Mart 2006 Arşivi

“Ne beni, ne başkasını…�?

FST 20 Mart 2006

Yeni Merkez Bankası başkanına medyada gösterilen tavır ilgimi çekmeye devam ediyor. Zaman gibi muhafazakar kanatta “halk adamı, esnaf çocuğu, derslerini Ayşe Teyze diyerek anlatırdı” mealinde bir meşrulaştırma eğilimi varken, benim de yanında olduğum Hürriyet, Milliyet, Sabah gibi çağdaş tarafta “hanımının başı örtülü, direksiyonda resmini çektik, ekonomi servisi ve yazı işleri sabaha kadar tartıştı, yarın devleti resepsiyonda nasıl temsil eder” şeklinde laikliğe vurgu yapan bir hassasiyet görülüyor. Bazıları da “canım hanımının başı örtülü olsa ne olur, sanki eski başkan Serdengeçti’nin hanımını hatırlayan var�? mealinde ortayolu tutuyorlar. Bu esnada benim dikkatimi çeken ve üzen açıklama İşbankası Genel Müdürü Ersin Özince’den geldi. Bir vesileyle açıklama yapan Özince konuyu abesle iştigal olarak nitelemiş. Haber şöyle:

Özince, İş Bankası Ege ve Akdeniz illeri toplantısı için geldiği Denizli’de, AA muhabirinin sorularını yanıtladı. Özince, Merkez Bankası Başkanlığı için adı geçen Başkan Vekili Erdem Başçı’yla ilgili tartışmalar konusunda, 30 yıldır finans sektörünün içinde bulunduğunu, bugüne kadar Merkez Bankası başkanlarının eşleri ya da aileleriyle ilgili bir şey olmadığını belirtti. Böyle bir değerlendirmeyi gereksiz bulduğunu bildiren Özince, ”Bu, ne beni, ne de başkasını ilgilendiren husus değildir. Zaten konu olan Merkez Bankası’nın başkanıdır. Onun aile fertleriyle ilgili değerlendirme abesle iştigal olur” dedi.

Ersin beyin bu beyanatı beni hayretler içinde bıraktı. Sanki konuşan Atatürk’ün mirası, CHP’nin emrindeki İş Bankası değil Faysal Finans’ın genel müdürü. Sayın Özince, “Ne beni, ne başkasını …�? deme hakkını nereden alıyorsunuz? Bizleri bal gibi de ilgilendirir paranın patronunun başı. Yarın bu şahıs bir resepsiyona eşli katılır da maazallah sayın cumhurbaşkanı da tesadüfen orada olursa ne olacaktır? Dün “Çılgın Türkler�? kitabının yazarının konferansına katılıp destek olduktan sonra makam aracı bir pet şişeyi ezdiğinde çıkan sesten ürken cumhurbaşkanımız başörtülü biriyle karşılaştığı takdirde komaya girmeyecek midir?

“Konu olan merkez bankası başkanı, eşi değil�? ise, başka konularda senelerdir gösterdiğimiz hassasiyet boşuna mıdır? Eşi başörtülü olduğu için ordudan atılan subay astsubaylar, görevden alınan dekanlar, ataması yapılmayan bürokratlara ne diyeceksiniz? Sayın cumhurbaşkanımız, CHP, YÖK, Danıştay, Sayıştay, Yargıtay vs. sizin nazarınızda yok hükmünde midir? Bakın Hürriyet gazetesi ekonomi servisi ve …… saatler süren bir toplantı yaparak mahir bir muhabirin direksiyon başında resmini çektiği hanımla ilgili karar almaya çalışmış. Sabah gazetesi ilgili hanımın zamanında AKP için iktisadi analizler yaptığını tespit etmiş. Gerici güçlere karşı sarf edilen bu emeği ne hakla yok sayacağız?

Çok üzgünüm, İş Bankası genel müdürünü CHP genel başkanına havale ediyorum. TTK ve TDK’nın ümüğünü sıkan, Atatürk’ün manevi evladını sürüm sürüm süründürüp gerici AKP’ye mahkum eden, Veysel bey ve beni eski CHP özlemiyle nostaljiye gark eden Deniz Baykal belki Özince’yi yerinden ederek ayıbı temizler. Yoksa ben buradan kampanyayı başlatacağım “Özince Atanın mirasından elini çek, İş Bankası İran Milli Bankası ol-maa-yaa-cak�?

Popularity: 4% [?]

Haremlik-Selamlık

FST 20 Mart 2006

Türkiye çok karışık bir dönemden geçiyor, bu süreçte gözüme takılan önemli olaylardan birini paylaşmak istiyorum. Büyük gazetelerimiz ve internet haber siteleri bu haberi manşete taşımış ama gözden kaçırılmaması için Tarım ve Köyişleri Bakanlığında cereyan eden bir tuvalet iptali meselesine dikkatinizi çekerim.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde ilginç bir uygulamanın altına imza attı. Bakanlıktaki kadınlar tuvaleti, “gerekçesiz�? iptal edilerek erkeklerin hizmetine verildi. Ankara Lodumlu Yolu üzerindeki Bakanlık binasının Müsteşarlık katında, bayan ve erkekler için ayrılan tuvaletlerden kadınlar bölümü iptal edilerek erkeklere verildi. […] Uygulamanın Kadınlar Haftası’nda gerçekleşmesi ise bayan personeli üzdü. Bakanlık çalışanları bir yandan hükümetin pozitif ayrımcılık için çalışma başlatırken, diğer yandan Ankara’nın göbeğinde kadınlara yönelik negatif ayrımcılık yapmasından dolayı duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Bu olay bence gündemi sarsacak önemi haizdir. Tabii kadınlarımıza dönük ayrımcılık işin göze görünen kısmını oluşturuyor. Bence AKP iktidarı Merkez Bankası atağından sonra ilerici kesimin sabrının sınırlarını ölçme konusunda yeni bir adım atmaktadır. Bu durum alenen “haremlik-selamlık tuvalet�? uygulamasıdır. Yarın tüm kamu kurumlarında erkeklere bir katta, kadınlara bir katta ayrı tuvalet hizmeti verilmesi uygulaması yaygınlaşırsa hiç şaşırmayın. Sabrımızın da bir sınırı var, ona göre. Cumhurbaşkanlığı köşkü ve Hürriyet gazetesinden mukabil bir atak bekliyorum, kamusal alanda başörtülüye tuvalet yolunun kapanmasının zamanı hala gelmedi mi? Elin oğlu boş durmuyor, haberimiz ola.

Popularity: 3% [?]

Nihayet

FST 15 Mart 2006

Uzun süre gündemi meşgul eden Kara Kuvvetleri brövesi meselesinde mutlu sona ulaşıldı. Emin Çölaşan önderliğinde başlayan ve benim Genelkurmay, Deniz, Hava, Jandarma komutanlıklarında da olmadığına dikkat çekip destek olduğum brövelere Atatürk silüeti kampanyası sonuç verdi. Henüz sadeceKara Kuvvetleri brövesinde Atatürk resmi yer alacakmış ama surda açtığımız gedik istikbaldeki kazanımlarımızın da göstergesidir. Brövelerinde Atatürk resmi yer almayan Genelkurmay, Hava, Deniz, Jandarma ve bağı komutanlıklarının da gafletten bir an evvel uyanması, hatadan dönmesi dileğiyle karşı devrimcilere attırdığımız bu geri adımın tüm ilerici güçlere hayırlı olmasını dilerim.

Popularity: 3% [?]

Ayşe Teyze

FST 15 Mart 2006

Merkez Bankasına yeni başkan atanmış, akşam haberlerde dinledim, hayırlı olsun. Samanyolu TV yeni başkanın okuldan arkadaşlarına babasının esnaf arkadaşlarına filan sorular yöneltiyordu. Sanki “bu başkan içimizden biri, halkın çocuğu” mesajı verilmek isteniyor gibi bir hissiyata kapıldım. Arkadaşı Ali Babacan da bakan olduğunda Ankara esnafının onayı alınmıştı hatırlarsanız. Bunlara bir diyeceğim yok, olabilir elbette. Yalnız aynı gruba ait Zaman gazetesinin yeni başkanla ilgili verdiği haberdeki bazı yerleri manasız buldum. Kendisi tanıtılırken şöyle ifadeler kullanılmış:

[…] Başçı, Bilkent Üniversitesi’nde hocalık yaptığı dönemde dersleri örneklerle anlatması ile biliniyor. Öğrencileri, Erdem Başçı’nın konuların iyi anlaşılması için ekonomi derslerini güncelleştirerek anlatmayı sevdiğini, sık sık ‘Ayşe teyze, Mehmet amca’ örneklerini kullandığı belirtiyor.

Zaman Gazetesinin haberindeki Ayşe Teyze, Mehmet Amca örneklerinin kullanılmasındaki espriyi kavrayamadım. Sonra bu ifadeleri kullanmak neden “güncelleştirmedir” o da meçhul. Bir defa bu okul Bilkent Üniversitesi ise orada tedris dili ingilizcedir ve Ayşe Teyze, Mehmet Amca yerine “Aunt Ayşe”, “Uncle Mehmet” denmesi gerekir bildiğim kadarıyla.

Söylemesi ayıp, ben de ingilizce eğitim veren bir yerde okumuştum bir zamanlar ve çok az devam ettiğim ve uyuklamadığım zamanlarda pek Türkçe bir şey duymuyordum. Yanlışlıkla Türkçe bir şey diyene suratı asıp “I dont understand Turkish vs.” diyen duvar gibi bir iki hoca da hatırlar gibiyim. Belki Bilkent mezunu bir arkadaş aydınlatır, amca, teyze meselesi neyin nesidir. Tabii hoca “ne ulan bu filoloji dersinde miyiz, adam gibi Türkçe anlatacağım” deyip “Ayşe Teyze parasını faize mi yatırsın, yastık altında mı tutsun”, “Mehmet Amca emekli ikramiyesiyle davarcılık mı yapsın, oğluyla birlikte mahalleye market mi açsın” türünden iktisadi analizlere girmişse alnından öpmek gerekir, o ayrı mesele.

Ben de bahsettiğim ecnebi dilde eğitim veren okulda bir iki sene “ne diyor bu herifler yahu” diyerek vakit geçirmiş, dili öğrenince de okulu devam etmeden geçebileceğimi anlayıp okula gitmek yerine kendimi uyku ve futbola vermiştim. Şimdi dönüp bakıyorum da, belki iktisat anlatan ünlü hocamız yaşı itibariyle az çıkan sesiyle tarzanca konuşacağına “Ayşe Teyze”, “Fatma Bacı” diyerek “güncelleştirse” blog köşelerinde atıp tutmak yerine Merkez Bankasının başından İMF patronluğuna giden yolu aşındırıyor olurdum.

Lafı uzatmayalım, çok laf yalansız olmaz demişler, ben yeni başkanın geçmişinin bu işe uygun olup olmadığını bilecek birikime sahip değilim, parlak bir geçmişi var gibi görünüyor, tipi de munis, efendi bir adamı andırıyor. İnşallah başarılı olur, vatana, millete, Ankara esnafına, özellikle de Ayşe teyze ile Mehmet amcaya hayırlı olsun.

Popularity: 4% [?]

Düşünce Tarlası

FST 15 Mart 2006

Çeşitli site ve forumlara yorumlarıyla katkıda bulunan Afşar Çelik artık kendi blogundan yazıyor. Düşünce Tarlası, özellikle de toplumsal-bilimsel kurgu hikayelerden hoşlananların da ilgisini çekecek bir site. Yazılarının devamı gelmesi ümidiyle kendisine başarılar dilerim.

Popularity: 3% [?]

Bizim Masonlar

FST 14 Mart 2006

Habere göre Türk Masonları fena halde birbirine girmiş, dünya masonluk tarihinde bir ilk gerçekleşmiş, yolsuzluk yapanlar ihraç ediliyormuş vs. Haberde enteresan yerler var:

[…] Tartışmalar arasında iddialar araştırılırken yolsuzluk kokuları yükseldi. Mason tarihinde ilk kez görülen iddiaları araştırmak üzere ocak ayında bir komisyon kuruldu. Adını vermeyen bir Mason, “İnanılmaz kötü tartışmalar oldu. Herkes birbirinin üzerine yürüdü. Böyle şey görmedim” dedi.

[…] Kaya Paşakay’ın eski üstad olması nedeniyle Masonist Mahkemesi’nde yargılanmadığı, Koray Darga ile Sait Sevgener’in de yargılanmasına ise üstad Akın’ın gerek duymadığı öğrenildi. Yolsuzluk iddiasıyla ilgili son kararı Prof. Dr. Asım Akın verdi. Üç ismin de yeni yönetimle bazı konularda ters düştüğü öğrenilirken, kararın bugün levha ile Türkiye genelindeki tüm localara duyurulacağı belirtildi.

Yahu eli yüzü düzgün bir masonlar kalmıştı derken onlar da bozulmuş ya, helal olsun. Deveye neren doğru demişler hesabı. Bu masonlar garip adamlar tabii, bir TV kanalında fi tarihinde gizli çekimlerini görmüştüm, keçi kafasını kesip yakıyorlar, birbirlerinin önünde eğilip yatıp kalkıyorlar, garip ilahiler söylüyorlardı. İlginç bir dini tarikat anlayacağınız. Atatürk bunları “CHP varken başka örgütlenme ne oluyor, bir de İtalya’daki Yahudilerden emir alırsınız ha” diyerek derdest etmiş ve kapatmıştı, hatırlayan çıkar. Baktım resmi anasayfalarındaki 4 manşet haberden 3′ü Atatürk ile ilgili, 29 Ekimde şunu yaptık, 10 Kasımda bunu yaptık türünden. Sanki Masonların değil Atatürkçü Düşünce Derneğinin sitesi. Bilmem artık dertleri nedir. Bu arada mason olmak isteyenler için istenen nitelikler sayılmış, fena bir şey değil gibi görünüyor.

Ben bu tür gizemli, komplocu işlerden anlamam. Yalnız adamların soyadları tuhafıma gitti. Paşakay, Darga neyin nesidir? Haydi şimdilerde Barutcan, Mertekcan gibi çağdaş isimler yaygın ama bunlar kelli felli yaşlı adamlar. Sonra Masonist mahkemesi nedir, Adliyelerde hiç rastlamadım. Karar niye “levha” ile bildiriliyor, A4 kağıdı kullanmıyorlar mı? Neyse bilenler beni aydınlatır.

Sonra olayı anlatan masonu da çok ürkek gördüm. Adamcağız korkmuş “İnanılmaz kötü tartışmalar oldu” diye entel ağızla bir şeyler söylüyor. Demek Türk usulü kafa göz girmişler birbirlerine. Bakalım uluslararası büyük localar bizimkilerin bu densizliğine ne diyecek. Ben büyük üstadı muazzam olsam “rezil ettiniz gül gibi teşkilatı, dünyayı mı yöneteceğiz sizinle mi uğraşacağız” der basardım tekmeyi.

Popularity: 3% [?]

İftira

FST 12 Mart 2006

İzlenimlerde artık ekonomiyle ilgili pek yazı yazmıyorum, benim ekonomiyle bağlantım dolaylıdır, doğrudan konunun uzmanı siteler (Ekonomi Türk gibi) çoğaldıkça yükü onların omzuna atmakla rahatlamış oldum. Ancak geçenlerde 6 ay kadar önce yazılmış eski bir yazıma gelen yorumu sizlerle paylaşmak isterim. Yorumda benim SEKA özelleştirmesiyle ilgili yazıma istinaden özür dilemem isteniyor. Ben de çok eski bir yazı olduğu için biraz da merakla o yaziyi bulup okudum. Hem gelen eleştiriyi hem de benim yazdığım metni tekrar veriyorum:

Makineler Sökülüyor, SEKA İşçileri Nerede? (29 Temmuz 2005, İzlenimler)
Bugün bir haber gördüm, SEKA’nın makineleri parça parça ihaleyle satılıyormuş. Anlaşıldığı kadarıyla pek rağbet yok. Daha önce iki ihale açılmış ama makinelere talipli çıkmamış. Son ihalede sadece bir makineye Suriyeli bir firma teklif vermiş ve malı sırtlayıp gitmiş. Ne garip durum. Geçtiğimiz aylarda “SEKA’yı kapattırmayız, sattırmayız, bırakın özelleştirmeyin en güzel şekilde işletiriz, milli servettir” vaveylası vardı hatırlarsanız. SEKA İşçileri bebeklerini kucaklarına alıp zorla ağlatarak duygu sömürüsü yapıyor, peşkeş edebiyatı gırla gidiyordu. Bir sürü ODTÜ’lü, SBF’li marksist genç de “yaşasın SEKA direnişimiz” gibi sloganlarla nostalji yaşıyor, işçilere destek oluyordu. Sonra ne oldu, ne bitti bilinmez, bütün SEKA işçileri İzmit belediyesine 1.2 Milyar minimum maaş garantisiyle işçi yazılınca ortalık sütliman oldu. Ne “SEKA satılamaz” diyen kaldı, ne de “biz burayı işletiriz” diyen.

Demek ki hepsi yalanmış, madem öyle bir alay küzumsuz laf edeceğinize, “kardeşim bizim SEKA ile filan bir derdimiz yok, ister satın ister kapatın, yeterki paramızı ödeyin” deseydiniz ya? Sendika ağalarıyla tüm toplumu budalama yerine koyan eski SEKA yeni belediye işçilerine sesleniyorum. Bakın “Milli Servetimiz” stratejik kağıt fabrikasının bir makinesini (hem de) Suriyelilere satmışlar. Alsa diğerlerini de satacaklarmış ama müşteri bulamamışlar. Neredesiniz, gidiyor, peşkeş çekiliyor makineler. Sinan Aygün bey, işçi ve komünist gençlerden ümit yok bari siz kulak verin feryadıma…

Eski bir SEKA çalışanının yorumu
(12 Mart 2006)

SEKA’nın makinalarının satılmasını büyük bir üzüntüyle takip ettik. 51 gün boyunca bizleri ziyaret edenler gibi siz de laftan başka bir şey üretmiyorsunuz.
Ben 20 yılımı SEKA arazisinde çalışarak geçirdim. SEKA’da evimden daha çok zaman harcadım. Ben ve arkadaşlarım bu milletin SEKA’ya halen ihtiyacı olduğunu bütün yolları kullanarak anlatmaya çalıştı(k). Ailelerimizle birlikte 51 gün boyunca kendimizi fabrikamıza kapattık insanlar “Orada neler oluyor” desinler, kendilerine gelsinler diye. Baktık ki bu milletten ne köy olur ne kasaba. Biraz daha uzatırsak ya cezaevi gözüküyor, ya kapı önü. Bir ihtimal de olsa ölmek te var sonunda. Toplandık ve karar verdik. Bu millet adam olmaz. Kahraman istiyorlarsa başka yerde arasınlar. Biz gücümüzün yettiği kadarını yaptık. 51 gündür bir arpa boyu yol alamadıysak, bu millete bir şeyler anlatamadıysak bundan sonra ne yapsak nafile. Ve direnişe nokta koyduk. Şimdi sıcacık evinde oturan bir kişi kalkmış bizim hakkımızda ahkam kesiyor. Bize iftiralar atıyor. Ben orada yaşadığım hiç bir olayı sizin anlattığınız gibi yaşamadım. Her söylediğmi inanarak söyledim. Maaş için için değil SEKA hayatta kalsın diye çabaladım. Tüm SEKA’lılar da öyle. Bize özür borçlusunuz. Yazdıklarınız için. İftiralarınız için. Biz SEKA için yıllarca mücadele verdik. Siz ne yaptınız bizleri eleştirmekten başka.

SEKA çalışanının yazımı kısmen eksik kısmen de yanlış anladığını düşünüyorum. Benden özür dilememi isterken yahut kızarken de haksızlık ediyor. Birkaç madde cevap vereyim boşta kalmasın:

1.SEKA’nın makinelerinin satılmasını üzüntüyle takip ettik diyor ama daha önceki eylemlere göre bu üzüntü biraz sessiz bir üzüntü olmuş gibi görünüyor. Sonra ben niye laf üretmiş olayım, SEKA makinelerinin ve fabrikasının satışına karşı değilim, aksine iyi olmuş diyorum. Diğer laf üreten solcu gençler üzerine alınsın.

2. Bu milletin SEKA’ya neden ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalışıp başarılı olamamalarının sebebi, milletin ahmaklığı, zekasının yetersiz olması değildir. Aklı başında herkes SEKA’nın ülke için vazgeçilmez bir kurum olmadığını bilir. Neticede bir kağıt fabrikası, karlı gören varsa gider bir tane açar.

3. “Milletin�? SEKA çalışanlarını yahut başka birilerini kahraman olarak görmek istediği bir vehimden ibarettir. Millet, artık kim ise, herhangi bir kamu kuruluşunun işçisinin kahramanlığını niye dikkate alsın?

4. Direnişe nokta koyma noktasındaki açıklamayı beğendim. Kapı önüne yahut cezaevine konmamak için bıraktık denmiş. Demek ki duygusal değil akılcı düşünmüşler. Yani sloganlar belli garantiler mevcutken atılıyor. Kınamıyorum, ben de zaten öyle düşünüyordum, teyit edilmiş oldu.

5. SEKA işçisi mi yoksa ben mi “sıcacık evde�? oturuyorum bakmak lazım. Ortalama bir SEKA işçisi, şu anda hangi kamu kurumuna geçmişse benden fazla para kazanıyor. Duyan da SEKA işçileri deprem konutunda soğuktan titriyor, kalan millet köşklerde yatıyor zannedecek. SEKA’ya zamanında kapağı atamadığı için işsizlikten yahut asgari ücretten titreyen bir sürü tanıdığım var ama onların eylem yapacak bir fabrikaları yok.

6. “Maaş için değil SEKA ayakta kalsın için�? gibi sözleri çok duydum. O zaman niye sendika üzerinden maaş pazarlığı yapıyorlarmış? Senelerce bu laflara kendilerini inandırdıkları için başkalarının da “biz para için bu işi yapmıyoruz�? diyenlere inanacağını düşünmeleri normal.

7. Benim için “iftira atıyor�? demiş SEKA çalışanı, öyle olsun. Zaten bunu söylemese bu cevabı almayacaktı.

Netice itibariyle, SEKA yahut bir başka kurumun satılması, o kurumda çalışmayan toplumun kalanı üzerinde herhangi bir etki oluşturmaz. Zaten yasalar gereği, kapatılan ya da satılan kamu kuruluşlarının çalışanları işten atılmıyor, başka kamu kuruluşlarından maaş almaya devam ediyorlar. Bir sürü işsizin bulunduğu, asgari ücretle geçinilmeye çalışılan bir memlekette ömür boyu iş garantili kamu işçileri ve memurların terbiyesizlik yapmalarına asla tahammül edilmemelidir. Bu tür laflar tamamen sendikaların ekmek parasıyla ilgilidir. Kamu sendikacılığı gibi bir saçmalığı ortadan kaldırmadıkça iflah da olamayız zaten. Sendika gitsin özel sektörde tutunsun. Tabii yağlı kapıyı bırakabilirse.

Konuyla ilgili çok eski yazılarda da vurguladığım bir şey var. Bireysel olarak işçinin adığı maaş artışına kendisi ve ailesi adına sevinirim. Bu kim olsa fark etmez. Ama iş anlamsız laflara döküldüğünde enayi yerine konulmayı hazmedemem. Adam gibi para istensin, sendika üzerinden vatan, millet edebiyatı yapılmasın. Kimse kimseyi silah zoruyla SEKA çalışanı, öğretmen, tapu memuru, asistan yapmıyor. Edebiyle iş yapan kamu çalışanları bu sözlerden elbette alınmayacaktır, benim lafım çığırtkanlara.

Popularity: 4% [?]

Başkomutan

FST 11 Mart 2006

Bir iki gün evvel malum bir Şemdinli iddianamesi mevzusu gündemdeydi. İddianamede kara kuvvetleri ve jandarma genel komutanları da dahil bazı askerlerin de adı geçiyor, TSK kabahatli bulunuyormuş. Gazetelerde iddianame tam metin olarak mevcut ben elbette indirip de okumadım. Köşe yazarı esnafı mevzuyu zaten kendi meşrebine göre deşeleyip duruyor. Ben anlayamıyorum, bu memlekette ne zaman bir konu sonuna kadar sürdürülmüş, ne zaman dağ fare doğurmamıştır ki şimdi Şemdinli’den bir şey çıksın. Ha, unutmadan bir de Hamam Çetesi mi, Sauna Üçlüsü mü bir şey varmış. Genelkurmay istihbarattan subaylar, otopark mafyası, bürokratlar filan bir hanımın işlettiği saunayı gözetleyip bilgi toplar, sağa sola şantaj yaparmış, ülkenin askeri sırları, gizli bilgileri göbek taşında bulunmuş vs. Dışardan duyan da amma skandal diyecek.

Bu saçma ve sahte gündemle unutturulmak istenen Kara Kuvvetleri brövesi, Atanın boyanan büstleri, Atatürk adını kullanıp sağı solu dolandıran emekli subay çetesi, Galatasaray laiktir ama laik kalacak mıdır, Atatürk Karşıyaka taraftarı mı, Öğrenetmenevinde içki ve tavlanın yasaklanma teşebbüsü, kim ne maaş alacak, memurun kademe derece davası, Başbakan “lan dedi�? ama niye kafa atmadı, İsmet İnönü hangi gazetecinin kulağını çekti, Polat Alemdar’dan rambo olur mu, Kayserililer Protestan mı katolik mi, Kemal Unakıtan mı döver Deniz Baykal ve adamları mı gibi meseleleri ben unutmuyorum, unutturmayacağım.

Herneyse, bu lafları dedim ama gene yapay gündemden bir konuyla ilgili söyleyeceklerim. Şemdinli olayı neticesinde Hürriyet gazetesi öyle bir manşet attı ki iki gün evvel ben gülmekten öldüm, bilmem siz ne haldesiniz. Bu Hürriyet’in tüm toplumu ebleh zannetmesi dışında bir başka özelliği, sevmediği insanları gözden düşürmek için övermiş gibi yapıp rezil etmeye kalkması. Mevzuyu dağıtmayalım manşet şöyle: “Başkomutana çıktı�?. Genelkurmay başkanı başbakanla Şemdinli iddianamesini görüşüp “başkomutana�? çıktı deyince benim ilk aklıma gelen paşanın usul gereği Anıtkabire gitmesi oldu. Saflık işte, unutuvermişim, öyle ya, bizim başkomutanımız sayın cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer. Bu Hürriyetin cumhurbaşkanına bir garezi olmasa bu başlığı atar mı? Okuyucu bu lafı okuyunca kendini tutamayıp “yahu hiç mi başkomutan görmedik�? demez mi? Bu işte affettiği 3 mahkumdan ikisi dağda terörist olarak yakalanan cumhurbaşkanının bir günahı yok. Rahmetli Özal da öyleydi, deli dolu ama boy fukarasıydı. Benim gözümde yakın zamanın layıkıyle başkomutan görüntüsü veren lideri Süleyman Demirel’dir. Üstelik ötekiler gibi boşa komutan da değil, 28 Şubatta fiilen askeri sevk edip meydan muharebesinde 7-8 eli değnekli Aczimendiyi geri püskürterek mareşal unvanını bile hak etmiş değil midir?

Sonra gazete konuyu önemli bir şeymiş gibi “6 Mart Kararları�? diye duyuruyor. Bir tür “ah keşke muhtıra gibi bir şey olsa da yeni darbe hükümetinden kredi, ilan alıp yolumuzu bulsak�? temennisi anlayacağınız. Duası kabul olsa gökten ilan yağacak. Gazetede başbakanın da bazı beyanatları var, çok zaman olduğu gibi o da garip konuşmuş, “Orduya karşı darbe yapılıyor�? diyen Baykal’a cevaben “Orduya darbe yapmak kimin haddine�? demiş. Öyle ya, darbe yapmak ordunun tekelindedir, sivil hükümetin memurlar üzerinde takdir kullanması haddine mi düşmüş. Akıllı adam vesselam. Baykal’a hitaben “kriz müteahhidi�? demesi de fena olmamış.

Hürriyet gazetesinde bir de savcı analizi var ki, bu gazetenin idarecileri ve yetkili yazarları ya çok zeki, ya düpedüz moron dememek mümkün değil. Savcıyla ilgili gazetenin konu komşu ve okey arkadaşları üzerinden yaptığı ciddi (!) bir araştırmanın bulguları şu ara manşetlerle veriliyor: Sessiz kendi halinde (tuttuğu takımı bile kimseye söylemezmiş), okey oynar, eşinin başı açık, tarikatçı değil. Savcı iki tane de Alman atasözü seviyormuş. Bu atasözleri pek genel şeyler gibi geldi. Mesela “Adalet önce devletten gelir. Çünkü hukuk devletin içtimai nizamıdır.” lafı bana pek bir şey ifade etmedi, (anlamadım desem ayıplayacaksınız). Kırk yıllık “adalet mülkün temelidir�? sözü dururken Almanlardan garip sözler alan bir savcı. Almanya bağlantısı incelenmeden bu şahsa nasıl dava emanet edilir? Bakın nasıl ince bir nokta yakaladım, Hürriyete iş başvurusunu geciktirmeyeyim.

Gündemle ilgili çok ciddi bir konuyu ele alıp kafanızı ütülediğim için kusura bakmayın. Ara sıra böyle ciddi şeyler yazmayınca siteyi takan olmuyor. En kısa sürede “gerçek�? ülke gündeminde buluşma dileğiyle.

Popularity: 3% [?]

Kova

FST 9 Mart 2006

Aslında tatili biraz daha uzun tutacaktım ama gelişmeler üzerine erken dönüş yapmak zorunda kaldım. Bu erken dönüşe sebep olan iki olaydan biri “başkomutanlık�? ile ilgili ki, bir başka yazıda değineceğim. Bu yazıda bir ahbabımın ilkokul 1. sınıfa giden küçük kızının bana gösterdiği kartpostaldan yola çıkarak okul ve eğitimden bahsedeceğim. Kartın ön yüzünde bir Atatürk resmi var. Öğretmen Atatürk ile ilgili düşüncelerinizi yazın deyince bizim ufaklık da bir şeyler karalamış. Misafirlik vesilesiyle evlerinde bulunduğum sırada sevinçle bana da gösterdi, tabii konunun uzmanı sıfatıyla bir bakayım dedim, elimi öpüp kartpostalı verdi, ben de berhüdar ol, aferin diyerekten başını okşadım, sonra metni okudum. Yeni öğrenilmiş bir el yazısıyla şunlar yazıyordu kartta:

Atatürk Türkiyeyi Düşmanlardan kurtardı. Atatürkü sevenler hep sevsin, Atatürk sevinsin. Çocuklar koştular Atatürk dediler herkez mutluydu. Ben Atatürk dedi. Çok mutluydum. Son. (Not: Alt satırda elyazısıyla SE harfleri, Bir Bayrak resmi yanında “Çok Yaşa Ata’m�? ve “Atatürk’ün kovası�? yazıları var. Resme tıklayarak büyütebilirsiniz.)

Bu yazı beni birkaç açıdan etkiledi. Öncelikle eğitim sistemimizin ele aldığı bir minik kızı 5-6 ayda nasıl Atatürk sevgisiyle doldurduğunu görmek beni çok duygulandırdı. Dolan gözlerimi silerken ufaklığın “Ne oldu Fethi amca�? sorusunu “bir şey yok yavrum, gözüme bir şey kaçtı, yalnız bu Atatürk’ün kovası nedir onu anlayamadım�? şeklinde cevapladım. Bu arada el yazısıyla SE harflerinin yanındaki kütüğe benzeyen şey de kovayı temsil ediyormuş. Bizim zamanımızda karga kovalandığından bahsedilirdi, kova nedir ki dediğimde, Atatürk’ün çocukluğunda kovayla bir yerleri suladığından bahsetti. “Yavrum, Atatürk rahmetli oldu, Atatürk’ü sevenler hep sevse de o sevinemez ki�? filan da diyecektim ama kendisini fazla sıkıştırmadım. Zira babası ve annesi “bu manyak herif kızın kafasını bozacak�? mealinde ters ters yüzüme bakmaya başlamışlardı, lafı çevirip yemeklerin ne kadar leziz olduğu meselesine getirdim.

Yazının bir diğer beni düşündürdüğü nokta, dünyada ve Türkiye’de kanun zoruyla mecburi tutulan resmi ya da özel eğitim meselesi oldu. Yemek boyu düşündüm ve ilkokul eğitimiyle ilgili şu kanaatlere sahip olarak sofradan kalktım:

1. Milli Eğitim sistemimiz süper zekalı bir çocuğu birkaç sene içinde bir morona çevirebilecek düzeyde insan ve malzeme kaynağına, bilgi birikimine sahiptir

2. Hiçbir ilkokul çocuğu okulu tatile tercih etmez. Sofradaki basit bir test ile Atatürkçü minik ve iki yaş büyük abisine “yarın okula mı gitmek istersiniz, evde kalıp çizgi film mi izlemek istersiniz�? şeklinde yönelttiğim sorunun cevabını herhalde hepiniz tahmin edebilirsiniz.

3. Zorunlu ilkokul eğitimi kentlerde kadınların toplumsal sınıflarına göre altın günü, konken, tefsir, sohbet günü adı altında dedikodu yapmalarına imkân veren önemli bir devlet desteğidir. Aynı şey çalışan ve çocuğuna bakmak için okul sebebiyle daha az bakıcı parası veren hanımlar için de geçerlidir. Devlet eliyle zorunlu eğitime ilk karşı çıkanlar çocuklu hanımlar ve yeni evli bebek bekleyenler olacaktır.

4. İlkokulu sağlam bitiren bir çocuk ilerde mükemmel bir meslek sahibi olabilir. Hamallık. Ortalama bir ilkokul çocuğunun sırtına vurulan çantayı ben kaldırmakta güçlük çekiyorum. Muhtemelen Milli Eğitim “dinç ve gürbüz nesiller�? yetiştirme işini ufaklıklara ağırlık taşıttırarak çözmeyi planlıyor ama iş biraz abartılmış gibi.

5. Zorunlu eğitimin tek gerekçesi beyin yıkamadır ve Türkiye’de bu sebeple bedavadır. Devlet bu kadar hamallığı ancak ve ancak disiplinli bir topluma sahip olmak için yapmaktadır. “Sosyal devletin gereği�? gibi laflar palavradır.

Hasılı bir kartpostalın arkasına yazılan yazı siteyi aktif hale getirmiş oldu. Aslında bizim ufaklık Hürriyet gazetesi tarafından keşfedilirse yazı işlerinde göreve başlayabilir. Bu yazıyla kesin Özdemir İnce ve Bekir Coşkun’un gözüne girecektir. Olmadı blog açabilir, gözlemlerime göre bilgisayara da bayağı aşina. Ben bu işi ahbabıma hatırlatayım, çocuğun hayal gücü ilkokul öğretmenlerince köreltilene kadar bir iki sene yazı yazsın, ilerisi için faydalı da olur.

Popularity: 4% [?]

« Geri

Kapat
E-posta ile paylaş