Archive for Eylül 17th, 2006

“The greatest error…”

FST Eylül 17th, 2006

menddre1.jpgBugün Hürriyet gazetesinde DYP İl başkanlığınca Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamlarının 45. yılı münasebetiyle mezarları başında bir tören yapıldığını okudum. Bu vesileyle daha önce Time dergisinin arşivlerinde (19 Mayıs 1961) gözüme çarpan bir yazıdan buraya bir iki paragraf alıntılamak istiyorum (ingilizcesi olmayanlar için biri çevirirse buraya koyarız):

[…] But nothing in the evidence seemed to justify the death penalty that State Prosecutor Altay Egesel so frequently demanded for both Menderes and Bayar. (So far, death has been demanded for Bayar on four separate counts, for Menderes on seven, including the comparatively trivial Istanbul expropriations case.) In the eyes of many, the circus-like atmosphere of the trials demeaned such points as the prosecution was able to make. Sharp sallies against Menderes & Co. by Prosecutor Egesel and the presiding judge are applauded by a courtroom claque, responses by the defendants jeered.

[…] Unvindicated morally, facing a growing though still underground challenge, the junta is in a quandary. Its members are committed by Cemal Gursel’s word to hold free elections by October at the latest. But if they hang Menderes and Bayar, how will the predictably sharpened rancor among Democrats weigh in the election? Cynics suggest that the junta should have shot Menderes and Bayar as soon as they got their hands on them. Sighed an Istanbul businessman: “The greatest error was attempting to carry out the trials in a legal way.”

Yıl 1961, sirk havasında bir mahkeme, “idam edersek seçimi nasıl etkiler” hesabı içindeki bir cunta ve “bu komediye ne gerek vardı, hemen gebertip işi bitirselerdi” diye hayıflanan iş adamları. 45 yıl sonra gelinen nokta mı? Kafalarına göre anayasa yapıp kendilerini dokunulmaz kılan, işi ressamlığa vuran yeni darbecilerden sonra darbe çağrısı yapan esnaf odaları, işadamları birlikleri, sendikalar ve “Ordu Göreve” pankartı taşıyan rektörler diyelim, gerisini siz düşünün. Allah hakikaten rahmet eylesin. Konuyla ilgili bir yazı burada.

Engin Ardıç Buralara Uğrar mı?

FST Eylül 17th, 2006

eardic.gifEngin Ardıç saydığım bir gazeteci büyüğüm. Bizler kendi yazılarını zevkle okuyoruz ama iki yazısından acaba o da buraları ziyaret ediyor mu diye düşünmeden edemedim. Birini Temmuz ayının sonunda görmüştüm, yazısının başlığı “Andromeda’nın En Güzel Kızı” idi. Malum Andromeda Galaksisi İzlenimler sitesi takipçileri tarafından yakınen tanınır, benim için manası büyüktür. Engin Bey orada “Kainat Güzeli” yarışması yapanlara takılıp şöyle diyor:

Bir dünya güzeli, ayrıca bir de kâinat güzeli seçiliyorsa, ikinci kız “başka gezegenlerde” de geçerli demektir, yalnız güneş sisteminde de değil, bütün galaksilerde.

Yani bu Zuleyka, Mars ve Pluton kızlarından da daha güzel, Andromeda Galaksisi’nin bütün güneşlerinin bütün gezegenlerindeki kızlardan da.

Nereden biliyorsunuz? Paparazzi gönderip Sirius çevresindeki yarışmaları mı izlediniz?

Ya yarın bir uçan daire iner de, içinden altı bacaklı, sekiz kollu bir dilber çıkar, “bütün dünya kadınları kıçımı yesin” derse ne yaparız?

Görüldüğü gibi Engin Bey benim sıkça kullandığım Andromeda Galaksisine ciddi biryazısında atıfta bulunuyor. Peki “acaba Engin Ardıç buralara uğruyor mu” sorumun tek gerekçesi Andromeda mı? Hayır. “Mehmet” Aurelio ve “Mert” Nobre’nin Türk olmaları vesilesiyle birdizi yazı yazdığımı hatırlayacaksınız. Orada, tüm dünya Türk olurken ilk akla gelen “acaba bunlar İstiklal Marşı okuyabilir mi” kritik sorusunun cevabını ararken çok daha önemli bir noktaya dikkat çekmiştim. Haydi marşı ezberlettik, “bunlar sünnetli mi değil mi, bunu niye ihmal ediyoruz” şeklindeki hayati soruyu da ben sormuş ve Fenerbahçe ile İnönü Stadyumlarında birer sünnet merasimi tertiplenmesini tavsiye etmiştim. Bakın Engin Bey son yazısında ne diyor:

Türkiye’de de, ‘Amerikalı olmayan asıl zenci’ denilince, ya eski radyo dizisi Uğurlugiller’in ünlü Arap bacısı Tevfik Gelenbe, ya Yeşilçam filmlerinde Dursune Şirin hatırlanır, ya yabancı futbolcu, ya da uyuşturucu torbacısı.

Adam Afrikalı değil ama, aklıma takılan diğer bir konu: Marco Aurelio, devşirme yöntemiyle Mehmet Aurelio adını aldı ve Türk oldu ama sünnet de oldu mu? Ne dersin sevgili Fener camiası, şunu Saracoğlu Stadı’nda cambazlar, hokkabazlar ve de kırk bin seyirci eşliğinde kestirelim mi? Aziz Yıldırım, İbrahim Tatlıses’i de çağırır… Ayıp olur derseniz Dereağzı Tesisleri de uyar, Mehmet’in çeyrek altını benden…

Evet. Engin Ardıç biraz gecikmeli de olsa bu önemli konuyu gündemine almış. Benden mi esinlendi bilemem, elbette sadece iki örneğe bakıp bunu iddia etmek boşa havalanmak olur. Yine de en azından paralel bir kulvarda olduğumuzu söylemek mümkün. Aklın yolu birdir ne de olsa. Engin Ardıç buralarda dolaşmışsa ne güzel, dolaşmamışsa da bu vesileyle kendisine hürmetlerimi sunmuş olayım.

Andromeda Yazıları: Andromeda-1, Andromeda-2, Andromeda-3, Andromeda-4, Andromeda-5, Andromeda-6
“Mehmet” Yazıları:Aurelio-1, Aurelio-2, Aurelio-3

(Not: Andromeda konusunda hata yapmışım Engin Ardıç Andromeda kelimesi içeren bir yazıyı Şubat 2006′da yazmış, bu bulgu da paralelliğe işaret etmekle birlikte öncülüğü kendisine veriyor.) 

Kapat
E-posta ile paylaş