“Mutlu Doğum” ve Dinlerarası diyalog
FST 9 Mayıs 2006
Tahmin edeceğiniz üzere benim ilgi alanıma İslam-Hıristiyanlık kardeşliği girmiyor. Bu iş daha ciddi sitelerde enine boyuna ele alınıyor. En son izlediğim bir haberde Almanya’da dinler arası diyalog çerçevesinde yapılan bir halı saha maçında Diyanet imamları ile Hıristiyan din adamlarının karşı karşıya geldiğini işitmiştim. Netice nedir derseniz, haberden kulağımda kaldığı kadarıyla imamlar fark yiyerek yüzümüzü kara çıkarmışlar. Hayret ettim, futbol ile yatıp kalkan, bu uğurda iki kolunu birden kırabilen bir ırkın mensupları bu gaflete nasıl düşmüşler, ilginç.
Her neyse, benim yetki alanıma giren dinler arası diyalog İslam ile Kemalizm arasında. Bu iki dinin Türkiye’deki çatışması önemli gerilimlere sebebiyet veriyor. Ben de hem Kemalizm hem de İslam dinlerinde yetkin bir uzman olarak bu iki dinin mensupları arasındaki Medeniyetler Çatışmasını sona erdirecek bir diyalog çabasına öncülük etmek istiyorum. Peki bu nereden aklıma geldi? Merak etmeyin, rüyamda bir görünen filan yok, Radikal gazetesindeki haber bana ilham kaynağı oldu. Diyanetin “Kutlu Doğum Haftası” gibi Kadıköy Belediyesi de Atatürk’ün 125. doğum yıldönümü nedeniyle ‘Mutlu Doğum Haftası’ düzenleyecekmiş. Haber şu:
Kadıköy Belediyesi, bu yılki 19 Mayıs kutlamalarının ‘15-21 Mayıs tarihleri arasında bir hafta süresince yapılmasına karar verdi. Bilbordlara asılan ilanlarda, ‘15-19 Mayıs Mutlu Doğum Haftası’ etkinlikleri duyuruldu. ‘Mutlu Doğum Haftası’nda çeşitli panel ve konserlerle Atatürk’ün doğum günü ve kurtuluş mücadelesinin kutlanacağı belirtildi. Belediye Başkanı Selami Öztürk, “Bu kutlamaların Kutlu Doğum Haftası ile bağlantılı hale getirilmesinin anlamı yok, çünkü Kutlu Doğum her yıl yapılıyor. Bizim kutlamamızın özelliği bu yıl Ata’nın doğumunun 125. yıldönümü olması. Mozart’ın doğumunun 250.yılı tüm dünyada ve bizim ülkemizde de kutlandı. Cumhuriyetimizin kurucusunun doğum yıldönümünün üstelik kendi ülkesinde kutlanması da doğal” dedi.
Madem iş giderek dini boyut kazanmaya başladı, ben de çatışan Kemalist dindarlar ile İslamcı dindarlar arasını bulma yönünde bir girişim yapayım dedim. Bu iki din arasında bir diyalog oluşturabilmek için öncelikle her ikisinin yapısını biraz bilmek lazım. Bu konularda ehil ilahiyatçı Veysel Aratlıoğlu kendi sitesinde açıklamalar yapacaktır, ben yarım hoca misali bir iki atış yapacağım, o kadar. Evet, İslam dininin temel ilkeleri malum. Tabii halk nezdindeki din anlayışı (Mevlit ve Telli baba yatır kültürü vs.) bayağı farklı görünmekle birlikte tüm Türk vatandaşları iyi kötü İslam dininden haberdardır. Kemalizm dininin temel ilkeleri de üç aşağı beş yukarı bellidir. Ben özellikle işin kitabi yanına değil, toplumun yaşayışını etkileyen pratik yanına bakıyorum. Şimdi, bu iki inancın ilkelerindeki benzerlikleri biraz yakından inceleyelim:
1. Her iki dinin de benzer kültürel unsurları vardır. Türkiye Müslümanları türbe ziyaretlerine büyük önem verirler. Kemalizm dinine iman edenler de çeşitli gün ve gecelerde kabir ve makam ziyaretleri yaparlar. Birinci grubun kabir ziyaretlerinde ihlalde bazı kınamalar dışında yaptırım yokken, Kemalizm dininde ibadetler çok daha katı kuralara sahiptir. Mesela, İslam dininde ibadet esnasında sakız çiğnemeniz ciddiyetsiz olarak algılamanız dışında bir sonuç doğurmazken Kemalizmde tutuklanmanız ve 13 yıl hapis cezası almanız muhtemeldir.
2. Her iki dinin önemli günlerinde ilahi ve şiirler okunur. İslamda çoğumuzun kulağına hiç de yabancı gelmeyen “Sordum Sarı Çiçeğe”, “Kâbe’nin Yolları Bölük Bölüktür”, “İndiler Gökten Melekler” gibi ilahi ve şiirler yaygındır. Kemalizm dininin de bilinen çok sayıda marş ve şiiri vardır. Mesela, İslam’da ibadetlerin evvel ve ahirinde Fatiha okunması gelenek haline gelmişken, Kemalizm dininde 10. Yıl Marşı tercih edilmektedir. İslam dini mensupları ölülerinin ardından Mevlit okur. Muadili Kemalizm dininde de vardır ama bugünlerde pek bilinmemektedir. Kemalizm dininin Süleyman Çelebisi Behçet Kemal Çağlar’ın ünlü şiirinin internette bulduğum bir kısmını aktarayım:
Gel ey 19 mayıs eşsiz sabah merhaba
Ey Samsunda karaya çıkan ilâh, merhaba
Merhaba ey yükselen güneş Anafarta’dan
Merhaba ey kurtaran Türklüğü bin vartadan
Merhaba ey Türklüğe alın yazısı yazan
Merhaba Dumlupınar,Sakarya, İzmir, Lozan
Merhaba ey biribiri ardından inkilaplar
Merhaba ey ezeli, feyizli eşsiz bahar
Merhaba ey ilâhın en yakın arkadaşı
Merhaba ey devletin ak alnı, aziz başı
Doğuran bu gün, bir gün: doğuracak muttasıl
Her Türkün tevellüdü 19 Mayıs asıl
İlk çamurdan beden, üflenen ruh, dediler
Son tufanda Türklüğü kurtaran ruh, dediler
3. Her iki dinde de küfür müessesesi vardır. Özünde bu konuda Hıristiyanlıkta olduğu gibi bireyleri doğrudan dinden çıkaracak aforoz yetkisine sahip din adamları yoksa da, her iki dinin itikaden bozulmasıyla ortaya çıkan sapık İslamcı ve Kemalist tarikatlar sürekli küfür müessesesini işletip kendi grupları dışındakileri kâfirlik ile itham etmektedirler. Mesela, inanmış bir Kemalist mümin olarak Selanik’teki deftere AKP’nin içyüzünü yazan 82 yaşındaki Mehmet Dördüncü Kemalist olmayanları birçok başka sıfat yanında “kâfirlik” ile de itham etmektedir. Aynı durum 72 adedi cehennemlik, 1 tanesi Fırka-i Naciye olan İslami tarikatler için de geçerlidir. Türkiye’deki 72 tarikatın tamamının Fırka-i Naciye olma iddiası, ister istemez garip bir karşılıklı küfürleşme ortamına sebep olabilmektedir.
4. Her iki dinin halk arasında yaygın hurafeleri vardır. İslam dinine mensup Türk kavminin her il, ilçe, köy, mahallede muhtelif kesik baş, yatır, dede, arap, baba, hacı, evliya türü kutsallık atfedilen değerleri vardır. Kemalizm dininde de bir dağa düşen gölge (Damal Dağı), bir kayanın şekli (Edremit) kolaylıkla ziyaretgâh haline gelebilmektedir. Türk Müslümanları bu evliya ve yatırlardan kısırlık, kabızlık gibi hastalıklara deva yanında para, iş, bu ve öbür dünyada çalışmadan bedava bir hayat talep ederler. Kemalist hurafe erbabı çeşitli şikâyet dilekçelerini ilgili makam yerine Anıtkabir’e götürmeyi adet haline getirmişlerdir. Kemalettin Kamu’nun buyurduğu “Ne örümcek ne yosun. Ne mucize ne füsun. Kabe Arabın olsun. Bize Çankaya yeter” misali de burada hatırlanabilir.
5. İslam dini mensuplarının evlerinde duvarda en son ne zaman okunduğu bilinmeyen bir Kuran asılıdır. Duvarlarda Hz. Ali Calut’a karşı gibi temsiller gösteren halılar, iyi kötü Arapça bir hatla bir ayet, hadis içeren yazılar, mensup olunan şeyhin resmi, karınca duası gibi materyaller bulunurken, Kemalist ev ve resmi kurumlarında kutsal kitaba muadil Nutuk, duvarlarda resimler, 10. Yıl Nutku, Gençliğe Hitabe gibi materyaller yer alır.
6. Her iki dinin de benzer kutsalları vardır. İslamcıların iman esasları bellidir. Müslüman “Allahtan başka ilah yoktur, Hz. Muhammed onun elçisi ve kuludur” diyerek İslama mensubiyetini ifade ederken, bir Kemalist de “Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı, laik, demokratik, çağdaş” olma yeminiyle yola çıkar. İbadetler bir ölçüde farklılaşsa da görüntüler pek yabancı değildir. İslam’daki Allah, peygamber, sahabe, tabiun, tebei tabiun, müctehid, zındık, bidatçi gibi unsurların Kemalist dinde karşılıkları vardır. Atatürk’ün Allah yahut peygamber olması üzerinde kesin ittifak edilmemekle birlikte İsmet Paşa’nın halifeliği sabittir.
Daha birçok benzerlik bulmanız mümkündür. Konuyu çok uzatmamak için kısaca özetlediğim bu iki kesim arasındaki husumetin nasıl giderilebileceği ile ilgili kanaatlerime geçeyim.
1. Öncelikle bu iş için tarafsız bir heyetin gönüllü işe koyulması gerekir. Heyetin başında ben olabilirim, ortalama bir ombudsman maaşı dışında bir şey de talep etmem. Ekipte yeter sayıda saldırgan olmayan (artık ne kadar varsa) İslamcı ve Kemalist İlahiyatçılar, iktisatçılar, ilim ve fen erbabı yer alabilir.
2. Öncelikle iki kesim arasında, klasikleşen bir usul olması sebebiyle, bir halı saha maçı tertiplenmelidir. Kemalist ekip sahaya Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet ve Radikal gazetesinin önerileri ile Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Çağdaş Yaşamı Destekleme Dernekleri, CHP, MHP, İP, EMEP mensupları, Hacı Bektaş Belediyesi arasından seçilen bir kadro ile çıkar. Takımın finansmanını da Selçuk Parsadan üstlenir. Dinci ekip de Vakit, Milli Gazete ve Yeni Şafak gazetelerinin önerileri ile Diyanet İşleri Teşkilatı, bilumum yeraltı tarikatleri, AKP, SP mensuplarından oluşan bir kadro kurar. Finansmanı Tekbir Giyim üstlenebilir.
3. Önderliğimdeki ekibin girişimleriyle, dinci ekibin kutsal gün ve gecelerine Kemalist takımın katılıp Nutuk ve 10 Yıl Marşı okumalarımı sağlanırken, Kemalistlerin mübarek gün ve gecelerine katılan dindar insanlar ilahi ve Kuran okuyabilirler. Yine bir dindar öldüğünde ardından helva yenirken Kemalist grup da rakı içerek acıyı paylaşabilir.
4. Kutsal mekânların ziyaretlerine de birlikte gidilebilir. Mesela Urfa Hz. İbrahim gölü gezisi yapan, Adıyaman’daki şeyhi ziyaret eden grup rotayı biraz değiştirip Kars civarında Damal Dağında Temmuz ayı gölgesi önünde çalınan bando, mızıka eşliğinde Sordum Sarı Çiçeğe ilahisi okuyabilir. Aynı şekilde sayın Ahmet Necdet Sezer önderliğinde bir grup Kabe’ye umreye gidip Nutuk okuyabilirler. Çeşitli zamanlarda seçilmiş gruplar topluca Anıtkabir ve Mevlana Türbesi ziyaretleriyle aralarını pekiştirmeye, safları sıklaştırmaya çalışabilirler.
5. Dindarlar kestikleri kurbanların derilerinin bir kısmını gönüllü olarak THK, ADD, ÇYDD gibi kurumlara bağışlarken, Kemalistler de çeşitli kaynaklardan gelirlerini (mesela CHP İş bankası gelirinin bir kısmını) Süleymancı yurtlarına, Kuran Kursu öğrencilerine aktarabilir. Dinci Vakıflar ağırlıklı olarak İmam Hatiplileri, Çağdaş Vakıflar da sadece Alevi gençleri bursla desteklemek yerine kendi aralarında paslaşabilirler.
6. İki din mensupları karşılıklı birbirlerine hoş sürprizler yapıp sıcak bir hava oluşturabilirler. Mesela Ahmet Necdet Sezer, Genelkurmay ve Kara kuvvetleri karargâh subayları bir Cuma Kocatepe’de topluca namaza gelip namaz çıkışı cemaatle hasbıhal edebilirler. Buna mukabil AKP yöneticileri, Vakit, Yeni Şafak gazete yazarları da durduk yerde Anıtkabir’e giderek şeref defterinin bir yerlerini yırtmadan samimi bazı cümleler yazarlar. Bu esnada kendilerine Nutuk yahut Atatürk resmi gösteren birine de tatlı bir gülümseme ile “meczup” deyip geçebilirler.
7. CHP Parti grubu bir toplantısını jest olarak Kuran okuyarak başlatır, Meclis camisinde bir öğle namazında Kemal Anadol imamlık, Ali Topuz müezzinlik yapabilir. AKP de bir grup toplantısında ülkenin içinde bulunduğu şartları Nutuk’tan örnekler ve alıntılarla işleyebilir.
“Gördüğün rüyadan uyan bre gafil, dinlerarası diyalog bizi bölmek isteyenlerin, Fethullah hocanın bir aldatmacasıdır” diyenleriniz olabilir. Hayır, ben hiç de kötümser değilim. Katoliklerle Müslümanların diyalog kurabileceğine iihtimal veriliyor da, Kemalistlerle İslamcıların diyaloguna neden inanılmasın? Gelin bu oluşuma destek verin. İstekli olan çıkarsa onursal başkan sıfatıyla kenara çekilmeye de hazırım. Yeter ki şu kör dövüşüne bir nebze çare bulalım. Konu bulamayacağım için sitemin kapanması ve işsiz kalmama sebep olsa bile, buna razıyım.
Popularity: 18% [?]
Demirel son zamandaki çıkışıyla ortalığı karıştırdı, kar yağmasına en çok çocuklar sevindiği gibi, buna da en çok ben sevindim. Malzeme bol olunca birşeyler yazmak da zorlaşıyor. Allahtan değerli yorumcu dost ve büyüğümüz Metin bey “Safsata Kılavuzu” adlı bir esere Demirel’in takdim yazması gereğine işaret ettiğim bir yoruma cevaben aşağıdaki yazıyı göndermiş. Son günlerde 9. Cumhurbaşkanımızın ne demek istediğini anlamaya çalışanlar için zihin açıcı netlikte bir yazı.
