Bir askerî darbenin öğrettikleri-Herkül Millas
FST 25 Nisan 2006
Bugün bir darbe yazısı okudum, ultra-post modern darbe söylentilerinin olduğu şu günlerde fikir verebilir. Tümünün okunmasını tavsiye ederim.
[…] Yönetim yeniden sivillere geçince, darbeciler yargılandılar ve elebaşıları anayasayı çiğnemekten, önce ölüme mahkum edildiler, sonra cumhurbaşkanı affıyla ömür boyu hapsedildiler. Darbeden kırk yıl kadar sonra son yıllarda af ile salıverilmeleri gündeme geldiyse de hayatta kalanları hâlâ hapiste. Ama bu serüvenden çıkan en önemli sonuç Yunanistan’da artık hiçbir kimsenin askerlerin politikaya bir daha karışacağını aklına getirmiyor olmasıdır. Askerlerin statüsü bütün devlet memurları gibidir. Geçenlerde, darbenin yıldönümü olan 21 Nisan’da artık unutulmaya yüz tutan bu kara günler konusunda gazetelerde bir iki yazı yayınlandı, o kadar.
- Bürokrasi , Siyaset
- Yorum(21)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Sevgili FST,
Yunanistan’ın ekonomik demokratikleşme endekslerinin hepsi bizimkilerden kat-be-kat daha iyidir. ABD böyle bir ülkede askeri darbeye geçit vermez. Ancak ABD’nin suratına gümrük kapısı kapatıldığında liberallerin bile kıllarının kıpırdamadığı bu Türkiye için aynı şeyi söylemek maalesef mümkün değildir. AKP iktidarda kalmak istiyorsa o gümrük kapısını derhal açsın.
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu
Bir gün gelecek bizi de elektrik kurumundaki sefil memur gibi yapacaklar diye korkuyor tabii bizdekiler de.
Batı demokrasisi bile bunların zihniyetinden iyi tabii.
Çok güzel bir alıntı olmuş Fethi Bey kardeşim, hürmetler ediyorum.
Yahu Veysel Bey ağabeyim arada bir çıkıyor birkaç cümle söyleyip kafamızı karıştırıp gidiyor.Bu sözlerin bize açıklayıcısı olacak yardımcı ders kitabı, o da olmazsa en azından bir kullanım klavuzu yok mudur ? Hadi bunu biraz zorladık, anladık.Ya diğerleri..
Hayır konuları anla(ya)mıyorum, gurur meselesi yapacağım yani..
Bence o yazinin en onemli noktasi burasi:
Evet, bu da bizim subaylarimizla Yunan subaylari arasindaki yetisme farkini gosteriyor…
Bizimkilerdeki tarihsel birikime sahip olabilmek icin Yunan subaylarinin yiyecegi daha binlerce firin ekmek oldugunu..
Tabii ki 7 (YEDI) sene isbasinda kalacagim diye inat edersen yipranir kendi agirliginin altinda ezilir, hatta buharlasirsin..
Bu isin karari en cok 3 (UC) senedir ve bunu da dogru durust yapmak lazimdir.
Bu ‘dogru durust’ de giderken, tipki Ingilizlerin terkettikleri mustemlekelerde duvarda Kralicenin resmini birakacak sekilde tedbirler almalari gibi, sistemin kendisinde gerekli duzenlemeleri yapmak yoluyla olur.
Bunu dahi yapamayanlarin, yani o Yunan subaylarinin, yargilanmalari, anayasayi cignemekten (gercek suc ise basiretsizlik ve beceriksiliktir) hukum giymeleri, hatta idama mahkum edilmeleri mukadderdir.
Sozkonusu yazida, bir de soyle bir pasaj geciyor:
Dogru. Ders cikarilmasi tabii ki gerekli. Ve, bizimkiler coktan cikarmislardir bunu: Maksimum 3 sene.
Endiseniz olmasin.
Bizimkileri ancak hayırlı vakalar paklar.
Kıvanç Tarhan
Sayın Öztürk,
“Ekonomik demokratikleşme” benim icat ettiğim bir kavramdır. Bu konuda kendi blogumda bir yazı yazmıştım (Demokratikleşme Ekonomiden Başlamalı). Yine özetleyeyim: Bir ülkede ekonominin ne kadar demokratik olduğunu şu üç istatistik ile ölçmek mümkündür: (1) ortalama işçi ücretleri, (2) toplam ithalat içinde tüketim mallarının payı, ve (3) küçük tasarruf sahibine açık nominal yatırım araçlarının ortalama getirisi (ve risk ölçüsü olarak da bunun variyansı). Bunlardan (3) hakkında Türkiye ile Yunanistan’ı mukayese eden bir çalışmam artık mevcut olmayan bir bankanın açmış olduğu inceleme yarışmasında derece almıştı. Evet Türkiye’de küçük tasarruf sahibine parya muamelesi yapıldığı 80 öncesinde Yunanistan’da sermaye piyasası tıkır-tıkır işliyordu. 80 askeri darbesi olmasa idi ne Özal, ne de İMKB olurdu.
Saygılarımla,
Veysel Aratlıoğlu
Veysel Bey,
Darbelerin yan tesirleri de oluyor elbette. 28 Şubatın da ekonomik serkeşlik döneminin sona ermesine dolaylı katkıları olmuştur. Bakalım gelecek darbe ne gibi kazanımlar sağlayacak.
FST.
Hay sen çok yaşa sevgili FST,
27 Mayısçılar ne yapmakta olduklarını bilselerdi, belki de bu işten vaz geçerlerdi. “Esas tesirler”i bırak, yan tesirlere bak. Tarih işte böyle yazılmalı/okunmalı. Aksi takdirde dedi-kodu (magazin) olmanın ötesine geçilemez.
Sağlıcakla kal,
Veysel
Değerli İZLENİMLER okurları,
Yeni bir bulguyu sizlerle paylaşmak istiyorum: ABD’nin “yazılalım-çizilelim-bir-tahtaya-dizilelim” işlerinden sorumlu devlet bakanlığı “five digit end-use code” diye yeni bir taksonomi geliştirmiş, yaptığı ihracatı (ve tabii ithalatı) bu taksonomiye göre tasnif ediyor. Bkz:
http://www.census.gov/foreign-trade/www/index.html
Bunun Türkçesi Sam Amca’nın yaptığı yardımların aile-içi paylaşımı ile artık daha “yakinen” ilgilendiğidir.
Saygılarımla,
Murat Aygen
Biz demişiss, ne demişiss? “Ekonomik demokratikleşme” demşiss! Netekim:
http://news.yahoo.com/s/ap/20080119/ap_on_go_pr_wh/economy_stimulus
Afferim oğlum George, öğrettiğim gibi devam et..
Veysel Bey,
Biz de dünyayı gizli güçlerin, büyük sermayenin yönlendirdiğini zannediyorduk. Meğer güç içimizden birindeymiş.
Bir de bizimkilerin kulağını çekiverseniz de vatanı satmaktan vazgeçseler.
Efendim o “bizimkiler” Başkan George W. Bush kadar kabil-i hitap değildirler. “Tüyler bitti dilimde nasıl diyeyim bilmem, estarbim, estarbim..” Ne varsa yine o “ABD dostluğu”nda var…
Aman Veysel bey, ne satılık olduğunuz ne de hainliğiniz kalır, burada şu ara epey heyecanlı insan var.
“Amerikalı amerikancıdan evladır” saptamasını en azından 15 sene önce yapmışımdır. O pür-hiddet vatandaşlarım kızmakta, öfkelenmekte yerden göğe kadar haklıdırlar. Kendilerine bu öfkelerini amerikancılara tevcih etmelerini ve ABD’nin niyetlerini en güvenilir kaynaklardan okuyabilmek için ingilizce öğrenmelerini tavsiye ederim. Uluslararası ilişkiler mütercimlere bırakılamayacak kadar mühimdir.
Şunu eklemem gerekiyor: Bu “ekonomik demokratikleşme” başlığının altını “işçinin firma yönetiminde sözsahibi olması” gibi HINZIRLIKLARLA dolduran taklitlerimden sakınılmasını bilhassa istirham ederim. Hiç bir “oluşum” içinde şubem yoktur.
Nasıl yani siz Yugoslavya gibi özyönetim örneklerini kastetmiyor musunuz?
Elbette kastetmiyorum. Eski Yugoslavya’nın takdire şayan olan tarafı kendine has firma kuramı değil, fakat merkezi planlama felsefesi idi. Bu firma kuramının baş mimarı Yeroslav Vanek’in 1978 yılında B.Ü.’de verdiği konferansa (adına “workshop” demişlerdi) ben de katıldım. Konunun diğer üstadlarının adamı orada çok müşkül mevkilerde bıraktıklarını anımsıyorum. Bu konferans hayatımdaki müstesna günlerden biridir. Bilahere çok ünlü olacak bir hocam salona teşrif etmiş ve yanımdaki koltuğa oturmuştu. Akşam TRT televizyonunda birlikte gözüktük. Etiler Sondurak’taki manav Sabri Abi izlemiş, ertesi gün bana “Ne o Veysel’ciğim? Sosyalizm dersi mi alıyordun?” diye takıldı. Those were the days, oh yes those were the days..
http://www.sondakika.com/haber-new-york-ta-turk-usulu-kongre/
Hakikaten Türk usulü olmuş. Bizim masonlar da böyle kongre yapmışlardı geçen sene.
Rahmetli Özal’ın unutulmaz sözlerinden biri de “koy bir kaset, neşemizi bulalım” idi. Ben de şunu koyayım bari:
http://www.youtube.com/watch?v=0AOfBV0SJAI&feature=related
AMERiKA’DAKi TÜRKLERiN AYIBI: New York’taki “Ermeni Yalanları ile Mücadele ve Şehit Diplomatları Anma” mitingine 100 kişi bile katılmadı. Türkiye gazetesi, 28 Nisan 2008, s.14.