Archive for Ocak 23rd, 2006

“Ne oturuyorsun, kalk. Ülkenin ihtiyacı var”

FST Ocak 23rd, 2006

Süleyman Demirel orada burada gezip dolaşır, demeçler verirken herhalde sizler de benim gibi “bunun bir derdi var, bakalım ne çıkacak altından” diye düşünmüşsünüzdür. Neler olmadı ki geçen ay içinde, Süleyman Demirel’in 35. madde kalkmalıdır şeklinde askerler ve darbe destekçilerine demokrasi dersi vermesiyle başlayan süreç kendisinin Cumhurbaşkanının hanımının başı “sarılı” olabilir mi tartışmaları, İslamköy Demokrasi Müzesine gelen yolsuzluk haczi, Semizotu diyetinin yararları gibi ciddi konularla devam etti. İzlenimleri takip edenler bu konularda mütehassıs olacak kadar yazı okumuşlardır elbette, o sebeple detaya girmeyeceğim. Son bomba ise “Nurlu Ufukların” artık tatlı bir hayal olmaktan çıkacağını gösteriyor. Semizotunun etkisiyle turp gibi olan, 1950’lerdeki dinçliğine dönen Süleyman Demirel Takvim gazetesine bir mülakat vermiş. Allah başımızdan eksik etmesin, muhtemelen 150-200 yaşına ulaşması muhtemel Süleyman Bey özlenen üslubuyla şöyle demiş:

“Bir gün gelip, ‘Ne oturuyorsun, kalk. Ülkenin ihtiyacı var’ derlerse, hizmeti reddetmem. Dönerim!”

Tabii “Ne oturuyorsun kalk” diyenin kim olduğu, ya da böyle bir şey diyen olup olmadığı bizim açımızdan önemsizdir. Geçen hafta gönüllü olarak Güniz Sokakta toplanan 20-30 kişlik bir kalabalığın sloganlar eşliğinde yaptığı davet sonuç vermiş gibi görünüyor. Halkın yoğun isteğine cevap verme alicenaplığını gösteren Süleyman Bey hizmeti reddetmeyecek anlaşılan. Peki bu dönüş nasıl olacak? İlk akla gelen Kıratı sütçü beygirine çeviren yeteneksizlerin elinden partinin alınması iken Süleyman bey bu kapıyı baştan kapatıyor:

“Bunca kademede bulunduktan sonra, parti mücadelesi yapmam.” Peki o zaman “hizmet” nasıl verilecek? Cevap şu açıklamalarda gizli: VATANDAŞ bir şey istiyor ve o isteğin benim dışımda biri tarafından yerine getirilmesi mümkün değilse, kaçmam. CUMHURBAŞKANI’nı halk seçmeli! Cumhurbaşkanı, halktan başka kimseye kendisini borçlu hissetmemelidir. BEN 5 artı 5′in destekçisi oldum. Türkiye’de Cumhurbaşkanı 2 dönem için seçilmelidir. 7′şerden 14 sene çoktur. ORTA sağda, orta solda bütünleşmek şart. Bu benim değil, vatandaşın görevi. Sağa ve sola söylüyorum: Birleşin!

Sağa ve sola verilen “birleşin” emri karşısında gülmeniz geçtiyse “halkın seçtiği cumhurbaşkanı” meselesine bakabiliriz. İstemem yan cebime koy mealli cevap Süleyman Demirel’in bir punduna getirip 2000 yılında beceremeyip bir memura kaptırdığı 5+5 yıllık cumhurbaşkanlığı hakkını geri almaya azimli olduğunu gösteriyor. Yalnız “cumhurbaşkanı halktan başka kimseye kendini borçlu hissetmemeli” derken kastını anlayamadım. Mesela bu zamana kadar cumhurbaşkanlarımız “halk da dahil” kimseye borçlu sayılmıyordu, durduk yerde niye adamları cendereye sokalım, anlamak zor. Tamam kendisi demokrasi havarisidir ama bu kadar yetkiyi alan halk yarın bir halt filan eder, başımız ağrır. Neyse, Demirel mevzusu bitmez uzar, son olarak kendisinin şu vecizesini de aktarayım:

“Türkiye’de her zaman “Olmaz’ denilen şeyler olmuştur. Siyasette de zaten “olmaz’ yoktur. Her şey olabilir. “Olabilir”le “olmayabilir” ikizdir. Bazen olur, bazen olmaz.

Bu özlü sözle konuyu kapatırken, ihmal etmeyip muhtemel bir gelişmeye karşı en güvenli yer olarak gördüğüm Novosibirsk kentine tek yönlü biletimi ayırtayım, neme lazım. Nurlu ufuklar sizin olsun, Çankaya bana yeter…

Güncelleme: Pirimiz Veysel Aratlıoğlu “sen burada ciltlerle yazı yazsan para etmez, işi şairlere bırak” uyarısıyla Ümit Yaşar Oğuzcan’ın Süleyman Demirel için yazdığı şiiri göndermiş. Kendisine teşekkür ediyor, şairimizi hürmetle anıyorum.

Ne demişiz, ne yapmışız
Biz demişiz ve yapmışız
Pireyi deve yapmışız
Va mı bunun izah tarzı.

Vatandaşı bıktırmadık
Gecekondu yıktırmadık
Ne yaptıysak çaktırmadık
Va mı bunun izah tarzı.

Amerikan şirketleri
Zengin edecek fertleri
Dinliyoruz ya dertleri
Va mı bunun izah tarzı.

Köy, kasaba, ilçe, bucak
Millet açtı bize kucak
N’oolmuş yani ne olacak
Va mı bunun izah tarzı.

Yolumuz, rengimiz, belli
İşte oturduk temelli
Bize laf yok, bundan kelli
Va mı bunun izah tarzı.

Bu böyledir demedik mi
Şu şöyledir demedik mi
“Allah bilir” demedik mi
Va mı bunun izah tarzı.

Biz demişiz ne demişiz
Acıktınsa ye demişiz
“Gel” demişler “he” demişiz
Va mı bunun izah tarzı.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

“Yorumu Siz Yapın”

FST Ocak 23rd, 2006

Emin Çölaşan dünkü yazısını böyle bitirmiş, emir büyük yerden, mecburen yorumlamak durumundayım. Tabii aslında kendisi problemi gayet net ortaya koymuş, Ağanın lafı üstüne laf söyleyecek değilim ama sadece kendisini destekleyecek bir iki noktaya emir gereği değineceğim. Emin Bey’in dünkü yazısı “içine Arapça sokuşturulmuş” Nasreddin Hoca kitabıyla başlıyor, Denizli’de kadın ve erkekleriçin bir hastanede açılan mescit şikayetiyle nihayet buluyor. Emin Beyin köpürüp yorumu bize havale ettiği yazısından bazı bölümler şöyle:

AKP’li Eskişehir Odunpazarı Belediyesi’nin bir “kültür (!) yayını” elimde. Odunpazarı, Eskişehir’in merkezi. Tam göbeği. Kitabın adı “Nasreddin Hoca.” Daha ilk sayfasını açıyorsunuz, Arapça yazı ile başlıyor. Sonra Hoca fıkraları… Ve her biri Türkçe, İngilizce ve Arapça olarak veriliyor. Bir kamu kurumu, harf devrimini Nasreddin Hoca’nın arkasına sığınarak Arap yazısıyla delmeye kalkışıyor.

Dahası var. Ücretsiz dağıtılan bu ciltli kitabın içinden bir sayfalık bir soru káğıdı çıkıyor. Başlığı: “Çocuklara sorular ve cevapları.” Sorular ve cevaplar başlıyor: Kimin kulusun? Allah’ın. […] Bundan sonraki soru ve cevabı özellikle ilginç: “Kimin milletindensin? İbrahim Halilullah’ın.”

[…] İşin içine Arapça harfler sokuşturuluyor. […] Ama bir kamu kurumu olan belediye bunu yapamaz. Fakat yapıyor. Bunların hesabını kim soracak? Hangi yargı, hangi İçişleri Bakanlığı? Bu iktidar, ele geçirdiği hemen hemen bütün kurumları ve özellikle belediyeleri kullanarak Cumhuriyet rejiminin kazanımlarını silmeye, yok etmeye çalışıyor

Çok ciddi, son derece vahim bir süreç yaşıyoruz.

Tesadüfe bakın ki bu kitabı bir ara ben de görmüştüm. Hakikaten 3 dilde fıkralar var, kuşe kağıda masraf edilerek basılmış bir Nasreddin Hoca kitabı. Malum Eskişehir ile Konya arasında Nasreddin hocaya sahiplenme arasında bir yarış var, demek ki Eskişehirliler daha atak davranmşılar. Tabii ben çok saf olduğum için ilgili kitabı gördüğümde Emin Bey gibi dehşete kapılmamış aksine daha gafilane bir hareketle “iyi olmuş, aferin, hem de 3 dilde Nasreddin Hoca menkıbeleri, ne güzel” demiştim. Ancak şu anda tehlikeyi görmüş durumdayım. Emin Bey kendisine faks marifetiyle gönderildiğini tahmin ettiğim sayfalardan böyle dehşete kapılmışsa, bayağı kalın olan kitabı görse feleği şaşardı herhalde.

Tabii ki kendisinin dincilerin gizli niyetleriyle ilgili tespit ve uyarıları yerindedir. Düşünün, bir kitap, ilk sayfayı açıyorsunuz, karşınızda Arapça (artık pek kullanılmayan ifadeyle öğrenilmesi zor kargacık burgacık) harfler. Her bilinçli yurttaş gibi otomatik olarak AKP’nin şeriatı getirmek üzere olduğunu düşünürsünüz herhalde. Emin Beyin deyimiyle bir kamu kurumu harf devrimini Arap yazısıyla delmeye çalışıyor dışında aklınıza bir şey gelir mi? Bu harf devrimi artık torba, çuval filan mıdır nasıl deliniyorsa, dikkat etmek lazım.

Tabii “ciltli” (niye vurgulanmış anlamadım) kitabın içinden bir de soru kağıdı çıkıvermez mi Emin Beyin karşısına? Üstelik de Allah kaç, kimin kulusun gibi dehşetli bilim dışı sorularla başlayıp “Kimin milletindensin” ile bölücü bir hal alan dehşetengiz bir anket. Kimin milletindensin sorusunun cevabına dikkat isterim “Hz. İbrahim milletindenim”. Hani, Türk Milleti ne oldu? Hz. İbrahim üst kimlik midir, yan kimlik midir? Nereye dayayacağız bu lafı? Sonuç açık: AKP şeriat özlemcisi olarak Hz. İbrahim milletinden geldiğimizi yayarak çocukların beynini ykamaya çalışmakta, Türk Milletini inkar etmaye kalkmaktadır. Cumhuriyetin kazanımları (yazıda sayılmamış, bilenler hatırlatabilir) silinmeye kalkılıyor, durum vahim vs. millet karla, kışla, kuş gribiyle meşgul.

Bu arada ben de çocukluğumda mahalle mektebinde okuduğum Mızraklı İlmihalde aynı soruya Hz. İbrahim milletindenim cevabını vermeyi öğrenmiştim. Sonradan, yahu bu Hz. İbrahim milleti ne ola ki, derken Namık Keml Zeybek imdadıma yetişmiş, Hz. İbrahim Sümerlidir, Sümerler Türktür, dolayısıyla Hz. İbrahim de Türktür, eh o Türk olunca torunu Hz. Muhammet haydi haydi Türktür şeklindeki açıklamasıyla Hz. İbrahim Milleti=Türk Milleti sonucunu gündeme getirip derdimizi bitirmişti. Tabii bu mantıkla Arap Milleti=Türk Milleti=Yahudi Milleti neticesi de çıkıyor. Bu durumda Arap “yazısının” harf devrimini “delmesinin” bir manası da kalmıyor ama orası bana karanlık, bilenler yorumla yardımcı olur artık.

Tabii Emin Beyin yazısı bu kadarla sınırlı değil. Biliyorum sadece bu kadarı bile insanı dehşete düşürmek için kafi ama kendisi her usta yazar gibi öldürücü darbeyi sona saklayarak şu paragrafla da bizi bilgilendiriyor:

Bir başka örnek. Pamukkale Üniversitesi doktorlarından aldığım yazılı başvuru: “Yeni hastane binamızın ana koridorunda birkaç gün önce bayanlar ve erkekler için iki ayrı mescit açtılar. Yatak kapasitemiz, odalarımız, dersliklerimiz, cihazlarımız yetersizken, Nöroloji Anabilim Dalı’nda yoğun bakım servisi için yer bulunamazken, projede olmamasına rağmen birdenbire iki mescit açıldı. Bu nasıl iştir? Bilinen nedenlerle isimlerimizin gizli tutulması ricasıyla.”

Bakın iş nerelere gelmiş. Çağdaşlığından kuşku duymamamız gereken cumhuriyete özdeş bir üniversitemizin yeni hastane binasına (hem de kadın erkek ayrı) mescit açılmış. Bu arada doktorların “yazılı başvurusu” ne demek onu anlayamadım. Emin Çölaşan resmi bir kurum mudur ki koca akademisyenler kendisine yazılı başvuruda bulunuyorlar? Derin devlet dedikleri şeyi tesadüfen bulmuş olmayayım? Neyse, bu detayı gözardı edersek, doktorların kısacık mektubu beni çok hüzünlendirdi. Zavallı üniversite parasızlıktan inim inim inlerken mescit açmak ha, “bu nasıl iştir”? Tabii Emin Beyin yazısı üzerine gericiliğe karşı sel olup akan çağdaş nefrete karşı Pamukkale Üniversitesi rektörü bir cevap vermiş. Haberde rektörün açıklaması şöyle veriliyor:

[…] Hastaneye en yakın caminin 2 km uzaklıkta olduğunu belirten Kazdağlı, bu yüzden hasta ve yakınlarının mescit talebinde bulunduklarını açıkladı. Bu talebe karşılık açtıkları mescitlerin hastane dışında, kantinin yanında yer aldığına dikkati çeken Kazdağlı, burasının iddia edildiği gibi hastaneye dahil edilmesi veya tedavi amaçlı kullanılması mümkün olmayan mekanlar olduğunu vurguladı.

Doğrusu bu açıklama beni hiç tatmin etmedi. Çağdaş hastalar da odalarına birer Atatürk büstü istese rektör bunu temin ediyor mu? En yakın anıt muhtemelen 10 km. ötede olsa gerek. Yahut evrimci bir hastanın odaya maymun yahut Darwin resmi getirilmesini talep etmesi dikkate alınmış mıdır? Yarın tüm hastanelerde kantinin yanına kilise, havra, cemevi açılması gerekmez mi? Bir de rektörün savunmada alenen cami yandaşlığını geçtik “Benim çağdaşlığımdan kuşku duyulamaz, bana yapılan saldırı cumhuriyete yapılmıştır” gibi ifadeler kullanmamış olması da gelecek seçimlerde işini zorlaştırabilir. Kendisi bilir tabii, ben olsam yeni bir basın toplantısı yapardım.

Laf uzayacak, kafanızı şişirmeyeyim, kısaca Emin Bey her zaman olduğu gibi cumhuriyet kazanımlarını koruma borcunu ifa etmiş, bizlere de ışık tutmuştur.

(Not: Tam yazıyı bitirdim hayırlısıyla, cebimdeki şu gofreti yiyeyim derken gözüme gofretin ambalajı takılmaz mı? Ambalajda bir sürü çağdaş batılı yazı yanında Arap harfleri de gözüme çarptı. Türk şirketleri, Türk matbaaları alenen harf devrimini delmeye çalışıyormuş da haberimiz yokmuş meğer. Hemen gofretin ambalajını Hürriyet gazetesine fakslayayım, kazanımlar elden gitmesin.)

Kapat
E-posta ile paylaş