75 Kuruş

FST 18 Eylül 2006

Cumhuriyet Gazetesi fiyatını arttırıyormuş. 50 kuruş yerine 75 kuruşa çıkan gazetenin zam oranı yüzde 50. Ben almadığım için tabii bu gelişmeden etkilenmeyeceğim (yanlış anlaşılmasın, pahalı olduğu için almıyordum). Benim gençliğimde belli bir yaşın üstünde hergün sinekkaydı traş olmuş ciddi insanlar bu gazeteyi kollarının altında taşırdı. Üniversite gençliği içinde de Cumhuriyet ciddiyetine yakışır şekilde yüzü gülmeyen bazı tiplerin de bu gazeteyi okuduğunu görürdüm. Ömrü hayatımda herhalde 2 defa para verip aldım. Genelde tercihimi ucuz olmaları yanında daha eğlenceli yazarları olan gazeteler yönünde kullanıyorum. Mesela Sabah’tan Hıncal Uluç, Emre Aköz, TV sayfasını hazırlayan Yüksel Altuğ, Bugün’den Aykut Işıklar, Y. Şafak’tan Kürşat Bumin, Taha Kıvanç, Akşam’dan Engin Ardıç ve Serdar Turgut, bir ara Baskın Oran için Birgün, Vatan’dan Selahattin Duman tercihimde etkili olabiliyor. Bir de gazetelerin spor sayfalarına, eklerine bakıyorum, hangisi daha renkli ve çok sayfalı ise onu seçiyorum. Elbette bu gazetelerin hepsinin internet sitesi olduğu için gazeteyi fiilen satın almam pek nadir gerçekleşiyor.

Bu seviyesiz kriterleri dikkate alan bayağı bir adamın Cumhuriyet gibi “ciddi” bir gazeteyi almaması elbette normal karşılanacaktır. Ama inanın fiyatı 25 kuruş olsa arasıra alıp Mustafa Balbay, Hikmet Çetinkaya gibi üstadları okumayı çok isterdim. İnternet siteleri de yok, daha doğrusu paralı olarak var, kağıdına 50 kuruş vermeyen internete niye para ödesin mantığı gereğince bunlardan mahrum kalıyorum. Herneyse, Cumhuriyet fiyatını arttırırken duygu dolu bir de mesaj vermiş, ben ağlamamak için kendimi zor tuttum, yalnız kendimi sıkarken şöyle bir yer de dikkatimi çekiverdi:

Yapısı bozulan medya dünyasında Cumhuriyet’in Cumhuriyet olarak süregelmesi ve devam edebilmesi için bu zor kararı almaktan kaçınmak olanağı yoktu.

Günümüzde dinci basının tüm ülkede bedava dağıtımı geçerlidir ve büyük holding sermayesine dayanan gazetelerin de özel koşulları biliniyor.

Cumhuriyet’in okurlarından başka dayanağı yoktur.

İlginç, daha geçenlerde Antibürokrasiye de yansıyan bir haberde şu ifadeler geçiyordu: “CHP’li Muzaffer Eryılmaz’ın başkanlığını yürüttüğü Çankaya Belediyesi’ne ait araçlar ve şoförler, kapı kapı dolaşıp ücretsiz olarak ‘Cumhuriyet Gazetesi’ dağıtıyor.” Bence Cumhuriyet palavra atmak yerine ilgili cümleyi şöyle düzeltmelidir:

“Günümüzde dinci basının -estek köstek-, sermaye dayanan -falan filan- yanında biz Cumhuriyet sırttımızı bilumum devlet daireleri, kütüphaneler, CHP’li belediyelere dayamakla birlikte bu dahi çarkı çeviremediğinden 25 kuruş zam yapıyoruz”

Peki netice? Cumhuriyet yalanı bıraktığı takdirde kendilerini desteklemek için en az bir defa Cumhuriyet gazetesi alabileceğim vaadini buradan veriyorum. Sonra bu gazetemiz bugün fiilen tersaneleri işgal edilmiş ülkemizin Milliyet ve Hürriyetten farklı olarak “muhalif ses barındırmayan” yegane müdafii değil midir? İnternette, televizyonlarda gür sesleriyle ortalığı yıkan ulusalcı camia niçin Cumhuriyeti sahiplenmemektedir? Bu gazete CHP belediyelerinin beleş dağıtmasına rağmen 50 Bin satmayı hak edecek bir kıymet midir? Çılgın Türkler kitabı Türkiye nüfusundan fazla satış yaparken Cumhuriyet gazetesi neden iplenmemekte, okuyana müstehzi ifadelerle bakılmakta, hatta kimi zaman kendini tutamayanlar seslice gülmektedir?

Cumhuriyet ekibi solcu olduğu için kapitalist ekonomiden hazzetmeyebilir ama ben bir tüyo vereyim. Şunca zamanlık hukukumuz var, bırakın zammı, fiyatı 50 kuruştan 10 kuruşa düşürürlerse inanılmaz satış patlaması yaşarlar. Böylece de oto galericileri, emlakçılar, TV kanalları, bankalar vs. reklam vermek için kendilerini tercih eder, gazete de ihya olur. Üstelik ulusalcı fikirlerden daha geniş kitleler nasiplenmiş olur. Hatta bir çok fakir Anadolu’da soba tutuşturmada kullanacağı için sosyal adalete de faydası olur. Bir taşla bir sürü kuş anlayacağınız.

Bir not da resimdeki laptop-gazete-ulusalcı kız kombinasyonuna edelim. Eğer bu şahıs parası olmadığı için Cumhuriyeti internetten okuyamayıp gazeteden haberi alıp yorumlayan bir blogcu ise fevkalade başarılı olmuş, bilgi çağına sol bir yorum getirilmiş derim. Yok Cumhuriyet yazar kadrosunun çağdaş Türk genci imajı için oluşturduğu bir kreasyon ise pek tutmayacağına eminim. (Mesela o bankın bulunduğu parkta kablosuz bağlantı var mı?) Ha, gazeteyi yağmur başladığında laptopu korumak için kullanacaksa ayrı.

Lafı uzatmayalım, pamuk eller cebe, Cumhuriyet için elele…

20 Yorum

  1. Fatih Arslan - 18 Eyl 2006 - 12:24 pm

    Tehlikenin farkında mısınız ?

    Bu cümleyi bir zamanlar çok gördüm. Hemen hemen her yerde. Ama bu cümleyi bizlere sunarken, damarımıza basılarak sunmaları hiç hoş değildi tabi. İnsanların duygularıyla, inançlarıyla alay edilirse, değil 75 kuruş 1 ytl yapsan bile tirajını artıramazsın.

    Muhalif olacaklarsa, kendilerini bin bir türlü hale sokmaları gerekmiyor. Muhalefet öyle birilerini inciltmekle olmaz. Adam gibi yaparsan yap. Ama yurdumun insanlarını küçük düşürmeden yap.

  2. derinsular - 18 Eyl 2006 - 3:55 pm

    Biraz farkli dusunuyorum.

    Eger ben de ‘kac lira olursa olsun’ banko satis yapacagimi bildigim devlet dairelerine sahip olsaydim, gazetenin fiyatini elbette artirirdim.

    Cumhuriyet’in - kendisi ile ayni tiraja sahip olan gazetelere oranla - bu kadar pahali olmasinin sebebi de buydu zaten. 50 kurusa satilan baska bir gazete yoktu.

    Ancak gazete cok dogru bir adim daha atarak fiyatini 75 kurusa cikardi ve farki acti. Sonucta odenilen vergilerden elde edilen gelirle devlet dairelerine ve belli kurumlara balya balya alinmaya devam edecek ve bu ay sonunda %50′lik fiyat artisi hem gelir, hem de kar bazinda gazeteye (yaklasik) %50′lik bir artis saglayacak. Fiyat artisi ile gelir ve karin bu denli birbirine yakin olabilmesi de serbest piyasalarda(!) ancak bu gibi durumlarda mumkun olabilir.

    (Parasini odeyerek Cumhuriyet okuyan emekli ogretmen ya da universiteli solcularin da Cumhuriyet’e 75 kurus vermekten kacinacaklarini hic sanmiyorum. Turkiye’de pek cok fakir insan nasil ’statu ugruna’ milyarlik cep telefonlariyla geziyorsa, Cumhuriyet gazetesi de bu kesim icin ayni statunun ifadesidir.)

  3. izlenimler - 18 Eyl 2006 - 4:43 pm

    Evet, sürümden (ve reklamdan) kazanma ve hayli yüksek bir kar marjı ile garantili satış opsiyonları arasında Cumhuriyet işin kolayını seçmiş gibi görünüyor. Mevcut konjonktürde de bu işten fevkalade kazançlı çıkar ama benim önerimin geniş kitlelere dönük potansiyel kazanç ihtimali de gözardı edilmemeli derim.

    Bu arada resmi kurumların Cumhuriyet veya başka birşey, niçin gazete aldıkları da ayrı bir muamma olsa gerek.

    FST

  4. metin-thePoor - 19 Eyl 2006 - 1:37 pm

    Fethi Bey,

    “Cumhuriyet ekibi solcu olduğu için” demişsiniz. Lütfen bu vahim hatanızı düzeltiniz, yoksa ben düzeltmek zorunda kalacağım! Cumhuriyet’te bir iki solcu olabilir, mümkündür belki, gözden kaçmıştır. Lakin Cumhuriyet’in kurmay takımı ve gazeteye hakim olan zihniyet, sapına kadar faşisttir. “Faşist denince akla sadece MHP gibi malum partiler filan gelmemeli” şeklinde basit bilgileri de ben mi vereceğim yani şimdi!

    Cumhuriyet gazetesine bugünkü parayla bir servet ödemişim. Nasıl geri alabilirim diye kara kara düşünmekten bir hal olmaktayım. Yaramı da deşmeyin lütfen durduk yerde!

  5. izlenimler - 19 Eyl 2006 - 1:57 pm

    Metin Bey,

    Faşist olmalarına bir diyeceğim yok ama solcu oldukları da (maalesef) doğru.

    Bence sizin gibi akil bir adamın da kendini “sağ” veya “sol” diye saçma sınırlamalar içine hapsetmesi çok yanlış. Bakın faşistlere yapılan ithamları lüzumsuz yere üstünüze almak durumunda kalabiliyorsunuz. Tek başınıza toplumda mevcut olan ve bir ölçüde haklılık taşıyan menfi “sol” algılamasını değiştirmeniz mümkün/kolay değil. (Size tavsiyede bulunma cüretini gösterdiğim için affedin).

    Selamlar.

    FST

  6. metin-thePoor - 19 Eyl 2006 - 4:07 pm

    Sevgili Fethi Bey,

    Şimdi siz başıma iş açıyorsunuz, farkında mısınız? Bana “otur bi yazı döşen” demiş kadar oluyorsunuz ki, patronumun kâr maksimizasyonuna ayırdığım enerjiden öte enerjim olmayacak bugünlerde. Bunun üzerine bir de heba olan tatilin ve gelip çatmış olan sonbaharın yoğun depresif etkileri de eklenince siz sağ ben selamet! Yine de sözünüze uyacak ve çıkmaz ayın son çarşambasında “sol” kavramını deşeleyen bir yazı cızıktıracağım gibime geliyor. (Parantez içi için estağfurullah.)

    Yazmaya gayret edeceğim yazı bir yana, tek bir cümle: İlhan Selçuk ve Doğu Perinçek gibileri solcuysa ben de hipopotamım efenim!

  7. Tansel Güçlü - 22 Eyl 2006 - 3:23 am

    Metin bey fevkalade haklıdır. Eğer bunlar solcu ise Fikret Başkaya “necidir” diye sorabilir miyim?

  8. izlenimler - 22 Eyl 2006 - 10:07 am

    Merhaba,

    Fikret Başkaya da solcudur, İlhan Selçuk da, Cumhurbaşkanı Sezer de, Deniz Baykal da, ODTÜ’de MCDonalds’ı protesto edib Pizza Huttan karnını doyuran entel gençler de. Öte yandan Ali Kerinçsiz, Altemur Kılıç, Süleyman Demirel, Devlet Bahçeli sağcıdır. Burada esas olan “solcu” veya “sağcı” olmanın matah, kıymetli birşey olup olmadığı meselesidir. Sanki faşistler sadece sağcılardan çıkar, bir kimse faşist ise solcu özelliğini kaybeder gibi bir algılama solculuğu kerameti kendinden menkul bir erdem zannetmenin neticesidir.

    Anladığım kadarıyla solcu olmak toplumdaki eşitsizliklere bakışla ilgili birşey olsa gerek. Halbuki faşizme soldan ve sağdan ulaşmak pek zor bir şey değildir. Tersine bireyleri topluma karşı koruyan iktisadi özgürlükleri sağlayacak saldım çayıra sistemlerinden faşizm çıkması zor ihtimaldir.

    İster sağdan (mesela Hitler Almanyası) ister soldan (mesela Sovyet ve Çin deneyimleri) ister dini yönden (İran, Suudi Arabistan) ister bir başka inanç (Türkiye Kemalizm) deneyin, birey yerine toplumu öne çıkaracağınız hareketler ister istemez zorla insanları bir şeye benzetmeye, bir kesimin doğru zannettiğini (kendi din, sosyal adalet, eşitlik, vatan vs. anlayışı) diğerlerine güç kullanımıyla dayatmaya çalışacaktır.

    Dolayısıyla aslında özgürlükçü olan ama iktisadi açıdan eşitlik sağlama vehmindeki solcular (mesela Metin, Tansel Fikret, Noam, Immanuel, Erinç vs.) bu eşitliği sağlayabilmek için ister istemez bireye müdahale etmek zorunda kalacaklardır. Üstelik de sermayedara bilinç altı ve üstündeki tabii bir düşmanlık sebebiyle eşitlikçi düzeni kurmaları kendi algılamalarına göre bir Robin Hood sistemi ortaya çıkaracaktır.

    Özgürlükçü solcular iktisadi özgürlükleri dikkate almadıkları takdirde hep ikilem içinde kalacak, iyi niyetli düşünceleri neticede totaliter bir düzene çıkacağından (bkz. Sovyetler) ve insan doğasına aykırı sistemler işlemeyeceğinden sonunda milyonları üzüp kendileri de üzülecektir.

    Mesela bu çerçevede ben sanılanın aksine (Kemal Kerinçsiz misali) Stalin’i suçlamıyorum. Hatta bana göre Stalin’in kurduğu düzen Sovyetlere II. Dünya Savaşında ciddi bir başarı da kazandırmıştır. Stalin olması gerekeni yaptı. Karşı devrimcileri, muhalifleri temizlemese eşitlikçi sisteminin yürümesi mümkün olmazdı. Nitekim kendisinden sonra koca imparatorluk ehil olmayan ellerde yıkılıp gitmiştir. Lenin Sovyetlerin Atatürk’ü ise, Stalin İsmet Paşasıdır. (Veysel Aratlığolu aklıma geliverdi nedense). Öyle özgürlükçü solcuların zannettiği gibi tepede bir diktatör oturmadan insanların sabah balık avlayıp, öğleden sonra davar güttüğü mutlu bir eşitlikçi toplum kurulamaz.

    Dolayısıyla ben Stalin türü bir diktatörlüğü mümkün görürüm ve insanlar istekli-isteksiz kabul ettiği takdirde yürümesi, eşitsizlikleri gidermesi söz konusudur derim. Alternatifi asla piyasaya müdahale ile oluşan ahlak dışı Robin Hoodcu sosyal demokrasiler değil, işadamlarına imkan sağlayamaması için devletin elinin kolunun anayasal zincirlerle bağlandığı saldım çayıra kapitalizmidir.

    Benim hangisini tercih ettiğim çok önemli değil. Türkiye gibi azgelişmiş, henüz ileri ülkelere göre mağara dönemini yaşayan bir ülke için bu tartışmaların da pek bir faydası yok. Vatandaşın daha bireyi geçtik, davar değil insan olduğunu algılaması lazım. İnşallah o da olur zamanla.

    FST

  9. Anonymous - 22 Eyl 2006 - 1:32 pm

    Sevgili Fethi Bey,

    Hiç vaktim yok. Şimdilik şunu söyleyeyim: Konuyu “eşitlik versus özgürlük” şeklinde ele alırsanız, anlattıklarınıza varılır. Özgürlükçü sol dediğinizi sol görünümlü despotizmden ayıran şey de tam burada gizlidir. Dolayısıyla İlhan Selçuk gibilerinin “sol”culuğu, zehirli bir eşitlikçilik sosuyla süslenmiş bonapartist despotizmden başka birşey değildir. İşin eşitlikçi yönünden çok özgürlükçü yönüne baktığınızda bu adamlara ve temsilcisi oldukları zihniyete sol demekle ayıp ediyor olduğunuzu farkedebilirsiniz. Ayrıca da, toplumsal algı -evet- önemlidir, ama esas itibariyle tanımlama için olguların özüne bakmakta yarar var.

    Bir de şu: Stalinizmle “saldım çayıra kapitalizmi” arasında yalnızca sosyaldemokrasi mi vardır yahut olabilir sizce?

  10. metin-thePoor - 22 Eyl 2006 - 1:33 pm

    Yukarıdaki anonim benim. Dalgınlığıma geldi. Pardon.

  11. izlenimler - 22 Eyl 2006 - 1:51 pm

    Merhaba,

    Tarzınızdan siz olduğunuzu anlamıştım, merak etmeyin. Öncelikle, lütfen işinizi gücünüzü ikinci derecede önemli işler için bırakmayın, bunların acelesi yok.

    Muhtemelen siz kendi sitenize bir boş zamanınızda yazarsınız ama dediğim gibi bence zurna ekonomik özgürlük konusunda zırt diyor. Misal Türkiye’de Mustafa Erdoğan, Atilla Yayla gibi liberal isimlerle mesela Kürşat Bumin, Ahmet İnsel gibi sol isimler ekonomi dışı konularda yüzde yüz hemfikir iken, ekonomide yüzde yüz farklı düşünmektedirler. Benzer durum Fethi ile Metin için de söz konusu. Elbette kişilerin kendisine “sol”, “liberal”, “sağ”, “islamcı” gibi isimler takması ile içerik birbirinden farklı olsa gerek.

    Son sorunuza gelince, özel mülkiyete izin vermeyen sosyalist devlet sistemi ile devleti mümkün olan son noktaya kadar sınırlamış kapitalist sistem arasındaki yelpazede ne kadar orta noktaya gidilirse o kadar problem artar diye düşünüyorum. Bilmiyorum ehil iktisatçı ve sosyal bilimci dostlarımız bu görüşüme ne der. Tabii, devletin tamamen ortadan kalktığı mülkiyete izin veren ya da vermeyen anarşist sistemlerin çok küçük topluluklar dışında işlemesini en azından bugünün ve yakın geleceğin dünyasında imkansız gördüğüm için konu dışı ediyorum.

    Selamlar.

    FST

  12. Tansel Güçlü - 23 Eyl 2006 - 5:55 pm

    Fethi abicim öncelikle birkaç şeyi açığa kavuşturmak istiyorum.

    Bunlardan birincisi ekonomik “özgürlük” meselesidir. Bir kere bence üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet insanlar arasında tahakküm ilişkisi yarattığından özgürlük meselesi epey tartışmalıdır.

    Bahsi geçen kesimlerin neden sol olmadığına gelince bir iki kelam da ona edelim. Sol, geçmişinden beri meseleleri tahlil ederken problemi kapitalizmle birlikte derinleşen sınıf ve toplumsal sistemler arası çelişkiler babından almıştır. Çözümü ise sınıfsız toplumda görmüştür. Esasında Marx’ın da ifade ettiği gibi “devlet” olgusu sınıflı toplumun olgusudur. Özellikle son dönemde Wallerstein’ın çalışmalarıda göstermiştir ki kapitalizm de bahsi geçen bir devletler sistemidir ve bu durum da kapitalizme içseldir. Özellikle sanayi devrimi sonrasından beri süreci ele alırsak kapitalizmin ortaya çıkışı ve yayılmasında merkez ülke devletleri oldukça belirleyici bir role sahip olmuşlardır. Çevre ülkeler açısından da devletin birçok işlevi vardır. Kapitalizm tahliline bunları iyi oturtmak gerekir. Komünistler devlet karşıtıdırlar. Otorite karşıtıdırlar. Zaten anarşist toplum ile komünist toplum aynı şeylerdir. Şimdi bu kadar açıklamadan sonra Türkiye özeline dönebiliriz.

    Türkiye’de ise Osmanlı döneminden beri gelen ve kökleşmiş bir devlet geleneği vardır. Bizim toplumumuz kendi tabirimi kullanırsam devlet-egemen bir toplumdur. Yani kapitalizmin bizim toplumsal sistemimizdeki gelişimi merkez kapitalist ülkelerdeki klasik gelişiminden farklı olmakla birlikte birçok geç kapitalistleşmiş ülkeden de farklı koşullar içerirler. Özellikle de Türkiye’de egemen kesim devlet içindedir. Bahsi geçen ulusalcı kesimler ise özellikle devletin yanında yer alıyorlar. Yani özünde sınıfsız bir toplumu ifade edenin sol olması gerekirken siz basbayağı bir sınıf iktidarının arkasında duran kesimleri “sol” diye adlandırıyorsunuz. Metin beyin de ifadesi ile bunlar sol sosuna bulanmışlardır. Hatta şunu da hatırlatmak yerinde olur ki bir zamanlar birileri de “komünizm gelecekse onu da biz getiririz” diyenler şimdi aynı “sol”u kendileri getiriyorlar. Dikkat buyumak gerekir.

    Bir de komünist veya anarşist, gerçek manada özgürlükçü bir toplumun olup olamayacağı gibi bir tartışmayı yersiz görüyorum. Neticede gerçekten özgürlükçü ve eşitlikçi bir topluma ulaşma çabası bile bence değerli bir çabadır. Üstüne üstlük bu bir süreç işidir. İnsanlık birçok şeyi kendi geleceğini birlikte inşa ederken öğrenecektir. Bu durumu böyle algılamalıyız.

    Tabi bu Fethi abicim, açıklamalarınızda liberalizmi sağdan da soldan da soyutlamış yani faşizmden de soyutlamışsınız. Liberalizm özünde böyle bir ideoloji olmasa da (kendi iç çelişkilerini bir tarafa bırakıyorum) tekellerin dünya üzerindeki egemenliğine ve sözde demokrasi ihraçlarına ve dolayısı ile emperyalizme bir alet olarak pekala kullanımıyor. Tabi yeni pazarları fethetmenin itici gücünün özel mülkiyetten ve devletlerin başat olduğu toplumsal sistemler arası çatışmalardan ve sınıf çatışmalarından geçtiğini de eklemeli. Liberalizm doğası gereği bunu ihmal ediyor. Faşizm meselesini de böyle atlayalım.

    Bir de insan doğası meselesine takıldım ki esasında sosyal bilimlerdeki en kör tartışmalardan birisidir. Onun için de aşağıdaki yazılarımın linki yeterlidir.
    http://iktisatcigozuyle.blogspot.com/2006/03/insan-doas-ve-doal-dzen-zerine.html
    http://iktisatcigozuyle.blogspot.com/2006/04/sosyal-bilimlerin-nn_06.html

    Aşağıdaki yazılarım ise Türkiye sistemine yönelik olan yazılarımdır;
    http://iktisatcigozuyle.blogspot.com/2006/05/tmy-getirir-mi-gtrr-m.html
    http://iktisatcigozuyle.blogspot.com/2006/05/neler-oluyor.html

    Saygılar.

    TG

  13. İzlenimler - 23 Eyl 2006 - 9:53 pm

    Tansel,

    Sol çözümü “sınıfsız toplumda görmüştür” dediğinize göre solculuk=komünistlik diyebiliriz. O halde doğrudan sol diyeceğimize komünist diyelim ki, kendisine sol sıfatı veren başka gruplarla karıştırılma riski kalmasın. Herhalde burada yanılmıyorum.

    Kapitalizmde devletin tabii ki önemli bir rolü vardır, Wallerstein bunu göstermek için boşa mürekkep ve zaman harcamış, zaten belli bir şey. Anarşist toplum ile komünist toplum aynı şey demişsiniz, anarko kapitalistler, radikal liberteryenler gibi komünizm karşıtı özel mülkiyetçi anarşistlerin komünizmle bir alakası var mıdır?

    Osmanlı ile ilgili analiziniz pek basit olmuş, bir de ben kimseyi “sol” diye adlandırmıyorum, bahsi geçen kimseler kendilerini sol olarak tanımlıyor.

    “Neticede gerçekten özgürlükçü ve eşitlikçi bir topluma ulaşma çabası bile bence değerli bir çabadır.”

    Bu çabada silahlı mücadele ve devrim adıyla bir sürü masum insan katledilecekse, üstelik de sınıfsız bir toplum insan doğasına aykırı bir durum olduğundan öyle süreçle filan da gerçekleşmeyeceğinden insanlığa felaket dışında birşey getirmeyecektir. Bu tür hümanist görüntülü laflar pratikte, fiili uygulamada düpedüz terörizme dönüşür. O sebeple benim insancıl, sınıfsızlık, eşitlik vs. vaat eden laflara karnım toktur.

    Sonra “insanlar kendi geleceğini inşa ederken” gibi sözler de benim için maalesef bir mana ifade etmiyor, boş edebiyat bunlar. Benim tanıdığım insanlar genelde kendi menfaat ve doğrularını muhayyel, sözde bir “toplumunkine” tercih ediyorlar. İyi niyetli, insancıl solcular (komünistler mi diyelim) aksini düşünüyorsa masa başı entel sosyologların kitapları yerine biraz sağa sola baksınlar derim.

    Son paragrafta liberalizmle ilgili söylediklerinizden birşey anlamadım, dolayısıyla birşey diyemeyeceğim.

    FST

  14. Tansel Güçlü - 24 Eyl 2006 - 7:44 pm

    Şimdi farkettim. “Liberalizm özünde böyle bir ideoloji olmasa da (kendi iç çelişkilerini bir tarafa bırakıyorum) tekellerin dünya üzerindeki egemenliğine ve sözde demokrasi ihraçlarına ve dolayısı ile emperyalizme bir alet olarak pekala “kullanımıyor.”"

    Orada “kullanımıyor” değil “kullanılıyor” olacaktı. Kastedilenler açıktır.

    Abicim söylediklerin pek birşey ifade etmedikleri için uzatmaya gerek görmüyorum. Şu insan doğası meselesi ise tam bir safsatatır, yazılarıma da link verdim, oradan okuyabilir başka kaynaklardan da inceleyebilirsin.

    Çabadan kastımı şiddet olarak kastetmediğimi iyi biliyorsun. fakat şunu da belirtelim ki tarihte burjuvazi veya egemen sınıflar ihtiyaç duyduklarında hiçbir zaman şiddet kullanmaktan da kaçınmamışlardır. Terör meselesini kendinize yontarak değil de biraz da tersten okumak gereklidir.

  15. izlenimler - 25 Eyl 2006 - 8:44 am

    Merhaba,

    Çabadan siz şiddet kastetmiyorsunuz ama iş oraya kaçınılmaz olarak geliyor. Bu sadece komünistler için geçerli bir durum değil. İnsanları veya belli bir toplumu topyekün kurtuluşa ulaştırmaya gayret eden tüm iddiaların geleceği yer burası. Mesela, burjuvazi ve egemen sınıflar için söyledikleriniz de aslında bir tür aba altından sopa gösterme gibi yorumlanabilir.

    Tabii bu konularda ufak tefek birşeyler okuyorum ama bilime şüpheyle yaklaştığımdan da olabilir, ünlü bazı fildişi kule erbabı tarihçi ve sosyologlar ile bunlardan fazlaca etkilenen iktisatçıların analizleri gerçek dünyadan kopuk gibi geliyor bana. Senin de belirttiğin gibi “söylediklerimin pek bir şey ifade etmemesi” bu büyük sosyal bilimcileri anlayamamamla ilgili olabilir. Zaten benim ilgi ve yazı alanım büyük sosyal teoriler değil günlük basit olaylar.

    Keşke sen de bu kadar geniş perspektiften olaylara bakmaya uğraşıp zor durumlara düşmesen de daha ayakları yere basan işlerle uğraşsan. Bunları bilmiyorsun demiyorum, sadece ben de az buçuk biliyorum, tekrara gerek yok demeye getiriyorum. Sen ders verir tarzda yazdıkça biz öğrencilikten zaten bıkmış olanlar biraz sinirlenebiliyoruz. Öte yandan bu tavrın asistan ve ileride öğretim üyesi olman için olumlu puandır fakat beni en azından şu sanal camia öğrenci yoklama listesinden çıkarsan memnun olurum.

    Daha basit ve anlaşılır, mümkünse birilerinin yazdıklarına atfen değil kendi kanaatini içeren yorumlarını beklerim. Buradaki ufak tefek atışmaların İzmir’deki ağırlama programına bir etkisi olmayacağı kanaatiyle selamlar.

    FST

  16. Tansel Güçlü - 25 Eyl 2006 - 3:04 pm

    Sevgili abicim,

    Buradaki yazışmalar tabii ki aramızdaki güzel iletişime hiçbir zaman engel değildir. Başımın üzerinde yerin vardır.

    Yukarıdaki yazılarımda birilerine atfen yazmamın yanında kendi fikirlerim de mevcuttur. Örneğin “devlet-egemen toplum” kavramı tamamen bana ait bir kavramdır. Daha önce literatürde “devlet-merkezli toplum” kavramı vardı ancak ben bunu bazı yönleriyle yetersiz buluyordum. Özellikle Türkiye için.

    Haklısın. Olaylara bazen genişçe bakmak kimi zaman körlük yaratabilir. Ancak bir tarafıyla da fevkalade gereklidir. Sosyal bilimler bugüne kadar hep bu “uzmanlaşma” yönünde gittiği için ve bu sebeple de özcü açıklamalar getirme eğilimine girdiği için (örneğin insan doğası meselesi) ciddi anlamda kör bir zemine itildi ve hiçbir soruya cevap veremez (yani özcü açıklamalar getirme eğilimi) hale geldi. Bu açıdan ben de “dünya sistemleri analizi” perspektifiyle hareket etmeye mümkün mertebe gayret ediyorum. Yoksa ders vermek haddime düşmez. Eğer böyle anlaşılıyor ise çok üzülürüm. Bunlar yaptığım okumalardan ve incelemelerden çıkarttığım dersler; gerçeği arayış çabasının şimdilik nacizhane ürünleri. Yanlış da olabilirler. Ama dedim ya; şimdilik.

    Yüzyüze bir sohbet teklifim her daim geçerlidir Fethi abicim. Tekrardan söylüyorum ki başımın üzerinde yerin vardır. Her zaman.

    TG

  17. Ulas - 14 Eki 2006 - 1:28 am

    Cumhuriyet 50 Kuruşmuş 75 olmuş, içeriği iyiymiş kötüymüş muhalifmiş veya değilmiş anladıkta tüm bunlar sana niye batıyor ?

  18. İzlenimler - 14 Eki 2006 - 3:37 pm

    Ulaş,

    Rejimin bekçisi bir gazetemiz finansal açıdan zor duruma düşmüş, buradan çıkmak için de yalan atmak zorunda kalmış. Ne yapsaydım, yalanı görmezden mi gelseydim? Hem neticede zam kazığı sizin gibi sinirli okurlara giriyor, Atatürkçü adam ahmak olmaz, uyanık olur, hatırlatıvereyim dedim.

    Tabii bana hangi konularda yazıp hangilerini yazamayacağımı listelersen belki dikkate alırım. Bir de bu sitenin sana göre olmadığı anlaşılıyor, her girişinde sinir katsayın yükselir maazallah tansiyonun çıkar, başına iş gelir, haberin olsun. Ben sana sağlığın açısından ADD, CUMOK gibi yerleri tavsiye ederim.

    En içten dileklerimle.

  19. Mister No - 26 Eki 2007 - 12:59 pm

    Burada yorumlar kısmında Tansel’e 10 puan.

    Eger ben de ‘kac lira olursa olsun’ banko satis yapacagimi bildigim devlet dairelerine sahip olsaydim, gazetenin fiyatini elbette artirirdim.

    Bir sorum olacak: Hangi devlet kurumları Cumhuriyet alıyor? ( Belli başlı gazeteleri alan kütüphaneler dışında)

  20. FST - 26 Eki 2007 - 1:27 pm

    Burada yorumlar kısmında Tansel’e 10 puan.

    İyidir yorumcularımız, kendilerini buradan saygıyla selamlıyorum. (Bir oy, bir oydur)

Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş