veren Bor madeni, bizde bolca bulunan ama dış güçlerce kullandırılmayan Uranyum, Plütonyum, Neptünyum gibi ne olduğunu bilmediğim, muhtemelen ilgili gezegenlerde bulunduğunu tahmin ettiğim şeyler devlet eliyle harekete geçirilmelidir.

-Yurt çapında “Yeşilay Cemiyeti Kapatılsın”, “İçkiye Evet”, “Alkole Uzanan Eller Kırılsın” temalı mitingler yapılmalı, alkole sevgi seli kampanyaları açılmalıdır. Tekel bayileri bayraklarla donatılmalı, iktisat fakültelerinde “Türk Tarımında ve Genel Ekonomisinde Alkol ve Meze Tüketiminin Etkileri” başlıklı sempozyumlar tertip edilmelidir.

-Başörtülüler, tavşan kulaklı, babaannemizin, ninemizin, anamızın demeden tüm kamusal yerlerden tecrit edilmelidir. Bunların ve çember sakallıların oy kullanma hakkı derhal kaldırılarak CHP’nin iktidar yolu açılmalıdır. CHP üyesi ailelerin yeni doğan bebeklerine kadar oy hakkı verilmeli, açık oy, gizli tasnif sistemine geri dönülmelidir.

-Cumhurbaşkanlığı gibi detay tartışmaların sona erdirilmesi için çağdaşlığından kuşku duyulmayan sayın Sezer ölene kadar bu mevkide kalmalı, ardından yerine kimin geçeceğine Hürriyet ve Cumhuriyet yazarlarından oluşan bir kurul karar vermelidir.

-Göztepe ve Taksim’e cami lafını ağızlarına alma ahmaklığını gösterenlere inat Süleymaniye, Sultanahmet ve Yeni Camiler derhal çağdaş müzik ve resim etkinlikleri veren yerlere dönüştürülmelidir. İlk resim sergisini Bedri Baykam açmalı, ilk konseri askeri bando vermelidir.

-Türkiye’de gericiliğin tek sebebi olan İslam diniyle ilgili tüm faaliyetler yasaklanmalı, bir türlü ne olduğu anlatılamayan “dinci ile samimi dindar” ayrımı ortadan kaldırılmalı, “samimi dindarın” potansiyel bir köktendinci olduğu gerçeği gözden kaçırılmadan problem kökten halledilmelidir. Gereği için bkz. Madde 1.

-Dinci yayınevleri kapatılmalı, Nutuk, Şu Çılgın Türkler, Metal Fırtına gibi kitaplar dışındakilerin basım yayını durdurulmalıdır. Evler tek tek aranıp çağdaş eserler dışındakiler kâğıt fabrikalarına gönderilmeli, çevreye ve ormana dost olunduğu mesajı da verilip bir taşla iki kuş vurulmalıdır.

-Günlük konuşmalarda Arapça ifadeler ola Teşekkür, Selam, Estağfirullah, Hamd, şükür, İnşallah, Maşallah lafları yasaklanmalı, bonjur, mersi, bye, iyi günler, kendine iyi bak dostum türü sözler yaygın olarak kullanılmalıdır.

-Tüm sivil toplum örgütleri derhal kapatılarak tümü aynen 1930’larda olduğu gibi CHP bünyesinde temsil edilmelidir (bkz. Masonluk ve Türk Ocakları). Atatürk’ün partisi mevcutken başka parti ve örgütlere gerek var mıdır?

-Atatürk’ün gönüllerde yaşatılmasının yetersizliği açıktır. Geçenlerde kafasına berberde kazıtan bir gencin uygulaması yaygınlaştırılmalı, hatta ameliyatlarla kalp pili şeklinde insanların kalbine Atanın resmi aktarılmalıdır. Soyut kavramlar somutlaştırılmalıdır.

-İstiklal marşında bir sürü gerici ifade geçtiğinden hem beste hem de güfte açısından daha çağdaş olan 10. Yıl Marşı ulusal marş olarak benimsenmelidir. Safahat piyasadan toplatılmalı ve yakılmalıdır.

Bazı yerler ağırınıza mı gitti, oha be diyen var mı, kışkırtıcı olduğunu mu düşünüyorsunuz? Çevrenizde yazılıp çizilenlere, haber gruplarında uçuşan mesajlara bir bakın, tekrar bir daha düşünün. Benim bu önerilerimin ne kadar masum kaldığını görürsünüz. Ne yapalım biraz yufka yürekliyim, o da benim kusurum.

Kapat
E-posta ile paylaş