Mayıs 2006 Arşivi

Türkiye Uzay Faaliyetleri: Müfredata Dikkat!

FST 29 Mayıs 2006

andromeda_big.gifŞu ara uzay konusunda önemli gelişmeler oluyor, Science dergisindeki bir makaleye göre ışık teorik hızından daha büyük bir hızla bükülüp ters yönde hareket edebiliyormuş. Bu Andromeda’ya gidebilme konusunda bende bir ümit ışığı oluşturdu. Tabii cumhuriyet kazanımlarımızdan bir parça uzakta kalma ihtimali var ama ikinci bir haber Türklerin uzay çalışmalarının peşini bırakmayacağını göstermesi açısından bir parça ferahlamama sebep oldu. Buna göre Uluslararası Uzay Üniversitesi ile Bilkent Üniversitesi ve Ankara Cyberpark ortak bir eğitim düzenleyerek katılımcılara çeşitli konular yanında “uzay ekonomisi ve Türkiye’de uzay faaliyetlerinin geleceği” gibi konularda eğitim verilecekmiş. Ben internet üzerinden kayıt formunu doldurmak için gerekli araştırma yaparken eğitim programının içeriğine rastladım. Andromeda yolunda gerekli techizatı elde etme heyecanı ile müfredatı incelediğimde çok ciddi bir tehlikeyi de fark ettim. Bakın bakalım şu konular ve müfredata ne diyeceksiniz:

[Konular…]Uluslararası uzay faaliyetleri, Uzay faaliyetlerinin farklı gerekçeleri, Uzay sistemleri tasarım ve üretimi, Temel uzay uygulamalarının ve fırsatlarının genel değerlendirilmesi, Uzay ekonomisi, Uzayda uluslararası rekabet ve işbirliğinin rolü, Durum çalışması: “ Uzaya Doğru” Uluslarası ve disiplinlerarası perspektiften Türkiye’de uzay faaliyetlerinin geleceği

[Eğitimciler] Eğitim, Uluslararası Uzay Üniversitesi’nin tecrübeli eğitim ekibi ve Bilkent Üniversitesi’nden bir misafir öğretim görevlisinin katılımı ile verilecektir. Prof. Dr. Walter Peeters, Uzay İşi ve Yönetimi, Prof. Dr. Nikolai Tolyarenko, Uzay Sistemleri, Prof. Dr. John Farrow, Uzay Uygulamaları, Prof. Dr. Ekmel Özbay, Nanoteknoloji ve Uzay, Dr. Özgür Gürtuna, Finans ve Risk Yönetimi

Konulara bir diyeceğim yok. Mesela, memlekette “uzay faaliyetlerinin farklı gerekçeleri” konusunda birkaç cilt gerekçe bulunması mümkün. Normal bir ülkede akla ilk gelecek gerekçeler “dünyaya bir meteor çarparsa nereye kaçabiliriz, meteoru nasıl vurabiliriz, başka galaksilerde yaşanabilir ortamlar nasıl oluşturabiliriz, uzay tozundan kainatın yaşını nasıl hesaplarız” gibi sıradan şeyler iken, Türkiye’de “Göktaşının çarpması cumhuriyet kazanımlarını nasıl etkileyebilir, kazanımlar Andromeda içlerine nasıl taşınabilir, kurulacak kolonide çağdaşlığın tesisi” gibi soruların akla gelmesi daha muhtemeldir. Bu noktayı geçtik, şu müfredata bakın. Nerede Türk Dili, İnkılap Tarihi, Beden Eğitimi gibi temel dersler? YÖK, CHP ve sivil toplum kuruluşlarının gözünden bu eksiklikler nasıl kaçabilir? Vakıf üniversiteleri iyice azıtmaya başladı, sayın cumhurbaşkanının kendilerine ambargo koyması boşa değilmiş demek.

Hatayı yakalamak, problemi tespit etmek önemlidir ama yeterli değildir. Ben çözüm üretilmeden ortaya konan problemlere karşı biri olarak bu temel dersler yanında katılımcılara aşağıdaki “hocaların” davet edileceği seçmeli derslerin eklenmesini bu vesileyle hatanın telafi edilmesini öneriyorum:

Erol Manisalı: Uzayda Şer İttifakı, Kıskaçtaki Gezegen Dünya
Yaşar Nuri Öztürk: Uzaydaki İslam, Galaksiyi Ben Kurtarırım
Vural Savaş: Satılmış Marslıların Ekonomisi
Vural Savaş: Galakside İrtica ve Bölücülüğe karşı Militan Demokrasi
Çetin Yetkin, Uranüste Karşıdevrim 21945-21950
Ümit Zileli, Karanlığa Karşı Yazılar: Andromeda’da Şeriatçı - Irkçı - Mandacı Kuşatma
Ergün Poyraz, Uzay Tozları ve Fethullah’ın Gerçek Yüzü
Sinan Aygün: Andromeda’ya Çin İstilası ve Neptün’de Kredi Kartı Borcu
Sinan Aygün, Kozmik Baklavanın kökenleri ve Türk ayakkabı sektörü
Aytunç Altındal, Andromeda’da Patrikhane ve Ortodoks Kıskacı
Süleyman Demirel, Uzay Tozu Vaa da Biz mi Yuttuk
Fahrettin Cüreklibatur, Andromeda’yı Batıran Adamın Oğlu
Erman Toroğlu (Hoca), Ayda Hıyar Yetiştiriciliği ve Seracılık Rehberi

(Not: Bir süredir yıllık iznimi kullandığımın farkındasınızdır, daha 3-4 gün böyle olacak. Henüz ışık deneyleri yolun başında, Andromeda galaksisine gidemiyorum ama çoğunuzun bulunmaktan hoşlanacağınızı tahmin ettiğim bir bölgede olacağım. FST)

Popularity: 33% [?]

“İki arkadaşımız tartışmışlar”

FST 26 Mayıs 2006

Habere göre bir üniversitede görevli yardımcı doçent ile asistan derse girme meselesinden dolayı kavga etmişler. Mahkemelik olduklarına göre olayın tekme-tokat-kafa boyutu da olduğu anlaşılıyor. Olayla ilgili fakülte dekanı büyütülecek bir şey olmadığını belirterek, “İki arkadaşımız tartışmışlar. Önemli bir konu değil” demiş.

“İki arkadaşın” mahkemede biten tartışması bana eski bir yazımı hatırlattı. Zamanında leh ve aleyhinde epey yorum yapılan bir yazıydı, günün anlam ve önemine binaen bir daha hatırlatmak istedim.

Üniversite Meselesine Dair

Popularity: 14% [?]

“Turkish Delight olarak bilinen…”

FST 21 Mayıs 2006

Son haftalarda peydahlanan bir tartışma var. Türkiye tanıtılsın mı, tanıtılmasın mı, tanıtılırsa nasıl tanıtılsın vs. Bazıları bu işi ciddi bir halkla ilişkiler faaliyeti olarak görürken bir kısım da yersiz olduğunu ileri sürüyor. Ülke tanıtımı denince ilk akla gelen yöresel ve ulusal yiyecek içeceklerimiz oluyor. Bunlar arasında da baklavanın ayrı bir yeri var elbette. Son haftalarda baklava konusunda süren Yunanlılar ve Türkler arasındaki baklavayı sahiplenme tartışması Hürriyet gazetesinde Şermin Terzi tarafından ayrıntılı olarak ele alınmış. Yazıda “Brüksel’de, AB ülkeleri tarafından düzenlenen Avrupa Günü etkinliklerinde dağıtılan kitapçıkta, Rum tatlısı olarak tanıtılınca tüm baklavacılar ve baklavaseverler bu ‘Rum oyununa’ karşı teyakkuza geçti” deniyor.

Yazıda baklavayla ilgili ilginç detaylar veriliyor, oradan okunabilir. Neticeye gelirsek, bana göre ATO başkanı Sinan Aygün’ün elindeki ay yıldız desenli baklava tasarımı, bu tatlının kesinlikle bir Türk ürünü olduğunu ispatlamada yeterli delili oluşturuyor. Tabii yazıya yapılan yanlı yorumlarda Yunanlıların ataklık yapıp “kaptığı” yoğurt, lokum, kebap, rakı gibi ulusal ürünlerin Türkler tarafından dışarıda kalitesiz imali ve yetersiz pazarlanmasındaki problemlerden bahsedilmesi işin ayrı bir yönüne işaret ediyor.

Ben sürekli ürünlerimizi çalıp daha kaliteli pazarlayarak haksız rekabet yapan hırsız Yunanlılara prim verilmemesi noktasında baklava işinin üstadı Hacıbozanoğullarının

“Rumlar, Turkish Delight olarak bilinen lokumumuzu yapıp, Guinness Rekorlar Kitabı’na girdiler. Aynı hırsızlığı baklava için yapamayacaklar”

diyerek Sultanahmet Meydanı’nda yapmayı kararlaştırdığı “Baklava Türk’tür, Rumlara yedirtmeyiz” mitingine destek veriyorum. Tüm izleyicileri de bu mitinge davet ederken, muhtemelen bedava baklava dağıtılacak olmasının bu desteğimle doğrudan bir ilişkisi olduğunu düşünenleri şiddetle kınadığımı da belirtmek isterim.

Popularity: 14% [?]

Sevgi Seli

FST 21 Mayıs 2006

anitkbr2.jpgCumhuriyet Türkiyesine hiç yakışmayan manzaralarla karşılaşmaktan dolayı üzüntülüyüm. Gerçi çağdaş mankenlerimizce sergilenen modern kıyafetler bir nebze içimizi serinletiyor ama şu haberi gelin de 2006 Türkiye’sine yakıştırın:

Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde 96 yıl önce 57 yaşındayken ölen Nakşibendi şeyhi Aktepeli Abdurrahman’ın türbesinde dün yapılan anma etkinliğine yaklaşık 40 bin kişi katıldı.Türbenin karşısında yer alan ve müritlerinin “şeyhin ayak izinin bulunduğunu” söylediği tepeye binlerce kişi tırmandı ve buradan topladıkları otları yere sürüp hasta tedavisinde kullanmak üzere evlerine götürdü. Diyarbakır’ın yanı sıra çevre illerden binlerce Nakşibendi tarikatı mensubu, erken saatlerden itibaren Aktepe köyüne geldi. Büyük bölümünü kadınların oluşturduğu tarikat mensupları, türbede Şeyh Abdurrahman’ın mezarına kapanarak dua etti, mezarın üzerinde bulunan yeşil örtüleri öperek, yüzlerine sürdü. Bazı kadınlar çocuklarına şeyhin mezarını öptürdü. Kapıdaki görevlilerin örtülerin öpülmemesi için uyarması da sonuç vermedi.

Olacak şey mi? Filanca tarihte 57 yaşında ölen bir büyük şahsiyetin mezarını kafilelerle ziyaretin kalan sağlara ne faydası olacak. Tepelere tırmanarak, on binlerce müridi türbeye götürüp mezarı öptürerek ne elde edilecek? Allahtan bu gerici manzaralara karşı “hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir” diyen bilim yuvası YÖK, bu tür geri davranışlara prim vermeyecek yüce yargı ve bürokrasimiz var da kazanımlar konusunda içimiz rahat.

Popularity: 11% [?]

“Bu Özel Günde”

FST 21 Mayıs 2006

1547509.jpg19 Mayısın tüm yurt yanında Fashion TV’de de coşkuyla kutlanması herhalde hepimiz ve kazanımlarımız için anlamlı olmuştur. Habere göre “Atatürk Samsun’a Ayak Bastı” başlıklı bir defile düzenlenmiş, mankenler “ilgiyle izlenmiş”, bolca da alkış almışlar. Haberde tanınmış denen ama benim büyük kısmının adını –bir iki skandal hariç- duymadığım mankenlerin resimleri de yer alıyor. “İşte çağdaş Türkiye bu” denebilecek tabloya bazı kazanım karşıtlarının “ben böyle modanın içine…” şeklinde taarruza geçmesi ihtimaline karşı herkesi uyanık olmaya çağırıyorum. Her cumhuriyet erkeğini önümüzdeki yaz çita derisinden mamul, derin yırtmaçlı eteklik, önü açık, diğer tarafı transparan beyaz soytarı elbisesi, koca bir kalpak ve kırmızı renkli 3-4 numara büyük palyaço ayakkabısı giymeye davet ediyor, etkinliğe “büyük alkış” veriyorum.

Popularity: 11% [?]

İki Yazı

FST 17 Mayıs 2006

A. Turan Alkan’ın Zaman gazetesindeki yazısını tavsiye ederim. Örneğin ben meselâ!. Engin Ardıç da Türkiye’nin tanıtımına değinmiş. Bir iki paragraf aktarıyorum:

[…] Neyini tanıtacaksın, çirkin şehirlerini mi, milyonlarca kara lumpenini mi? Eğitimini mi, sağlığını mı, trafiğini mi, demokrasini mi yoksa?

Sağcısı da solcusu da hiç ağzını açmasın, ellili yılların sonlarında İspanya kendini kurtaracak o amansız turizm patlamasına yöneldiğinde, bizim eşekler birbirlerini yemekle iştigal ediyorlardı…

Sonra döndüler, ağız birliğiyle, o güne kadar Türkiye’nin bir Rodos adası kadar bile etmeyen yatak kapasitesini gerçekten patlatan adama, Turgut Özal’a küfür ettiler!

Popularity: 14% [?]

Cumhuriyet Tırı: “Benim dediğim o değil”

FST 16 Mayıs 2006

tir.jpgUyarı: Bu tam olarak bir Demirel yazısı değildir!

Malum Süleyman Demirel geçenlerde türbanlılar okuyamıyorsa Arabistan’a gitsin mealli birşeyler söylemiş gündeme malzeme oluşturmuştu. Bu defa bir TIR açılışına katılan Baba söylediğini inkar edip gazetecileri dezenformasyon ile suçlamış. Haklı olarak şöyle şikayet etmiş:

“Benim dediğim o değil. Ben okuyamayıp da okumak isteyenler gidip okusun demiştim. Bununla, ‘türbanlılar Suudi Arabistan’a gitsin’ arasında dağlar kadar fark var.”

Siz aradaki farkı çözmeye çalışın, haberde Demirel’in Cumhuriyet ile ilgili “Zaten Cumhuriyet, demokrasi, laiklik ve Müslümanlık bağdaşır” gibi sözleri de var ama benim konum Süleyman Bey değil. Haberde dikkatimi olayın sebebi olan etkinlikler çekti. Şöyle deniyor:

Demirel, dün Ankara’da Atatürk’ün 125. doğumgünü ve Samsun’a çıkışının 87. yıldönümü nedeniyle Atatürk fotoğraflarının sergileneceği TESK Cumhuriyet TIR’ı’nın açılış törenine katıldı. […] Atatürk Orman Çiftliği’nde bulunan Atatürk Evi’nin önünde yapılan açılıştan sonra Cumhuriyet TIR’ı, Samsun’a doğru hareket etti. TIR’ın içinde Atatürk’ün yaklaşık 100 fotoğrafı da bulunuyor.

“Yahu herşeyi duyduk da bir Cumhuriyet Tırı eksik kalmıştı” diyenleriniz varsa ayıplarım, şimdiden söyleyeyim. TESK bu işi akıl etmişse saygı duyulup diğer sivil örgütlere örnek gösterilmelidir. Benim önerim Sinan Aygün başkanlığında ATO’nun da bir konteynır ile olaya müdahil olmasıdır. Tabii her il, ilçe ve bucaktaki örgütler Tıra gücü yetmiyorsa kamyon, minibüs, pikap, motor, bisiklet demeyip Atatürk resmi ve bayrakla donatarak Samsun istikametine yola çıkmalıdır.

Bir de not ekleyeyim, Samsunspor’un bu mutlu hafta içinde ligden düşmesi de kötü oldu. Gerek benim lig 150 takımla oynansın, gerekse Deniz Baykal’ın Samsunspor, Diyarbakırspor ligde kalsın uyarılarına kulak asan olmadı. Tabii, bu yarasaların gözü çağdaşlık ışığından rahatsız olur. Bir de espri yapanlar varmış “Deniz Baykal Fenerin şampiyon sayılması için yasa teklifi verecek mi” diye. Çoluğa çocuğa maskara da olduk iyi mi.

Neyse, Cumhuriyet Tırına iyi yolculuklar, Fenerbahçeye acil şifalar, hepimizin 19 Mayıs Gençlik ve Spor bayramı kutlu olsun. Ali Şen seni çok özledik: Bir grup BJK’li.

Popularity: 14% [?]

AKP, At ve “Aile Meselesi”

FST 16 Mayıs 2006

at.jpgAKP şu ara bayağı bir saldım çayıra dönemi yaşıyor. Gerçi Veysel Bey, “Aferin, iyidir, siyasi serkeşlik olmazsa ekonomi düze çıkmaz” diyecektir ama ben gene de bu savrukluğa iki laf edeceğim. Öncelikle başbakanın Süleyman Demirel’e verdiği ve neticede komik duruma düştüğü cevap meselesi var. Siyasette Kasımpaşa dayılığı bir yere kadar hoş görülebilir ama dozu artarsa işin tadı kaçabilir. Daha önce de Tayyip Erdoğan’ın iyi bir görüntü vermediğine dikkat çekmiştim.

Mesela bir at davası var, bakanlara at hediye mi edilmiş, düşük fiyattan mı satılmış, bu durumun bir yasa ile de alakası varmış vs. 3-4 bakanın (parasını ödeyerek dahi olsa) çıkması muhtemel bir yasa öncesi ilgili kurumdan at almaları mızrağının sığacağı çuval yoktur. Detaylar haberde var, tuhaf şey.

Sonra AKP milletvekili Halil Ürün’ün eşini dövdüğü haberleri de şu ara gündemde. Olayın vahameti açık, yalnız Radikal’deki bir haberi tam anlayamadım. Olayı aile meselesi olarak gören AKP grup başkan vekili Salih Kapusuz özellikle bayan gazetecilerin sıkıştırması üzerine şöyle demiş:

“Özür diledikten ve eşi de kabul ettikten sonra bir değerlendirme yapmamız doğru değil. Durumu MYK’da değerlendirilebilir. Milletvekillerini dikkatli olmaları konusunda uyaracağım”

Milletvekilerini niye uyaracaklar onu çözemedim. Karılarını dövdükten sonra işin medyaya sızmamasını temin konusunda mı dikkatli olacaklar, döverken yumruk kullanmamaları konusunda mı? Yoksa metresleri varsa bunu adam gibi gizlemeleri mi tavsiye edilecek? Bakalım MYK’daki uyarıya milletvekillerinin tepkisi ne olacak.

AKP ve Tayyip Erdoğan’a, (sıkça CHP’ye yaptığım gibi) dost tavsiyesinde bulunayım. Ayağınızı denk alın, biz ne yüzde 40′la gelip yüzde 5′le gidenler gördük. Dayılanmayla, aymazlıkla, halka yaranmak için boş laf konuşmakla bu işler yürümez. Sonra ortalıkta bir sürü AKP yalakası boy gösteriyor, ihalelerle ilgili laflar dolaşıyor, Cemil Çiçek gibi bakanlar 28 Şubatı aratmayacak yasa taslaklarıyla ortalıkta dolaşıyorlar. Boşta gezen CHP danışmanı olarak sözlerimi dikkate almalarını tavsiye ederim.

Yoksa Süleyman Demirel onursal başkanlığındaki İlhan Selçuk ve A. Necdet Sezer ortak hareketi tekere çomak sokabilir. Cumhuriyet gazetesine “tekbir eşliğinde” atılan bombaları eli değnekli Aczimendiler ve takiben bir rot ayarı izlerse hiç şaşırmasınlar.

Popularity: 11% [?]

“Her isteyenin istediği gibi”

FST 15 Mayıs 2006

mef.jpgŞu ara bir darbe çığırtkanlığı aldı başını gidiyor. Cumhurbaşkanı Sezer Cumhuriyet Gazetesinden İlhan Selçuk ile görüşmüş, gereğini yaparız demiş, İlhan Selçuk da Demirel’i övmüş, falanca paşa emeklisi şunu demiş, filanca yargıtay savcısı bunu etmiş falan filan. 28 Şubat öncesinin karikatür tipleri de sağda solda boy gösteriyor, bildik tiyatro. Yalnız ekibe hiç de dikkatimi çekmeyen bir birim dahil olmuş, şimdi fark ettim. Benim gençliğimde MEF dershaneleri vardı, bayağı popüler yerlerdi. Üniversite hazırlıkta taşra ilçelerinde adını duyar, “vay be zengin çocukları burada ne biçim test tekniği öğreniyordur” der iç çekerdik. İşte bu dershaneler 2 sene faaliyetlerini durdurma kararı almışlar. “Bunda ne var, işleri iyi gitmiyordur, her ticari müessese gibi onlar da faaliyetini bırakabilir, ayıp değil ya, Allah yardımcıları olsun” diyebilirsiniz. İlk anda ben de öyle dedim ama haberde MEF dershaneleri yönetim kurulu başkanının beyanlarını görünce biraz garip buldum. Bakalım siz ne diyeceksiniz:

34 yıllık eğitim kurumu MEF ‘Tarikat dersaneleri her yanı sardı. Ayak uyduramıyoruz‘ diyerek paydos zilini çaldı […] REJİM TEHLİKEDE: Dershanelerin bir kısmı ideolojik, bir kısmı da ticari faaliyette. Bu ortama ayak uyduramadık’ diyen Arıkan denetimsizlik yüzünden her isteyenin, istediği gibi eğitim verdiğini bunun da ülkenin rejimini ve üniter yapısını tehlikeye soktuğunu söyledi. […] Türkiye’deki tarikat dershanelerinin sayısının 700′e ulaştığını, bunların daha çok Anadolu’daki illerde yoğunlaştığını söyleyen Arıkan, ‘Bu tür dershanelere müdahale edilmeli. Çünkü mal alıp satmıyorlar, insan yetiştiriyorlar‘ şeklinde konuştu.

Bir dersane kapanırken verilen beyanatlarda bu ifadelerin ne kadarı makuldür diye bir düşünelim.

1. “Tarikat dersaneleri her yanı sardı, ayak uyduramıyoruz” o halde dershaneyi kapatalım deniyor

Bana pek inandırıcı gelmedi. Benzer bir mantıkla Kasap Ahmet efendi dükkanını kapattığında yerel gazeteye şu beyanı verse makul olmayacak mıdır: “Tarikatçı kasaplar her yeri sardı, rejim elden gidiyor”.

2. “Dershanelerin bir kısmı ideolojik, bir kısmı da ticari faaliyette. Bu ortama ayak uyduramadık”

İnsanlar çocuklarını niçin ideolojik dershanelere yollasın? Herkes ahmak mı, ideolojik dershane daha fazla adama üniversite kazandırıyorsa daha çok müşteri çekmiyor mudur? Eğer ideoloji “dershane” seçiminde önemliyse MEF de fizik, matematik, edebiyat başarısı yerine “Atatürkçü Çağdaş Dershane” imajını öne çıkarsın.

3. “her isteyenin, istediği gibi eğitim verdiğini bunun da ülkenin rejimini ve üniter yapısını tehlikeye soktuğu”

(Gülmeniz geçince okumaya devam edin) Türkiye’de dershaneler Milli Eğitim Bakanlığının sıkı kontrolündedir. Mümkün mü birinin dershane içinde alenen irticai faaliyet yapması. Misal, başörtüsü ile öğretmenlik bizde sadece devlet okullarında değil özel okullarda, özel dersanelerde, özel dil kurslarında, özel anaokullarında da yasaktır. Ha, öğrencileri çaktırmadan kampa götürüyoruz filan diye dağ başına kaçırıp risale misale okutuyorlardır, eh devletin ormancısı var kardeşim, takip etsin. İcap ederse ÇYDD, ADD gibi kurumlar bu tür kamplar için sürek avı yapsınlar, yobazları avlayıp rejimi halas eylesinler.

4. “Türkiye’deki tarikat dershanelerinin sayısının 700′e ulaştığını, bunların daha çok Anadolu’daki illerde yoğunlaştığını söyleyen”

Bir defa bu rakam bana çok küçük göründü, 700 dersaneden fazla vardır. Tarikat dersaneleri Anadolu’da yoğunlaşmışsa MEF gibi çağdaş dershaneler de Büyük şehirleri ele geçirsin, tutan mı var? Siz iyi ders verdiniz de benzini başkası mı içti?

5. “Bu tür dershanelere müdahale edilmeli. Çünkü mal alıp satmıyorlar, insan yetiştiriyorlar”

Demek MEF mal alıp satıyor, bana göre problem yok, neticede para karşılığı bir hizmet veriliyor. Yalnız, bana göre makul olan bu durum, vatandaşımızın geneline hiç de “sosyal” görünmeyebilir. Rejim elden gidiyor filan derken laflar birbirine karışmış..

Peki bunlar ne manaya geliyor? Benim açıklamalardan hiçbir şey anlamamamda yeterince çağdaş olmamamın etkisi olduğunu biliyorum. O sebeple haddimi aşıp Cumhuriyetle özdeşleşme ihtimali olan MEF dersanelerinin yöneticilerini eleştirmiş konuma düşmeyeyim. O halde ne yapılmalı?

Benim aklıma gelen şu. Öncelikle tüm ticari ve sınai müesseseler ticaret odalarına, şuraya, buraya kayıt yaptırırken irtica ile ilişikleri olmadığına dair bir belge sunabilirler. Tabii bunu ispatlayabilmeleri için ilk üç dereceli akrabalarının sakallı ve başörtülü olmadığının da tespiti gerekir. Bunun sağlanabilmesi için devletin istihdam edeceği görevliler ilgili esnaf, tüccar veya sanayicinin evinde birkaç gün yatıp kalkar, akrabalarıyla hasbıhal eder, çaktırmadan evde Kuran, seccade var mı, besmele çeken, gümüş yüzük takan, geğirdikten sonra estağfirullah diyen mevcut mu kaydeder.

Bu tespitlerin ardından rejimin geleceği açısından irtica ile malul şahısların dükkan, dershane, marangoz, konfeksiyoan atölyesi, sigorta acenteliği, kasap, seyyar hıyarcılık gibi işlerden uzak tutulması gerekir. Üstelik bu takdirde çağdaş kesimin “haksız” rekabetten korunması da temin edilmiş olur.

Daha ne diyeyim, alenen “kardeşim kapatın Fethullah hocanın dershanelerini, MEF’in müşterilerini kapmış, acımasız piyasa mekanizmasına çağdaş, laik, demokrat bir kurumu ezdirmeyelim” diyemeyip ıkınılıyorsa yol gösteriyoruz, fena mı?

Popularity: 17% [?]

10 Mayıs Diyarbakır ve Samsun’un Kurtuluş Günü

FST 10 Mayıs 2006

spor.jpgŞu ara gündemi işgal etmeye başlayan yeni konu ligden düşecek Diyarbakırspor için çareler aranması ile ilgili. Başta takımları küme düşen ve küme düşme ihtimali olan kulüplerimizin vilayet milletvekilleri, ticaret ve sanayi odası başkanları, siyasi partilerimizin il, ilçe ve bucak teşkilatları, esnaf odaları vs. feryad ediyorlar. Bu aslında bilinmedik bir konu değil, ara sıra gündeme gelir, Mecliste bir iki konuşma yapılır vs. Son yıllarda bir gelişme olmamakla birlikte tarihimizde bunun bazı örnekleri olduğunu gazete bize hatırlatıyor:

1981 yılında, o dönem İkinci Lig’de mücadele eden ve Türkiye Kupası’nı alan Ankaragücü’nün kendi liginde şampiyon olmamasına rağmen Birinci Lig’e alınmasını akıllara getirdi. Dönemin Devlet Başkanı Kenan Evren, Ankaragücü’ne daha önce verdiği sözü tutarak; Türkiye Kupası’nı kazandığı için Birinci Lig’e alınmasını sağlamıştı. Birinci Lig’de küme düşme daha önce 2 kez kaldırıldı. 1962-63 sezonunda (Vefa, Ankara DS, Şekerhilal) dönemin Başbakanı İsmet İnönü, 1986-87 sezonunda da Başbakan Turgut Özal’ın talepleri doğrultusunda ligden düşen takımlar (Kocaelispor, Bursaspor) tekrar lige alınmıştı.

Gazetede şu an özerk bir federasyon olduğu için, eskiden alınan “ol dedim oldu” türü bir kararın FİFA tarafından hiç de sıcak karşılanmayacağından da söz ediliyor. Bunlar normal şeyler. Türkiye’de olup biten işlerin büyük bölümü içinde sıradan bile sayılabilir. Demek istediğim, Diyarbakır küme düşerken birileri çıkıp “efendim düşmüşse ne yapılacak, adam gibi top oynayaydılar” dese o zaman “Ne oluyoruz, ülke nereye gidiyor, kazanımlarımıza dokundurtmayız” türü bir tepki göstermek yerinde olurdu. Tabii işi biraz daha ilginç kılan yerel politika esnafı dışında CHP lideri Baykal’ın da konuyu sahiplenmesi oldu. CHP lideri bu işle ilgili şunları söylemiş:

“Hiç kimse ‘kuraldı, ilkeydi, federasyondu’ demesin. Önemli olan Türkiye’nin barışı ve kardeşliğidir. O barış ve kardeşliğin gerektirdiği düzenleme yapılmalıdır. Spor bir araçtır, amaç değildir […] Teröristlere af çıkaracağınıza, Diyarbakırspor’u lige alın. […] Bu iki takımı sahiplenip, lige taşıyacak bir düzenlemeye CHP olarak katkı vermeye hazır olduğumuzu ilan ediyorum. Diyarbakırspor’u, Samsunspor’u da Türkiye’nin birinci liginde görmeye ihtiyacımız var. Bunun gereği neyse yapılmalıdır. Federasyon üzerine düşeni yapmalıdır. Muhalefet olarak üzerimize düşeni yaparız. Kimse, bize ‘yarışmaydı, kuraldı’ demesin. O kuralları herkesin, nerede, nasıl, niçin ihlal ettiğini çok iyi biliyoruz.”

Yarın bu isteklere iktidarın da destek vereceğini tahmin edebiliriz. Şu an itibariyle toplantılar yapılıyor olabilir. Yalnız sayın Baykal’ın Diyarbakırspor’un ligden düşmesiyle “barış ve kardeşlik” gereği arasında bağ kurmasını tam anlayamadım. Bu vesile ile Samsun ve Diyarbakır kardeş şehir ilan edilecekse bir diyeceğim yok. Ancak, benim bildiğim Diyarbakır’daki futbol maçları bırakın barış ve kardeşliği, ortalığın savaş alanına döndüğü ortamlardır. Deplasmana giden takımların canını kurtarması, hele de galip filan gelmişlerse alınan 3 puandan daha değerlidir. “Teröriste af çıkarmayla” bağlantısı nedir, onu da anlamadım. Diyarbakır zaten senelerdir ligde, iş Diyarbakır’ın ligde olmasıyla çözülseydi şimdiye çözülürdü. Duyan da Diyarbakır’da işler iyiye gidiyor, Diyarbakırspor düşerse daha kötü olacak zannedecek. Sonra bu ayrımcılık nedir? Birinci lig dışındaki liglerde oynayan takımlar niçin aşağılanıyor? Diyarbakırspor ikinci lige düşse, orada anlı şanlı Bursaspor, Antalyaspor, Adanaspor gibi koca vilayet kulüpleri var, hiç de geri bir görüntü vermiyor?

Neyse, bu söylediklerim boş. Baykal haklı “kural nedir ki”, teröriste af çıkaracağına Diyarbakır için af çıkar daha kolay. Ben kendisine katkı olsun diye bir iki ekleme yapayım:

1. Diyarbakır kümede kalsın, yalnız terörle mücadele amacıyla Siirt, Şırnak, Hakkari, Mardin, Tunceli gibi vilayet ve Şemdinli gibi ilçelerimizin takımları da 1. lige çıkarılsın. Böylece terör meselesi bitmekle kalmaz artıya da geçeriz.

2. Samsun ve düşecek diğer takımımızın vilayeti de kurtarılacaksa adaletsizliği gidermek için tüm vilayet takımlarımız 1. lige çıkarılsın. Ligin adı “Türkiye Ulusal Ligi” olarak değiştirilsin ve büyük şehirlerin muhtelif sayıdaki takımlarının da icmasıyla 150 takımlık bir lig haline getirilsin.

3. 150 takımlık lig FİFA nezdinde saçma bulunabileceği ihtimaline binaen emperyalist güçlere bir tokat olması da dikkate alınarak Ulusal Ligimiz Avrupa kupalarından da çekilmelidir. Üstelik böylece İsviçre maçında olduğu gibi rezillikler de yaşanmaz kendi yağımızla kavrulur gideriz. Emperyalist güçlere karşı ekonomik korumacılık savaşı verilir de spor savaşı verilemez mi? Bal gibi olur, hem de İmparatorumuz bile hazır.

4. Türkiye Futbol Federasyonu mevcut haliyle kalabilir ancak bu kurumun başına Deniz Baykal onursal başkan olarak atanmalıdır. Federasyona Samsun Valisi, Diyarbakır Ticaret Odası Başkanı, Denizli Marangozlar Odası Başkanı ve İzlenimler site yöneticisi de üye olmalıdır.

5. 10 Mayıs tüm yurtta, Kıbrıs’ta, Azerbaycan’da ve dost ülke Pakistan’da Türk Futbolunun Kurtuluş Bayramı olarak kutlanmaya başlanmalıdır.

Konuyla ilgili ekonomik bir değerlendirme için Ekonomi Türk ve farklı bir bakış için Bekir Beyin yorumuna müracaat edilebilir. Hepinizin 10 Mayıs Futbol bayramını tebrik eder saygılar sunarım.

Popularity: 15% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş