Mayıs 2006 Arşivi

“Mutlu Doğum” ve Dinlerarası diyalog

FST 9 Mayıs 2006

ata1.gifTahmin edeceğiniz üzere benim ilgi alanıma İslam-Hıristiyanlık kardeşliği girmiyor. Bu iş daha ciddi sitelerde enine boyuna ele alınıyor. En son izlediğim bir haberde Almanya’da dinler arası diyalog çerçevesinde yapılan bir halı saha maçında Diyanet imamları ile Hıristiyan din adamlarının karşı karşıya geldiğini işitmiştim. Netice nedir derseniz, haberden kulağımda kaldığı kadarıyla imamlar fark yiyerek yüzümüzü kara çıkarmışlar. Hayret ettim, futbol ile yatıp kalkan, bu uğurda iki kolunu birden kırabilen bir ırkın mensupları bu gaflete nasıl düşmüşler, ilginç.

Her neyse, benim yetki alanıma giren dinler arası diyalog İslam ile Kemalizm arasında. Bu iki dinin Türkiye’deki çatışması önemli gerilimlere sebebiyet veriyor. Ben de hem Kemalizm hem de İslam dinlerinde yetkin bir uzman olarak bu iki dinin mensupları arasındaki Medeniyetler Çatışmasını sona erdirecek bir diyalog çabasına öncülük etmek istiyorum. Peki bu nereden aklıma geldi? Merak etmeyin, rüyamda bir görünen filan yok, Radikal gazetesindeki haber bana ilham kaynağı oldu. Diyanetin “Kutlu Doğum Haftası” gibi Kadıköy Belediyesi de Atatürk’ün 125. doğum yıldönümü nedeniyle ‘Mutlu Doğum Haftası’ düzenleyecekmiş. Haber şu:

Kadıköy Belediyesi, bu yılki 19 Mayıs kutlamalarının ‘15-21 Mayıs tarihleri arasında bir hafta süresince yapılmasına karar verdi. Bilbordlara asılan ilanlarda, ‘15-19 Mayıs Mutlu Doğum Haftası’ etkinlikleri duyuruldu. ‘Mutlu Doğum Haftası’nda çeşitli panel ve konserlerle Atatürk’ün doğum günü ve kurtuluş mücadelesinin kutlanacağı belirtildi. Belediye Başkanı Selami Öztürk, “Bu kutlamaların Kutlu Doğum Haftası ile bağlantılı hale getirilmesinin anlamı yok, çünkü Kutlu Doğum her yıl yapılıyor. Bizim kutlamamızın özelliği bu yıl Ata’nın doğumunun 125. yıldönümü olması. Mozart’ın doğumunun 250.yılı tüm dünyada ve bizim ülkemizde de kutlandı. Cumhuriyetimizin kurucusunun doğum yıldönümünün üstelik kendi ülkesinde kutlanması da doğal” dedi.

Madem iş giderek dini boyut kazanmaya başladı, ben de çatışan Kemalist dindarlar ile İslamcı dindarlar arasını bulma yönünde bir girişim yapayım dedim. Bu iki din arasında bir diyalog oluşturabilmek için öncelikle her ikisinin yapısını biraz bilmek lazım. Bu konularda ehil ilahiyatçı Veysel Aratlıoğlu kendi sitesinde açıklamalar yapacaktır, ben yarım hoca misali bir iki atış yapacağım, o kadar. Evet, İslam dininin temel ilkeleri malum. Tabii halk nezdindeki din anlayışı (Mevlit ve Telli baba yatır kültürü vs.) bayağı farklı görünmekle birlikte tüm Türk vatandaşları iyi kötü İslam dininden haberdardır. Kemalizm dininin temel ilkeleri de üç aşağı beş yukarı bellidir. Ben özellikle işin kitabi yanına değil, toplumun yaşayışını etkileyen pratik yanına bakıyorum. Şimdi, bu iki inancın ilkelerindeki benzerlikleri biraz yakından inceleyelim:

1. Her iki dinin de benzer kültürel unsurları vardır. Türkiye Müslümanları türbe ziyaretlerine büyük önem verirler. Kemalizm dinine iman edenler de çeşitli gün ve gecelerde kabir ve makam ziyaretleri yaparlar. Birinci grubun kabir ziyaretlerinde ihlalde bazı kınamalar dışında yaptırım yokken, Kemalizm dininde ibadetler çok daha katı kuralara sahiptir. Mesela, İslam dininde ibadet esnasında sakız çiğnemeniz ciddiyetsiz olarak algılamanız dışında bir sonuç doğurmazken Kemalizmde tutuklanmanız ve 13 yıl hapis cezası almanız muhtemeldir.

2. Her iki dinin önemli günlerinde ilahi ve şiirler okunur. İslamda çoğumuzun kulağına hiç de yabancı gelmeyen “Sordum Sarı Çiçeğe”, “Kâbe’nin Yolları Bölük Bölüktür”, “İndiler Gökten Melekler” gibi ilahi ve şiirler yaygındır. Kemalizm dininin de bilinen çok sayıda marş ve şiiri vardır. Mesela, İslam’da ibadetlerin evvel ve ahirinde Fatiha okunması gelenek haline gelmişken, Kemalizm dininde 10. Yıl Marşı tercih edilmektedir. İslam dini mensupları ölülerinin ardından Mevlit okur. Muadili Kemalizm dininde de vardır ama bugünlerde pek bilinmemektedir. Kemalizm dininin Süleyman Çelebisi Behçet Kemal Çağlar’ın ünlü şiirinin internette bulduğum bir kısmını aktarayım:

Gel ey 19 mayıs eşsiz sabah merhaba
Ey Samsunda karaya çıkan ilâh, merhaba
Merhaba ey yükselen güneş Anafarta’dan
Merhaba ey kurtaran Türklüğü bin vartadan
Merhaba ey Türklüğe alın yazısı yazan
Merhaba Dumlupınar,Sakarya, İzmir, Lozan
Merhaba ey biribiri ardından inkilaplar
Merhaba ey ezeli, feyizli eşsiz bahar
Merhaba ey ilâhın en yakın arkadaşı
Merhaba ey devletin ak alnı, aziz başı
Doğuran bu gün, bir gün: doğuracak muttasıl
Her Türkün tevellüdü 19 Mayıs asıl
İlk çamurdan beden, üflenen ruh, dediler
Son tufanda Türklüğü kurtaran ruh, dediler

3. Her iki dinde de küfür müessesesi vardır. Özünde bu konuda Hıristiyanlıkta olduğu gibi bireyleri doğrudan dinden çıkaracak aforoz yetkisine sahip din adamları yoksa da, her iki dinin itikaden bozulmasıyla ortaya çıkan sapık İslamcı ve Kemalist tarikatlar sürekli küfür müessesesini işletip kendi grupları dışındakileri kâfirlik ile itham etmektedirler. Mesela, inanmış bir Kemalist mümin olarak Selanik’teki deftere AKP’nin içyüzünü yazan 82 yaşındaki Mehmet Dördüncü Kemalist olmayanları birçok başka sıfat yanında “kâfirlik” ile de itham etmektedir. Aynı durum 72 adedi cehennemlik, 1 tanesi Fırka-i Naciye olan İslami tarikatler için de geçerlidir. Türkiye’deki 72 tarikatın tamamının Fırka-i Naciye olma iddiası, ister istemez garip bir karşılıklı küfürleşme ortamına sebep olabilmektedir.

4. Her iki dinin halk arasında yaygın hurafeleri vardır. İslam dinine mensup Türk kavminin her il, ilçe, köy, mahallede muhtelif kesik baş, yatır, dede, arap, baba, hacı, evliya türü kutsallık atfedilen değerleri vardır. Kemalizm dininde de bir dağa düşen gölge (Damal Dağı), bir kayanın şekli (Edremit) kolaylıkla ziyaretgâh haline gelebilmektedir. Türk Müslümanları bu evliya ve yatırlardan kısırlık, kabızlık gibi hastalıklara deva yanında para, iş, bu ve öbür dünyada çalışmadan bedava bir hayat talep ederler. Kemalist hurafe erbabı çeşitli şikâyet dilekçelerini ilgili makam yerine Anıtkabir’e götürmeyi adet haline getirmişlerdir. Kemalettin Kamu’nun buyurduğu “Ne örümcek ne yosun. Ne mucize ne füsun. Kabe Arabın olsun. Bize Çankaya yeter” misali de burada hatırlanabilir.

5. İslam dini mensuplarının evlerinde duvarda en son ne zaman okunduğu bilinmeyen bir Kuran asılıdır. Duvarlarda Hz. Ali Calut’a karşı gibi temsiller gösteren halılar, iyi kötü Arapça bir hatla bir ayet, hadis içeren yazılar, mensup olunan şeyhin resmi, karınca duası gibi materyaller bulunurken, Kemalist ev ve resmi kurumlarında kutsal kitaba muadil Nutuk, duvarlarda resimler, 10. Yıl Nutku, Gençliğe Hitabe gibi materyaller yer alır.

6. Her iki dinin de benzer kutsalları vardır. İslamcıların iman esasları bellidir. Müslüman “Allahtan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed onun elçisi ve kuludur” diyerek İslama mensubiyetini ifade ederken, bir Kemalist de “Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı, laik, demokratik, çağdaş” olma yeminiyle yola çıkar. İbadetler bir ölçüde farklılaşsa da görüntüler pek yabancı değildir. İslam’daki Allah, peygamber, sahabe, tabiun, tebei tabiun, müctehid, zındık, bidatçi gibi unsurların Kemalist dinde karşılıkları vardır. Atatürk’ün Allah yahut peygamber olması üzerinde kesin ittifak edilmemekle birlikte İsmet Paşa’nın halifeliği sabittir.

Daha birçok benzerlik bulmanız mümkündür. Konuyu çok uzatmamak için kısaca özetlediğim bu iki kesim arasındaki husumetin nasıl giderilebileceği ile ilgili kanaatlerime geçeyim.

1. Öncelikle bu iş için tarafsız bir heyetin gönüllü işe koyulması gerekir. Heyetin başında ben olabilirim, ortalama bir ombudsman maaşı dışında bir şey de talep etmem. Ekipte yeter sayıda saldırgan olmayan (artık ne kadar varsa) İslamcı ve Kemalist İlahiyatçılar, iktisatçılar, ilim ve fen erbabı yer alabilir.

2. Öncelikle iki kesim arasında, klasikleşen bir usul olması sebebiyle, bir halı saha maçı tertiplenmelidir. Kemalist ekip sahaya Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet ve Radikal gazetesinin önerileri ile Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Dernekleri, CHP, MHP, İP, EMEP mensupları, Hacı Bektaş Belediyesi arasından seçilen bir kadro ile çıkar. Takımın finansmanını da Selçuk Parsadan üstlenir. Dinci ekip de Vakit, Milli Gazete ve Yeni Şafak gazetelerinin önerileri ile Diyanet İşleri Teşkilatı, bilumum yeraltı tarikatleri, AKP, SP mensuplarından oluşan bir kadro kurar. Finansmanı Tekbir Giyim üstlenebilir.

3. Önderliğimdeki ekibin girişimleriyle, dinci ekibin kutsal gün ve gecelerine Kemalist takımın katılıp Nutuk ve 10 Yıl Marşı okumalarımı sağlanırken, Kemalistlerin mübarek gün ve gecelerine katılan dindar insanlar ilahi ve Kuran okuyabilirler. Yine bir dindar öldüğünde ardından helva yenirken Kemalist grup da rakı içerek acıyı paylaşabilir.

4. Kutsal mekânların ziyaretlerine de birlikte gidilebilir. Mesela Urfa Hz. İbrahim gölü gezisi yapan, Adıyaman’daki şeyhi ziyaret eden grup rotayı biraz değiştirip Kars civarında Damal Dağında Temmuz ayı gölgesi önünde çalınan bando, mızıka eşliğinde Sordum Sarı Çiçeğe ilahisi okuyabilir. Aynı şekilde sayın Ahmet Necdet Sezer önderliğinde bir grup Kabe’ye umreye gidip Nutuk okuyabilirler. Çeşitli zamanlarda seçilmiş gruplar topluca Anıtkabir ve Mevlana Türbesi ziyaretleriyle aralarını pekiştirmeye, safları sıklaştırmaya çalışabilirler.

5. Dindarlar kestikleri kurbanların derilerinin bir kısmını gönüllü olarak THK, ADD, ÇYDD gibi kurumlara bağışlarken, Kemalistler de çeşitli kaynaklardan gelirlerini (mesela CHP İş bankası gelirinin bir kısmını) Süleymancı yurtlarına, Kuran Kursu öğrencilerine aktarabilir. Dinci Vakıflar ağırlıklı olarak İmam Hatiplileri, Çağdaş Vakıflar da sadece Alevi gençleri bursla desteklemek yerine kendi aralarında paslaşabilirler.

6. İki din mensupları karşılıklı birbirlerine hoş sürprizler yapıp sıcak bir hava oluşturabilirler. Mesela Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay ve Kara kuvvetleri karargâh subayları bir Cuma Kocatepe’de topluca namaza gelip namaz çıkışı cemaatle hasbıhal edebilirler. Buna mukabil AKP yöneticileri, Vakit, Yeni Şafak gazete yazarları da durduk yerde Anıtkabir’e giderek şeref defterinin bir yerlerini yırtmadan samimi bazı cümleler yazarlar. Bu esnada kendilerine Nutuk yahut Atatürk resmi gösteren birine de tatlı bir gülümseme ile “meczup” deyip geçebilirler.

7. CHP Parti grubu bir toplantısını jest olarak Kuran okuyarak başlatır, Meclis camisinde bir öğle namazında Kemal Anadol imamlık, Ali Topuz müezzinlik yapabilir. AKP de bir grup toplantısında ülkenin içinde bulunduğu şartları Nutuk’tan örnekler ve alıntılarla işleyebilir.

“Gördüğün rüyadan uyan bre gafil, dinlerarası diyalog bizi bölmek isteyenlerin, Fethullah hocanın bir aldatmacasıdır” diyenleriniz olabilir. Hayır, ben hiç de kötümser değilim. Katoliklerle Müslümanların diyalog kurabileceğine iihtimal veriliyor da, Kemalistlerle İslamcıların diyaloguna neden inanılmasın? Gelin bu oluşuma destek verin. İstekli olan çıkarsa onursal başkan sıfatıyla kenara çekilmeye de hazırım. Yeter ki şu kör dövüşüne bir nebze çare bulalım. Konu bulamayacağım için sitemin kapanması ve işsiz kalmama sebep olsa bile, buna razıyım.

Popularity: 18% [?]

“Sen söylüyorsun, ben söylemiyorum”

FST 8 Mayıs 2006

demmm.jpgMedyada, sağda solda Süleyman Demirel’in çıkışları için türlü yorumlar yapıldığını görüyorum. Öncelikle “bırakın canım, ne dediği belli değil, ne ciddiye alıyorsunuz” diyenler var. Bir de İlhan Selçuk gibi “işte dincilerin hakkından gelecek dindar” gibi karşı cephede yer alanlar var. Eskiden “dinsizin hakkından imansız gelir” denirdi, şimdi “dincinin hakkından samimi dindar gelir” diyerek bunu düzenlemekte bir mahzur görmüyorum. Bir de benim de dahil olduğum Süleyman Beyi ciddiye alıp sözlerini anlamlandırmaya çalışan ortadakiler var. Bu çabamız son zamanlarda çok güçleşiyor, zira Süleyman beyin ne dediği iyice karışmaya başladı. Böyle giderse ben ve ahbaplarım kendimize bir saf seçmek zorunda kalacak gibiyiz. Herneyse, Demirel bir toplatı vesilesiyle gazetecilerin sorularını cevaplarken şöyle diyaloglar geçmiş:

[…] Demirel, “Kurtarıcılığa soyunuyor musunuz?” sorusuna da “Türkiye’nin kurtarılacak falan bir durumu yoktur. Türkiye yolunda gidiyor. Bakın ne kadar güzel bir gün. Hepiniz buradasınız. Türkiye hür, demokratik bir ülke. Yoluna öyle devam edecektir” cevabını verdi. “Yani bundan memnunsunuz?” denilmesini üzerine de Demirel, “Nereden çıkardın?” dedi. 9. Cumhurbaşkanı Demirel, aynı gazetecinin “Az önce söylediniz” ifadesi üzerine de “Sen söylüyorsun, ben söylemiyorum” diye konuştu.

Yazının kalanında da üzerinde düşünülmesi gereken cümleler var. Bu arada Haber 7 sitesine de bir eleştiri getireyim. Akıllarınca Demirel üzerine yazılmış şiirleri toplamışlar, bu vesileyle de Azerbaycan’dan bir dostun bana zahmet edip yolladığı bazı bölümleri kaynak maynak hak getire olduğu gibi almışlar. Diğer şiirleri de başarısız seçmişler. Mesela Veysel beyin bir ara yolladığı Ümit Yaşar Oğuzcan’ın anlamlı şiiri de sitemde olmasına rağmen almamışlar. Bari bir işi düzgün yapın. Bu vesileyle şiiri yeniden hatırlatmış olayım.

Ne demişiz, ne yapmışız
Biz demişiz ve yapmışız
Pireyi deve yapmışız
Va mı bunun izah tarzı.

Vatandaşı bıktırmadık
Gecekondu yıktırmadık
Ne yaptıysak çaktırmadık
Va mı bunun izah tarzı.

Amerikan şirketleri
Zengin edecek fertleri
Dinliyoruz ya dertleri
Va mı bunun izah tarzı.

Köy, kasaba, ilçe, bucak
Millet açtı bize kucak
N’oolmuş yani ne olacak
Va mı bunun izah tarzı.

Yolumuz, rengimiz, belli
İşte oturduk temelli
Bize laf yok, bundan kelli
Va mı bunun izah tarzı.

Bu böyledir demedik mi
Şu şöyledir demedik mi
“Allah bilir” demedik mi
Va mı bunun izah tarzı.

Biz demişiz ne demişiz
Acıktınsa ye demişiz
“Gel” demişler “he” demişiz
Va mı bunun izah tarzı.

Ümit Yaşar OĞUZCAN

Popularity: 6% [?]

“Eğitim materyalleri”

FST 8 Mayıs 2006

orumcek.jpgNedense şu ara Milli Eğitim ile ilgili haberler fazla dikkatimi çekmeye başladı. Milli Eğitim bürokratları aldıkları aylık, yolluk ve harcırahların hakkını vermek için ciddi çaba sarfediyorlar, bu da güzel bir şey. Son gündem konularından biri çizgi roman kahramanlarından Örümcek Adamın defter, çanta, kalem gibi levazımatın üzerinden kaldırılmasına dair imiş. Haberde şöyle sözler okudum:

[…] MEB İlköğretim Genel Müdürü Servet Özdemir, çocukları şiddete özendirecek çizim ve görünümlerin eğitim materyallerinden çıkarılması için özel sektöre ‘tavsiye’ kararı almaya hazırlandıklarını açıkladı. Özdemir, eğitim materyallerinde Anıtkabir, saat kulesi, Atatürk Barajı neden olmasın?” dedi.

Doğrusu enteresan bir plan. Yorumun devamında eski çizgi filmler Ayı Yogi vs. iyiydi, şiddet yoktu türünden ibareler de var. Haber 7 sitesine yorum yapan Yaşar Şahin adlı vatandaşımız da Barbie bebeklerden şikayet etmiş, “Kapitalizmin dünya gençliğine (kızlarına) bilinç altında bir model olarak …” türü cümlelerle Milli Eğitim bakanlığına destek vermiş.
Ben de bu konuda Milli Eğitime destek veriyorum. Kahrolsun şiddet, kapitalist sömürü düzeni vs. Yalnız bu iş tutar mı emin değilim. Neticede ben de ilkokul talebesi olsam defterimin üzerinde Örümcek Adam resmi olmasını Atatürk Barajı resmine tercih ederim. Yahut küçük bir çocuğun tişört almak üzere dolaşan annesine “Üzerinde Çorum saat kulesi olsun, X-Men kahramanları yahut Fantastik Four istemem” demesi de düşük ihtimaldir.

Sonra şu şiddet işi de karışık, bizim Dede Korkut destanında öyle hikayeler var ki, bırakın ilkokul çocuğunu, ben bile evde yalnızken okuyamıyorum, dehşete düşüyorum. Basat’ın Tepegözü öldürmesi filan hatırlıyorum, ortalık kan gölü. Ömer Seyfettin’in bir sürü hikayesi de çocuklara hiç uygun değildir.

Haydi bunları geçelim, Bugs Bunny ve ahbaplarına bir göz atmak dahi Milli Eğitimin işinin çok uzun olduğunu göstermeye yetebilir. Misal, Bugs’ın sürekli bela olduğu Sam vardır. Şu kızıl bıyıklı çizgi karakter. Kimi zaman bir kovboy, bazen bir bedevi eşkiya olarak sürekli bir tüfekle şiddet eylemi içinde olan Sam’in başına gelenler de ortalama bir çocuğun hareketlerini etkileyebilir. Mesela çocuklar bu çizgi filmlerden etkilenip birbirlerinin tepesine örs atmaya kalkabilirler.

Neticede, ben de sorumlu bir vatandaş olarak bunların yasaklanmasına taraftarım. Örümcek adam ve onu hatırlatacak tüm “materyallere” savaş açılmalıdır. Hatta mümkünse evde rastladığımız örümceklerle dahi mücadele edilmelidir. Bu isteğimde sene başında 10 YTL’likleri varken, Örümcek Adam sebebiyle 30 YTL ödeyerek oğlana aldığım okul çantasının acısının ciddi bir etkisi yoktur. (Tabii önümüzdeki yıl kısmet olursa Anıtkabir ya da Saat Kuleli bir şey seçeceğim, ona şüphe yok).

Popularity: 25% [?]

Demirel Ne Diyor?

FST 4 Mayıs 2006

Demirel.jpgDemirel son zamandaki çıkışıyla ortalığı karıştırdı, kar yağmasına en çok çocuklar sevindiği gibi, buna da en çok ben sevindim. Malzeme bol olunca birşeyler yazmak da zorlaşıyor. Allahtan değerli yorumcu dost ve büyüğümüz Metin bey “Safsata Kılavuzu” adlı bir esere Demirel’in takdim yazması gereğine işaret ettiğim bir yoruma cevaben aşağıdaki yazıyı göndermiş. Son günlerde 9. Cumhurbaşkanımızın ne demek istediğini anlamaya çalışanlar için zihin açıcı netlikte bir yazı.

Muhterem Fethi Bey gardaşım, benim Fethi Bey’im, benim işçim, benim köylüm,

Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir. Memlekette takdim yazısı vaadı da biz mi yazmadık! Üs yok, takdim yazısı var. Metin Bey’lerde çare tükenmez. Açım diyene takdim yazısı yaz diyemezsiniz. Bana Metin Bey takdim yazısı yazamıyor dedirtemezsiniz. Elektriğin gomonisti, Metin Bey’in takdim yazısı yazamayanı olur mu? Metin Bey bazen rutinin dışına çıkabilir. Takdim yazısı tartışması kadar bu blogistanda havanda su dövülen başka bir konu yoktur. Bloglar takdim yazısı yazmakla aşınmaz. Kim bir takdim yazısı yazıyorsa Metin Bey beş fazlasını yazar. Bundan sonra bizim yanımızda durur, karşımızdakilere takdim yazısı yazar. Yazmadıysa yazmamış demektir, neresini sıksaydım? Böyle birşeyi benden umar mısınız Fethi Bey gardaşım? Türkiye’de böyle bir takdim yazısı var mı? Varsa iddia edildiği gibi suiniyetle mi yazılmıştır? Kim yazmıştır? Kim tape etmektedir? Moderatörler ne yapıyor? Hökümetin başını Metin Bey’in neden takdim yazısı yazmadığı iddiasını ispata davet ediyorum. Edemezse namerttir! Blog yorumcuları emekli olmaz. Gerekirse meydanlara, o da olmazsa bloglara inerim. Bunun icabı vardır veya yoktur bu ayrı bir mesele, icabı yoksa fuzuli bir şey yapılmış olmaz yine de, icabı varsa takdim yazısı fevkalade bir şeydir. Bu önemli bir iştir, binaenaleyh takdim yazısı yazmak takla atmaya benzemez. Pırlanta büyük, takdim yazısı yapamıyorsunuz; ama pırlanta olduğu için kaldırıma da koyamıyorsunuz. Güçlü takdim yazısını güreşe mi göndereceksiniz? Sorunun yanlış sorulması, cevabı yanlış kılar. Deniyor ki, araştıralım. O zaman herşeyi araştıralım, yarın güneş doğacak mı diye araştıralım. Dün dündür, bugün bugündür. Yarının icabına yarın bakarız. Birşey olduysa olmuş demektir. Ben bu yanlıştır demem, doğru da demem! Gap’ı da, Metin Bey’i de gaptırmam. Son beş yıldır bu blogların ne içindeyim, ne dışındayım, odamdan izliyorum. Binaenaleyh blogistanın altı çürüktür, interinetin altı çürüktür diye bırakıp gidecek değiliz, bununla yaşamasını öğrenicez; devletimiz ortadadır, güçlüdür. Benim halkım böyle yorumların üstüne bir bardak temiz soğuk su bulup içmemeli miydi? Benim halkım böyle yorumların üstüne bir bardak temiz soğuk su, su yoksa fiski bulup içmeliydi. Büyük blog yorumcularının geri vitesi yoktur. Mustafa Bey’in ID politikasından, Kürt meselesi politikasından, laiklik politikasından, İK politikasından uzun uzun konuşalım; bugün Avrupa Birliği müzakere masasındaysak bunların sayesindedir. Derin yorum, normal yorumun raydan çıkmış halidir. Mustafa Bey ve Metin Bey vardır, halk da vardır, olması da doğaldır. Bizim blogda ayrı gayrı yoktur. Altı yorumcuyuz: Muzmin Anonim, Bekir, Nuri, Suat, Metin ve ben. Altımızın yazdığı ortaktır. Hepsi bir çanakta toplanır. Herkes ihtiyacına göre çanaktan yazar. Mustafa Bey’in blogu kaypak bir zemindedir, altı oyulmuştur. 7 kere gittik 8 kere geldik, her geldiğimizde gönderdiler bi daha geldik, binaenaleyh doyamadık takdim yazısı yazmaya. Mustafa Bey’in blogu bir Yunan gölü değildir, Mustafa Bey’in blogu bir Türk gölü de değildir, Mustafa Bey’in blogu bir göl değildir. Blogistanı biz hiç beğenmiyoruz, ama 75 yılda neler yapılmış neler! Bizim korkumuz, biz üniter bir bloguz, acaba üniter bloga zarar gelir mi diye biz link sistemini düşünemiyoruz. Link sistemini düşünemediğimiz için de moderatörlüğe saplanmışız. (Fethi Bey gardaşım, hani senin benin, şuralarda bi yerlerde olacaktı?)

Türbanlılar takdim yazısını burada okuyamıyorlarsa Arabistan bloglarında okusun! Vaaa mı bunun başka izah taaazı?!

Biz Milliyetçi Cephe’yi niçün gurduk? Milli gofret mes’elesinin halli içün. GAP nasıl benim eserimse, gofret de benim eserimdir. Bana boşuna mı Barajlar Kralı Morrison diyorlar! Gofret mes’elmesini çözmeden şurdan şuraya adım atmam. Attırırız diyorsanız o sizin bileceğiniz iştir. Binaenaleyh Ferruh yanlış yapmıştır. Goalisyonlarla bu memleket idare edilemez dedik, aziz milletime annatamadık. Fevkalade mühim bir mes’ele olan gofret mes’elesini bizi iktidara tek başına getirirseniz çözme taahhüdümde ısrarlıyım. Benim memurum işini bilir. (Müsteşar Turgut, aradan çık!) 

Gendim için birşey istiyorsam namerdim Fethi Bey gardaşım! 

Ben de kendisine cevaben diyorum ki, “Başkası ne veriyorsa benden 5 fazlası, gel yorumu burada yap, neticede verdimse ben verdim…”

Popularity: 10% [?]

“Atatürkçü duruşumuz”

FST 3 Mayıs 2006

azizyild.jpgFenerbahçe 100. kuruluş yıldönümünü kutluyormuş. Beklendiği üzere kutlama törenleri İstanbul’da Fenerbahçe Stadında değil Ankara’da Anıtkabir’de başlamış. Güzel bir uygulama, inşallah diğer kulüplerimiz için de örnek oluşturur. FB Başkanı Aziz Yıldırım Anıtkabir Özel defterine şunları yazmış:

Aziz Atam,

Kurtuluş Savaşı’nda komutanız altında bu ülkenin bağımsızlık ve kurtuluşu için canlarını feda eden ve her türlü katkıda bulunan kulübümüz mensupları, kulübümüz tarihinin vazgeçilmez temel ilkesi olan cumhuriyete bağlılık, vatanseverlik düşüncelerinin tohumlarını atmıştır. Ulusumuzun en büyük ve ortak değerleri olan ilkelerinizin sadık bekçileriyiz. Temelini attığınız çağdaş cumhuriyet Türkiye’sinin bireyleri olmak bizlerin onuru ve gururudur. Ulusumuzun Ata’sının Fenerbahçeli olması ayrıca kulübümüzün ve taraftarımızın onuru ve gururudur. Kurduğumuz Cumhuriyet kadar sağlam ilke ve temeller üzerine büyüyen kulübümüz, bugün kulübümüzü ziyaretinizin 88. yılını idrak etmektedir. Bir asırdır ilke ve inkılaplarınıza sadakat ile bağlı kulübümüz, nice 100 yıllar boyunca da aynı bağlılıkta ilke ve inkılaplarınız takipçisi olacaktır. Bugün aziz hatıranızı saygı ile yad ederken, çağdaş, demokratik, parlamenter Türkiye’nin yıkılmaz bir kalesi olarak Atatürkçü duruşumuzdan asla taviz vermeyeceğimizi huzurunda tekrarlarız. Ruhunuz şad olsun…”

Çağdaşlıktan nasipsiz bir ülkedeki (misal İngiltere gibi bir kırallık) futbol kulüpleri için anlamsız gibi görünen bu açılış töreni ve mesajlar (mesela “bugün kulübümüzü ziyaretinizin 88. yılını idrak etmektedir” gibi) Cumhuriyetin kazanımlarına göz dikenlere atılan bir şamardır ve en az Demirel’inki kadar ses getirecektir. Yalnız “Ulusumuzun Ata’sının Fenerbahçeli olması” ifadesi diğer “büyük”, “orta” ve “deste” boydaki futbol kulüplerimizi celallendirebilir, demedi demesin Aziz Bey. Daha önce bu konuda yapılan sert tartışmaları derin analizlerle sonuçlandırdığımı hatırlıyorum. Benim de ulaştığım netice Ali Şen’in darbe döneminde Fenerbahçe kulübünün ruhsatsız binası önüne Atatürk büstü dikerek bir generale açılış yaptırmasına dayanarak, Aziz beyinki ile aynıdır. Elbette “Atatürk bir takıma mal edilemez” der ve Ali Kırca’nın “Atatürk’ün hangi takımı tuttuğu değil, kulüplerin ne kadar Atatürkçü olduğu önemlidir. Bu yarış Atatürk’ü sevme yarışıysa, bu yarış hep devam etsinveciz sözünü hatırlatırsanız benim de diyecek fazla birşeyim kalmaz.

Bu arada şu dakika itibariyle kupa finalinde FB-BJK:2-2 neticesi maçı uzatmaya götürmüş bulunuyor, bu tatlı yarışın sahada da devam ediyor olması çok güzel. Nice 100 yıllara Fenerbahçe…

Popularity: 9% [?]

“Daha Anlaşılır Hale Getirildiğini…”

FST 3 Mayıs 2006

uydurma.jpgDemirel fırtınasının dineceği yok, arada gözden kaçabilecek ilginçlikler olabiliyor, dikkat etmek gerek. Misal, geçenlerde Atatürkçü Düşünce Derneğinin bir konferansında İsmet Görgülü isimli bir doçent konuşma yapmış, yanında da resimde görülen afiş asılıymış. Afişteki yazıda “Cumhuriyet düşünsel, bilimsel, tensel, güçlü ve yüksek kişilikli korumacılar ister-K. Atatürk” deniyor. Haberde tuhaf yerler gözüme çarptı:

Atatürk’ün 1924 yılında öğretmenlere hitaben söylediği bu sözün aslının, “Cumhuriyet fikren, ilmen, fennen, bedenen kuvvetli ve yüksek seciyeli muhafızlar ister.” olduğunu savunan vatandaşlar, derneğin Atatürk’ün sözlerini değiştirmesini eleştirdi. Konferansta konuşma yapan Doç. Dr. Görgülü ise Atatürk’ün sözlerinin çarpıtılmadığını, sadece kelimelerin değiştirildiğini kabul ederek sözün doğrusunun, “Cumhuriyet fikri, ilmi, maneviyatlı ve yüksek karakterli muhafızlar ister.” olduğunu söyledi.

Konunun eleştirilmesi üzerine ADD Marmaris Şube Başkanı Cemalettin Efecan ve Yönetim Kurulu üyeleri, sözlerin çarpıtılmadığını, sadece daha anlaşılır hale getirildiğini ve günümüz Türkçesine uyarlandığını savundu. Efecan, cümledeki “tensel” kelimesinin yanlış yazıldığını, doğrusunun “tinsel” olacağını belirtti.

“…olduğunu savunan vatandaşlar” deniyor, her kim ise bunlar hakikaten uyanıkmış. Yalnız doçent ile vatandaşın Ata’ya atfettikleri söz biraz farklılaşmış. Vatandaş versiyonunda ilim ve fen varken, maneviyattan söz edilmiyor. Doçent versiyonunda ise ilim ve fennin yerini “fikri, ilmi” almış bir de maneviyatlı denmiş. Bu versiyonun imlası da bozuk. “Fikri, ilmi, maneviyatlı” denmiş. “Fikirli, ilimli, maneviyatlı�? olsa belki diyeceğim ama Atatürk böyle bir söz söylemiş olamaz. Öte yandan, birini söyleyen doçent, yani “bilim konuşuyor”. Ayak takımının iddiasına tercih etmemiz “ilim ve fennin” icabıdır.

Aslında aynı imla bozukluğu ADD şube başkanının ifadesiyle “sadece daha anlaşılır hale getirilen�? vecize için de geçerli. Mesela “Cumhuriyet düşünsel, bilimsel, tensel (tinsel)… korumacılar ister” ifadesindeki düşüklükler bir yana, “düşünsel korumacı” nedir sorusu akla gelebiliyor. Elbette aynı şeyi “bilimsel korumacı” için söyleyemeyeceğim, son yıllardaki gelişmelere göre gayet uygun bir ifade olmuş.

Peki bu ifade için daha “anlaşılır” denebilir mi? Vatandaş versiyonunda “seciye” kelimesi belki günlük konuşmada sıkıntı yaratabilirken, doçent versiyonunda ortalama olarak herkesin anlayabileceği kelimeler yer alıyor. Ya Atatürkçü derneğin sadeleştirip anlaşılır hale getirdiği, üstelik bir de yanlış yazdığı ifadedeki “tinsel” kelimesine ne diyelim? Seciye cümlenin gidişatından çıkarılabilir ama tinsel (tensel haline dönüşmese dahi) çağdaşlıktan nasibini almamış olanları bir hayli zorlayabilir. Bir de “günümüz Türkçesi” lafı geçiyor, “dünümüz Türkçesinde” ciddi bir problem var demek ki günümüz Türkçesi icat edilme ihtiyacı hasıl olmuş.

Anladığım kadarıyla –en azından bu örnek için- ADD mensupları Atatürk’ün söylediğini hem anlayabilecek hem de doğrusunu yazabilecek yetenekten bayağı uzak şahıslar. Baksanıza içinde anlaşılmayacak tek kelime olmayan bir vecizeyi sadeleştirelim derken bir alay çam devirmişler. Üstelik işin içine koca bir doçenti de karıştırıp ele güne mahcup etmişler. Yalnız Cumhuriyet gibi düpedüz Arapça bir kelime neden anlaşılır hale getirilmemiş onu çözemedim. Lafı uzatmadan, geçen sefer bir başka konuda olduğu gibi bu yazıyı da A. Karakoç’tan bir şiirle bağlayayım.

Yoğurtlu Turşu

Toplum ağacında ham betiklerin
Buruk lezzetinden tatmayan bilmez
Düşsel anıların, kör yitiklerin
Küflü gölgesinde yatmayan bilmez

Şişerken mutluluk salatasından;
Usumuz döküldü ayran tasından
Tutuk sevilerin üç ortasından
Havucu çorbaya katmayan bilmez

Ulusal sevinge söylevleri hiç
Yaşamlar hörgüçlü, koşullar tüm piç
Yığınla sözcükten çıkmaz bir kerpiç
Yılanı koynunda tutmayan bilmez

Çabalar armutça düşerken daldan
Yapıtlar dumanca tüttü kavaldan
İki kez, dört sanı, altı çuvaldan
Bir giz var kargaca ötmeyen bilmez

Özgürlük evrende koşturur atı
Bir ettik yoğunu, yalını, saltı;
Yeni tilciklerin yediği haltı
Yır denen kazıktan yutmayan bilmez

A. Karakoç

Popularity: 8% [?]

Şamar

FST 2 Mayıs 2006

derrrn.jpgSüleyman Demirel’in başörtüsü çıkışı malum, millet esip gürlerken Babayı savunmak gene bana düşecek gibi görünüyor. (10 kişilik ombudsman kadrosuna dahil olma girişimimle konunun alakası yoktur). Süleyman bey kendi beyanatları üzerine boş boş atıp tutanlara şu cevabı vermiş:

[…] Bugün orta yerdeki polemik şu; kızlar, başı bağlı kızlar üniversitede okuyamıyor. Okuyamıyorsa bu engeli kaldırın. Bu engeli kaldırmak kime düşer? Bugünkü hükümete düşer. Vaatleri de odur. Üç buçuk senedir neredesiniz? Kaldırın bu engeli. Sonra, bu ülkenin çocuklarının dış ülkelerde okuması o kadar da ayıp bir şey değil. Eğer ayıp bir şeyse kendi çocuklarınızı evvela Türkiye’de okutun.

Konuyla ilgili başka yazı yazma hakkımı mahfuz tutarak Babanın okkalı şamarını hatırlatıvereyim dedim.

Popularity: 6% [?]

« Geri

Kapat
E-posta ile paylaş