Beyaz Yaka-Mavi Yaka: Statistically Significant
FST 20 Temmuz 2006
Barometre başlıklı yazıda Ekonomi Türk sitesine pasladığım bir yazıdan bahsetmiştim. Daha sonra avarelikten ilgili haberin detayına baktım ve ortada tuhaf bir şeyin olduğuna karar verdim. Öncelikle haberde adı geçen akademisyen Bilkent üniversitesinden bir doçent. Kelli felli yabancı akademik dergilerde yazıları çıkmış. Bu yayın listesiyle dünyanın neresine gitse iktisat okullarında el üstünde tutulur. Ben BJK ve FB ile ilgili iktisadi analizlerini ihtiva eden iki makalesine baktım. Journal of Economic Psychology (2005, 26) dergisinde “Long Live Fenerbahce: Production Boosting Effects of Football in Turkey” başlıklı makalede şöyle bir yer var:
“… There might be various reasons why Besiktas’s domestic wins still affect industrial production. Fenerbahce and Galatasaray are archrivals. Therefore, wins of either team in the domestic league may decrease the morale of the fans of the other team. Therefore, the possible positive effect on industrial production caused by better moods of Fenerbahce (or Galatasaray) fans might be cancelled by the effect of the worse moods of the fans of the other team. However, this cancellation effect may not be present for Besiktas. Thus, we could observe the effect of Besiktass success on domestic games, but not for the other two.
Daha yakın tarihli “Sucess in Soccer and Economic Performance Evidence from Besiktas- Turkey”, RISEC 53(2), 260-74 başlıklı makalenin sonucunda ise şöyle deniyor:
In this study, we try to assess any relationship between economic performance and the success of a popular Turkish team: Beşiktaş. The success of a soccer team may motivate workers to be more productive and this may boost the economic performance. Thus, we study how workers’ happiness affects industrial performance and present statistically significant evidence that there is a positive feedback from workers’ happiness to industrial performance using a transfer function analysis. The magnitude of this positive feedback is an increase in the monthly rate of industrial growth for the games won by Beşiktaş in European cups. Moreover, this increase is higher if these wins occur in displacement (the home of the rival team). However, we are not able to find this positive feedback in Turkish National League games in a statistically significant manner. There is a canceling effect for the supporters of rival clubs of Beşiktaş, which may offset the positive effects of Beşiktaş in the national season.
Türkçe tercüme için zamanım yok, boş bir arkadaş çevirirse ekleriz, anlayan anlamıştır, yalnız merak ettiğim bende oluşan “bu tür bir çalışma neden yapılır” sorusu sizin de aklınıza geldi mi? 3 büyük takımın geçmiş yıllardaki toto neticeleri ile muhtelif ekonomik göstergelerin bir araya getirilmesini takiben çok önemli ve doğruluk payı varmış gibi sonuçlar çıkarmanın tutar yanı var mı? Rastgele bir 2. lig takımının, bir Voleybol takımının vs. son 50 yılda aldığı neticelerden de bir alay “istatistik açıdan anlamlı” bulguya ulaşılamaz mı? Haydi bunları kabul ettik, anlı şanlı birinci sınıf yabancı “hakemli dergiler” bu yazıları incelemiş, önemli bulmuş basmış, Sabah Gazetesine işin yansıma biçimine ne diyelim? Gazetede yer alan ifadelere bakın:
[…] Futbol tutkusu herşeyin önünde olduğu Türkiye’de üç büyüklerin sanayi üretimindeki artışı da etkilediği anlaşıldı. Özellikle Avrupa kupalarında oynanan maçlardan zaferle dönen Türk takımları, sanayi üretimini olması gerekenden yarım puan fazla çıkmasına neden oluyor. Bu konuda üç büyüklerin arasında Beşiktaş önde geliyor. Beşiktaş, Avrupa’da bir maç kazanarak döndüğünde o ayın sanayi üretimi yüzde 0.51 daha fazla artış gösteriyor. Yani, artış örneğin normal koşullarda yüzde 7 olacaksa, yüzde 7.51 şeklinde gerçekleşiyor. Fenerbahçe 0.26 puanlık artışa neden olurken Galatasaray sanayi üretimi artışını çok fazla etkilemiyor. Ancak Galatasaray, UEFA ve Süper Kupa’yı aldığında sanayi üretimine etkisi yüzde 0.31′lik daha fazla artış oldu.
[…] GALATASARAY’IN sanayi üretimindeki artışa etkisinin düşük kalması tarafrtarlarının ağırlıklı olarak beyaz yakalı olmasından kaynaklanıyor. Berument’e göre Galatasaray taraftarını harekete daha çok yarı final veya final gibi kritik maçlar harekete geçiriyor. Sarı-kırmızılı taraftarlar beyaz yakalı olduğun için de kulübün başarısı kendini bankcılık ve finans sektöründe daha çok hissetiriyor.
Yüzde 0.51 vs. rakamlar neyin nesidir, böyle rasgele kafaya esildiği gibi iki ayrı kalem seçilip bir istatistik programına yüklendikten sonra biri diğerini şu kadar etkiliyor demenin hakiki dünyada ne manası olabilir? Cim Bom kazanırsa beyaz yakalılar sevinip daha çok çalışıyor, BJK kazanırsa mavi yakalılar demek için elde istatistik var mı? Galatasaray, BJK, Fenerbahçe gibi takımları gerçekten beyaz yakalılar, mavi yakalılar vs. destekliyor diye önden bir araştırma mı yapılmış? Her takımın idarecisinin kafadan salladığı 30 milyon GS’li, 50 Milyon FB’li, 20 Milyon BJK’li istatistikleri ve “Birgün herkes Fenerli olacak” türü laflar dışında ortada bir bulgu var da biz mi duymadık?
Bu akademisyenlerimiz Bilkent gibi itibarlı bir kurumdalar, ama kusura bakılmasın ben bu işten birşey anlamadım. Bir sürü zaman ve emek harcayıp sonunda BJK Avrupa’da maç kazandığında sanayi üretimi binde 5 artıyor denirse ben de “şu arkadaşlara ülkemizi dünya bilim camiasında temsil ettikleri için 500 USD verilsin, yalnız lüzumsuz işlerle bir daha uğraşmamaları için 50 sopa atılması da ihmal edilmesin” derim. Bilime saygılıyım dediysem sabrım da sınırsızdır demedim ya.
(Not: Ekonomiden anlayanlar ben dahil avamın kafasına girecek şekilde konuyu açıklarsa ben de buradan hocaların 50′şer sopasını geri alırım.)
- Ekonomi
- Yorum(9)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Abicim bu tarz çalışmalar istatistiki yalan oluyor tabii ki. Ancak ekonomiturk yazarlarından birisinin daha önce bu tarz bir konuyu ele alması Erinç Yeldan hocanın bir çalışmasına dayanıyor. Erinç hocanın çalışmasında yanlış hatırlamıyorsam sıcak para girişi ve büyüme arasında bir korelasyon bulunmuştu ve bu durum çalışmasında grafikle gösterilmişti. İşgüzar yazarlarımız da akıllarınca bu durumu eleştirmek için Trabzonsporla büyüme arasında bir korelasyon bulmuşlardı. Ama tabii ki gerçek böyle değildi.
Erinç hoca çalışmasında bu durumun teorik ve pratik tüm sebeplerini ayrıntılarıyla yazmıştı. Ama yazalarımız hiç kusura bakmasınlar işgüzarlık etmişlerdi. Çünkü işin bu kısmına giç girmemişlerdi. Neyse bu tartışmayı tekrar başlatmak istemem ama bahsini ettiğin durum tabii ki istatistiki bir yalan çünkü bunu destekleyecek teorik ve pratik argümanları yok.
Erinç hoca çalışmasında bu durumun teorik ve pratik tüm sebeplerini ayrıntılarıyla yazmıştı. Ama yazarlarımız hiç kusura bakmasınlar işgüzarlık etmişlerdi. Çünkü işin bu kısmına hiç girmemişlerdi. Neyse bu tartışmayı tekrar başlatmak istemem ama bahsini ettiğin durum tabii ki istatistiki bir yalan çünkü bunu destekleyecek teorik ve pratik argümanları yok.
Kastim Ekonomiturk yazarlarini savunmak degil; sozlerinizde eksiklikler oldugunu dusundugum icin cevap vermek istedim. Yorumunuzdan sonra hem Erinc Hoca’nin yazisini hem de Ekonomiturk sitesindeki elestiriyi okudum. Bence konuyu soyle ozetlemek lazim:
1. Erinc Hoca, Evru Voyvoda ile yaptiklari bir calismada, ulkeye gelen net yabanci sermaye akimi ile (sicak para akisi degil, toplam akim) buyume hizi arasindaki iliskiyi gosteren bir sekil kullanmis (yaziyi http://www.bagimsizsosyalbilimciler.org/Yazilar_Uye/VYDec05.pdf linkinden bulabilirsiniz). Sekilde acik bir sekilde iki degisken arasinda yakin bir iliski var. Bu iliski uzerine buyumenin ulkeye gelen sicak para akisindan dolayi oldugu belirtilmis (oysa ki grafik toplam akim uzerine?).
2. Ekonomiturk yazarlari bu goruse metodoloji olarak iki icerik olarak ise bir noktada karsi cikmislar.
http://ekonomiturk.blogspot.com/2006/04/trabzonspor-and-gnp-growth.html#links
http://ekonomiturk.blogspot.com/2006/04/ekonometrik-analiz.html#links
2a. Iki degisken arasindaki iliskiyi gostermek birisinin oburune sebep oldugunu ispatlamaz. Ornek olarak da Trabzonspor’un yedigi gol sayisi ile buyume hizi arasindaki benzer iliskiyi gostermisler.
2b. Iki degisken arasindaki iliskinin hangi yonde oldugu gosterilse bile bir sonuca varmak icin bu da yeterli degildir. Cunku etki eden degisken de (yani, sermaye akisi) baska degiskenlerden etkilenebilir ve bu degiskenler buyume hizini da etkileyebilirler. Daha acik konusmak gerekirse merkez bankasinin takip ettigi para politikasi ve hukumetin uyguladigi kamu maliyesi politikalari hem buyume hizini arttirmis hem de Turkiye’nin siyasi/ekonomik riskini azaltarak sermaye akisini arttirmis olabilir. Sermaye akisinin artmasi ise buyume hizini daha da yukseltmistir. Erinc Hoca’nin calismasi sadece basit korelasyona dayandigi, ekonometrik modelleme icermedigi icin eksik kalmistir.
2c. Sebep-sonuc iliskisinin yabanci sermaye akisi–>ekonomik buyume seklinde oldugu gosterilse bile bunu ifade etmek orjinal bir gozlem degildir. 1960-2005 arasi donemde sermaye/buyume katsayisi ortalama olarak 4.7′dir. Yani milli gelirin %4.7’si oraninda bir sabit sermaye yatirimi %1′lik bir buyume hizi yaratir. Uzun donemde %6 buyumek icin milli gelirin %26.8′i oraninda SS yatirimi gerekir. Turkiye’nin tasarruf orani ayni donemde %20 olmustur (1990-2005 arasi %20.1). Aradaki %6.8′lik fark Turkiye’nin kaynak acigidir (diger bi deyisle olmasi gereken cari acik). Turkiye kendi kaynaklari ile %4 oraninda ancak buyur. Demek ki ne zaman disaridan sermaye akimi olursa o zaman buyume hizi yukselir.
Erinc Hoca sermaye akisini yuksek reel faize bagliyor. Bu gorus iki acidan yanlis:
1. Reel faiz orani eski donemlere oranla daha yuksek midir? 1995-99 arasinda ortalama reel faiz %22 iken, 2003-2005 arasinda %12 olmus (sadece 2005′de %7). Neden yabanci sermaye o zaman degil de simdi gelmektedir?
2. Turkiye’ye gelen yabanci sermayenin kalitesi nedir? Net sermaye akimini uc kategoriye ayiralim: (i) Kisa vadeli yatirimlar (bankalarin kisa vadeli kredileri, devlet ic borclanma senetleri, bankalarin mevduatlari, hisse senedi alimlari). (ii) Uzun donemli sermaye (reel sektorun aldigi krediler, bankalarin uzun donemli kredileri, dogrudan yatirim). (iii) Kamunun dis borclanmasi. Bunlardan ilki (hisse senedi haric) en cok reel faize duyarli olandir. 90′li yillara kiyasla son 4 senenin farki nedir? Bunu gormek icin 1998 ile 2006 yilini karsilastiralim:
Milli gelire oran—
Bankalarin uzun vadeli kredileri: 1998: 0.8%; 2006: 2.3%
Reel sektorun uzun vadeli kredileri: 1998: 2.2%; 2006: 5.0%
Dogrudan yabanci sermaye: 1998: 0.2%, 2006; 4.3%
TOPLAM UZUN VADELI SERMAYE: 1998: 3.2%, 2006: 11.6%
Yabanci sermaye eskisine oranla daha uzun vadelidir (sicakligi yuksek degildir).
Bu nedenlerden oturu Erinc Hocama (Bilkent’de benim de hocam olmustur) katilmiyorum.
Tuğrul bey,
Öncelikle gerekli argümanları yok diye ifade ettiğim durum yukarıdaki yazı içindir. Ekonomiturk için değil. Ama onlar da siz de durumu farklı ele alıyorsunuz.
Erinç hoca çalışmalarında 1997 sonrasını farklı bir dönem olarak ele alır. O zaman da bakarsak sabit sermaye yatırımları 1997 seviyesinden de aşağı kalmakta ve yine kamunun sabit sermaye yatırımları azalma eğilimine girmekle birlikte durum özel sektör lehine dönse de yabancı sermayenin de bu açığı kapatmadığı açık. Kaldı ki bu kaygıyla da hareket etmediklerini söylüyor normal olarak. Ayrıca durumu periferi ülkesindeki gibi ele aldığını unutmayalım. Ki konumumuz budur.
Bir de ilk bahsini ettiğiniz 95-99 dönemi ve bu dönemki dünya konjonktürünü iyi değerlendirmek lazım. Ülkeye giren toplam yabancı sermayenin tek belirleyici içerideki değişkenler değildir. O dönem dünya ekonomisinin görece zorlandığı bir dönemdir. Fakat (yazıda) bahsi edilen dönem IMF denetiminde ve uluslararası likiditenin görece bol olduğu ve enflasyonun dünya genelinde düşme eğiliminde olduğu bir dönemdir.
Şimdi iki değişken arasında açık ki sizin de kabul ettiğiniz bir ilişki var. Dolayısı ile bir futbol takımı ve büyüme ilişkisi gibi ele alınamaz. Bunun altında belli ki bir dinamik işliyor. Benim de itirazım zaten bu noktadadır. Bu durumu açıklayan teorik argümanlar vardır her ne kadar Erinç hocanın ki eksik olsa da.
Ayrıca bahsettiğiniz durum sorunların bittiği bir yer değildir. Yabancı sermayenin doğrudan yatırımlarının niteliği sorgulanmalıdır. Ayrıca teknolojinin yayılma etkisi de negatiftir (Multinational Corporations as a Vehicle for Productivity Spillovers in Turkey - Erol Taymaz, Aykut Lenger). Esasında Türkiye’deki getiri ile ABD ve merkezi ülkelerdeki getiri farkları bu noktada devreye girer.
Dolayısıyla iyiye gitmek gibi bir durum hala öznel bir değerlendirmeden öteye geçmez. Yoksa daha önce de belirttim. Erinç hocaya benim de katılmadığım noktalar vardır.
Tuğrul Bey,
Mantıklı açıklamanız için teşekkürler. Bu konularda yazdığınız bir site varsa bilelim, duyuralım.
Tansel,
Katkın için teşekkürler.
Tansel Bey,
Insan su bloglari okumakla gazete okumaktan daha cok ogreniyor. Turkiye’deki FDI uzerine bir calisma oldugunu da sizin sayenizde ogrendim. Tesekkur ederim. Rapora en son deginecegim.
1. “O zaman da bakarsak sabit sermaye yatırımları 1997 seviyesinden de aşağı kalmakta…” Esasinda 2005 yili itibari ile SS yatirimlari sabit fiyatlar ile 1997 yilina gore %16 daha yuksektir. Ttoplam makina-techizat yatirimi %36 artmistir. Hatta kamu yatirimlari bile %12 uzerindedir. 1997′nin altinda kalan tek sey insaat yatirimlaridir (%10).
2. Elbette sizi anlamamazliktan geliyorum, zira kastettiginiz yatirimlarin reel seviyesi degil milli gelire orani. Gercekten de 1997′de SS yatirim orani %26 iken 2005′de %20. Ancak goz onunde bulundurmamiz gereken uc husus var. Birincisi madem ise oran olarak bakiyoruz, su senenin altinda kaldik demek cok anlam ifade etmiyor. Her sene bu orani arttirmak mumkun degil. Ikincisi burada ozel durum olan 1997 yili, 2005 yili degil. Zira 1960-2005 SS yatirim ortalamasi %21′dir. Ucuncusu kendimizi 1997 ile kiyaslamak ne kadar adil, cunku cumhuriyet tarihinin en yuksek yatirim orani bu tarihde olmus.
3. Yine de bu rakamlara yakindan bakalim. 1997 yilinda yatirimin yaridan fazlasi insaata (%14), yaridan azi ise makina-techizata gitmis (%12). 2005′de ise durum tam tersi: makina-techizat yatirimi %11. O kadar fark var mi? Hem de 1987-1997 ortalamasinin (%9) ustunde.
4. Daha anlamli bir kiyaslama yapmak icin (zira tek bir seneye bakmak bizi yaniltabilir) 1988-1997 donemi ile 1998-2005 donemini kiyaslayalim.
Toplam SS yatirimi: 1988-97: 24.5%, 1998-2005: 19.0%
Makina-techizat yatirimi: 1988-97: 9.5%, 1998-2005: 9.3%
Demek ki 1997 sonrasi donemde yatirim eksikligi insaat sektorunde olmus, makina-techizat yatiriminda degil.
5. Buyuk resme tekrar geri donersek, benim altini cizmeye calistigim husus mevcut durumda (ki kastim 2.Dunya Savasi sonrasi Turkiye’dir, 2006 Turkiye’si degil) ulkemizin kaynaklari (yani toplam tasarruflar) hizli buyumemiz icin (%6 ve yukarisi) yeterli degildir. Aradaki farki (%5-6) yabanci tasarruflar ile kapatmamiz gerekli. Yatirim oraninin yetersiz bile olsa uzun vade ortalamasina donmesi, yatirim seviyesinin 1997 yilinin uzerinde olmasi ozel sektorun (yerli olsun yabanci olsun) kamunun yerini doldurdugunu gostermez mi?
6. Yabanci tasarruflar ulkemize borc olarak gelebilir, dogrudan yatirim olarak gelebilir. Aradaki fark birincisinin dis borc yaratmasi, faiz odemesi gerektirmesi, yatirimlarin yurtici kurumlar tarafindan yaratilmasi; ikincisinin ise dis borc yaratmamasi, kar payi odemesi gerektirmesi ve yatirim araclarinin yabancilara ait olmasidir. Finans teorisinden esinlenip faiz odemesi = kar payi diye varsayarsak aradaki fark (mulkiyet haric) nedir? Dogrudan sermayenin beraberinde yeni teknolojiler, isletme ve yonetim kulturu getirmesidir.
7. Bu husus niye onemli? Daha once sermaye-hasila katsayisinin uzun donem ortalamasinin 4.7 oldugunu, yurtici tasarruflarin %20 oldugunu, %6 hizinda buyumek icin disaridan %7 kaynak transfer etmemiz gerektigini soylemistim. Peki, bu isin baska yolu yok mu? Vardir. Yurtici tasarruflari yukseltebiliriz veya sermaye-hasila katsayisini yukseltiriz.
8. Ne yazik ki demokratik bir ulkede birincisi yapmak mumkun degil. Buna hanehalklari karar veriyorlar. Esasinda devlet dolayli vergilere yuklenerek tasarruf oranini azami seviyesine cikarmis. Bildiginiz uzere dolayli vergiler (ki en onemlisi KDV, OTV gibi tuketim vergileridir) tuketimi caydirip, tasarrufu tesvik ederler. Demek ki o kadar veryansin ettigimiz dolayli vergiler olmasa cari acik daha da fazla olabilirdi.
9. Sermaye-hasila katsayisini nasil arttirmak mumkun? Verimliligi arttirarak. Iste burada dogrudan yabanci yatirimlar isin icine giriyor. Sizin ornek verdiginiz calisma gosteriyor ki dogrudan yabanci yatirimlarin verimlilik orani yerli yatirimlardan dafa fazla. Hatta epey fazla. Dolayisiyla bu yatirimlarin niteligini sorgulayinca sizin aksinize ben olumlu cevap veriyorum. Mesele ne o zaman? Yerli yatirimlarin ogrenme veya rekabet kanallari ile teknoloji transferi yapamiyor olmalari. O zaman suc yabanci yatirimlarda mi yoksa gerekli altyapinin, rekabet sartlarinin vs. saglanmamasinda mi? Bu altyapi yok diyerek dogrudan yabanci sermayeyi kismak ekonomimiziz verimliligini arttirir mi?
10. Tekrar Erinc Hoca’nin calismasina donersek, sizin de cok guzel dikkat cektiginiz uzere yabanci sermayenin (ozel olarak sicak paranin) ulkemize gelmesinin bir cok sebebi vardir. Yurtici reel faizler bunlardan sadece biridir. Bu durumda tek bir degisken ile iliski kurup, grafik cizip, sonuc cikarmaya kalkarsak bir gun Trabzonspor taraftarlarinin hismina ugrayabiliriz.
Saygilar, tugrul
Sayin Izlenimler,
Tesekkur ederim. Blog’unuzdan her zaman yeni seyler ogreniyorum. Benim de bir katkim olduysa ne guzel. Blog kurup surdurmek zihni disiplin ister; o da bende eksik galiba. Kendi limitlerimizin farkinda olmaliyiz. Bloglar gazetelerden daha cok ogretici (bir tek dunya gazetesi haric!). Keske kose yazarlarimizin %90′i da bunun farkinda olup kalemlerini biraksalar ulkemizdeki “seviyesizlik” hastaliginin azaltilmasina katkida bulunurlardi. Boylece tek problem olarak “kural tanimazlik” hastaligimiz kalirdi.
Saygilar, t.
Tugrul Bey sapka cikartiyorum. Konuk olarak yazi yazmak isterseniz Ekonomi Turk’e beklerim.
Bilkentli hocaya 500 dolarlik odulunuze iliskin bir yorumda bulunmak istiyorum. Odule gerek yok, Dr. Berument’in patronu (eskiden Abdullah Atalar idi) zaten yayinlanan makale basina maasinda artislara gidiyor. O yuzden Dr. Berument odulu uzun zaman once almisti zaten. 50 sopalik cezaya gelince hocayi suclamamak lazim, neyin basilacagini neyin basilmayacagini iyi kesfetmis; maalesef tuketiciler “dogru” makalelerden ziyade “ilginc” makaleleri tercih ediyorlar, o yuzden 50 sopa ceza verecekseniz bunu Journal of Economic Psychology’nin editorune verin derim. Politika sosyal alanda oldugu gibi akademik alanda da var ve politikacilar kendi amaclarina hizmet edecek her seyi mubah goruyorlar (bunu yapanlar bu ornekte psikoloji’nin ekonomi uzerinde etkisi vardir tezini one cikarmaya calisan akademisyenler).
Sayin Berument’e benim asil sorum su: Besiktas, Fener, Cimbomla vaktinizi niye bosa harciyorsunuz, gidin bizim milli takimin aldigi sonuclara bakin ve sanayi uretim endeksi ile milli takimin aldigi sonuclar arasinda bir iliski var mi bana onu soyleyin. Bu ulkenin %25′i Besiktasli olabilir ama %100′u Turk Milli takimini tutar. Turkiye’nin Avrupa Sampiyonasinda ilk sekize girdigi 2000 ve Dunya 3. oldugu 2002 yillarindaki Turk ekonomisinin performansi bana Dr. Berument’un tezinin icinin bos oldugunu acikca gosteriyor. Bunu bir tek ben mi gorebiliyorum birisi bana soylesin.
yorumunuzu gercekten cok begendım… bu konuyla ılgılı daha farklı örnege sahıpsenız gönderebilirmisiniz….teşekkür ederim
işşi