Engin Ardıç Buralara Uğrar mı?
FST 17 Eylül 2006
Engin Ardıç saydığım bir gazeteci büyüğüm. Bizler kendi yazılarını zevkle okuyoruz ama iki yazısından acaba o da buraları ziyaret ediyor mu diye düşünmeden edemedim. Birini Temmuz ayının sonunda görmüştüm, yazısının başlığı “Andromeda’nın En Güzel Kızı” idi. Malum Andromeda Galaksisi İzlenimler sitesi takipçileri tarafından yakınen tanınır, benim için manası büyüktür. Engin Bey orada “Kainat Güzeli” yarışması yapanlara takılıp şöyle diyor:
Bir dünya güzeli, ayrıca bir de kâinat güzeli seçiliyorsa, ikinci kız “başka gezegenlerde” de geçerli demektir, yalnız güneş sisteminde de değil, bütün galaksilerde.
Yani bu Zuleyka, Mars ve Pluton kızlarından da daha güzel, Andromeda Galaksisi’nin bütün güneşlerinin bütün gezegenlerindeki kızlardan da.
Nereden biliyorsunuz? Paparazzi gönderip Sirius çevresindeki yarışmaları mı izlediniz?
Ya yarın bir uçan daire iner de, içinden altı bacaklı, sekiz kollu bir dilber çıkar, “bütün dünya kadınları kıçımı yesin” derse ne yaparız?
Görüldüğü gibi Engin Bey benim sıkça kullandığım Andromeda Galaksisine ciddi biryazısında atıfta bulunuyor. Peki “acaba Engin Ardıç buralara uğruyor mu” sorumun tek gerekçesi Andromeda mı? Hayır. “Mehmet” Aurelio ve “Mert” Nobre’nin Türk olmaları vesilesiyle birdizi yazı yazdığımı hatırlayacaksınız. Orada, tüm dünya Türk olurken ilk akla gelen “acaba bunlar İstiklal Marşı okuyabilir mi” kritik sorusunun cevabını ararken çok daha önemli bir noktaya dikkat çekmiştim. Haydi marşı ezberlettik, “bunlar sünnetli mi değil mi, bunu niye ihmal ediyoruz” şeklindeki hayati soruyu da ben sormuş ve Fenerbahçe ile İnönü Stadyumlarında birer sünnet merasimi tertiplenmesini tavsiye etmiştim. Bakın Engin Bey son yazısında ne diyor:
Türkiye’de de, ‘Amerikalı olmayan asıl zenci’ denilince, ya eski radyo dizisi Uğurlugiller’in ünlü Arap bacısı Tevfik Gelenbe, ya Yeşilçam filmlerinde Dursune Şirin hatırlanır, ya yabancı futbolcu, ya da uyuşturucu torbacısı.
Adam Afrikalı değil ama, aklıma takılan diğer bir konu: Marco Aurelio, devşirme yöntemiyle Mehmet Aurelio adını aldı ve Türk oldu ama sünnet de oldu mu? Ne dersin sevgili Fener camiası, şunu Saracoğlu Stadı’nda cambazlar, hokkabazlar ve de kırk bin seyirci eşliğinde kestirelim mi? Aziz Yıldırım, İbrahim Tatlıses’i de çağırır… Ayıp olur derseniz Dereağzı Tesisleri de uyar, Mehmet’in çeyrek altını benden…
Evet. Engin Ardıç biraz gecikmeli de olsa bu önemli konuyu gündemine almış. Benden mi esinlendi bilemem, elbette sadece iki örneğe bakıp bunu iddia etmek boşa havalanmak olur. Yine de en azından paralel bir kulvarda olduğumuzu söylemek mümkün. Aklın yolu birdir ne de olsa. Engin Ardıç buralarda dolaşmışsa ne güzel, dolaşmamışsa da bu vesileyle kendisine hürmetlerimi sunmuş olayım.
Andromeda Yazıları: Andromeda-1, Andromeda-2, Andromeda-3, Andromeda-4, Andromeda-5, Andromeda-6
“Mehmet” Yazıları:Aurelio-1, Aurelio-2, Aurelio-3
(Not: Andromeda konusunda hata yapmışım Engin Ardıç Andromeda kelimesi içeren bir yazıyı Şubat 2006′da yazmış, bu bulgu da paralelliğe işaret etmekle birlikte öncülüğü kendisine veriyor.)
- Medya
- Yorum(25)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
Bu sitede gezdiğim külliyen uydurmadır. Aklın yolu birdir azizim…
O zaman ilk ziyaretiniz hayırlı olsun, yine bekleriz ha, bir seferlik sayılmaz.
Engin Ardıç’a giydirmece
Engin Ardıç ve biz psikopat blog yazarları
Da Vinci,
Konsept iyi ama arkadaşların yazıları çok zayıf.
Engin baba bunları gülmeye bile değer bulmaz. Hele o uzun saçlı gençten oğlan, Börtüçene midir, Engin Ardıç’ın kendisini ciddiye aldığını zannediyorsa hakikaten gülünç duruma düşer. Çok ekmek yemesi lazım blogcu gençliğin. Hatta kurban geliyor, biraz da kavurma yesinler.
FST,
Bence Engin amca saçmalamış ve cevabını almış oturmuş. Linkini verdiğim yazıda liğme liğme olmuş kendileri.
ya ya tabi. koskoca engin ardıçın işi gücü yok börtüböceğe laf yetiştiricek. dağ dağa küsmüş dağın haberi olmamış.
Da Vinci,
Konseptin güzel olduğunu söyledim, ama cevap vermeye kalkanların çapı bu işe uygun değil. Sonra Engin Ardıç’ın blogcuları izlediğini filan zannetmiyorum, hele hele bu çoluk çocuğu dikkate alıp yazı yazacağına ihtimal hiç vermiyorum.
Blogcu arkadaşlar da hakikaten gaza gelmişler “Engin Ardıç bize cevap yazdı” filan diye. Yazık çocuklara, pek safmışlar ama neyse gönülleri kırılmasın, onlar kendilerini önemli zannetsinler, bence hiç mahzuru yok. Hatta okulda filan “Engin Ardıç bana cevap yazdı” diyeni de vardır.
Yine de siz bu linkteki yazıda Engin Ardç’a ders verildiğini düşünebilirsiniz tabii, o ayrı mesele.
FST,
28.11.2007 - Engin Ardıç ve bilmeden, düşünmeden köşe yazısı yazmak
01.12.2007 - Engin Ardıç çılgınlığı tam gaz sürüyor
07.12.2007 - Engin Ardıç eleştirilerim üzerine
Bunların üzerine 11.12.2007′de Engin amca Ben neymişim be abi? başlıklı ve direk blogları ve blog yazarlarını hedef olan bir yazı yazıyor ve siz bu yazının yukardakilerle ilgisi yok diyorsunuz, öyle mi?
Kaldı ki önemli olan Engin amcanın bunları dikkate alarak yazı yazmış olması değil — ki açık seçik olarak durum bu — Engin amcaya ayar verilmiş olması.
Da Vinci,
Engin Ardıç’ın yazısını bir kere daha okudum, gülmüş geçmiş adam ama ben yine de bu Bortecene’ye cevap yazdığını düşünmüyorum.
Zira, Engin Ardıç’ın bu konuda geçen 2-3 yılda yazdığı daha başka yazılar da var, aynı üslupta ve haber siteleri, blogculara küfür eden, onları da bildiğim için Börteçine vs. arkadaşların “heyoo, Engin Ardıç bizi adam yerine koyup cevap yazmış” diye sevinmelerine gerek yok.
Ben Engin Ardıç’ın internet kullandığını ya da blog takip ettiğini filan zannetmiyorum, muhtemelen teknoloji özürlüdür.
Yine de söylüyorum, bu arkadaşların sevinme özgürlüğü saklıdır, ona da engel olacak değilim.
Engin Amcaya öyle bir ayar vermişler ki adam küsmüş evinden çıkmıyormuş. Yahu Da Vinci bari sen güldürme beni.
Bu arada ben de blog yazıyorum ama Engin Ardıç blogculara laf edince üstüme alınmıyorum zira yarası olan gocunur.
FST,
Bu arkadaşların “Engin maca bize cevap verdi oleeey” falan dediğini görmedim. Bunu nerden çıkardığını anlamadım. Ayrıca niye sevinsinler ki böyle birşey için? Engin amca çok mu önemli bir şahsiyet ki kendilerini muhatap almalarına sevinsinler? Buradaki olay Engin amcanın bilmediği konularda ahkam kesmesi. Senin de söylediğin gibi büyük ihtimalle teknoloji özürlü birinin bloglar ve yazarlarını bir bütün olarak ele alıp onlara bok atması. Ben de üstüme alınmıyorum ama ne olursa olsun bu tip genellemeler yapmak çok yanlış. Hele bir de yazdığınız konu hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyorsanız.
Da Vinci,
Bilmiyorum, önemsemişler adamı ki tutup yazı yazmışlar bir sürü. Ben de birşey demiyorum zaten, tutan yok, isteyen istediğiyle ilgili yazar ama bu blogcular hakikaten saçmalamış.
Mesela Börütecene Engin Ardıç’a şunu demiş
Bir de şu var:
Yahu bu adam hakikaten süzme saf. Hele diğer cevap diye yazdığı şeyler pek gülünçmüş, linki verdiğin iyi oldu, bayram eğlencesini bulduk sayende.
Ben zaten Börütenece’nin dedikleriyle ilgili birşey demedim. beyn.org’daki yazıda Engin amcaya ayar verilmiş diyorum. Olay budur.
Anladım, sen diğer linkleri de verince oraya bakmıştım.
Neyse, bunlar önemli şeyler değil, Engin Ardıç da zaten yeni birşey dediği yok, bizim burada ıkınıp sıkındığımız şeyleri uluorta konuşuyor o kadar. İçinde bilgi aramaya filan gerek yok yazdıklarında.
Gerçi beyn.org’daki yazıda da pek bir ayar göremedim ama önemli değil. Gazete köşe yazarlarını pek ciddiye almamak lazım, biz blogcular daha iyiyiz.
Çoğu yazardan daha iyi birçok blogcu olduğu kesin. Ama yazarların da işi kolay değil. Hergün yazmak kolay değil. Engin amca gibi aynı şeyi 1000 kere yazıyorsun işte hergün yazarsan ve sonunda saçmalarsın
Bu arada “ayar” anlayışlarımız fark olabilir elbette
Evet, bu kadar çok sayıda ve sürekli yazan köşe yazarı yaratığı türü Türkiye’ye özgü. Başka memlekette yoktur herhalde. Haftada 10 yazı yazan var, Fehmi Koru filan gibi, takma ismiyle birlikte.
Halbuki iyi, araştırmacı bir gazete köşe yazarı maksimum 2, bilemedin 3 ama sağlam yazı yazmalı.
Bizimkilerinki boş laf geveleme ama demek ki böyle başa öyle tarak gerekiyor.
Aynen öyle Fethi bey. Birçok yazar boş konuşma sanatında ustalaşmış malesef.
Yorumlar çok ilginç, ama açıklama gereği duyuyorum:
1. Engin Ardıç adlı köşe yazarını Osman’dan duydum*, yazısını okuyup bir cevap verme gereği duydum. Buna göre:
1a. Engin Ardıç’ı tanıyan, takip eden biri değilim. Önemseyen biri hiç değilim. Osman’ın üç yazısına cevap olarak bir köşe doldurması; bizim Engin Ardıç’ı önemsediğimizi değil, Engin Ardıç’ın bizi önemsediğini gösterir. Önemsemek de demeyelim de muhatap almak diyelim.
1b. Verdiğim cevabın Engin Ardıç’a ulaşması veya ulaşmaması benim sorunum değil. Kendisi tanınmayan ve tanıyan çevremin de önemsemediği bir yazar. Osman rast gelip de onun hakkında yazmış olmasa bizim de ondan haberimiz olacağı yok yani. Bu yüzden bizim cevaplarımızın ona ulaşması değil, onun yazılarının bizlere ulaşması daha güç gözüküyor. Ali Saydam’ın blog’lar hakkında ettiği iki cümle, blog dünyasında Engin Ardıç’ın -tamamı blog yazarlarını hedef alan ve çok ağır ithamlar içeren- köşe yazısından daha çok ilgi gördü mesela**.
2. (Bu madde benimle ilgili biraz) Konsepti beğendiğinize sevindim, yazıların zayıf olduğu konusunda ise benim bir yorum yapmam mümkün değil çünkü kimse kendinden bahsederken tarafsız olamaz. Yazılarımı güçlendirme konusundaki fikirlerinizi bilmek isterim çünkü Beyn’imi uzun süre canlı tutmak istiyorum.
Yalnız yaş konusuna değinmenize canım sıkıldı. Yaşı birinden büyük olanların sürekli olarak “bu çoluk çocuğu dikkate alıp” tarzı ifadeler kullanması ne kadar mantıklı geliyor size? “Akıl yaşta değil baştadır.” atasözünü hatırlatmak isterim; yaşı diğerinden küçük olan kimsenin o diğerinden daha zeki olması, daha iyi olması, ne bileyim daha “a” (değişken) olması her zaman mümkündür. Öyleyim veya öyleyiz demiyorum fakat bizden daha iyi olmanız için bizden daha “büyük” olduğunuzu belirtmenize gerek yok. Farklı yollardan bizden daha iyi olduğunuzu kanıtlamanız daha inandırıcı olacaktır.
Yanlış anlaşılmaların önüne geçmek amacıyla kimseden daha zeki, akıllı veya “a” olduğumu iddia etmek istemediğimi not olarak düşmek istiyorum bu maddeye.
3. @Da Vinci’nin de bahsettiği gibi biz hiçbir zaman “Engin Ardıç bize cevap yazdı!” diye sevinmedik. Bu konudaki muhatap Osman Börütecene, yani onun üç yazısına bu Enginar Dıç kişisinin cevap yazdığı gün gibi ortada, ama onun da Engin Ardıç’ın kendisine cevap yazmasına çıldırasıya sevinmediğinden aşağı yukarı eminim. Yaştan dolayı küçümsüyor olabilirsiniz ama Osman’ın canı sıkıldığı veya herkes yaptığı için blog yazan bir insan olarak görmeyin. Blog’una en çok emek veren insanlardan biridir Osman. Onu ben savunmayayım, bu yazıya cevap yazmayı düşünürse kendini savunur zaten.
4. Yine kendi adıma konuşayım, blog yazarlarını hedef alan yazısından dolayı gocunmamın sebebi bir yaramın olması değil, yazıda korkunç genellemelerin olması - zaten yazdığım yazının başlığı da bu genellemelerden biri. Genellemelerden nefret eden biriyim ve kim olursa olsun, genelleme yapana sonuna kadar karşı çıkarım. “Bütün Kürtler PKK’lı” diyene de karşı çıkarım, “Fransızlar çok milliyetçi” diyene de karşı çıkarım, “Blog yazarları ruh hastası” diyene de karşı çıkarım. Bunun herhangi bir yarayla ilgisi yoktur yani.
Olay bu yani. Yaş konusuna takmayın, kötü yanlarımızı gördüğünüzde yaşa takılmadan belirtmeye çalışın kötü yanlarımızı (ve bizden daha iyi yanlarınızı). İyi bloglamalar
*: Şu yazısıyla
**: Blog Kazanı bağlantısı
Barış Bey,
Hmm, o zaman işler epey değişir. Neden? Çünkü gerçekten yeni tanıdığınız biriyle ilgili bu yazılarınız normal görülebilir. Engin Ardıç’ı eskiden beri bilenler yazısını analiz etmeye ihtiyaç duymazlar zira.
Bu doğru, insanlar Engin Ardıç’ı mahallenin delisi olarak görüyor, dolayısıyla Ali Saydam daha ciddiye alınıyor.
Ben daha ziyade Osman beyin Engin Ardıç’a verdiği cevaplarkastetmiştim. Bir de sizin yazılarınızı analiz etme amacım olmayıp doğrudan eski ahbaplardan Da Vinci ile yarı şaka atışınca böyle bir manzara ortaya çıktı.
Orası öyle de, verilen cevaplar pek akıllıca görünmedi üstüne üstlük çocukça geldi. Bu tür bir yazıyı ancak gençten heyecanlı ve hevesli biri yazar diye düşündüm. Ha, yaşı büyükse o da ilginç tabii.
Yok, yaştan dolayı niye küçümseyeyim, ben yukarıda alıntıladığım Batılılaşma türü örneklerden dolayı biraz küçümseyici tarz takınmış olabilirim. Ama anlaşıldığı kadarıyla arkadaşımızın başka alanlarda daha oturmuş düşünceleri ve daha iyi yazıları var. Ama sanal alem bu, bir defa bir şey yazınca kalıyor burada, yapacak birşey yok.
Burada problem yok, ben de genelleme dahil hiçbir safsatadan hoşlanmam ama Engin Ardıç’ı “bu konuda” ciddiye alanlara şaşırdım o kadar. Kaldı ki ilk cümlede eğer Engin Ardıç’ı yeni tanıyorsanız mesele yok, tüm yazdıklarım sizin Engin Ardıç’ı eskiden beri tanıdığınız varsayımına dayalıydı. Eh tabii burada yorumlar biraz cıvık gider, 3-4 senedir tanıştığımız insanlarla genelleme yanılgısına ben de düşebiliyorum.
Yaş konusuna takılma yok, kimseye tavsiyede bulunma mercii de değilim ama iki noktaya izniniz olursa değineyim, madem bu kadar zaman harcadık, sizin Engin Ardıç’ı tanımamanızı tuhaf buldum, olamaz mı, olabilir elbette ama pek norma görünmedi bana. Yani bir konuda yazı yazarken bir parça araştırmakta yarar var. Osman beyin yazıları da (Engin Ardıç yazıları) maalesef sağlam değil, oraya atıfta bulunurken yazısının içeriğini iyi kontrol etmeniz gerekirdi diye düşünüyorum.
Benim sizden iyi yanım diye birşey yok, dediğiniz gibi herkesi başkaları değerlendirmelidir.
Selamlar
Fethi Bey,
DaVinciye haksızlık etmeyin, kendisi blog camiasının en komik insanlarından birisidir. (bkz, ideolojiden gözü dönmüş herhangi bir yorumu) Sezar’ın hakkı Sezar’a
Bu E.Ardıç’a ayar verme işi de harbiden komik olmuş, hiç güleceğim yoktu. Fare dağa küsmüş dağın haberi olmamış..
Ne ilginç insanlar var.
İlk kez okuduğum için Engin Ardıç bana “dikkat çekmek için ona buna çamur atan köşe yazarı” izlenimi verdi. Yakın zamanda yazdığı başka yazıları da okudum ve diyebilirim ki neredeyse hepsinde bir şeyden duyduğu memnuniyetsizliği son derece terbiyesiz bir dille anlatıyor. Gerçekten deliyse ve sallanmaması gerekiyorsa bunu anlarım ama elbette her yazarın ufacık da olsa bir kitlesi vardır, bu adam bu kitleyi yanlış yönlendiriyorsa ve bu yazısında blog yazarlarına, öbür yazısında kendi milletine, diğer bir yazısında patlıcan yemekten hoşlanmayan turuncu turna yavrularına (çok pis salladım) karşı bir nefret oluşturmayı başarıyorsa, biz de cevap hakkımızı kullanırız.
Yani bu konuda kişinin ünü öne çıkmıyor, önemli olan kişinin ettiği laflara cevap verme hakkımızı kullanıp kullanmama kararımız. Yerel bir gazetede haftada bir köşe yazısı yazan biri bile olsaydı bu kişiye cevap vermek isterdim çünkü dediğim gibi burada yaramız olsun olmasın gocunmamız gereken hakaretler sözkonusu. Adam açık açık “Bütün blog yazarları psikopattır ve ruhlarının kirlerini dökmek için yer aranırlar.” diyor. Blog yazarlarının her birinin bu ithama karşı çıkması gerekirken “Ben üstüme alınmıyorum.” demek -kusura bakmayın ama- biraz safça kaçıyor.
Yine de dediğim gibi, adam gerçekten deliyse veya gerçekten dikkat çekmek için ona buna çamur atmakla prim yapmaya çalışıyorsa zaten bir daha cevap vermeye kalkmam. Kendi kumunda oynayıversin yani, nedir?
Baris bey,
Gerçekten deliyse ve sallanmaması gerekiyorsa bunu anlarım ama elbette her yazarın ufacık da olsa bir kitlesi vardır, bu adam bu kitleyi yanlış yönlendiriyorsa ve bu yazısında blog yazarlarına, öbür yazısında kendi milletine, diğer bir yazısında patlıcan yemekten hoşlanmayan turuncu turna yavrularına (çok pis salladım) karşı bir nefret oluşturmayı başarıyorsa, biz de cevap hakkımızı kullanırız.
Her durumda istediginiz yaziyi inceleyip istediginiz sekilde hakkinda yazabilirsiniz tabii. Yalniz ‘cevap hakki’ bu degil tam, cevabinizi ayni gazetede yayinlatirsaniz tam cevap olmus oluyor. Bu manada kullanmadiginizi biliyorum, ama belki dar manali kullanima alismak lazim cunku yeni internet kanunu boyle bir hukuki hak da getiriyor.
Genel anlamda ben de Ardic’in gordugu ilgiden degil de bilgisi acisindan atfedilen itbardan rahatsizim. Gundelik olaylar hususunda yari dogru ama komik seyler soyleyen stand-upci soytari da ilgi gorur mesela, ama bilgi veren bir insan kabul edilmez ve o acidan dediginin bir itibari yoktur. Ardic ayni zamanda ‘bilgili’ havada olup ’simdi ayar verirken ogreteyim’ mealinde seyler yazdigi icin arada bir yerde, cunku verdigi bilgi kirintilari her zaman yanlis degil.
Suat bey sever Ardic’i o yuzden benim (ve diger okuyucularinin) da ugrastigimiz vakidir[1] ama degecek birsey degil pek. En iyi ihtimalle bir ‘ne guzel demis’ diyene ‘hosuna gitti ama dedigi dogru degil’ demekten ileri gitmez o cabanin neticesi. Yukarida linkli bir ‘cevap’ yazisina baktim, 16 yorum almis, Falkland konusunda kucuk bir duzeltme haricinde ne orjinal yazi ne cevap hakkinda birsey yok ortada, genelde yari-destek veya anti-Ardic mesajlari konmus oraya. O bakimdan Ardic’i adam yerine koyan kim hangi konuda ikna oldu o cevap cabasi sonucunda da ortada degil, cunku ‘iyi demis’ diyen insanlar yok ortada. Belki oyle insanlari bulup onlarla konusarak bu isleri yapmak daha iyi. Yani ‘cevap’tan ziyade, okuyucusuyla diyalog ve ikna cabasi daha faydali olabilir, dogru dedigini seyler de gume gitmez belki ‘cevap’ yazan da birseylere hususunda ikna olur bu sayede.
[1] Bakin su linkte Suat bey bir Ardic yazisi asmis, ikinci yorumda gazeteciye yakismayacak bir hatasini bulmus bir yorumcu, sonra gidip ilk yazisininda yetersiz imasi yaptigi insandan filankimcim iyidir diye bahsettigi bir yazi bulmusuz. Baska ‘itibar’ goren gazeteler ve yazarlarin da ipligi pazara cikmis. Netice? En fazla Suat bey Ardic’tan yazi asmadan ‘bu heriflerle mi ugrasacagim simdi?’ diye durup dusunuyor olabilir, ama ondan da emin degilim.
Bir süre önce bir yerde (neresi olduğunu hatırlamayamadım) Engin Ardıç’uın Türkiye’de en çok kitap okumuş üç kişiden biri olduğunu okumuştum. Tabii böyle bir iddiada bulunmak için herkese tek tek sormak gerekir kaç kitap okudun diye. Ama bu bilgi doğruysa en azından hatırı sayılır sayıda eser karıştırdığını kabul etmek lazım. Ben de yazdıklarından yakın tarihi iyi okuduğunu anlıyorum ve yukarıdaki çocukların saldırılarını seviyesiz buluyorum. Bir kere o makalede Engin Ardıç’tan yapılan alıntılara verilen cevaplar çoğu yerde ilgisiz. Yani akıllıca yapılmış bir eleştiri göremedim. Yorumculara ise hiç girmiyorum. (Falkland adaları hakkında düzeltme yapan yorumcu hariç.)
Peki ben Engin Ardıç’ı çok mu tutuyorum? Yazılarını beğensem de halkımızın genelinin eğitilmesi gereken öküz olduğunu ima etmesi beni rahatsız ediyor. Tamam öküzlükten çok yerde eksik kalmıyoruz ama oturup da üstün bir mevkiden kralın soytarılarına bakması gibi gülüp alay etmek pek hoş değil. Mine Kırıkkanat tavrının bir benzeri tavır aslında. Ama görünüş itibariyle Cumhuriyet elitlerini eleştirdiği için Mine Hn. gibi tepki toplamıyor sadece. Ama bu yanlışı değiştirmez. Bir de zaman zaman Atilla İlhan misali Atatürk’ü kollayıp tek parti döneminin bütün günahlarını İsmet İnönü’nün boynuna yüklediğini görüyorum. Bu da pek hoş değil. Üslup konusuna girmeye bence gerek yok. Herkesin tarzıdır. Ben alabileceğim birşey varsa almaya bakıyorum sadece. Ama hatalarına rağmen alanında gayet bilgili bir insan olduğunu yadsıyamam.
Suat bey sizin gibi bir komedyen varken benim lafım olurmu hiç. Kendinize çok haksızlık ediyorsunuz.
Bu arada zahmet olmazsa “ideolojiden gözü dönmüş” herhangi bir yorumumu gösterebilir misiniz? Çok değil bir tane örnek istiyorum. Yoksa bu bir bok at izi kalsın taktiği mi? Yok yok siz hiç öyle şey yapar mısınız
Sizin gibi İslamın ışığıyla aydınlanmış ahlâklı bir mümin hiç öyle şey yaparmı
Yapmaz değil mi? Onun için örneğinizi bekliyorum.
Suat bey, gözüm “ideolojiden” fena halde dönmüş durumda. Bir el atsanız da düzeltsek