Görgü
FST Ocak 9th, 2006
Milliyetin haberine göre Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS), üyesi olan 262 firma ve 325 işletmenin 127 bin 300 işçisine, yılbaşı hediyesi olarak nasıl görgülü olunacağını anlatan bir kitap dağıtmış. İşçilere gündelik hayatla ilgili bilgiler veriliyormuş bu kitapta. Kitabı görmedim ama gazetenin alıntıladığı bazı “tavsiyeler” ilgimi çekti. Görgüsüz biri gibi algılanmamak için mesela şunlara dikkat etmek gerekiyormuş:
Batı kültürünün tersine ekmeksiz yapamayız. Ama onsuz yapamadığımız ekmeği yerken, bir o kadar görgüsüzlük yapabilmekteyiz. Uyarı: Ekmeğinizi asla bez ya da peçete yerine kullanmayın, ağzınızı, çatalınızı, bıçağınızı ekmekle silmeyin. Tabağınızı ekmek parçasıyla süpürür gibi sıyırarak temizlemeyin.
Çorba içerken ses çıkarmak ne kadar hoş değilse, beğenimizi “Ooohh!” gibi sesler çıkararak ifade etmek de o kadar hoş değildir.
Otel misafiriyseniz, fazladan para ödemeyeceksiniz diye açık büfeye ardı ardına seferler düzenleyip kendinizi kıtlıktan çıkmış insan durumuna düşürmeyin.
Kapı önlerine ayakkabı yığmanın gerekçesi olamaz.
Gazetede karnınız guruldadığında yapmanız gerekenler anlatılıyor diyor ama bilgi vermemişler. Belki de kitap merak edilip çok satsın diye yapmışlardır. MESS’i işçilerin görgüsüzlüğünü giderme konusundaki atağından dolayı tebrik ediyorum. Yalnız işçilerin bu kitaptan iki sebeple memnun kalacağını sanmıyorum. Birincisi, bir sürü masraf edip lüzumsuz kitap basacaklarına kitap bedelini bize ödeselerdi de şöyle höpürdeterek bir çorba içseydik demişlerdir.
İkincisi, görgü kuralı uzmanları dışında kimse, özellikle de MESS’e bağlı şirketlerdeki işçiler entellik adına şahane bir kurufasulyenin suyuna ekmek banmayı, dibini “süpürür” gibi ekmekle sıyırmayı bırakacak değildir. Kapı önüne ayakkabı yığmanın neden gerekçesi olamazmış? MESS işçileri evlerinde ayakkabıyla dolaşmadığına göre bal gibi içerde yer olmayabilir, işçinin eşi veya kendisi içeriye almaya üşenip dışarıda bırakıyor da olabilir. Bunlar gerekçe değil mi? Sonra parasız açık büfeli otel misafirliğini kim kaybetmiş de işçiler bulacak, laf ola. O nasihati yönetici ve patronlara yapsınlar. İşçi açık büfeyi bulsa II. Viyana Seferine rahmet okutur ya, nerede o şans.
Bu arada şu karın guruldamasına kafam takıldı. Başka bir yerden çıkan ses konusunda, Nasreddin Hocanın tahta gıcırdatmaya çalışan cemaatten birine “haydi sesini benzettin, kokusunu ne yapacaksın” esprisinden yola çıkılarak çözüm aranabilir ama karın guruldarsa görgü kuralları mahcubiyeti engellemek için neyi emrediyor bilmiyorum.
Kitapla mitapla biz kara Türkleri adam edemezsiniz, boşa uğraşmayın. Neyse asabım bozuldu, gideyim de taze ekmek, turşu, pilav ve fasulyeden oluşan bir menü eşliğinde biraz görgüsüzlük yapayım. Karnım guruldamaya başladı.