“Mucizeler Köşkü”
FST 18 Haziran 2006
Cumhurbaşkanlığı meselesi kızıştıkça adaylar da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlıyor. Trabzonlu bir emekli albaydan sonra Engin Ardıç da adaylığını ilan etti. Kamuoyunda ismi şimdilik öne çıkan diğer aday namzetleri ev hapsindeki Necmettin Erbakan, eski cumhurbaşkanlarından maratoncu Süleyman Demirel, asabi başbakan Tayip Erdoğan, şaraptan iyi anlayan ama içmeyen Abdüllatif Şener, süresinin uzatılması için fikir beyan edilen Kudüs hacısı cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, Meclis başkanı Bülent Arınç şeklinde sıralanıyor. Unutuyordum, çeşitli sitelerde tanınmış blog sahibi Müzmin Anonim’in de yorumcuları tarafından cumhurbaşkanı adayı olarak gösterildiğini okudum. Öncelikle tüm adaylara yolunuz açık olsun der, başarılar dilerim.
Tabii işin merkezinde konunun gündemde kalmasını sağlayıp cumhurbaşkanını halk seçsin diye dört dönen Süleyman Demirel var. “Yahu cumhurbaşkanlığı sembolik, laf ola bir makam, halk yahut meclis seçse ne fark eder, ortada cumhurbaşkanı diye biri olmasa ne olur, Demirel’in bir derdi var ki dolanıp duruyor” diyeniniz çıkabilir. Ben o şekilde bakmıyorum. İlk anda doğru gibi görünen bu sözler Türkiye’ye özgü şartlar ve kazanımlar açısından düşünüldüğünde yanlış sonuçlara ulamamıza sebebiyet verebilir.
Peki uzun zamandır Türk siyasi hayatını bu sitede ciddi şekilde analiz eden bir uzman olarak benim kanaatim nedir? Muhtemelen kafası karışık pek çok izleyicimiz benim görüşümü merakla bekliyordur. Laf aramızda sağdan soldan “abi, sen de adaylığını koy, maaşı güzel, lojmanı varmış, hem kafana göre takılırsın, hesap verme de yok” diyerek teşvik edenler yok değil. Elbette doğal olarak üniversite mezunu her Türk vatandaş gibi ben de bu şerefli görevi kendim için değil ama ülkemin âli menfaatleri için arzu etmiyorum desem yalan olur ama ortada yaş meselesi var. Önümüzdeki seçimlerde halkımız isterse neden olmasın. Engin Ardıç ve Müzmin Anonim ile seviyeli bir yarışa girmek ayrı bir zevk olurdu.
Tüm bu hengâme içinde haberleri okurken Özdemir İnce’nin konuyla ilgili eski ama çok kritik bir yazısıyla karşılaştım. Daha önce düşündüğüm şeyleri iptal eden bu yazı piyasadaki tartışmalara da noktayı koyacak seviyede çarpıcı noktalara işaret ediyor. Üstelik bu yazıdan ben Özdemir İnce’nin cumhurbaşkanlığına bir AKP’li önerdiği sonucunu çıkarıyorum. Çelişkiyi fark etmişsinizdir. O halde uzatmadan Özdemir İnce’nin bu eskimeyen yazısına şöyle bir bakalım:
[…] Cumhurbaşkanı, Cumhuriyet’i ve ilkelerini savunuyor, savunmak zorunda, çünkü savunmak onun görevi. Töreler, gelenekler ve din mi Cumhuriyet’e uyacak, yoksa tersi mi olmalı? Şimdi törelerin, geleneklerin ve dinin halkın töreleri, gelenekleri ve dini olduğunu söyleyecekler. Bunun da yanıtı hazır: Bir ülkenin halkı devletinin anayasasına ve yasalarına uymak zorundadır!
[…] Türbanlı kadın gerçekten Müslüman bir mümineden çok farklıdır. Türbanlı bir kadın militandır. Dinin bireysel inancın üzerinde olduğunu kabul eder ve dinin devleti yönetmesi gerektiğine inanır. Tersini iddia ediyorlar ama onu benim sakalıma anlatsınlar!
[…] Eşsiz davet edilenlerden Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Haşim Kılıç (Eşi türbanlı Kılıç’ın Anayasa Mahkemesi’ne atanması Turgut Özal’ın marifetidir) davet konusunda düşüncelerini açıklıyor: “Bana henüz davetiye gelmedi. Zaten davetiye de beklemiyorum Cumhurbaşkanı’ndan… Eşimin davet istenmediği yerde benim de işim yok. Sezer ile uzun yıllar beraber çalıştık, komşuluk yaptık. Cumhurbaşkanımız, daha önce böyle değildi. Bu tip sorunlar yaşamadık kendisiyle… Ama Köşk’e çıkınca, değişti.” Haşim Kılıç, “Ahmet Necdet Sezer’le yediğimiz-içtiğimiz ayrı gitmezdi; bir somun ekmeği, bir baş soğanı paylaşırdık. Loto’da büyük ikramiyeyi kaptığından bu yana yüzümüze bakmıyor adam!” mantığıyla konuşuyor.
“Köşk” yani Cumhurbaşkanlığı herhangi bir yer değildir. Orada oturan kimse, yemin töreninden sonra bambaşka insan olur. Demirel bile değişti, değişmişti. Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Demirel’in bir yığın kusurundan arınmaya çalışmıştır, elinden geldiğince Cumhuriyet’in ilkelerini savunmuştur. Cumhuriyet’i tanımadan Cumhurbaşkanı olan tarikat üyesi Turgut Özal da “Köşk”e çıktıktan sonra Atatürk’ün Söylev’ini okumuş, “Yahu adam bizim sandığımız gibi değilmiş!” demek zorunda kalmıştır. “Köşk”, elbette mucizeler köşkü değil, Söylev’i ancak köşke çıkınca okuyan birinin türbana karşı Sezer kadar duyarlı olması beklenemezdi.
Ahmet Necdet Sezer’e çıkan loto ikramiyesi ve soğan ekmek değerlendirmesi ilginç ama tabii konumuz o değil. Dikkat edilirse Özdemir İnce konuyu biz sıradan insanların aklının almayacağı üst bir perdeden algılamış, fildişi kuleden acı bir tebessümle uyarısını yapıyor. Peki henüz tartışmaların bu kadar kızışmadığı bir anda kaleme alınan bu yazıdan hangi dersler çıkarılmalıdır?
1. Köşk insanı değiştirir
2. Demirel’i bile
3. Söylev’in köşke çıkmadan okumak değişim oranı üzerinde etkilidir.
Köşkün insanı değiştirdiği açık. Bakın A. Necdet Sezer köşke çıkınca soğan ekmeği paylaştığı arkadaşının yüzüne bakmaz hale gelmiş. Öte yandan bugüne dönersek Özdemir İnce’nin açık delillerle ispatladığı bu değişim mantığına göre Köşk için en uygun adaylar “cumhuriyet düşmanları” değil midir? Cumhuriyete zaten sadık, ilerici, ulusalcı, laik birini köşke çıkarıp eski dostlarına düşman edecek bir değişime maruz bırakacağına, yolla oraya AKP’lileri biraz “Söylev” okuyup adam olsunlar. Hatta ben olsam cumhurbaşkanlığı süresini 1 yıla indirir, her yıl bir cumhuriyet karşıtını cumhurbaşkanı yapar yola getirirdim.
Bu süreç zaten kazanım taraftarı olan benim için pek olumlu değil elbette. Özdemir İnce’nin önerisiyle dincilerin seçilmesi benim açımdan cumhurbaşkanlığı “kazanımları” olan lojman ve tazminatları kaybetme ihtimalini de ortaya çıkarıyor. Olsun, daha ulvi bir gaye için ben bu fedakârlığa razıyım. Ombudsmanlık yasası kabul edilmiş, ekmeği orada arar, olmazsa RTÜK, ne bileyim TRT kapısını zorlarım. Vatan sağolsun.
Popularity: 4% [?]
- Siyaset
- Yorum(10)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Nasil olduysa degindiginiz kose yazisini kacirmisim. Oysa Ozdemir Ince her zaman ilgiyle takip ettigim bir yazardir. Yazinin encok su kismini begendim: “Bir ülkenin halkı devletinin anayasasına ve yasalarına uymak zorundadır!”.
Dikkat edin, herkes anayasaya uymali degil, herkes devletin anayasasina uymali. Din ile devlet islerinin ayrilmasina laiklik denilir ise, halk ile devletin ayrilmasina ne denir?
Tugrul Bey,
Özdemir Bey gafletinizi duymasın. Bir de “en çok şu kısmını” demeniz de yazının kalanına haksızlık olarak algılanabilir. Halk ile devletin ayrılmasına kısaca “kazanımların korunması” rejimi adını verebiliriz.
Selamlar
Tamam, Tugrul beyin yazinin kalanina haksizlik edebiliyor oldugunun ben de zehabindayim; ama, yazinin kalaninda muhtelif hakizliklar yapmis oldugunuzun idrakinde degil misiniz?
Muhterem yorumcularimin teveccuhune mutesekkir olmakla birlikte, bunun, sizin kucumser ifadenizle dile getirdiginiz, sadece bir kac milyon kisi ile kisitli oldugunu bilmenizi isteriz (artik cogul konusuyoruZ).
Posta kutum benim adayligimi resmem aciklamam icin israrlarla dolup tasan iletiler yuzunden Internet SPAM tarihine, sanli ulkemin tarihine gecmeden once, gecebilecegimiz endisesi ile tedbir almanin gerekliligi degerlendirilmistir.
Engin beyi severim, fakat, kendisi ile ayni kulvarda olabilecegime dair tasavfvurlarinizi tekrar gozden gecirmenizi istirham edecegim. Yine sizin gibi kiymetli bir ahbabim beni benim giyabimda bir yaris imasiyla (ismi lazim degil) bir forumda haziruna tanistirmis, daha sonra o forum (muhtelif sebeplerle) hak ile yekzan olmustu…
Engin bey vatandasimizin ekmek kapisi olan gazetede calisanlara insafli olup, boyle bir yaris ihtimalinden dahi bahsetmemenizi insanlik namina hatirlatmmak isterim.
Şimdi oraya gelicem, ortalığı dağıtıcam sayın deplasmandaki okurcuklarım! Teknik direktörümün zatımı niçün ısrarla blogger olmaya itelediğini de şimdi anlamış bulunmaktayım: Bloglarda yorum yapma imkanını teknik nedenlerle ortadan kaldırıp sesimi kesmek, beni okurcuk ahalimize unutturmak ve kabinemi oluşmadan buruşturup tarihin çöp tenekesine atılmasını sağlamak içünmüş…
Jazzetta logosunun altını okuyunuz efendiler! Yeni vaziyet şudur:
* Cumhurbaşkanı: Dönüşümlü olarak Muzmin Anonim Bey + Engin Ardıç Bey.
* Başombudsman: Fethi Bey.
* Başombudsman yardımcısı: The Sülü (Andromeda’da zorunlu ikamet şartıyla)
* Başvekil: Ben.
Gayrıciddi yorumumu bilahare yapacağımdır.
Müzmin Bey,
“… tanınmış blog sahibi” ifademi dahi küçümseme olarak algılamışsınız, hayret, ama kusur bende. Yerinizin daha yukarıda olduğunu biliyorum, bir dahaki sefere daha dikkatli olurum, gafletimden dolayı bağışlayın.
Engin beyi severim, fakat, kendisi ile ayni kulvarda olabilecegime dair tasavfvurlarinizi tekrar gozden gecirmenizi istirham edecegim. Yine sizin gibi kiymetli bir ahbabim beni benim giyabimda bir yaris imasiyla..
Öncelikle beni kiymetli ahbaplariniz arasinda zikretmenizden -hakikaten- memnuniyet duydum, teşekkür ederim. Öte yandan, ben zaten Engin Ardıç’ı sırf adaylığını açıkladığı için orada kaydetmiştim, yoksa kendisine pek şans tanımıyorum, yarışın rahatça ikimiz ve Tayyip Erdoğan arasında geçeceğini düşünebilirsiniz. Önümüzdeki hafta bir kebapçıda seçim stratejimi belirleyeceğimi tahmin ediyorum, dinamik gençlerden oluşan bir grupla yola çıkacağız. Tabii sizin reklamcı ve yurtdışı eğitimli profesyonel bir ekibiniz var, bir adım önde görünüyorsunuz.
Önemli olan Türkiye’nin kazanması ise, bu kaybedenin olmayacağı bir yarıştır. (Binaenaleyh bu lafım politikaya fevkalade ısındığımı gösteriyor, haberiniz olsun derim).
Selamlar.
FST
Ya ya ya şa şa şa CB Muzmin Bey çok yaşa!
Ya ya ya şa şa şa Başombu Fethi Bey çok yaşa!
hakkımda asılsız bir iddia var, doğaldır.. lakin bunu metin abi gibi çok sevdiğim bir insanın basit bir politik manevra uğruna yapmasına içerlemiş durumdayım.. fakat öğrendim ki politikada duygusallığa yer yok.. metin abi gibi ne şiş yansın ne kebap politikası da izleyemeyeceğim maalesef..
madem öyle metin abi, halihazırdaki CB seçimi sürecinde teknik direktörlük görevinden istifa ediyorum.. buyrun buradan yakın!..
fethi abi cumhurbaşkanı olacak!..
Anaaaaaaaa! Kim kimi sattı yaw? Bizi birbirimize düşüren riyazet-i cumhuriye seçiminin neticesi hiç umrumda değil walla, yeter ki teknik direktörsüz kalmayayım. Satmayınız beni sevgili teknik direktörüm, ben ettim siz etmeyiniz. Tamam, Fethi Bey’in karşısına aday çıkarmaktan şu dakkadan itibaren vazcayıyorum. (Fekat tükürdüğümü yalama pozisyonuna girmiş olmamak içün, bunu sadece siz biliniz, kimsecikler duymasın! Bi de Fethi Bey bilse olur.)
lütfen yukarıdaki yazıyı kayıtlara geçelim..