Archive for Aralık 30th, 2005

Tahliye Şaşkınlığı

FST Aralık 30th, 2005

Cumhuriyete özdeş rektörümüz Yücel Aşkın tahliye oldu, kendisi adına sevindim, ama alelacele yaptığı basın toplantısında yaptığı açıklamalar ya tahliye sevincinin şokuyla, ya da geçirdiği ameliyatlar sebebiyle ne dediğinin tam farkında olmadığını gösteriyor. Aşkın şöyle demiş:

“Yargı, YÖK, Üniversitelerarası Kurul, Cumhuriyetin kurumlarıdır. Bunlar eleştirilebilir, çeşitli görüşler ileri sürülebilir, tartışılabir. Ancak bu kurumların tümüne saygı gösterip sahip çıkmak zorundayız. Çünkü bu kurumlar, toplumumuzda adaleti sağlayan ve toplumu geleceğe taşıyan kurumlardır.”

Yargıyı anladık da, YÖK ve UAK bizim bildiğimiz Cumhuriyetle ilgisiz iki kurumdur, bunlar herhangi bir krallık ya da imparatorlukta da bulunabilir. Üstelik bu “kurumlar” bize askeri darbelerden miras olmaları br yana mevcut haleriyle alabildiğine lüzumsuzdur da. YÖK ve UAK neden “toplumumuzda adaleti sağlayan ve toplumu geleceğe taşıyan kurumlar” imiş anlayamadım. Neyse, adamın tahliye sevincini kursağında bırakmayalım.

Oynatmaya Az mı Kaldı?

FST Aralık 30th, 2005

Geçenlerde bir hanım öğretmenin Atatürk resmini yırtıp çiğnediği haberini okumuştum. Ne ölçüde doğru bilmiyorum ama öğretmenin psikolojik durumunun hiç de iyi olmadığı hem hastane raporlarından hem de resminden anlaşılabiliyordu. Bugün de bir Milli Eğitim müfettişinin, hem de resmi bir toplantıda çıldırıp Atatürk için alışık olmadığımız sözler söylediğine dair bir haber gördüm. Konya’da Milli Eğitim Müdürlüğünün bir seminerinde 12 yıllık Milli Eğitim Müfettişi Etem Gürsu’nun sözleri şöyle aktarılmış:

Atatürk’ün yaşamını konu alırken “Derslerde öğrencilere ‘Atatürk kimdir?’ diye soruyorum. Onlar da ‘Atatürk bizi düşmandan kurtardı’ diyorlar. Öğretmenler yıllardır derslerde Atatürk’ün herkesi kurtardığını anlatıyor. Sizin yere göğe sığdıramadığınız Atatürk beni kurtarmadı. Ben 55 yaşındayım. Ben doğmadan 20 yıl önce ölen birisi beni nasıl kurtarır?�? dedi.

Tabii, orada bulunan başka bir öğretmen “Atatürk hakkında nasıl böyle konuşursunuz? Siz Milli Eğitim Bakanlığı’nda görev yapan bir müfettişsiniz. Bizlere örnek olmanız gerekir. Atatürk sizi kurtarmadıysa anneninizi de mi kurtarmadı?�? diyerek tepki göstermiş. Olaylar haberde uzunca anlatılıyor. Bunlar önemli değil, ben son haftalarda bu Atatürk işinin değişik bir mecraya doğru yöneldiğini düşünüyoum. Ne oluyor? Ya Türkiye’de alenen Atatürk karşıtı ciddi bir kalkışma yaşanıyor, ya da her görüşten insanlar Atatürk meselesinde kafayı yemeye başladılar. Psikiyatri uzmanlarına 2006 yılında çok iş düşecek gibi görünüyor, haydi hayırlısı.

Pardus İzlenimleri

FST Aralık 30th, 2005

Bulunduğum yerde hızlı internet bağlantısı yok. Evden modemle, işten 128 KB ADSL (15 bilgisayara dağılıyor) ile internete bağlanabiliyorum. Pardusu 3 günde parça parça indirip bugün kurdum. Uzun süre diğer Linux dağıtımlarını iyi kötü kullandığım için herhangi bir problem yaşamadım. İlk intiba olarak gayet güzel bir görüntüsü olduğunu söyleyebilirim. Yarı ehil biri olarak kurulum süreci için başında heyecanlı dakikalar geçirdim, kurulum sonrası hemen bir iki internet sitesi gezip yorum bile yaptım. Ama şu anda mecburen Windows kullanıyorum. Taşınabilir bilgisayarım 256 MB belleğe sahip, Open Office 2.0′ın açılması Pardusta 1-2 dakika arasında gerçekleşiyor. Ethernet kartından bağlantı problem olmadı ama tahmin edileceği üzere evden modemle internete bağlanmam mümkün değil. Kablosuz ağ bağlantısını deneme şansım da yok.

Yine acemi olduğum için Mandrakede alışık olduğum bazı kolaylıkları Pardusta bulamadım. Mesela masaüstündeki bir ikonu görev çubuğu üzerine sürükleyemiyorum. Mandrake kontrol merkezinden LİLO’yu ayarlayabiliyordum, PARDUS’ta başka bir sistem var ve bu tür bir ayar göremedim, doğal olarak bilgisayar sürekli Linuxtan açılıyor. Muhtemelen bunların halledilmesi kolaydır da ben bilmiyorum.

Sonuçta, eğer kabloyla yerel bir ağa bağlıysanız, evinizde de kablolu ADSL imkanınız varsa, bilgisayarınız minimum 512 MB RAM sahibiyse, Windows için tasarlanmış kritik yazılımlar kullanmıyorsanız PARDUS tam size göre. (Ben zaten diğer Linux yazılımlarını kullanıyorum neden Pardus kurayım derseniz, sırf Anadolu Aslanı hatırına bile değer derim). Kablosuz bağlantı ve modem problemleri tabii ki çözülebilir, bellek için de 40-50 YTL masraf edilirse problem kalmaz ama amatör ve züğürtler için bunlar yine de rahatsız edici konular. Çoğunluğumuzu oluşturan Linuxtan bihaber kitlenin “aman ulusal işletim sistemimiz çıkmış, hayırlı olsun hemen kuralım” derken daha birinci adımda küçük puntolu uyarıları okumayacakları, okusalar da anlamayacakları için mevcut harddisklerinde kurulu windowsu formatlayıp tertemiz bir harddisk sahibi olacaklarını tahmin etmek için kahin olmaya gerek yok.

Pardus, ehli için güzel bir ürün olmuş, emeği geçenlere teşekkürler. Diğer güncel dağıtımlara göre Türkçesi daha iyi ve nispeten kararlı görünüyor. Öte yandan, kimimiz 100 USD, kimimiz 1 USD ödeyerek, biz ezici çoğunluk gene Windowsa devam edecek gibiyiz. Sürekli Mandrake’deki oyunları oynayan ilkokul öğrencisi oğlum bile “ne sadece bu oyunlar mı var” diyerek burun kıvırdı. Hayırlısı olsun, ben artık yaşlandım galiba, heyecanım da pek kalmamış.

Çivi

FST Aralık 30th, 2005

Türkiye’de kamu kurumlarının maaşının yattığı bankalarla ilgili herkesin bildiği bir hakikat vardır. Bankalar maaşın kendilerine yatırılması karşılığında o kuruma birşeyler hediye ederler. Bu hediye de genelde kurumun tepesindeki şahıs veya şahısların kullanabileceği otomobil yahut bilgisayar gibi bir şeydir. İşte Meclis Başkanlık Divanı diye bir yerde de bu uygulama yapılmış. Meclis başkanlık divanı nedir, ne iş yapar bilmem. Herhalde önemli bir şey ki kurulmuş. Habere göre meclis başkanlığı milletvekillerinin maaşının bir bankada tutulması karşılığı bankadan “Peugeot” marka otomobilleri divan üyelerine dağıtmış, onlar da keyfini sürüyormuş. Tabii bu durum nimetten veriştiremeyen diğer milletvekillerinin canını sıkmış olacak ki, geçen senelerde ilginç çıkışlarıyla gündemi işgal eden Karaman milletvekili Mevküt Akgün konuya el atmış. Mevlüt Akgün milletvekili seçilince ilk icraat olarak gözünü çizdirip gözlüğü atmış, keline saç ektirmiş, gençleşip yepyeni bir imajla karşımıza çıkmıştı. Yunanistan başbakanı Karamanlis’in dedelerinin Karaman’lı olduğunu ileri sürüp medyada boy da göstermişti. Herneyse, haber şu:

Milletvekillerinin maaşlarının üzerinden alınan hediyelerin sadece TBMM Başkanlık Divanı üyelerine dağıtılmasına karşı bayrak açan AK Parti Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, “Meclis Başkanlığı, Başkanlık Divanı üyelerine ‘Peugeot’ marka araba dağıtıyor. Diğer milletvekillerinin ve personelin günahı ne?” diye sordu. Akgün, TBMM Başkanlığı’nın yanı sıra Maliye Bakanlığı’nın da bankalarla yaptığı anlaşma çerçevesinde elde ettiği “bonus”ları sadece kendi personeline dağıttığına işaret ederek, “Bu işin çivisi çıktı” tepkisini gösterdi. Akgün, Maliye Bakanlığı’nın kamu çalışanlarının maaşları karşılığında bankalarla yapılan anlaşma çerçevesinde verilen “bonus”ları bir havuzda toplamasını istedi. Akgün, havuzda biriken para ve hediyelerin düşük ücretli memurlara dağıtılmasını teklif etti.

Bak sen, demek Maliyenin bir de Bonus havuzu varmış. Tabii, vekilin bu parayı fakirlere verelim teklifine gülemiyorum bile. İşin çivisi de çıkmış filan değildir. Olanlar bilakis bürokrasimizin çivileri sapasağlam sıkıştırdığını gösteriyor. Milletvekillerine acımasını ise anlıyorum “günahları ne, zavallılar” demesi makuldür. Divan üyeleri vekillerin maaşının getirisiyle pejoya binsin, bizimkiler Meclisin önünden belediye otobüsüyle gidip gelsinler, olacak şey mi?

Bu arada kendisini bir başka konuda daha uyarmak isterim. Bu yaptığı konuşmalar 301. madde bilmem ne fıkrasına göre hem meclisi, hem Maliye Bakanlığını açıkça aşağılama anlamına gelir. Savcılarımızı göreve çağırıp kendisi için fezleke hazırlanmasını talep ediyorum. Tabii milletvekilini eleştirmekle ben de yüce Meclisi alenen tahkir etmiş oluyorum. Kendimin de cezalandırılması konusunda yüce yargıyı göreve çağırıyorum. Bu yazıyı okurken hak veren ya da gülen olursa onlar da gidip kendilerini ihbar etsinler. Biraz ciddiyet lütfen. Bir iki çivi kalmış, onu da biz çıkarmayalım.

Bir de benim “Peugeot” işi kafama takıldı. Akgün bunu niye vurgulama gereği duymuş? Divan üyeleri başka bir marka otomobil de almış olabilirlerdi. Karaman’da peogeot bayiliği açmak istiyor da gizli reklam mı yapıyor? Bu şehrimizde yaşayanlar bilgi verebilir. Haberi alıntıladığım Nethaber ise Peugeot yazıp bir AUDI resmi koymuş, o da başka bir muamma.

301′e muhalefet

FST Aralık 30th, 2005

Malum 301. madde diye bir şey icat oldu, son zamanlarda en ünlü yazarlardan sıradan vatandaşa kadar herkes devlet ve kurumlarının manevi şahsiyetini aşağılama suçuyla yatar kalkar hale geldi. Malum bizde tüzel kuruluşlar da birer insan gibi kabul edildiğinden olacak kurumların üzüldüğü, sevindiği, bayram yaptığı, ağladığı vakidir. Bir yasa çıkar “Maliye bayram yaptı” denir. Belki bu yasal düzenlemeden dolayı bayram yapmayan teşkilat mensupları da vardır ama olsun. Dolayısıyla bizde kurumlar da aşağılanabildiklerinden doğal olarak karşı dava açma haları da olmalıdır. Bence olması da şarttır. Bir defa istisna yolunu açarsanız, Tanzimattan beri kazanılmış bürokratik hakların ayak takımına iade ihtimali ortaya çıkar ki, bu da muasır medeniyet yolunda arzulanan bir şey değildir.

Nitekim Hürriyet gazetesindeki haber buna güzel bir örnek oluşturuyor. Aksaray ve Laleli bölgelerimizde taverna işletmecileri biraraya gelip polisin artık sürekli hale gelen ve normalin dışına çıkan denetimlerinden gına getirip ‘İşyerimiz Polisin Yasalara ve Hukuka Aykırı, Keyfi Olarak Denetim Adı Altında Yaptığı Uygulama ve Baskılar Nedeniyle Bir Gün Süreyle Tarafımızca Kapatılmıştır’ diye bir pankart asmış, eylem yapmışlar. Buna mukabil emniyetin girişimiyle de “Aksaray ve Laleli’de taverna, müzikhol, disko ve bar işleten 9 kişi hakkında, TCK 301/2 uyarınca, emniyet teşkilatını alenen aşağılamaktan, 6 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle” dava açılmış. Savcı, İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak şüphelilerle ilgili, ‘Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz’ diyen TCK 301/4’ün uygulanabilirliğini, mahkemenin takdirine bırakmış.

Şimdi ben “savcı bu işin eleştiri amacıyla suç oluşturmak olup olmadığını nasıl bilmez de mahkemenin takdirine bırakıp bir sürü iş çıkarır” desem hakkımda adliyeyi aşağılamaktan dava açılabilir. O sebeple iyi bir vatandaş olarak savcının yaptığını çok yerinde buluyorum. O da belki “ben şimdi davayı açmasam, sen kendini çok bilir mi zannediyorsun, biz hakimleri nasıl aşağılarsın” der aynı maddeden dava açarlar diye düşünmüştür.

Aman tetikte olun. Ayağınız kaldırım taşına takıldığında, altı oyuk bir taşa basıp paçalarınızı ıslattığınızda kendinize hakim olamayıp belediyeyi aşağılamayın. Çevrede zabıta filan olur. Tren istasyondan geç kalktığında söylenmeyin, Ulaştırma Bakanlığı size dava açabilir. “Nereye gidiyor kardeşim bu toplanan vergiler” diye ağzınızı açmaya kalkmayın, Maliye teşkilatımızı aşağılamak sizin haddinize düşmez. Efendi olun. Molla demek irticayı çağrıştırabilir, centilmen desinler.

Şahit ve Yoğurt

FST Aralık 30th, 2005

2005 yılının son önemli çıkışı eski YÖK başkanımız Kemal Gürüz’den geldi. Süleyman Demirel Abbas Güçlü’nün hazırladığı programa katılıp enteresan şeyler söylemiş. Kemal Gürüz de kendisiyle ilgili bir konuda şehadette bulunmuş. Gazeteye yansıyan konu iki ana bölümden oluşuyor. Birinci kısım İmam Hatip meselesinde Demirel’in mevcut derin muhalefetten farklılaşan yorumu, ikinci kısım ise semizotu ve yoğurtun bünye üzerindeki tesirleri. Süleyman Beyin 2005 yılı sonu söylediği ilginç şeyler var, kulak verelim:

Öğrenci: Sizin dönemizde, ihtiyaçtan fazla imam hatipler açılırken o okullara kız öğrenciler de alındı. Bildiğim kadarıyla kızlar ne hatip olabiliyor, ne de imam. Kızlar niye imam hatiplerde okutuluyor?

Demirel: Türkiye’nin yüzde 99.9 Müslüman. 1924′te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat kanununda din eğitimi için ayrı bir tedbir alınacağı taahhüt edildi. O dönemde din eğitimi ailelere bırakılmıştı. Gençler çok kere babasının cenazesinde Fatiha okumayı bilmeyecek kadar dini bilgiden yoksun hale geldi. 1949′da din eğitimi meselesi devletin önüne geldi. İmam hatip okullarının açılması odur. İmanı Hatip’ler imam yetiştirsin diye açılmadı. İmam hatipler dinini bilen doktorlar, avukatlar, mühendisler olsun diye açıldı.

….
Güçlü: Klasik okullarda din öğretilmiyor mu?

Demirel: Hayır öğretilmiyor.

Güçlü: 40 yıldır iktidardaydınız efendim, öğretseydiniz.

Demirel: Bu söylediğiniz en basiti. Ben okul açarım, öğretmen tayin ederim, bina yaparım, öğretmenin maaşını veririm, okula cihaz getiririm. Öğretmek benim görevim değil, ben siyasetçiyim. (Alkışlar..)
….
Demirel: Yediğim yemeği sen yesen iğne iplik olursun […] Benim yediğim yemek bir kap çorba, semizotu ve yoğurt.

Güçlü: 23 kilo vermişsiniz efendim. Reçeteniz nedir?

Demirel: Reçete şu: 40 yaşına kadar insan yemek yer, 40′ından sonra yemek insanı yer […]

Öncelikle öğrencinin müthiş ferasetini alkışlayalım, boşta kalmasın. Malum program bayağı alkışlı geçmiş. Türkiye’nin yüzde 99.9′u müslüman istatistik bilgisini de boşverelim, Süleyman Beyin İmam Hatipler lehindeki açıklamaları, diğer açıklamalarında olduğu gibi elbette ciddiye alınmayacaktır. Ben esas olarak diyet uzmanlarına yol gösteren rejim reçetesi ve “vecizenin” gündeme oturacağını tahmin ediyorum. Aslında bu programda benim dikkatimi çeken Süleyman Demirel’in hoş sohbeti değil, bugün unutulmuş eski bir simanın orada boy göstermesi oldu. Bir ara gündemi çokça işgal eden eski YÖK başkanı Kemal Gürüz de bir ara söz alıp şunları söylemiş:

[…]8 Yıllık temel eğitim yasasının çıktığı dönemde YÖK Başkanlığı yaptım. Cumhuriyetin temel ilkelerini sarsmaya yönelik hareketlere karşı birlikte mücadele verdik. 5 yıl boyunca Sayın Demirel’in verdiği mücadelenin şahidiyim.

Herhalde Demirel İmam Hatiplerle ilgili dobra dobra konuşmaya başlayınca Gürüz dayanamayıp 28 Şubattan silah arkadaşına müdahale etmiş. Bıraksa Süleyman Bey ortada ne Cumhuriyet ne de direk bırakacak. Elbette kendisinin şehadeti dergahı izzette makbuldür. İmam Hatiple ilgili sözleri sebebiyle Demirel’i Kemalizmden aforoz etmek isteyecek “ulema” bu şehadete binaen kendisini affedeceklerdir.

Son söz: Kırkından sonra rahat edip saz çalmak istersen, yoğurt ve semizotunu kırktan önce yiyeceksin.

Kapat
E-posta ile paylaş