Atatürk’ü Kurtarmak
FST 18 Ağustos 2006
Türkiye’de Atatürk ile ilgili menfi algılanabilecek bir şey söylemek, çok zaman bir belgeye dahi dayansa doğruyu, olması muhtemeli yazmak 1951 yılında çıkan meşhur kanun gereği tehlikelidir. Zira herkesin kafasında kendine göre bir Atatürk tahayyülü olduğundan, yazılan şeyler bu görüntüye uymuyorsa en yakın ilçe savcılığına gidip “Atatürk’ü alenen aşağıladı” denmesi mümkün oluyor. Savcı da dava açmasa gericilikle, Atatürk düşmanlığıyla itham edileceği korkusuyla en alakasız konularda dahi dava açmak zorunda kalıyor. En son örneği görmüşsünüzdür. Çok satan Latife Hanım kitabında bir yerde, Topal Osman’ın adamları Çankaya köşkünü bastıkları sırada Atatürk’ün Latife Hanımın çarşafıyla köşkten ayrıldığı Vecihe İlmen’in anlatımına istinaden aktarılmış. Aynı yerde Latife Hanımın da kalpak giydiğinden söz ediliyor. Bir vatandaş bu durumu savcılığa bildirmiş ve olaylar şöyle gelişmiş:
Bağcılar Başsavcılığı, “Latife Hanım” adlı kitabında Atatürk’e hakaret ettiği iddiasıyla yazar İpek Çalışlar hakkında 4.5 yıl hapis cezası istemiyle dava açtı.
Çalışlar’ın, Hürriyet gazetesinde yayımlanan haberdeki ifadelerini okuyan Hüseyin Tuğrul Pekin isimli vatandaş, savcılığa yaptığı suç duyurusunda, “Hiçbir erkeğin, hele cesaretini tartmaya hiçbirimizin cüret edemeyeceği Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın böyle bir şey yaptığını iddia etmek ve yazıya dökmek, Mustafa Kemal’e, onun ulusuna ve bizzat benim şahsıma yapılabilecek en büyük hakarettir” ifadesini kullandı.
Görüldüğü gibi ilgili şahıs bu konuda Atatürk’ün cesaretsizlik gösterdiğinin öne sürüldüğünü, bunun ise mantığa aykırı olduğunu iddia ediyor. Ben ise tersini düşünüyorum. Gözü dönmüş bir alay eşkiyanın bastığı köşkte cesaret gösterisi yapmaya kalkmak asıl yanlış hareket olurdu. Atatürk ve çevresindekiler -rivayet doğruysa- muhtemel çözümler içinde birini hızla seçmiş ve uygulamaya koymuşlar. Savcı için durum iki ucu pis bir deynektir. Adamı azarlayıp “psikopat mısınız, hasta etmeyin insanı” dese ilgili şahıs hemen Cumhuriyet yahut Milliyet gazetesine gidip ortalığı ayağa kaldıracak, bikinililere yapılan yobaz saldırısının ardından savcılar da Cumhuriyete saldırıyor gibi manşetlerle adam ekmek parasından olacaktır. Davayı açınca da sağdan soldan “yahu böyle eften püften her lafa dava açılır mı” diye kınanacaklar. Dün de Emre Aköz bir filmde Atatürk’ü oynayacak kişinin özelliklerini anlatırken Atatürk’ün aslında çok zaman Rumeli şivesiyle konuştuğunu çeşitli hatıralardan örneklerle aktarıyordu. Mesela şunlar:
[…] Gazi, yabancı devlet temsilcilerinin bulunduğu bir davette Fransa büyükelçisinin kızını öpmüş. Bunun öyküsünü de (özel kalem müdürü Hasan Rıza) Soyak‘tan dinlemiştik. Olan bitenin sonradan serinkanlılıkla söz konusu edilişinde, azıcık çıkışır yollu, ” Üptük, yoktur çaremiz!” derken, tatlı Rumeli şivesine bürünen yarı suçlayıcı bir hoşgörü havasını yansıtmakta imiş. […] ‘Acemi’yi Atatürk ‘ acamı‘ biçiminde söylerdi.
Emre Aköz yazısının sonunda şu yargıya ulaşıyor:
Eğer filme gerçekçi öğeler katmak istiyorlarsa, Gazi’yi yukarıdaki gibi kelimeler kullanan, Rumeli şivesine sahip bir komutan olarak göstermeleri gerekiyor. Peki yaparlar mı? Hiç sanmıyorum. Baston yutmuş gibi sürekli dik duran, içki filan içmeyen, içine bir iki Osmanlıca kelime sıkıştırılmış günümüz Türkçe’siyle sert sert konuşan bir Mustafa Kemal sunacaklardır bize…
Şimdi ben çıkıp “Emre Aköz Atatürk’ü alenen aşağılamış, bizim Atamız veciz konuşur, bunlar akla aykırı iddialar” diye en yakın savcıya gitsem adam ister istemez Emre Aköz’ü dava etmek zorunda kalacaktır. (Belki birileri başvurmuştur bile.)
Kısaca, bu kanun Atatürk’ü korumuyor maalesef ülke içinde ve dışında bu örneklerde olduğu gibi küçük düşürücü vaziyetlerin ortaya çıkmasına sebebiyet veriyor. Büst, heykel, resim, rozet fetişizmi de bu gizli konsensüsün desteğiyle sürüp gidiyor. 1951 senesinde Menderes’in yalakalık ve İsmet Paşa’ya gıcıklık icabı çıkardığı kanun başta Atatürk’ün şahsı olmak üzere hepimizi rencide ediyor. Maalesef ne kadar saçma da olsa bu kanunun değiştirilmesi, kaldırılması her kişinin işi değildir ve bugünün şartlarında Türkiye’de imkansızdır. Yine de ben vazifemi yapayım, Atatürk’ü bu kanunu perde yaparak sırtına binen istismarcı tayfasından kurtarmak için gerekli teklifi sunayım. Savcılar ve vatandaş kadar Atatürk de bu işten en fazla olumlu etkilenen kişi olacaktır, emin olabilirsiniz.
Popularity: 9% [?]
- Siyaset , Toplum
- Yorum(5)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Bu dediğiniz, gerçekten de imkansıza yakındır Fethi Bey. Bir zihniyet devrimi gerekir.
Fethi bey,
Aklim ereli beri (bir iki senedir diyebiliriz), cevabini aradigim bir kac sorudan birisidir bu. Ve, malesef, cevabi, sizin yukarida kisaca ozetlediginiz sekilde kestirme degil.
Menderes’in partisinin Ismet Pasaya gicik olmasi baska bir sey, bu konu baska bir sey. Demokrat Partinin secmen demogarafisine ve genel egilime bakarsaniz, en son isteyecegi seylerden birisinin de, bir defa dahi olsun meydanlarda Allah sozunu agzina bile almayan [*] Ismet Pasanin orjinal versiyonuna sahip cikmak olacagi herhalde asikardir.
Secmen baskisi ile olmasi akla gelmesi bie akillara seza bence. Daha da otesi, o tarihlerden hemen onceleri –rivayet olunur ki– sehirlerde muhtelif bustlere filan tasallut olanlar hic de yobaz denecek tipler de degilmis; bildigimiz sehir ahalisinden birileri..
Secmen baskisinin nelere yol acabilecegini merak edenler, Demokrat Parti Grup’unda, Menderes’e ‘Siz isterseniz Hilafe’i bile geri getirisiniz’ dedirten seylere bakabilir bence.
Dolayisi ile, sizin kisaca ozetlediginizi dusundugum sey, saglamasinda pek tutmadigi icin, benim gozumde bir cesit bir ezberin devami gibi duruyor.
Bu konuda, yakin zamanda, Yalcin Kucuk ilginc bazi gurultuler sergiledi ve MKA’nin yeniden tarih sahnesine oturtulmasinda arka plandaki basrolu Mehmet Ali Aybar’a verdi…
Aybar konusunda benim cok bilgim yok –bu konuda Metin beyin daha cok bilgisi oldugunu saniyorum– ama, eger ucundan kenarindan dogru ise, boyle bir ittifak cok enteresan olsa gerek. Bir Turkiye Isci Partisi gibi bir parti ve basinda Aybar, diger ucunda da DP ve Menderes.. Uzerinde doktora tezleri yazilacak kadar enteresan bir sey bu bence.
Neyse, ben sadece o ozet cumleye takmistim. Yoksa,
yerine, nicin
seklinde yazilmadiigni mi sorsaydim daha iyi olurdu.
—
[*]: Bir secim gezisinde, Karadenizde, Ismet Pasaya yerel parti yoneticileri bir hayli talepte bulunurlar bu konuda: Halk muhafazakardir, pasam, konusmanizin bir kac yerinde Allah, peygamber sozleri olsun diyerek.
Pasa da cikar konsusur. her zamanki gibi. Sonra da, kursuden indiktan sonra, etrafindaki il baskanlarina vb.ye ‘tamda sizin istediginiz gibi oldu degil mi?’ der.
Yerel yoneticiler de soran gozlerle Pasaya bakarlar.. Pasa da, “eee.. sonunda ‘allaha ismarladik’ dedim ya” der..
[pardon, format hatasi olmus gene]
Müzmin Bey,
Benim Menderes’ten bahsetmemin en güzel izahı tam olarak belirttiğiniz gibi “kestirmeden” gitmekten ibaret. Biraz da konu açılsın düşüncesiyle muğlak tutulduğunu kabul edebilirsiniz. İlgililerin katkısını ben de bekliyorum.
Koyu yazılan yerler Emre Aköz tarafından vurgulanmış. Bununla ilgili yorumlar yapmak mümkün tabii. Belki Aköz’e sormak en doğrusu.
Selamlar.
Sevgili FST,
Kullanmış olduğun “1951 senesinde Menderes’in yalakalık ve İsmet Paşa’ya gıcıklık icabı çıkardığı kanun” ifadesi de İttihat Terakki’nin yazılı-olmayan ancak kimsenin ihlal etmeyi aklının ucundan bile geçirmediği “Menderes’i Koruma Kanunu”na açık muhalefettir
bilmiş ol. Şaka bir yana, bütün liberallerimizin DP konusunda senin kadar nesnel (=objektif) olacakları gün geldiğinde, bana öyle geliyor ki, bu başörtüsü zulmü bıçak gibi kesilecektir. Ben bazı şerlerde hayır olduğuna inanırım.
Saygılar, selamlar,
Murat Aygen
Sitede emegi gecen herkese tesekkurler
http://www.1bilgi.com
Sizleride sitemize bekliyoruz
Nice yillara…