Archive for Eylül 18th, 2006

Siteler Esnafı

FST Eylül 18th, 2006

İnternette yorum siteleri çoğalıyor. Bu iş meşakkatli olduğundan ve sanal er meydanında hata yapanı fena halde tefe koyduklarından yorum sitelerinin büyük bölümü işlerini ciddiye alan bilgili insanlardan oluşuyor. Bu vesileyle birkaç tanesini hatırlatmak istiyorum.

Mesela sağlam iktisadi yorumlarıyla dikkat çeken Tuğrul Gürgür hem kendi blogunu açmış hem de ekonomi fakültelerinde yardımcı kaynak olarak önerilmeyi hak eden Ekonomitürk sitesinde yazmaya başlamış.

Açık Görüş de üç yazarlı bir site. Şimdilik bloggerda bulunan siteye Şener Aktürk, SSÇetin ve Mustafa Domaniç katkıda bulunuyor. Yakın zamanda kendilerine yeni bir site alacaklarmış. Uluslararası ilişkileri, güncel siyaset ve çeşitli toplumsal konularda yazıyorlar. Mesela Mustafa Domaniç’in kendi sitesinde yazdığı az sayıda yazıya da dikkatinizi çekmek isterim. Kimi zaman ingilizce yazılan site şu ana kadar bilmeyenler için tavsiye edilir.

İktisat ve İnsan sitesi de, uzunca zamandır güncellenmemekle birlikte, yetenekli bir genç tarafından hazırlanıyor, mesela şu yazısı kayda değer. İnşallah zaman bulup yazmaya başlar. Aynı temenni nadir güncellenen Genç Ekonomist için de geçerli elbette.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

75 Kuruş

FST Eylül 18th, 2006

Cumhuriyet Gazetesi fiyatını arttırıyormuş. 50 kuruş yerine 75 kuruşa çıkan gazetenin zam oranı yüzde 50. Ben almadığım için tabii bu gelişmeden etkilenmeyeceğim (yanlış anlaşılmasın, pahalı olduğu için almıyordum). Benim gençliğimde belli bir yaşın üstünde hergün sinekkaydı traş olmuş ciddi insanlar bu gazeteyi kollarının altında taşırdı. Üniversite gençliği içinde de Cumhuriyet ciddiyetine yakışır şekilde yüzü gülmeyen bazı tiplerin de bu gazeteyi okuduğunu görürdüm. Ömrü hayatımda herhalde 2 defa para verip aldım. Genelde tercihimi ucuz olmaları yanında daha eğlenceli yazarları olan gazeteler yönünde kullanıyorum. Mesela Sabah’tan Hıncal Uluç, Emre Aköz, TV sayfasını hazırlayan Yüksel Altuğ, Bugün’den Aykut Işıklar, Y. Şafak’tan Kürşat Bumin, Taha Kıvanç, Akşam’dan Engin Ardıç ve Serdar Turgut, bir ara Baskın Oran için Birgün, Vatan’dan Selahattin Duman tercihimde etkili olabiliyor. Bir de gazetelerin spor sayfalarına, eklerine bakıyorum, hangisi daha renkli ve çok sayfalı ise onu seçiyorum. Elbette bu gazetelerin hepsinin internet sitesi olduğu için gazeteyi fiilen satın almam pek nadir gerçekleşiyor.

Bu seviyesiz kriterleri dikkate alan bayağı bir adamın Cumhuriyet gibi “ciddi” bir gazeteyi almaması elbette normal karşılanacaktır. Ama inanın fiyatı 25 kuruş olsa arasıra alıp Mustafa Balbay, Hikmet Çetinkaya gibi üstadları okumayı çok isterdim. İnternet siteleri de yok, daha doğrusu paralı olarak var, kağıdına 50 kuruş vermeyen internete niye para ödesin mantığı gereğince bunlardan mahrum kalıyorum. Herneyse, Cumhuriyet fiyatını arttırırken duygu dolu bir de mesaj vermiş, ben ağlamamak için kendimi zor tuttum, yalnız kendimi sıkarken şöyle bir yer de dikkatimi çekiverdi:

Yapısı bozulan medya dünyasında Cumhuriyet’in Cumhuriyet olarak süregelmesi ve devam edebilmesi için bu zor kararı almaktan kaçınmak olanağı yoktu.

Günümüzde dinci basının tüm ülkede bedava dağıtımı geçerlidir ve büyük holding sermayesine dayanan gazetelerin de özel koşulları biliniyor.

Cumhuriyet’in okurlarından başka dayanağı yoktur.

İlginç, daha geçenlerde Antibürokrasiye de yansıyan bir haberde şu ifadeler geçiyordu: “CHP’li Muzaffer Eryılmaz’ın başkanlığını yürüttüğü Çankaya Belediyesi’ne ait araçlar ve şoförler, kapı kapı dolaşıp ücretsiz olarak ‘Cumhuriyet Gazetesi’ dağıtıyor.” Bence Cumhuriyet palavra atmak yerine ilgili cümleyi şöyle düzeltmelidir:

“Günümüzde dinci basının -estek köstek-, sermaye dayanan -falan filan- yanında biz Cumhuriyet sırttımızı bilumum devlet daireleri, kütüphaneler, CHP’li belediyelere dayamakla birlikte bu dahi çarkı çeviremediğinden 25 kuruş zam yapıyoruz”

Peki netice? Cumhuriyet yalanı bıraktığı takdirde kendilerini desteklemek için en az bir defa Cumhuriyet gazetesi alabileceğim vaadini buradan veriyorum. Sonra bu gazetemiz bugün fiilen tersaneleri işgal edilmiş ülkemizin Milliyet ve Hürriyetten farklı olarak “muhalif ses barındırmayan” yegane müdafii değil midir? İnternette, televizyonlarda gür sesleriyle ortalığı yıkan ulusalcı camia niçin Cumhuriyeti sahiplenmemektedir? Bu gazete CHP belediyelerinin beleş dağıtmasına rağmen 50 Bin satmayı hak edecek bir kıymet midir? Çılgın Türkler kitabı Türkiye nüfusundan fazla satış yaparken Cumhuriyet gazetesi neden iplenmemekte, okuyana müstehzi ifadelerle bakılmakta, hatta kimi zaman kendini tutamayanlar seslice gülmektedir?

Cumhuriyet ekibi solcu olduğu için kapitalist ekonomiden hazzetmeyebilir ama ben bir tüyo vereyim. Şunca zamanlık hukukumuz var, bırakın zammı, fiyatı 50 kuruştan 10 kuruşa düşürürlerse inanılmaz satış patlaması yaşarlar. Böylece de oto galericileri, emlakçılar, TV kanalları, bankalar vs. reklam vermek için kendilerini tercih eder, gazete de ihya olur. Üstelik ulusalcı fikirlerden daha geniş kitleler nasiplenmiş olur. Hatta bir çok fakir Anadolu’da soba tutuşturmada kullanacağı için sosyal adalete de faydası olur. Bir taşla bir sürü kuş anlayacağınız.

Bir not da resimdeki laptop-gazete-ulusalcı kız kombinasyonuna edelim. Eğer bu şahıs parası olmadığı için Cumhuriyeti internetten okuyamayıp gazeteden haberi alıp yorumlayan bir blogcu ise fevkalade başarılı olmuş, bilgi çağına sol bir yorum getirilmiş derim. Yok Cumhuriyet yazar kadrosunun çağdaş Türk genci imajı için oluşturduğu bir kreasyon ise pek tutmayacağına eminim. (Mesela o bankın bulunduğu parkta kablosuz bağlantı var mı?) Ha, gazeteyi yağmur başladığında laptopu korumak için kullanacaksa ayrı.

Lafı uzatmayalım, pamuk eller cebe, Cumhuriyet için elele…

2500 YTL, fark nerede?

FST Eylül 18th, 2006

ayiheykel.jpgMalum heykel davası ülkemizdeki önemli konulardandır. Bendeniz de sanattan anladığım için heykel, yontu, resim, takı tasarımı, hat, tezhip, oyma, minyatür vs. konularındaki haberlere ilgi duyarım. Bu baptan olmak üzere geçenlerde İzmir Torbalı belediye başkanının Atatürk ile birlikte dikilen heykeline de dikkat çekmiştim. Ancak benim bir garip huyum da ille bu tür şeylere devlet kesesinden harcanan paraları merak etmemdir. Misal Torbalı’daki heykele 150.000 YTL ödenmiş, muhtemelen bunu başkan cebinden vermediğine göre devlet kesesinden karşılandığını zannediyorum. Yine daha önce “Atatürk’e benzemeyen Atatürk Heykellerinin Tamiri” projesinde heykellere ödenecek parayı görünce ağzımın suyu akmış, eskiden heykeltraşlık denemelerimin olduğunu hatırlayıvermiştim.

Tabii konu benim sanata ilgim değil. Geçen ay hatırlarsanız Erzincan’da bir belediye başkanı ormanda ayı vurmuş ve tepki çekmişti. Ben de ayıları -gerçekten- çok severim, adama biraz kızmıştım. Neyse ki Orman bölge müdürlüğü vurulan ayının hatırasına bir heykel diktirme kararı almış. Bu haberi alkışlarken birden gözüme heykelin maliyeti çarptı. İlgililer koca ayının heykeline sadece 2500 YTL ödeneceğini belirtmişler.

Hayret, Torbalı belediye başkanı heykeli (ki başkanı çocuk şeklinde tasarladıkları için kısa pantolon giymiş 45 yaşında bir yüz ortaya çıkmıştı) ile merhum Erzincanlı ayının heykeli arasında bu kadar fark olur mu? Atatürk, Torbalı Belediye Başkanı ve Eşinden oluşan bütün 150 Bin YTL ediyorsa, belediye başkanının payına 50 Bin YTL düşüyor demektir. O halde Erzincan’daki heykelin fiyatı anormal derecede ucuz sayılmaz mı? Sonuçta kullanılan malzeme aynı. Üstelik ortalama bir ayı için ortalama bir belediye başkanına göre nispeten fazla malzeme kullanılıyor olsa gerek. Ayı heykelinin sanatçısı da en az Başkan heykelininki kadar sanatkar olmalı, sonuçta canlı bir hayvanı şekillendiriyor. Üstelik başkanın heykelini yapan vesikalık resmine bakarak yapmış, işi de kolaylaşmış.

Bu durum bana garip geldi, yontu ekonomisinden anlayan biri izah ederse sevinirim. Arz-talebe vurdum gene olmadı, malum Atatürk heykeli çok yapıldığı için üreticiler arasında rekabetten dolayı fiyatın düşmesi gerekir. Bence Kültür Bakanlığı Atatürk heykeli yenileme projesini yaparken Erzincan Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri ile işbirliği yapsın. Entel ayağındaki heykeltraşlara katrilyon kaptırmaktansa işi fevkalade ucuza halledebilirler.

Sonra 2500 YTL beni biraz ümitlendirdi, ayının heykeli buna mal oluyorsa, evimin önüne diktirmeyi planladığım heykeli çok daha aşağı mal edebileceğimi düşünüyorum artık.

YÖK’ün Suçu Ne?

FST Eylül 18th, 2006

kimya.jpgAkademik camiada dönen dolaplarla ilgili çoktandır birşey yazamıyorum, eski yazılarıma hala yorumlar geliyor bir ara cevaplamaya çalışacağım. Bu vesileyle gözüme takılan bir haber oldu, Türkiye’de torpili olmadığı için araştırma görevlisi olamayan bir arkadaş Oxford Kimya bölümüne doçent olmuş. Bence bu arkadaş ve haberi verenler büyük bir yanılgı içinde. Neden, izah edeyim. Önce habere bakalım:

“Bölüm birincisi olduğum için üniversiteye araştırma görevlisi olabileceğimi düşünüyordum. Benim yerime 4 yıllık bölümü 6 yılda bitiren birini aldılar. Onun torpili vardı, benim yoktu.” Başarılı akademisyen Türkiye’deki sistemin kaliteli öğretim üyelerinin yetişmesine engel olduğunu söylüyor.

[…] Okuduğu üniversiteye araştırma görevlisi olarak giremeyen Ayhan Çelik, daha sonra Kırşehir’de öğretmenliğe başlamış. Kısa süreli öğretmenliği sırasında yurtdışına öğretim üyesi yetiştirilmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınav yaptığını duyunca, bu sınava girerek başarılı olmuş. Sınav sonrası İngiltere’ye gelen Çelik, Leeds Üniversitesi’nde yabancı dil eğitiminden sonra Hull Üniversitesi’nde 1 yıl gibi kısa sürede lisans üstü eğitimini tamamlamış. Daha sonra biyoorganik kimya alanında Leicester Üniversitesi’nde 3,5 yıl doktorasını tamamlayan Doç. Dr. Çelik Edinburg Üniversitesi’nde 4 yıl araştırma görevlisi olarak çalışmış. Bu yıl dünyanın önde gelen üniversitelerinden Oxford Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak kabul edilen Çelik kendisi için hazırlanan laboratuvarında bilimsel çalışmalar yapıyor.

Hem haberde hem habere yapılan yorumlarda YÖK ve üniversitelerimiz hakkında olumsuz eleştiriler yapılıyor, vay nasıl torpil olur, beyin göçü var vs. Yahu etmeyin. Ya bu adamcağızı KTÜ 6 yılda okul bitiren torpilli yerine araştırma görevlisi olarak alsa ne olacaktı? Muhtemelen şimdi kod adı psikopat olan bir profesörün ibriğini tutma sürecinde debelenen bir zavallı olmayacak mıydı? Tez bitirmek için kaynak bulamayacak, yalakalık yapmasa sözleşmesini uzatmayacaklar, üniversite idaresinin ideolojik görüşünü benimsemese doktora, doçentlik vs. yollarında taş koyacaklardı. Hepsi yoluna girse İngiltere’de kazandığının beşte biri bile olmayan bir paraya talim eden silik bir memur haline gelmeyecek miydi?

Doçent Ayhan Çelik bence serzenişte bulunmasın torpil ve kayırmacılığı prensip edinen YÖK’e dua etsin. Sayesinde İngiltere’de paraya para demez hale gelmiş. Bazen ben de eleştiri yazısı yazıyorum ama YÖK’e biraz haksızlık mı ediyoruz acaba? Yiğidi öldürelim ama hakkını da verelim.

Kapat
E-posta ile paylaş