İrticaya Kesin Çözüm Önerim
FST Aralık 25th, 2005
Kubilay olayı çerçevesinde yazılıp çizilenler, irticai hareketin aynen o gün Menemen’de olduğu gibi taptaze ve zinde olduğu izlenimi edindiriyor bana. CHP kurmayları İzmir ve Menemen’e çıkarma yapıyorlar, öte yandan her kafadan çıkan sesler Atanın “yıkın burayı, ortasına kara bir taş dikin” deyip demediğini, asılanların kaçının bakkal, büfe işlettiği, Kubilay’ın mangasındaki tüfenkler kuru sıkı olup olmadığı, kendisinin kafasının mı kesildiği, kurşunla mı öldüğü, kendiri veren Yahudi vatandaşın neden asıldığı, 90’lık şeyhin elebaşı olma ihtimali, Selbescilerin başına gelenler vs. soruları Menemen Hadisesinin güncel bir konu gibi tartışıldığını gösteriyor.
Ben de olup biteni izleyen biri olarak çağdaş dostlarımızla aynı kanaat ve endişeleri taşıyorum. Evet, irtica azmıştır, daha doğrusu azgınlığı 80 senedir hiç dinmemiştir. Peki ne yapacağız? Şu kadar zamandır elde ettiğimiz kazanımları bir avuç yobaza pabuç bırakarak kayıp mı edeceğiz? Bugün gemi azıya almış bedhahlar çağdaşlığın simgesi olan öğretmenevleri, diskolar ve tekel bayilerini gözlerine kestirmiş görünüyorlar. Ulusal direniş hareketiyle üniversitelerden püskürtülen ayak takımı, demokrasi nimetinden ve çağdaş kesimin gafletinden faydalanarak azınlık diktatörlüğü kurmuş vaziyettedir. Ulus harap ve bitap düşmüştür.
Genel başkanımız Baykal isabetli olarak gidişatın İran ve Humeyni ile ilişkisine dikkat çekmiş, İzmir’de gayretli milletvekillerimiz AKP milletvekillerine zorla şarap içirmeye çalışarak görevlerini yerine getirmeye çalışmıştır. Öğretmenevlerindeki içki yasağının ülke tarımına zararı vurgulanmış, iktisat ikinci sınıf öğrencilerinin danışmanlığıyla çıkmaza bir çözüm aranmaya başlanmıştır. Uzun zamandır bu konuda tefekkür eden biri olarak irtica ile mücadelede yol almamızı sağlayacak bazı noktaları not ettim, belki faydası olur. Yalnız, öncelikle şunu vurgulamak isterim, bence yobaz takımına biraz yumuşak davranılıyor, demokrasi gibi laflar altında prim yapmalarına imkan veriliyor. Bazı emekli paşalarımızın ve köşe yazarlarımızın belirttiği gibi Menemen Hadisesinin cereyan ettiği “asrı saadet” devrindeki özlenen sert ve sopalı yöntemlerin icrası çözümü daha kolay getirecektir. AKP’nin “AB” maskesiyle bilinçsiz kitleleri aldattığı insan hakları, ifade özgürlüğü gibi masalları boşvermek lazımdır. İşte aspirin mesabesinde kesin tesirli önerilerim:
-Öncelikle, İstiklal Mahkemeleri canlandırılmalıdır. Tabii bunun için kaldırılan idam cezasının “birinci tehdit ola irtica hariç” ibaresiyle revize edilmesi gerekir. Ortalama bir celsede 35-40 kellenin altında işleyen mahkemeye istiklal mahkemesi denmesi söz konusu olamaz. Tabii, her sene Menemen hadisesi yıldönümünde Kemalizm adına bir yobazın kafasının kör bıçakla kesilmesi de düşünülebilir, bazılarımızın yüreği ancak soğur ama tepki çelebilir. Belki yobaz yerine bir Kurban Bayramı ihdas edilerek koç da kesilmesi daha uygun olur. Koçun derisi tabii ki THK’ya bağışlanmalıdır.
-Ordumuz derhal İran ve Suudi Arabistan’a savaş ilan etmeli, irtica kaynağından kurutulmalı, Türkiye’deki sivrisineklerin beslenmesi önlenmelidir. Elbette bu büyük savaşta kendisine itimat edilmesi mümkün olmayan Hilmi Özkök yerine emekli paşalarımızdan Tuncer Kılıç başkomutanlığı almalı, kurmay heyetin başına da fahri general rütbesiyle Emin Çölaşan getirilmelidir.
-Bütün hırsızkapitalistlere ait özel kuruluşlar kapatılmalı, kamulaştırılmalı, başlarına çağdaş insanlar, mümkünse emekli öğretmen ve paşalar getirilmelidir. Milli kaynaklarımız değerlendirilmeli, ABD’nin betonla ağzını kapattığı petrol kuyuları derhal açılmalı, elimizden zorla alınan ve şu anda dünya ekonomisine yön veren Bor madeni, bizde bolca bulunan ama dış güçlerce kullandırılmayan Uranyum, Plütonyum, Neptünyum gibi ne olduğunu bilmediğim, muhtemelen ilgili gezegenlerde bulunduğunu tahmin ettiğim şeyler devlet eliyle harekete geçirilmelidir.
-Yurt çapında “Yeşilay Cemiyeti Kapatılsın”, “İçkiye Evet”, “Alkole Uzanan Eller Kırılsın” temalı mitingler yapılmalı, alkole sevgi seli kampanyaları açılmalıdır. Tekel bayileri bayraklarla donatılmalı, iktisat fakültelerinde “Türk Tarımında ve Genel Ekonomisinde Alkol ve Meze Tüketiminin Etkileri” başlıklı sempozyumlar tertip edilmelidir.
-Başörtülüler, tavşan kulaklı, babaannemizin, ninemizin, anamızın demeden tüm kamusal yerlerden tecrit edilmelidir. Bunların ve çember sakallıların oy kullanma hakkı derhal kaldırılarak CHP’nin iktidar yolu açılmalıdır. CHP üyesi ailelerin yeni doğan bebeklerine kadar oy hakkı verilmeli, açık oy, gizli tasnif sistemine geri dönülmelidir.
-Cumhurbaşkanlığı gibi detay tartışmaların sona erdirilmesi için çağdaşlığından kuşku duyulmayan sayın Sezer ölene kadar bu mevkide kalmalı, ardından yerine kimin geçeceğine Hürriyet ve Cumhuriyet yazarlarından oluşan bir kurul karar vermelidir.
-Göztepe ve Taksim’e cami lafını ağızlarına alma ahmaklığını gösterenlere inat Süleymaniye, Sultanahmet ve Yeni Camiler derhal çağdaş müzik ve resim etkinlikleri veren yerlere dönüştürülmelidir. İlk resim sergisini Bedri Baykam açmalı, ilk konseri askeri bando vermelidir.
-Türkiye’de gericiliğin tek sebebi olan İslam diniyle ilgili tüm faaliyetler yasaklanmalı, bir türlü ne olduğu anlatılamayan “dinci ile samimi dindar” ayrımı ortadan kaldırılmalı, “samimi dindarın” potansiyel bir köktendinci olduğu gerçeği gözden kaçırılmadan problem kökten halledilmelidir. Gereği için bkz. Madde 1.
-Dinci yayınevleri kapatılmalı, Nutuk, Şu Çılgın Türkler, Metal Fırtına gibi kitaplar dışındakilerin basım yayını durdurulmalıdır. Evler tek tek aranıp çağdaş eserler dışındakiler kâğıt fabrikalarına gönderilmeli, çevreye ve ormana dost olunduğu mesajı da verilip bir taşla iki kuş vurulmalıdır.
-Günlük konuşmalarda Arapça ifadeler ola Teşekkür, Selam, Estağfirullah, Hamd, şükür, İnşallah, Maşallah lafları yasaklanmalı, bonjur, mersi, bye, iyi günler, kendine iyi bak dostum türü sözler yaygın olarak kullanılmalıdır.
-Tüm sivil toplum örgütleri derhal kapatılarak tümü aynen 1930’larda olduğu gibi CHP bünyesinde temsil edilmelidir (bkz. Masonluk ve Türk Ocakları). Atatürk’ün partisi mevcutken başka parti ve örgütlere gerek var mıdır?
-Atatürk’ün gönüllerde yaşatılmasının yetersizliği açıktır. Geçenlerde kafasına berberde kazıtan bir gencin uygulaması yaygınlaştırılmalı, hatta ameliyatlarla kalp pili şeklinde insanların kalbine Atanın resmi aktarılmalıdır. Soyut kavramlar somutlaştırılmalıdır.
-İstiklal marşında bir sürü gerici ifade geçtiğinden hem beste hem de güfte açısından daha çağdaş olan 10. Yıl Marşı ulusal marş olarak benimsenmelidir. Safahat piyasadan toplatılmalı ve yakılmalıdır.
Bazı yerler ağırınıza mı gitti, oha be diyen var mı, kışkırtıcı olduğunu mu düşünüyorsunuz? Çevrenizde yazılıp çizilenlere, haber gruplarında uçuşan mesajlara bir bakın, tekrar bir daha düşünün. Benim bu önerilerimin ne kadar masum kaldığını görürsünüz. Ne yapalım biraz yufka yürekliyim, o da benim kusurum.
- Uncategorized
- Comments(2)
# Anonymous Says:
Aralik 25th, 2005 at 18:13 e
Fethi bey kardeşim,
Vatandaşın gündemi ile medyanın gündemi arasında dağlar kadar fark var. Ben vatandaş Veysel Aratlıoğlu olarak CHP’ye medyaya yansıyan malum söylemlerine bayıldığımdan oy vermiyorum. Aksine mevcut Cumhuriyet Hükümeti’nin memleketi ve özellikle de ekonomiyi tam da bir CHP hükümeti gibi yönettiği kanaatindeyim. Ve umud ediyorum ki AKP’ye oy veren vatandaşlarım da partim CHP hakkında medya bülbülü liboşlar kadar önyargılı değillerdir. Bugün Türkiye’deki gerçek polarizasyon sanıldığı gibi laiklerle dindarlar arasında değil, fakat meclise girebilenler ile giremeyenler arasındadır. 50 yıl sonra tarih kitapları şu yaşadığımız günleri burjuva demokratik devrimi günleri olarak tavsif edeceklerdir.
Selamlar, sevgiler,
Veysel Aratlıoğlu
# izlenimler Says:
Aralik 25th, 2005 at 19:07 e
Vatandaş Veysel Bey,
Ekmek derdindeki vatandaş bir de ahmaklarca sıkboğaz edilince vatandaş Fethi’ye de bir şeyler yazmak düşüyor. Sizin CHP’niz hangi döneme aittir bilmiyorum ama sürekli başka partilere itibar eden vatandaşın gözüne giremediği kesin.
Ben hasbelkader bu partimize yol göstermeye çalışıyorum, sizin de didindiğinizin farkındayım ama ne Veysel’i ne de Fethi’yi dinleyen var. Onlar üniversite talebelerine ve mankenlere itibar ediyorlar.
Devrim konusunda sizi biraz iyimser gördüm, son günlerde dişini gösteren TUSIAD faktörünü ihmal etmeyelim derim.
Selamlar.
# Tansel GUCLU Says:
Aralik 25th, 2005 at 19:46 e
“burjuva demokratik devrimi” için bağımsız ulusal bir burjuvaziye gerek yok mu? bugün burjuvazimiz pek bir komprador geldi bana ne hikmetse :)) tarih kitapları biraz zor yazarlar bunu gibi geliyor bana ama neyse… bir katkıydı sadece
bu da şiir gibi oldu.
# derinsular Says:
Aralik 25th, 2005 at 19:50 e
İzlenimler moladan sonra biraz durulmuştu, artık yavaş yavaş kendine geliyor gördüğüm kadarıyla.
Epeydir ‘damardan’ yazı yer almıyordu sitede ve umarım bu sadece bir başlangıçtır.
Kalp pilinden söz eden madde benim favorimdi bu arada.
Elinize sağlık.
# Muzmin Anonim Says:
Aralik 26th, 2005 at 00:18 e
[vecz]
-Yurt çapında “Yeşilay Cemiyeti Kapatılsın�?, “İçkiye Evet�?, “Alkole Uzanan Eller Kırılsın�? temalı mitingler yapılmalı, alkole sevgi seli kampanyaları açılmalıdır.
[/vecz]
Gizli bir gundeminiz oldugunu anlamak icin paranoid olmak gerekmiyor –but, it sure helps…
Alkole uzanan ellerin kirilmasi icin topluca yapilmasini onerdiginiz laikci bir duanin tutmasi ihtimalinin sonucunu gormeyecek kadar aptal mi bu millet?? Sonra kamisla mi, yoksa damardan mi alkol alacak??..
Yapmayin, kardesim.. Bu kadar da olmaz ki.. Bu milletin temel degerleri ile bu kadar da oynanmaz ki..
Siz ‘damarlarinizdaki asil kanda mevcuttur’ ifadesini buyuran ol yuze Zat’in bunu dedigi andaki kaninin bilesim oranini biliyor muydunuz?
Hayir.. Degil mi?
Peki, ya neyin mevcut oldugunu saniyorsununuz?
Susunuz. Yanit istemiyorum. Sizin kisisel sanrilariniz onemli degil.
Bu konuda karari bizim akredite aydinlarimiz verir ve vermislerdir.
Bilesim orani ile oynanamaga curet dahi etmeyin. Ustunuze vazife degil.
# Anonymous Says:
Aralik 26th, 2005 at 05:28 e
Müzmin Bey sandım ki “sebebi siroz olmayanlar ruhlarını Kemalist iman üzre teslim etmiş olmazlar” diyeceksiniz.
Ömür Özdemir.
# Muzmin Anonim Says:
Aralik 26th, 2005 at 07:07 e
Omur bey,
[vecz]
sandım ki “sebebi siroz olmayanlar ruhlarını Kemalist iman üzre teslim etmiş olmazlar” diyeceksiniz.
[/vecz]
Diyemem. Yetki saham degil; Kemalist clergy mensubu degilim.
Ote yandan, resmi aciklama siroz olmakla birlikte, gercek sebebinin siroz olduguna da emin degilim. Bir general icin cok kisa bir omur.
# Anonymous Says:
Aralik 26th, 2005 at 10:32 e
Muhterem Fethi bey dostum,
“Benim CHP’min hangi döneme ait olduğu�? soruna en veciz cevap 25 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinin 14. sayfasında Maliye Bakanı Sayın Unakıtan’dan geliyor: “Bütçe disiplinimiz Atatürk gibi�? demiş Sayın Bakan. El hak doğrudur. Bu salt bir politikacı lafı olmayıp, altına aklı başında her tarihçi ve maliyecinin imza atabileceği bir bilimsel saptamadır da… Bu bilimsel tespit aynı zamanda CHP’nin neden seçim kazanamadığı sorusunu da cevaplıyor. Şöyle ki, maliyeyi bir CHP hükümeti gibi yöneten bir parti bu “statükoculuğu�?nun cezasını (!) aldığı oyların bir kısmını kaybederek çeker. AKP de çekecektir. Taa ki, bakırı altın yapmanın mümkün olmadığı iyice anlaşılana kadar… Devrim konusuna gelince: TUSIAD engeli bu kez aşılacaktır. “Surda bir gedik açtık, mukaddes mi mukaddes�? hikayesi yani. 1978’de IMF TUSIAD’ın arkasında idi. Onun için Ecevit hükümeti devrildi. Bugün ise IMF Cumhuriyet Hükümeti’nin arkasındadır. TUSIAD’a “kumda oynamak�? düşer.
Tansel bey oğlum,
“Fransız Devrimi�?nin anti-emperyalist bir yönü yoktur. Aksine Fransız devrimcileri Amerikan yardımı almakta beyis görmemişlerdir. Her ulusal kurtuluş savaşı da ilerici değildir. Mesela Cezayir’e bağımsızlık hiçbir şey kazandırmamıştır. Türk kurtuluş savaşının ilerici tek yönü de ülkeye TBMM’yi kazandırmış olmasıdır. Yoksa emperyalistleri kovmuş olması değil… Bugün Türkiye’nin iktisadi bağımsızlığını gerici TUSIAD ve onun beslemesi aydınlardan başka savunan yoktur. Halk ve özellikle de mülksüz kesim IMF’ye kayıtsız-şartsız teslim olunmasından yanadır. Bu Marx-bilimsel gerçekleri ne zaman idrak edeceksin acaba?
İkiniz de sağlıcakla kalın,
Veysel
# izlenimler Says:
Aralik 26th, 2005 at 10:48 e
Veysel Bey,
İşin aslı, Maliye bakanının o beyanatını ben de görmüş ve “hah, tam Veysel Beye göre bir haber” demiştim. Bu konuda söyleyeceğim bir şey yok, biliyorsunuz ekonomik sadakat konusunda sizinle hemfikirim. Bence CHP, AKP diye adlandırmaya da gerek yok, bugün CHP denince sağlam bir bütçeden ziyade çürük bir ideoloji akla geliyor.
Selamlar
# Anonymous Says:
Aralik 26th, 2005 at 11:30 e
Fethi bey dostum,
AKP’yi Cumhuriyet gazetesinin aynasından izlemekle bu parti hakkında ne denli sağlıklı bir kanaat edinmek mümkün ise, CHP’yi de kartel medyasının aynasından izlemekle o denli sağlıklı bir fikir edinilebilir. Sana tesviyem bir süre TRT’nin TBMM naklen yayınından başka kanal izlememendir. Geçenlerde bütçe müzakerelerinin çalışmakta olduğum kamu kurumunun bütçesinin ele alınacağı oturumunu izlemek için bu kanalı açmıştım. Bir CHP milletvekili (sanıyorum Sn. H.Koç) gündem dışı söz aldı ve benim
http://www.derinsular.com/archives/2005/11/turkiye_ekonomisinin_bugunku_durumu_kriz_olasiligi.php
blogunda savunduğum fikirlerin aynısını savundu. İçimden “bu adam tam da beni temsil ediyor�? dedim. Ancak bu laflar orada kaldı, medyada hiçbir akis bulmadı. Benzer şekilde rahmetli Özal’ın bir fabrikanın temel atma töreninde yaptığı ve benim de büyük bir şans eseri dinlemek fırsatı bulduğum bir konuşmasında söylediği çok anlamlı sözlerin medyada hiç yankılamadığını çok iyi biliyorum. Bu medyanın vazifesi halkı birbirine düşürerek TUSIAD diktatoryasını sürdürmektir.
Selamlar, sevgiler,
Veysel
# izlenimler Says:
Aralik 26th, 2005 at 11:39 e
Veysel Bey,
Bilgiler için teşekkürler, ancak takiyyeci kartel medyası ile CHP o kadar iç içe geçmiş ki doğruyu yanlışı ayırmak zorlaşıyor. Genelde zaten TV izlemiyorum, evde problem olmasa benim de tercihim TRT 4 Açıköğretim programları ve Meclis haberleridir.
Selamlar.
# Anonymous Says:
Aralik 26th, 2005 at 17:55 e
Bu blog son zamanlarda internette basima gelen en iyi sey..
emegi gecenlere tesekkur
# Anonymous Says:
Aralik 26th, 2005 at 18:10 e
Dincilerin bastirilmasi, sindirilmesi konusunda Sn. Izlenimlerin belki gozden kacirdigi bir oneri de acizane benden. Tesbit edilen butun dincilerin eskiden yozgat olarak dusunulmus olan, ama simdilerde daha ucra bir vilayete toplanip(Gumushane,Bayburt, Hakkari veya Ardahan) sehrin etrafinin bunlarin serrinden muhafaza icin yuksek duvarlarla cevrilmesi yonundeki kesine yakin bir metod daha vardir.
# izlenimler Says:
Aralik 26th, 2005 at 18:58 e
Eskiden sokak köpeklerinin bırakıldığı meşhur bir ada da düşünülebilir.
# Anonymous Says:
Aralik 26th, 2005 at 19:30 e
yada Sn öcalan pardon yanlis oldu bolucubasinin ikametine tahsis edilen merhum demokrasi sehitlerinin infaz edildikleri bahtsiz ada da olabilir.
# Anonymous Says:
Aralik 27th, 2005 at 06:56 e
Övün Bey ve Müzmin Anonim,
Kemalist ruhban sınıfından bahsetmişsiniz. Kemalizm ile ruhman sınıfı gibi dinci terimleri yan yana kullandığınız için size kızanlar böyle bir din olmadığını iddia edenler olabilir. Bakın Kubilay olayı ile ilgili birşeyler okurken rastladığım bazı ifadeleri aşağıya yazıyorum.
KUBİLAY OLAYI…
TBMM’de sıkıyönetim ilanı görüşmeleri…
31 Aralık 1930
Kürsüde konuşan Kars milletvekili AĞAOĞLU AHMET B. bize bu dinden ve ruhban sınıfından bahsediyor.
“…Efendiler, Cumhuriyet, inkılâp baştan başa bir dindir, bir imandır (Ona şüphe yok sesleri). Bu dinin, bu imanın bir kitabı olacaktı, bir ibadeti olacaktı, dahileri olacaktı, müminleri olacaktı, Cumhuriyetin faziletlerini, fikirlerini cemaat arasında geceli gündüzlü çalışarak neşrü tamim edecek, bu cahil cemaati yürütecek adamlar olacaktı. İşte bu sahadaki vazifelerimizi görmedik. Bu sahada mes�uliyetimiz vardır…”
Ona şüphe yok seslerini de duydunuz mu? Meclis de bu sözleri hayhaylıyor.
İşte asrı saadet öyle birşeydi…
Saygılarımla
Kıvanç Tarhan.
# Anonymous Says:
Aralik 27th, 2005 at 07:00 e
Kaynağı yazmayı unutmuşum bir de Ömür Bey yerine Övün Bey yazmışım.
Kaynak:http://www.belgenet.com/1930/kubilay-06.html
Saygılarımla
Kıvanç Tarhan.
# Anonymous Says:
Aralik 31st, 2005 at 08:12 e
Bu yazıyı yazacak bir başlık aradım en uygun burası geldi…
İçki teşvik edile edile dünya üçüncüsü olduk
Türkiye giderek alkol ve uyuşturucu batağına saplanıyor. 1930’lu yıllarda kişi başına 1 litre olan alkol tüketimi bugün 20 litreye yükseldi. Alkol kullanım yaşı 11’e kadar düşerken ülkemizde 7 milyonu bağımlı 25 milyon alkol kullanıcısı bulunuyor.
Yılbaşı öncesi içki kullanımını teşvik eden reklamlar had safhaya ulaşırken, cinayetlerin yüzde 85’i, trafik kazalarının yüzde 65’i ve aile içi şiddet olaylarının yüzde 70’inin de alkolden kaynaklandığı ortaya çıktı.
Ülkemizdeki alkol kullanımına ilişkin rakamlar korkunç boyutlara ulaştı. 1930 yılında kişi başına sadece bir litre olan alkol tüketimi, bugün 20 kat arttı.
Bu artışta yasal engellere rağmen içki tüketimini teşvik edici reklamların etkili olduğu ortaya çıktı. Alkol kullanım yaşında ise ortaya çıkan tablo çok daha vahim. Türkiye’de 7 milyon alkol bağımlısı, 25 milyon ise alkol kullanıcısı olduğu belirtiliyor.
Türkiye Yeşilay Derneği tarafından yayınlanan ve birbirinden çarpıcı rakamların yer aldığı raporda ülkenin alkol tuzağına sürüklenişine ilişkin ilginç tesbitler yer aldı. Buna göre 1930’larda ülkemizde kişi başına bir litre alkollü içki tüketimi düşüyorken bugün ise kişi başına 20 litre alkollü içki düştüğü kaydedildi.
Bu rakamlarla alkol tüketiminde Türkiye’nin dünya üçüncülüğüne oturduğu belirtildi. Türkiye Yeşilay Derneği tarafından hazırlanan bir raporda, Türkiye’de sadece geçtiğimiz yıl 898 milyon litre alkollü içki tüketildiğine yer verildi.
Yine dernek tarafından 46 lisede yapılan “alkol, sigara ve uyuşturucu alışkanlıkları�? araştırmasına göre alkol kullanan öğrenci sayısı yüzde 23.6 olarak tesbit edildi. Sigaraya başlama yaşının 10, alkole başlama yaşının 11 ve uyuşturucuya başlama yaşının 12’ye kadar düştüğü belirlenen raporda, öğrencilerin yüzde 53’ünün esrarı denediği; yüzde 22’sinin arasıra kullandığı, yüzde 8.5’inin sürekli kullandığı, yüzde 10’unun eroini denediği, yüzde 4’ünün ise sürekli kullandığı belirlendi. Yine aynı araştırmada öğrencilerin yüzde 8.8’inin kokaini denediği, yüzde 4’ünün sürekli kullandığı, yüzde 35’inin yapıştırıcı ve ucuçu madde denediği ve yüzde 6’sının sürekli bu maddeleri kullandığı saptandı.
Giderek alkol batağına saplanan ülkemizde, alkol kaynaklı ölümlerin yıllık 150 bin kişiyi bulduğu belirtildi. Bunların büyük çoğunluğunu alkolün neden olduğu cinâyetler, trafik kazâları, alkolden kaynaklanan hastalıklar, düşükler ve ölü doğumlar oluşturuyor.
Sözkonusu rapora göre Alkollü içki kullanımının işlenen suçlardaki rolü de ortaya kondu. Buna göre Cinayetlerin yüzde 85’i, ırza tecavüzlerin yüzde 50’si, şiddet olaylarının yüzde 50’si trafik kazalarının yüzde 65’i, aile içi şiddetin yüzde 70’ı, akıl hastalıklarının yüzde 60’ı alkolden kaynaklanıyor.
Yılbaşı öncesi içkili eğlence reklamları ve alkol tüketimini teşvik eden yayın ve ilanların arttığı bugünlerde sözkonusu rakamlar bilinçli ya da bilinçsiz ülkenin nasıl bir alkol batağına sürüklendiğini gösteriyor. Özellikle medya organlarındaki reklamlar ile bazı TV dizilerindeki içki kullanımını teşvik edici görüntülerin gençlerin alkol kullanımını teşvik ettiği biliniyor.
NE DİYELİM, İÇENİYLE İÇMEYENİYLE BU TABLO HEPİMİZİN ! AYAKTA ALKIŞLAMALI GURUR DUYMALIYIZ
# izlenimler Says:
Aralik 31st, 2005 at 19:53 e
Bu istatistikler muasır medeniyet seviyesini aşma yolunda hızlailerlediğimizi gösteriyor. Kesintiye uğratmaya çalışanlara engel olmak için hepimiz azimli olalım.
Sitede emegi gecen herkese tesekkurler
http://www.1bilgi.com
Sizleride sitemize bekliyoruz
Nice yillara…