Kilim ve Heybe

FST 20 Eylül 2006

rektr.jpgODTÜ rektörü Ural Akbulut okul açılışında bir konuşma yapmış. Standart bir üniversite açılış konuşmasında -tabii Türkiye dışından bahsediyorum- beklendiği gibi “araştırma, öğretim, kalite” gibi konular dışında tuhaf karşılanacak noktalar var. Daha önceki 200-300 yazıda da belirttiğim gibi bizim üniversitelerimizin temel görevi “ilim ve fen” ile uğraşmak değil rejimi beklemek, kollamak, korumak, yaşatmak vs. türü şeylerdir. Bunu nasıl yaptıklarını da eski yazılardan izleyebilirsiniz. Peki Ural Bey yeni bir şey söylemiş mi? Hayır ama en son tehdidi kafamda bazı soru işaretleri oluşturdu. Şöyle demiş:

“Bölücü ve irticai çevreler devlet üniversitelerinin başarılarını gölgelemek, öğretim üyelerini karalamak için sistemli bir çaba sarfediyor. Danıştay üyelerine yapılan hain saldırı zihinlerde kara bir leke olarak dururken kökten dinci gruplar kendileri gibi düşünmeyenlere uyguladıkları baskıları farklı platformlara taşıyorlar” […] “Bazı yetkililer halkoyunlarında bile kadın erkeklerin birarada olmasını tartışmaya açacak kadar bağlanazlaştı. Hiç kimse sabrımızın sınırını zorlamaya kalkışmasın”

Kökten dinci grupların baskısını hepimiz bikiniye saldırı olayından hatırlıyoruz. Yalnız rektörün sabrı zorlanırsa ne olur onu çıkaramadım. Sonuçta bir akademisyen, silahı yok, askeri yok. Elimizde sadece “Kalem kılıçtan keskindir”, “her ODTÜ’lü asker doğar” türü varsayımlar mevcut. Ben iki senaryo ürettim, sabır zorlanırsa ne olabilir diye, işin açığı birşey çıkmaz gibime geliyor.

Mesela, klasik örnekte, sabırlar zorlanır, ODTÜ rektörü ve ODTÜ akademisyenleri “Ordu Göreve” yazılı pankartlarla Anıtkabir yolunu tutarlar. Sonuç, askerler muhtemelen ODTÜ rektörünü iplemeyecekleri, gereken birşey varsa ona gelene kadar çoktan işi halledeceği için boşa yol tepilmiş olur.

Daha postmodern bir örnek olarak, diyelim sabırlar zorlanır, ODTÜ’lü erkekler mayo, kızlar bikini giyer, elde kalem -daha iyisi laptop- Anıtkabir yolu tutulur, laptopla yazılmış Ataya şikayet dilekçesi törenle yerine bırakılır. Genelde bu tür dilekçelere bakılmadığı için yol gene boşa tepilmiş olur.

Rektör kendince birşeyler söylemiş ama biraz Nasreddin Hoca’nın “kaybolan heybemi bulamazsam ben bilirim yapacağımı” hikayesine dönmüş. Millet korku ve telaşla dört dönüp hocanın heybesini bulup gelmiş, biri de cesaret edip sormuş, “yahu bulamasak ne yapacaktın” diye. Hoca istifini bozmadan “evde eski bir kilim var, onu bozup heybe yapacaktım” demiş.

Sabırlar zorlanırsa, birileri bir şey yapar belki ama ODTÜ rektörü ancak eski kiliminden heybe diker. Bu arada Star Gazetesinde Prof. Mustafa Erdoğan Üniversiteler açılırken bir yazı yazmış ve bu güzide kurumlarımız için “resmi ideoloji tekkeleri” diye bir laf kullanmış. Okumanızı öneririm.

Yorumlar için RSS

Yorum yapın

Kapat
E-posta ile paylaş