Eylül 2006 Arşivi

Siteler Esnafı

FST 18 Eylül 2006

İnternette yorum siteleri çoğalıyor. Bu iş meşakkatli olduğundan ve sanal er meydanında hata yapanı fena halde tefe koyduklarından yorum sitelerinin büyük bölümü işlerini ciddiye alan bilgili insanlardan oluşuyor. Bu vesileyle birkaç tanesini hatırlatmak istiyorum.

Mesela sağlam iktisadi yorumlarıyla dikkat çeken Tuğrul Gürgür hem kendi blogunu açmış hem de ekonomi fakültelerinde yardımcı kaynak olarak önerilmeyi hak eden Ekonomitürk sitesinde yazmaya başlamış.

Açık Görüş de üç yazarlı bir site. Şimdilik bloggerda bulunan siteye Şener Aktürk, SSÇetin ve Mustafa Domaniç katkıda bulunuyor. Yakın zamanda kendilerine yeni bir site alacaklarmış. Uluslararası ilişkileri, güncel siyaset ve çeşitli toplumsal konularda yazıyorlar. Mesela Mustafa Domaniç’in kendi sitesinde yazdığı az sayıda yazıya da dikkatinizi çekmek isterim. Kimi zaman ingilizce yazılan site şu ana kadar bilmeyenler için tavsiye edilir.

İktisat ve İnsan sitesi de, uzunca zamandır güncellenmemekle birlikte, yetenekli bir genç tarafından hazırlanıyor, mesela şu yazısı kayda değer. İnşallah zaman bulup yazmaya başlar. Aynı temenni nadir güncellenen Genç Ekonomist için de geçerli elbette.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar.

Popularity: 4% [?]

75 Kuruş

FST 18 Eylül 2006

Cumhuriyet Gazetesi fiyatını arttırıyormuş. 50 kuruş yerine 75 kuruşa çıkan gazetenin zam oranı yüzde 50. Ben almadığım için tabii bu gelişmeden etkilenmeyeceğim (yanlış anlaşılmasın, pahalı olduğu için almıyordum). Benim gençliğimde belli bir yaşın üstünde hergün sinekkaydı traş olmuş ciddi insanlar bu gazeteyi kollarının altında taşırdı. Üniversite gençliği içinde de Cumhuriyet ciddiyetine yakışır şekilde yüzü gülmeyen bazı tiplerin de bu gazeteyi okuduğunu görürdüm. Ömrü hayatımda herhalde 2 defa para verip aldım. Genelde tercihimi ucuz olmaları yanında daha eğlenceli yazarları olan gazeteler yönünde kullanıyorum. Mesela Sabah’tan Hıncal Uluç, Emre Aköz, TV sayfasını hazırlayan Yüksel Altuğ, Bugün’den Aykut Işıklar, Y. Şafak’tan Kürşat Bumin, Taha Kıvanç, Akşam’dan Engin Ardıç ve Serdar Turgut, bir ara Baskın Oran için Birgün, Vatan’dan Selahattin Duman tercihimde etkili olabiliyor. Bir de gazetelerin spor sayfalarına, eklerine bakıyorum, hangisi daha renkli ve çok sayfalı ise onu seçiyorum. Elbette bu gazetelerin hepsinin internet sitesi olduğu için gazeteyi fiilen satın almam pek nadir gerçekleşiyor.

Bu seviyesiz kriterleri dikkate alan bayağı bir adamın Cumhuriyet gibi “ciddi” bir gazeteyi almaması elbette normal karşılanacaktır. Ama inanın fiyatı 25 kuruş olsa arasıra alıp Mustafa Balbay, Hikmet Çetinkaya gibi üstadları okumayı çok isterdim. İnternet siteleri de yok, daha doğrusu paralı olarak var, kağıdına 50 kuruş vermeyen internete niye para ödesin mantığı gereğince bunlardan mahrum kalıyorum. Herneyse, Cumhuriyet fiyatını arttırırken duygu dolu bir de mesaj vermiş, ben ağlamamak için kendimi zor tuttum, yalnız kendimi sıkarken şöyle bir yer de dikkatimi çekiverdi:

Yapısı bozulan medya dünyasında Cumhuriyet’in Cumhuriyet olarak süregelmesi ve devam edebilmesi için bu zor kararı almaktan kaçınmak olanağı yoktu.

Günümüzde dinci basının tüm ülkede bedava dağıtımı geçerlidir ve büyük holding sermayesine dayanan gazetelerin de özel koşulları biliniyor.

Cumhuriyet’in okurlarından başka dayanağı yoktur.

İlginç, daha geçenlerde Antibürokrasiye de yansıyan bir haberde şu ifadeler geçiyordu: “CHP’li Muzaffer Eryılmaz’ın başkanlığını yürüttüğü Çankaya Belediyesi’ne ait araçlar ve şoförler, kapı kapı dolaşıp ücretsiz olarak ‘Cumhuriyet Gazetesi’ dağıtıyor.” Bence Cumhuriyet palavra atmak yerine ilgili cümleyi şöyle düzeltmelidir:

“Günümüzde dinci basının -estek köstek-, sermaye dayanan -falan filan- yanında biz Cumhuriyet sırttımızı bilumum devlet daireleri, kütüphaneler, CHP’li belediyelere dayamakla birlikte bu dahi çarkı çeviremediğinden 25 kuruş zam yapıyoruz”

Peki netice? Cumhuriyet yalanı bıraktığı takdirde kendilerini desteklemek için en az bir defa Cumhuriyet gazetesi alabileceğim vaadini buradan veriyorum. Sonra bu gazetemiz bugün fiilen tersaneleri işgal edilmiş ülkemizin Milliyet ve Hürriyetten farklı olarak “muhalif ses barındırmayan” yegane müdafii değil midir? İnternette, televizyonlarda gür sesleriyle ortalığı yıkan ulusalcı camia niçin Cumhuriyeti sahiplenmemektedir? Bu gazete CHP belediyelerinin beleş dağıtmasına rağmen 50 Bin satmayı hak edecek bir kıymet midir? Çılgın Türkler kitabı Türkiye nüfusundan fazla satış yaparken Cumhuriyet gazetesi neden iplenmemekte, okuyana müstehzi ifadelerle bakılmakta, hatta kimi zaman kendini tutamayanlar seslice gülmektedir?

Cumhuriyet ekibi solcu olduğu için kapitalist ekonomiden hazzetmeyebilir ama ben bir tüyo vereyim. Şunca zamanlık hukukumuz var, bırakın zammı, fiyatı 50 kuruştan 10 kuruşa düşürürlerse inanılmaz satış patlaması yaşarlar. Böylece de oto galericileri, emlakçılar, TV kanalları, bankalar vs. reklam vermek için kendilerini tercih eder, gazete de ihya olur. Üstelik ulusalcı fikirlerden daha geniş kitleler nasiplenmiş olur. Hatta bir çok fakir Anadolu’da soba tutuşturmada kullanacağı için sosyal adalete de faydası olur. Bir taşla bir sürü kuş anlayacağınız.

Bir not da resimdeki laptop-gazete-ulusalcı kız kombinasyonuna edelim. Eğer bu şahıs parası olmadığı için Cumhuriyeti internetten okuyamayıp gazeteden haberi alıp yorumlayan bir blogcu ise fevkalade başarılı olmuş, bilgi çağına sol bir yorum getirilmiş derim. Yok Cumhuriyet yazar kadrosunun çağdaş Türk genci imajı için oluşturduğu bir kreasyon ise pek tutmayacağına eminim. (Mesela o bankın bulunduğu parkta kablosuz bağlantı var mı?) Ha, gazeteyi yağmur başladığında laptopu korumak için kullanacaksa ayrı.

Lafı uzatmayalım, pamuk eller cebe, Cumhuriyet için elele…

Popularity: 5% [?]

2500 YTL, fark nerede?

FST 18 Eylül 2006

ayi.jpgMalum heykel davası ülkemizdeki önemli konulardandır. Bendeniz de sanattan anladığım için heykel, yontu, resim, takı tasarımı, hat, tezhip, oyma, minyatür vs. konularındaki haberlere ilgi duyarım. Bu baptan olmak üzere geçenlerde İzmir Torbalı belediye başkanının Atatürk ile birlikte dikilen heykeline de dikkat çekmiştim. Ancak benim bir garip huyum da ille bu tür şeylere devlet kesesinden harcanan paraları merak etmemdir. Misal Torbalı’daki heykele 150.000 YTL ödenmiş, muhtemelen bunu başkan cebinden vermediğine göre devlet kesesinden karşılandığını zannediyorum. Yine daha önce “Atatürk’e benzemeyen Atatürk Heykellerinin Tamiri” projesinde heykellere ödenecek parayı görünce ağzımın suyu akmış, eskiden heykeltraşlık denemelerimin olduğunu hatırlayıvermiştim.

Tabii konu benim sanata ilgim değil. Geçen ay hatırlarsanız Erzincan’da bir belediye başkanı ormanda ayı vurmuş ve tepki çekmişti. Ben de ayıları -gerçekten- çok severim, adama biraz kızmıştım. Neyse ki Orman bölge müdürlüğü vurulan ayının hatırasına bir heykel diktirme kararı almış. Bu haberi alkışlarken birden gözüme heykelin maliyeti çarptı. İlgililer koca ayının heykeline sadece 2500 YTL ödeneceğini belirtmişler.

Hayret, Torbalı belediye başkanı heykeli (ki başkanı çocuk şeklinde tasarladıkları için kısa pantolon giymiş 45 yaşında bir yüz ortaya çıkmıştı) ile merhum Erzincanlı ayının heykeli arasında bu kadar fark olur mu? Atatürk, Torbalı Belediye Başkanı ve Eşinden oluşan bütün 150 Bin YTL ediyorsa, belediye başkanının payına 50 Bin YTL düşüyor demektir. O halde Erzincan’daki heykelin fiyatı anormal derecede ucuz sayılmaz mı? Sonuçta kullanılan malzeme aynı. Üstelik ortalama bir ayı için ortalama bir belediye başkanına göre nispeten fazla malzeme kullanılıyor olsa gerek. Ayı heykelinin sanatçısı da en az Başkan heykelininki kadar sanatkar olmalı, sonuçta canlı bir hayvanı şekillendiriyor. Üstelik başkanın heykelini yapan vesikalık resmine bakarak yapmış, işi de kolaylaşmış.

Bu durum bana garip geldi, yontu ekonomisinden anlayan biri izah ederse sevinirim. Arz-talebe vurdum gene olmadı, malum Atatürk heykeli çok yapıldığı için üreticiler arasında rekabetten dolayı fiyatın düşmesi gerekir. Bence Kültür Bakanlığı Atatürk heykeli yenileme projesini yaparken Erzincan Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri ile işbirliği yapsın. Entel ayağındaki heykeltraşlara katrilyon kaptırmaktansa işi fevkalade ucuza halledebilirler.

Sonra 2500 YTL beni biraz ümitlendirdi, ayının heykeli buna mal oluyorsa, evimin önüne diktirmeyi planladığım heykeli çok daha aşağı mal edebileceğimi düşünüyorum artık.

Popularity: 5% [?]

YÖK’ün Suçu Ne?

FST 18 Eylül 2006

kimya.jpgAkademik camiada dönen dolaplarla ilgili çoktandır birşey yazamıyorum, eski yazılarıma hala yorumlar geliyor bir ara cevaplamaya çalışacağım. Bu vesileyle gözüme takılan bir haber oldu, Türkiye’de torpili olmadığı için araştırma görevlisi olamayan bir arkadaş Oxford Kimya bölümüne doçent olmuş. Bence bu arkadaş ve haberi verenler büyük bir yanılgı içinde. Neden, izah edeyim. Önce habere bakalım:

“Bölüm birincisi olduğum için üniversiteye araştırma görevlisi olabileceğimi düşünüyordum. Benim yerime 4 yıllık bölümü 6 yılda bitiren birini aldılar. Onun torpili vardı, benim yoktu.” Başarılı akademisyen Türkiye’deki sistemin kaliteli öğretim üyelerinin yetişmesine engel olduğunu söylüyor.

[…] Okuduğu üniversiteye araştırma görevlisi olarak giremeyen Ayhan Çelik, daha sonra Kırşehir’de öğretmenliğe başlamış. Kısa süreli öğretmenliği sırasında yurtdışına öğretim üyesi yetiştirilmek üzere Milli Eğitim Bakanlığı’nın sınav yaptığını duyunca, bu sınava girerek başarılı olmuş. Sınav sonrası İngiltere’ye gelen Çelik, Leeds Üniversitesi’nde yabancı dil eğitiminden sonra Hull Üniversitesi’nde 1 yıl gibi kısa sürede lisans üstü eğitimini tamamlamış. Daha sonra biyoorganik kimya alanında Leicester Üniversitesi’nde 3,5 yıl doktorasını tamamlayan Doç. Dr. Çelik Edinburg Üniversitesi’nde 4 yıl araştırma görevlisi olarak çalışmış. Bu yıl dünyanın önde gelen üniversitelerinden Oxford Üniversitesi’ne öğretim üyesi olarak kabul edilen Çelik kendisi için hazırlanan laboratuvarında bilimsel çalışmalar yapıyor.

Hem haberde hem habere yapılan yorumlarda YÖK ve üniversitelerimiz hakkında olumsuz eleştiriler yapılıyor, vay nasıl torpil olur, beyin göçü var vs. Yahu etmeyin. Ya bu adamcağızı KTÜ 6 yılda okul bitiren torpilli yerine araştırma görevlisi olarak alsa ne olacaktı? Muhtemelen şimdi kod adı psikopat olan bir profesörün ibriğini tutma sürecinde debelenen bir zavallı olmayacak mıydı? Tez bitirmek için kaynak bulamayacak, yalakalık yapmasa sözleşmesini uzatmayacaklar, üniversite idaresinin ideolojik görüşünü benimsemese doktora, doçentlik vs. yollarında taş koyacaklardı. Hepsi yoluna girse İngiltere’de kazandığının beşte biri bile olmayan bir paraya talim eden silik bir memur haline gelmeyecek miydi?

Doçent Ayhan Çelik bence serzenişte bulunmasın torpil ve kayırmacılığı prensip edinen YÖK’e dua etsin. Sayesinde İngiltere’de paraya para demez hale gelmiş. Bazen ben de eleştiri yazısı yazıyorum ama YÖK’e biraz haksızlık mı ediyoruz acaba? Yiğidi öldürelim ama hakkını da verelim.

Popularity: 8% [?]

“The greatest error…”

FST 17 Eylül 2006

menddre1.jpgBugün Hürriyet gazetesinde DYP İl başkanlığınca Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idamlarının 45. yılı münasebetiyle mezarları başında bir tören yapıldığını okudum. Bu vesileyle daha önce Time dergisinin arşivlerinde (19 Mayıs 1961) gözüme çarpan bir yazıdan buraya bir iki paragraf alıntılamak istiyorum (ingilizcesi olmayanlar için biri çevirirse buraya koyarız):

[…] But nothing in the evidence seemed to justify the death penalty that State Prosecutor Altay Egesel so frequently demanded for both Menderes and Bayar. (So far, death has been demanded for Bayar on four separate counts, for Menderes on seven, including the comparatively trivial Istanbul expropriations case.) In the eyes of many, the circus-like atmosphere of the trials demeaned such points as the prosecution was able to make. Sharp sallies against Menderes & Co. by Prosecutor Egesel and the presiding judge are applauded by a courtroom claque, responses by the defendants jeered.

[…] Unvindicated morally, facing a growing though still underground challenge, the junta is in a quandary. Its members are committed by Cemal Gursel’s word to hold free elections by October at the latest. But if they hang Menderes and Bayar, how will the predictably sharpened rancor among Democrats weigh in the election? Cynics suggest that the junta should have shot Menderes and Bayar as soon as they got their hands on them. Sighed an Istanbul businessman: “The greatest error was attempting to carry out the trials in a legal way.”

Yıl 1961, sirk havasında bir mahkeme, “idam edersek seçimi nasıl etkiler” hesabı içindeki bir cunta ve “bu komediye ne gerek vardı, hemen gebertip işi bitirselerdi” diye hayıflanan iş adamları. 45 yıl sonra gelinen nokta mı? Kafalarına göre anayasa yapıp kendilerini dokunulmaz kılan, işi ressamlığa vuran yeni darbecilerden sonra darbe çağrısı yapan esnaf odaları, işadamları birlikleri, sendikalar ve “Ordu Göreve” pankartı taşıyan rektörler diyelim, gerisini siz düşünün. Allah hakikaten rahmet eylesin. Konuyla ilgili bir yazı burada.

Popularity: 5% [?]

Engin Ardıç Buralara Uğrar mı?

FST 17 Eylül 2006

eardic.gifEngin Ardıç saydığım bir gazeteci büyüğüm. Bizler kendi yazılarını zevkle okuyoruz ama iki yazısından acaba o da buraları ziyaret ediyor mu diye düşünmeden edemedim. Birini Temmuz ayının sonunda görmüştüm, yazısının başlığı “Andromeda’nın En Güzel Kızı” idi. Malum Andromeda Galaksisi İzlenimler sitesi takipçileri tarafından yakınen tanınır, benim için manası büyüktür. Engin Bey orada “Kainat Güzeli” yarışması yapanlara takılıp şöyle diyor:

Bir dünya güzeli, ayrıca bir de kâinat güzeli seçiliyorsa, ikinci kız “başka gezegenlerde” de geçerli demektir, yalnız güneş sisteminde de değil, bütün galaksilerde.

Yani bu Zuleyka, Mars ve Pluton kızlarından da daha güzel, Andromeda Galaksisi’nin bütün güneşlerinin bütün gezegenlerindeki kızlardan da.

Nereden biliyorsunuz? Paparazzi gönderip Sirius çevresindeki yarışmaları mı izlediniz?

Ya yarın bir uçan daire iner de, içinden altı bacaklı, sekiz kollu bir dilber çıkar, “bütün dünya kadınları kıçımı yesin” derse ne yaparız?

Görüldüğü gibi Engin Bey benim sıkça kullandığım Andromeda Galaksisine ciddi biryazısında atıfta bulunuyor. Peki “acaba Engin Ardıç buralara uğruyor mu” sorumun tek gerekçesi Andromeda mı? Hayır. “Mehmet” Aurelio ve “Mert” Nobre’nin Türk olmaları vesilesiyle birdizi yazı yazdığımı hatırlayacaksınız. Orada, tüm dünya Türk olurken ilk akla gelen “acaba bunlar İstiklal Marşı okuyabilir mi” kritik sorusunun cevabını ararken çok daha önemli bir noktaya dikkat çekmiştim. Haydi marşı ezberlettik, “bunlar sünnetli mi değil mi, bunu niye ihmal ediyoruz” şeklindeki hayati soruyu da ben sormuş ve Fenerbahçe ile İnönü Stadyumlarında birer sünnet merasimi tertiplenmesini tavsiye etmiştim. Bakın Engin Bey son yazısında ne diyor:

Türkiye’de de, ‘Amerikalı olmayan asıl zenci’ denilince, ya eski radyo dizisi Uğurlugiller’in ünlü Arap bacısı Tevfik Gelenbe, ya Yeşilçam filmlerinde Dursune Şirin hatırlanır, ya yabancı futbolcu, ya da uyuşturucu torbacısı.

Adam Afrikalı değil ama, aklıma takılan diğer bir konu: Marco Aurelio, devşirme yöntemiyle Mehmet Aurelio adını aldı ve Türk oldu ama sünnet de oldu mu? Ne dersin sevgili Fener camiası, şunu Saracoğlu Stadı’nda cambazlar, hokkabazlar ve de kırk bin seyirci eşliğinde kestirelim mi? Aziz Yıldırım, İbrahim Tatlıses’i de çağırır… Ayıp olur derseniz Dereağzı Tesisleri de uyar, Mehmet’in çeyrek altını benden…

Evet. Engin Ardıç biraz gecikmeli de olsa bu önemli konuyu gündemine almış. Benden mi esinlendi bilemem, elbette sadece iki örneğe bakıp bunu iddia etmek boşa havalanmak olur. Yine de en azından paralel bir kulvarda olduğumuzu söylemek mümkün. Aklın yolu birdir ne de olsa. Engin Ardıç buralarda dolaşmışsa ne güzel, dolaşmamışsa da bu vesileyle kendisine hürmetlerimi sunmuş olayım.

Andromeda Yazıları: Andromeda-1, Andromeda-2, Andromeda-3, Andromeda-4, Andromeda-5, Andromeda-6
“Mehmet” Yazıları:Aurelio-1, Aurelio-2, Aurelio-3

(Not: Andromeda konusunda hata yapmışım Engin Ardıç Andromeda kelimesi içeren bir yazıyı Şubat 2006′da yazmış, bu bulgu da paralelliğe işaret etmekle birlikte öncülüğü kendisine veriyor.) 

Popularity: 7% [?]

İstem

FST 16 Eylül 2006

sendika.jpgGeçenlerde taşınma sebebiyle bir devlet okuluna çocukları naklen kaydettirdim. Her yıl olduğu gibi bu yıl da para almadılar. Üstüne kitapları da bedava dağıtıyorlar. 3-4 senedir okula ödediğim bağış, tebeşir, dergi parası, kıl, tüy 100 YTL’yi bulmaz. Önlük, çanta vs. de bayağı ucuz 10-15 YTL’lik şeyler (Örümcek Adam ve Barbie’nin saldırısını bertaraf edebilirseniz elbette). Seyahat ettiğim trendeki seyyar satıcıdan 1 YTL’ye 25 adet kurşun, keçe, tükenmez karışık kalem, iki kutu pastel boya ve bir de resim defteri içeren paket alarak kırtasiye işini de büyük ölçüde hallettim. Artan paraya semt pazarından beheri 50 Kuruştan ikişer çorap almayı da ihmal etmedim.

Okula para ödememekten biraz rahatsız oluyorum, arada utanıp müdüre biraz para mı teklif etsem diyorum, sonra garip kaçar diye vazgeçiyorum. Yine geçenlerde hastaneye yolum düştü, bir alay gereksiz tahlil yapıldı, kuruş ödemedim. Yarısını kullanmadığım 3-4 kutu ilaç da yazdılar. Bir faydasını görmedim ama sonuçta yeşil kart, herhangi bir güvenlik belgesi vs. varsa bunları da ya bedava alıyorsunuz ya da % 10-20 gibi az bir para ödüyorsunuz.

Bunları niye mi anlatıyorum? Anadolu Ajansının haberine göre bir memur sendikası parasız eğitim “istemiyle” stand kurup açıklama yapmış. Ben Eğitim-Sen 2 Nolu Şube Başkanı Özgür Bozdoğan tarafından yapılan açıklamayı dikkatle okudum, kafam karıştı. Acaba bir yerlerde yanlışlık mı var diye buraya da ilgililerin beyanatını aktarayım ki siz karar verin:

”Devletin eğitim ve sağlıktan hızla elini çektiğini” savunan Bozdoğan, eğitim ve sağlık masraflarının önemli bir bölümünün vatandaşlar tarafından karşılandığını ileri sürdü. ”Kamusal hak alınıp satılamaz” diyen Bozdoğan, bu hizmetlerin kamu tarafından karşılanmasını sağlamaya yönelik etkinlikleri sürdüreceklerini kaydetti. Bozdoğan, kampanya çerçevesinde toplanan imzaların, 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nde TBMM’ye verileceğini bildirdi. Bozdoğan’ın konuşmasının ardından, sendika üyeleri, ”parasız, nitelikli eğitim hakkı” istemini içeren dilekçeleri imzaladılar.

Yahu bu ülkede mecburi olmayan lise ve üniversite eğitimi bile devlet eliyle bedava verilmiyor da benim mi haberim yok? Üniversitelerin normal bölümlerinde yıllık 400-500 YTL (aylık 40-50 YTL) bir harç alınır, onun karşılığında da muhtaçlara yine devletçe başbakanlık bursu, okul bitiminde ödenmek üzere harç kredisi vs. verilmez mi?

Eğer ülkede paralı eğitim varsa, ben neden çocukların eğitimi için para ödemiyorum? Mahalledeki ilkokulda, semtteki lisede, ilçedeki yüksekokul ya da fakültede çaktırılmadan yöneticilerce sızdırılmaya çalışılan derneğe bağış adlı komik ödemeler dışında devlet okullarında ne gibi bir paralı eğitim varmış anlayamadım. Ha, “özel okul var, paralı, ne haber” diyeniniz çıkabilir. Anladım da özel okula niye göndereceksiniz ki? Zorlayan yok, bakın ben göndermiyorum, bedava okutuyorum. Özel okuldan şikayet edene tavsiyem tüm okulların %99′unu teşkil eden parasız devlet okullarını tercih etmeleridir.

Bir de “parasız, nitelikli eğitim” lafı geçiyor, tabii o sendikanın palavrasından ibaret. Devlet okullarında eğitim parasız ve bu sendika üyeleri de parasız okulda memur olduğuna göre versinler “nitelikli” eğitimi, tutan mı var? Haftada 2-3 gün ders veriliyor, diğer 4-5 gün öğretmenevinde okeye döneceğine daha nitelikli ders anlatmak için çalışsınlar, geçen sene devlet bir sürü laptop dağıttı. Öğretmene de ADSL kıyağı yaptı. Okul açılırken de her öğretmene maaşa ilave 425 YTL para veriyor. Daha ne olsun.

Sendikadan ve mensup öğretmenlerden “istemim” kafa ütülemeyi bırakmaları. Vatandaştan da bir istemim var, her ahmakça lafa, ağlayan sendika başkanına yüz vermeyi bırakmazsak bunları daha çok yazarız burada.

Popularity: 6% [?]

150 Bin YTL’lik Sürpriz: Bu Saldırı Kime?

FST 2 Eylül 2006

2093638.jpgDaha önce muhtelif yazılarda Atatürk heykelleri üzerinden elde edilen rant ve Atatürk’ü koruma kanunu gibi bir tuhaflığın neticelerinden bahisle bu saçmalıkların artık iyice cılkının çıkmaya başladığından şikayetlenmiş, üstelik sözde Atatürk lehinde yapılan bu gülünçlüklerin zararı en çok Atatürk’ün bizzat şahsına ve Türkiye’nin itibarına oluyor diye de ileri geri konuşmuştum. Ortalama bir kasabada sayısı 20-30′u bulan büst ve heykellerin parası neredeyse tamamen devletçe ödendiğinden bu işin milyar dolara varacak bir ekonomik boyutunun olduğunu da tahmin ediyorum. Tabii bunları sadece ben söylemiyorum, Vatan Gazetesinden Tuğçe Baran da heykel meselesine verip veriştirmiş.

Tam bunlarla uğraşırken Hürriyet gazetesinde “İzmir Torbalı ilçesi CHP’li belediye başkanı ve eşinin Atatürk heykelinin yanına dikilen heykelleri” gibi normal şartlarda dünyanın herhangi bir yerinde anormal karşılanacakken Türkiye şartlarında sıradan bir haberle karşılaştım. Haberin ne demek istediğini tam anlamak için 2-3 defa okudum, evet, yanlış değildi. Haberde öyle ifadeler var ki, gülme ve ağlama durumuna geçişiniz çok hızlı olacağından suratınızın çarpılması işten bile değil. Hepsini alıntılamak isterim ama uzun olur, mutlaka oradan okuyun, ben bir kısmını alıyorum. Şöyle ibareler var (vurgular benden):

2093639.jpg[…]Anıtın kurdelesinin kesilmesinden sonra, üzerindeki bayrağın alınmasıyla ortaya çıkan Atatürk ve iki yanında yer alan kadın ile erkek heykelini görenler şaşkınlıklarını gizleyemedi. Atatürk’ün elinde ‘Nutuk’ yazılı eserini tuttuğu bronzdan yapılmış heykelin yanında elinde Türk bayrağı bulunan bir erkek ile diğer tarafında elinde meşale tutan bir kadının, Torbalı Belediye Başkanı İsmali Uygur ile eşi Afet Uygur’a olan ilginç benzerliği dikkat çekerek şaşkınlık yarattı.

[…] heykeli yapan 3 heykeltraştan biri olan Zafer Dağdeviren de çalışma sırasında canlı model kullandıklarını belirtti. Sadece erkeğin yüzünü Başkan Uygur’un fotoğrafına bakarak yaptıklarını dile getirdi.

[…] “Böyle bir projemiz olduğunu başkana ilettik. Kendisiyle görüşüp anlaştık. Heykeli yaparken canlı moddeller kullandık. Eşini hiç görmedik. Heykeldeki erkek ise başkanın yüzünü andırıyor. Yüzünün benzemesi normal. Başkanın yüzü de güzel. Biraz olsun onun yüzünü andırmak istedik. […] Burada amaç Atatürk’ün gençliğe verdiği önemi göstermekti. Alt kısmında bulunan 15 metre uzunluğundaki rölyefte yer alanlar Kurtuluş Savaşı’nı simgeliyor. Başkan da Atatürkçü birisi. […] Heykel 150 bin YTL’ye mal oldu.”

Dağdeviren ayrıca daha önce Konak Belediyesi’ne Montrö Meydanı’ndaki ‘Bir kadının elindeki güvercin tuttuğu ‘Uçan Güvercin’ ve İnciraltı semtindeki Harmandalı oynayen ‘Efe’ heykelini yaptıklarını da söyledi.

[…] Belediyenin DYP’li eski Başkanı Hasan Karaktoklu da Başkan’ın tahrihle dalga geçtiğini söyledi. Karatoklu, “Eğer ben bayramlarda çelenk koyması gereken bir idareci olsaydım, oraya gidip çelenk koymazdım. Biz ancak Atatürk’ün önünde saygı ile eğiliriz. Uygur vatandaştan özür dileyip heykelini kaldırmalı” diye konuştu.

[…] CHP’li eski Başkanı Ertan Ünver ise, […] “Birisi başkana kızdı ve gitti heykele saldırdı. Bu saldırı İsmail Uygur’a mı yapılmış sayılacak, yoksa Atatürk’e mi? Traji komik bir durum” dedi.

[…] İlçedeki bir yerel gazetenin sahibi Hasan Günaydın da görüştüğü Torbalılar’ın heykelle ve başkanla dalga geçtiğini öne sürdü. Herkesin “Artık biz de kendi heykelimizi yaptıracağız” dediğini anlattı.

Torbalı Belediye Başkanı İsmail Uygur ise gösterilen tepkilere bir anlam veremediğini belirterek şunları söyledi:

[…]Heykeltraş arkadaşlar bana bir süpriz yapmak istemiş. Heykeli bana benzetmek istemişler, ama benzetememişler. Ben kimseden heykelimi yapın diye bir istekte bulunmadım. […]Eğer ‘Atatürk’ün yanında olan heykele benzemek hoşunuza gitti mi’ diye sorarsanız, ‘Atatürk’ün yanında bayrak sallayan bir genç olmak kimin hoşuna gitmez.

[…] Torbalı’da konuşulan heykeller ziyaretçi akınına uğrarken, sivil polis ekipleri de anıt çevresinde güvenlik önlemi aldı. Heykellerin kaldırılıp kaldırılmayacağı merak konusu oldu.

baskan.jpgEvet. Durum vaziyeti bundan ibaret. Tabii tüm yazı ilginç ama şu 150 Milyarı kimin ödediğini de merak ettim. Torbalı halkı yerine olsam “güzel yüzlü”, “gencecik” (gerçi resme göre başkan 45 yaşlarında gösteriyor ama Alanya’daki çocuk kadar ruhen genç olduğunu sorgulamıyorum) ve “heykelinin dikilmesini istemediği halde” yan cebinden çıkan resmi heykeltraşa veren başkana laf arasında bunu da sorardım. Elbette harmandalı oynayan efe ve güvercinli kadın da var ama şimdilik gündem farklı.

Ha, Torbalı halkının umurunda mı 150 Bin YTL derseniz bence pek değil, malum biz bu tür harcamaların arkasını aramayız. Üstüne üstlük vatandaş “madem başkan diktirmiş biz adam değil miyiz, biz de diktirelim birer heykel” demeye başlamış. Fena fikir de değil hani. Ben bile “acaba evin önüne diktirsem mi” diye düşünmeye başladım. Yalnız 150 Milyar çok, 150 YTL’ye yapan varsa benimle temasa geçsin.

Eski CHP’li başkanın sorusu da hukukçuları uğraştıracak çapta kritik. Başkanın heykeline yapılan saldırı Atatürk’e yapılmış sayılacak mı, sayılmayacak mı? Burası artık hakimlerin başkan ile cumhuriyeti ne kadar özdeşleştirdiğine bağlı bir durum. Benzer ilişkiler bir ara bikiniye yapılan saldırı ve rektöre yapılan saldırı vakalarında da kurulmuştu.

En güzeli de en sonunda: Torbalı’daki heykele ziyaretçi akını başlamış. Peki ya ben mi? Elbette bileti aldım, yarın Torbalı’dayım, ne zannettiniz. Bu eğlence kaçar mı, kaldırırlar maldırırlar, neme lazım. Gün Torbalı hacısı olma günüdür. Hac ziyaretinde yapacağım ilk dua da “Yarabbi, beni ve Atatürk’ü bunların şerrinden muhafaza eyle” olacak.

Popularity: 10% [?]

« Geri

Kapat
E-posta ile paylaş