Çivi
FST 30 Aralık 2005
Türkiye’de kamu kurumlarının maaşının yattığı bankalarla ilgili herkesin bildiği bir hakikat vardır. Bankalar maaşın kendilerine yatırılması karşılığında o kuruma birşeyler hediye ederler. Bu hediye de genelde kurumun tepesindeki şahıs veya şahısların kullanabileceği otomobil yahut bilgisayar gibi bir şeydir. İşte Meclis Başkanlık Divanı diye bir yerde de bu uygulama yapılmış. Meclis başkanlık divanı nedir, ne iş yapar bilmem. Herhalde önemli bir şey ki kurulmuş. Habere göre meclis başkanlığı milletvekillerinin maaşının bir bankada tutulması karşılığı bankadan “Peugeot” marka otomobilleri divan üyelerine dağıtmış, onlar da keyfini sürüyormuş. Tabii bu durum nimetten veriştiremeyen diğer milletvekillerinin canını sıkmış olacak ki, geçen senelerde ilginç çıkışlarıyla gündemi işgal eden Karaman milletvekili Mevküt Akgün konuya el atmış. Mevlüt Akgün milletvekili seçilince ilk icraat olarak gözünü çizdirip gözlüğü atmış, keline saç ektirmiş, gençleşip yepyeni bir imajla karşımıza çıkmıştı. Yunanistan başbakanı Karamanlis’in dedelerinin Karaman’lı olduğunu ileri sürüp medyada boy da göstermişti. Herneyse, haber şu:
Milletvekillerinin maaşlarının üzerinden alınan hediyelerin sadece TBMM Başkanlık Divanı üyelerine dağıtılmasına karşı bayrak açan AK Parti Karaman Milletvekili Mevlüt Akgün, “Meclis Başkanlığı, Başkanlık Divanı üyelerine ‘Peugeot’ marka araba dağıtıyor. Diğer milletvekillerinin ve personelin günahı ne?” diye sordu. Akgün, TBMM Başkanlığı’nın yanı sıra Maliye Bakanlığı’nın da bankalarla yaptığı anlaşma çerçevesinde elde ettiği “bonus”ları sadece kendi personeline dağıttığına işaret ederek, “Bu işin çivisi çıktı” tepkisini gösterdi. Akgün, Maliye Bakanlığı’nın kamu çalışanlarının maaşları karşılığında bankalarla yapılan anlaşma çerçevesinde verilen “bonus”ları bir havuzda toplamasını istedi. Akgün, havuzda biriken para ve hediyelerin düşük ücretli memurlara dağıtılmasını teklif etti.
Bak sen, demek Maliyenin bir de Bonus havuzu varmış. Tabii, vekilin bu parayı fakirlere verelim teklifine gülemiyorum bile. İşin çivisi de çıkmış filan değildir. Olanlar bilakis bürokrasimizin çivileri sapasağlam sıkıştırdığını gösteriyor. Milletvekillerine acımasını ise anlıyorum “günahları ne, zavallılar” demesi makuldür. Divan üyeleri vekillerin maaşının getirisiyle pejoya binsin, bizimkiler Meclisin önünden belediye otobüsüyle gidip gelsinler, olacak şey mi?
Bu arada kendisini bir başka konuda daha uyarmak isterim. Bu yaptığı konuşmalar 301. madde bilmem ne fıkrasına göre hem meclisi, hem Maliye Bakanlığını açıkça aşağılama anlamına gelir. Savcılarımızı göreve çağırıp kendisi için fezleke hazırlanmasını talep ediyorum. Tabii milletvekilini eleştirmekle ben de yüce Meclisi alenen tahkir etmiş oluyorum. Kendimin de cezalandırılması konusunda yüce yargıyı göreve çağırıyorum. Bu yazıyı okurken hak veren ya da gülen olursa onlar da gidip kendilerini ihbar etsinler. Biraz ciddiyet lütfen. Bir iki çivi kalmış, onu da biz çıkarmayalım.
Bir de benim “Peugeot” işi kafama takıldı. Akgün bunu niye vurgulama gereği duymuş? Divan üyeleri başka bir marka otomobil de almış olabilirlerdi. Karaman’da peogeot bayiliği açmak istiyor da gizli reklam mı yapıyor? Bu şehrimizde yaşayanlar bilgi verebilir. Haberi alıntıladığım Nethaber ise Peugeot yazıp bir AUDI resmi koymuş, o da başka bir muamma.
- Bürokrasi , Ekonomi , Siyaset
- Yorum(2)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Fethi Bey,
kusura bakmayın alakasız bir yazı olacak ama şimdi aklıma geldi. Konuyla ilgili bir yazınız çıkana kadar unutabilirim diye yazayım buraya dedim.
Yeni Şafakta şeriatçı profesör Hayrettin Karaman, Tolon Paşanın söylediği ipe sapa gelmez saçmalıkları eleştirdi. Oysa Tolon Paşa sadece görevini yerine getiriyordu. Netekim, Evren Paşa’nın vaktiyle söylediği gibi Türkiye’yi dış tehditlerden korumak NATO’nun görevi. TSK’nın görevi ise başörtüsü modellerinin tarihçesini araştırarak ve halkı fıkhi bilgilerle donatmaktır. Bakın Sayın Paşa ne demiş (H. K. dan http://www.yenisafak.com/hkaraman.html):
“Annelerimiz, eşlerimizin birkaç tane başörtüsü vardır. Anadolu insanının büyük bir çoğunluğu da başını bağlamaktadır. Başörtüsü sorunu olsaydı, başlarını bağlamıyor olacaklardı. Nitekim, 3 defa askeri yönetim oldu. Bu dönemlerde başörtüsü sorun olsaydı, o takdirde başörtüsü imalatı, satışı, kullanımı yasaklanırdı. Demek ki ortada bir başörtüsü sorunu yok, sıkma baş sorunu var. 30 yıl önce bir siyasi partinin, siyasi simge olarak ortaya dikte ettiği bir konu.”
Başka: “Hem Müslümanım diyorsun, hem de Hıristiyan bayanların örttüğü gibi sıkma baş takıyorsun ve onun üzerine başka bir şey takıyorsun”
Benim bir tavsiyem olacak. Başörtüsü ile üniversitede okumak isteyenler siyaset yapmadıklarını ispatlamalıdır. Nasıl olacak bu? Türkiye’de insan nasıl siyasetten uzak durduğunu ispatlar? Tabi ki siyasetin daniskasını yaparak. Ama doğru siyasetin. O da “Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk” ü (alıntı TC Anayasasından) olabildiğince ululamaktır. Hasılı, önerim başörtülü kızların başörtülerine Atatürk resmi bastırmalarıdır. Bilemiyorum dini bir sakıncası var mıdır. Eğer varsa, Anıtkabir, Onuncu Yıl Marşı falan da olabilir. İnsan sureti yasaksa Atatürksüz K.K.K brövesi de makul seçenekler arasında.
Bu fikir daha önce öne sürülmüş mü bilmiyorum ama ilhamın kaynakları İzlenimler sitesidir. Şu yazıları okuyup da böyle bir çözüme ulaşmamak mümkün değil:1) “Ali Şen Başkan, Atatürk Fenerbahçelidir” (Pazar, Aralık 11, 2005) 2) Saç Stili: “Yürekten bağlı olduğum…” (Pazartesi, Aralık 19, 2005).
Not: Paşa kelimesini kullandığım için başınız ağrıyabilir zira herhangi bir şahsa Paşa diye hitap etmek devrim kannlarına aykırı. Mehmet Ali Kışlalı’ya geçilen ilttimas size gösterilmeyebilir. Dikkatli olun. Zararlı şahıslara yorum yaptırmayın.
Saygılarımla
Kıvanç Tarhan
Kıvanç Bey,
Fikir jimnastiğinizi beğendim. Ben de bu senaryoları sürekli düşünürüm. Mesela bulunduğum yerlerde işlerini halletmek isteyenlere akil adam olarak önerileriniz doğrultusunda çok tavsiyelerim oldu. Dincilere “Abdülkadir Geylani diye vakıf olmaz, adını Gazi Mustafa Kemal Vakfı koyun, İmam Gazali Yardımlaşma Derneği değil Kuvayi Milliye Cemiyeti gibi isimler tercih edin” diye parasız akıl vermişliğim çoktur. Ancak Anadolu insanı iyidir de biraz saftır. Benim altın değerindeki önerilerimi tutmayıp yasalardan kaçma uğruna birer yeraltı teşkilatına dönüştüler.
Ancak unutmayın dincilerin bu ataklarına karşı diğer cephe takiyye argümanını kolaylıkla kullanabilir. Başörtülüler kafalarına poster monte edip gezseler, topluca biz dinden çıktık artık rahibeyiz, başörtüsü takmamız şart deseler, takiyye yaptıklarını gizleyemezler. En başta beni, sonra YÖK’ü ve General Hurşit Tolon’u kandıramazlar, ciğerlerini biliriz.
Ünvan konusunda haklısınız, Paşa demekle Cumhuriyetin manevi şahsiyetini aşağılamış oluyorum, yarın ilk işim savcıya uğrayıp kendimi şikayet etmek olacak. Bu şekilde “sen dalga mı geçiyorsun, adliyeyi aşağılamaktan dava açacağım” cevabını alıp emelime yine de nail olacağım. En azından hapiste iken acaba birini aşağılamış oluyor muyum diye düşünme derdi olmaz. Bağlama kursu alır, sigara ağızlığı yapmayı öğrenirim, bir zenaatım olur.
Konuyu “takiyye” açısından geliştirirseniz güzel bir yazı olur, isterseniz anasayfaya da koyarız.
Selamlar.
Fethi