Mete Tunçay’dan Jeoloji Konferansı

FST Ekim 4th, 2006

41665.jpgHalkın tabiriyle Deprem Profesörü Celal Şengör Harp Akademilerinde bir açış konuşması yapmış, emrettiler geldim demiş, konuşmasını da arz ederim diyerek bitirmiş vs. sağda solda laf edenler var. Bir izleyicimiz HzHubble da konudan haberdar etmek üzere ilgili linki bana bildirdi, baktım ilginç gerçekten. Profesör ile ilgili eleştiriler iki noktada toplanıyor, efendim onca yakın tarih uzmanı varken jeoloji profesörü Atatürk’ün eğitim anlayışından ne akla hizmet bahsedebilir, bir bilim adamı silahlı kuvvetlere gidip selam durur, arz ederim vs. der mi, deniyor. Bir de bir generalle telefonda konuşurken ayağa kalkıyormuş (muhtemelen esas duruşa da geçiyordur, o kadar bilgi verilmiyor).

Ben de ilk anda “nasıl olur, pozitif bilime inanan bir insan bağımsızlık gereği askerlere veya başka bir yere selam durur mu, biz daha ölmedik” demişken bir bit yeniği ihtimaline binaen konuyu detaylı inceleme kararı aldım. Çeşitli gazetelerde röportajlar yer alıyor ama Hzhubble’ın verdiği Vatan Gazetesi ile Sabah Gazetesinde bayağı doyurucu bilgiler var. Oralardan okunabilir ama özellikle bir bilim adamı olarak Şengör Paşa, aman dilim sürçüverdi, Prof. Şengör’ün “bilim” konusundaki şu tespitleri çok ilgimi çekti:

[…] Halk da üniversiteler de sivil toplum kuruluşları da siyasi partiler de ortada. Türkiye’de bilimsel tek bir kuruluş varsa o da Türk Silahlı Kuvvetleri’dir. Hükümet demokrasiyi engellerse demokrasi kendi önünü açar.(Vatan)

[…] Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz dünyanın ordularına benzemez bunu anlamıyorlar. Bizim Silahlı Kuvvetlerimiz halk ordusu. Türkiye’de gerçek entelektüel bir tane sınıf var, Silahlı Kuvvetler… Türkiye’de üç tane üniversite var kara, hava, deniz harp okulu. (Sabah)

“Hükümet demokrasiyi engellerse, demokrasi kendi önünü açar” sözünü anlamaya çalışırken bir yandan da Türkiye’nin tek bilimsel kuruluşunun TSK olduğunu söylemesini fevkalade önemli bulduğumu belirtmeliyim. Ben de yahu neden rektörler ile askerlerin açılış konuşmaları arasında fark yok diye düşünüyordum. Tabii her ikisi de bilim yuvası olunca öyle olmak zorunda değil mi? Yalnız bu açıklamaya rektörler hafifçe bozulabilir, baksanıza Türkiye’deki 3 üniversite (ilk 3 değil) sayılırken İTÜ, Boğaziçi, ODTÜ yerine Kara, Hava, Deniz Kuvvetleri zikredilmiş.

Bu mantıkla Türkiye’de sadece 3 rektör olarak kuvvet komutanı ve haliyle YÖK başkanı olarak genelkurmay başkanı bulunuyor demektir. Açılış konuşmalarında üniversite, bilim, öğrenci, okul dışında tüm lüzumsuz konulara değinip puan almaya çalışan rektörler Celal Şengör’e sitem etseler haksız mı olurlar? Sonra misal araştırma için Boğaziçi Üniversitesine gitmeye niyetlenen biri için de ister istemez artık rota Hava Harp Okulu olacaktır, çare yok.

Peki TÜBİTAK neci oluyor, derseniz şu ara Gen Teknolojisi, Yeni Materyaller, Kriptoloji, Akıllı Kartlar (bazı bazı PARDUS) gibi metafizik konularla uğraşan bu hurafe yuvasının AKP güdümünde olduğunu hatırlatmama herhalde gerek yoktur.

Bizim ordularımızın başka ordulara neden benzemediği de biraz açıklamaya muhtaç. Bildiğim kadarıyla bizim ordumuz NATO mensubu ve üç aşağı beş yukarı NATO mensubu ordular aynı eğitim sistemi, silah, techizat hatta kıyafet sebebiyle birbirine çok benzer. Sadece oralardaki ordu mensupları siyasi nutuklar vermez, askeri okul açılışlarına “George Washington’un insanlık anlayışı” başlıklı konuşma yapmak üzere bir Su Ürünleri profesörünü davet etmezler. Bu bir farksa, evet bizim ordu biraz farklı sayılabilir. Sonra, bizim silahlı kuvvetler halk ordusu denmiş, ABD ordusu halk ordusu değil de misal ileri teknoloji robotlardan mı oluşuyor? Soru çok ama ne çare, bilim konuşuyor, sorgulamak asla caiz olamaz.

Laf uzar, iş çok, önümüzdeki günlerde İstanbul’da olacağım, bakayım bir sosyoloji profesörünün vereceği astronomi konferansı mevcut mu, Andromeda konusunda ilave bilgilere ihtiyacım olacak gibi görünüyor.

18 Responses to “Mete Tunçay’dan Jeoloji Konferansı”

  1. Celal Şengör’ün Özdemir İnce ile birlikte Fransa’da bir göreve tayin edilmelerini, hükümet edecekleri insanların kendilerine tahsis edilmesini (mümkünse İzmir civarından) ben şimdiden talep ediyorum.

    Şaka bir yana Şengör’ün neden bir Jakoben üslubu tutturup, bilimadamlığı denilen o siyasa üstü kalması gereken rütbeyi bırakmış olduğu beni ilgilendiriyor. İTÜ’de kendisini jeoloji üzerine bir semimerde dinlemiş, her ne hikmetse Batlamyus dışında kimseye itibar etmediğini müşahade etmiş idim, zamanında.

    Elbette bir şair olarak bunlara aklım Özdemir İnce kadar ermez. Kendisinin Fransa’dan aldığı ödül tam şuramda bir yara olarak dururken, kendilerinin yeni oluşumla birlikte APS ile Fransa’ya postalanmasını, mazbatasını da Fransızca okuyarak ifa etmesini diliyorum ben.

    Yine şaka bir yana, gerçekten bunlar oluyor mu?

  2. Ben en çok “darbelerin sorumlusu politikacılardır” kısmına güldüm.

  3. Bu arada sayın profesörümüz gayrimenkul işine girmiş. :

    http://www.milliyet.com.tr/2006/06/19/ekonomi/axeko02.html

    http://emlak.milliyet.com.tr/Haber.aspx?HaberNo=1261

    Kendisi prosedür gereği şirkt kurduğunu söylüyor ama hani olursa diye ;

    Allah bol hayırlı bereketli kazanç versin.

    Siz de mi kıllandınız ??

  4. Madem ki Türkiye’deki üç tane üniversite kara, deniz ve hava harp okulları; o zaman tersten okursak üniversitelere kışla demekte de bir beis yoktur.

  5. Ben Prof’un kayınbirader ya da amca oğlu ile emlak danışmanlığı gibi birşeye giriştiğini okuduğumda, ortada dönen para beni aşırı ilgilendirmişti. Dudak uçuklattıracak bir rakam elbet. Gözünü sevdiğimin OĞuz Atay’ı.

    Birkaç zamandır -yani üniversite ile haşırneşir olduğumdan beri- bir adet Karl Popper çıkarmamamıza rağmen bilim ile ilerici siyaset arasında kurulan ilişkinin hastalıklı birşey olduğunu görmüş, sezmişimdir. Bilimadamının “iktidar”sızlığı aslında onu daha yüce kavramlara doğru itebilir, bu normaldir.

    Ortada kaç tane yapıt vardır. Nihat Genç doğru şeyler söylemeyebilir kimi zaman ama doğru sorular soruyor.

    Biliadamının isteyemeyebileceği tek şey ödül’dür minvali birşeyler söylenebilir. Çünkü ödül sizi prangalarla bağlar. Bilimadamının bizde nasılı makbuldur? Gerçekten, nasili dikkate değerdir? Bilemiyoruz.

  6. Hzhubble,

    Özdemir İnce’nin şiir ödülüyle ilgili uzun zaman önce ben de birşeyler yazmışım, şurada var. Le Temps des Cerices

    Ahmet Cem,

    Celal Hoca üniversite-ticaret dünyası ilişkilerine öncülük de ediyor anlaşılan. Hep fildişi kuleden yazmakla olmaz elbette üniversite-sanayi işbirliği lafta kalmamış.

    Tansel,

    Beis olmaması bir yana onikiden vurmuşsun.

    Selamlar.

  7. Oyle giruluyorki bu jeloji profesorumuzun bilmedigi mevzu yok. Militan evrimcilerin onculerindendir kendisi ayni zamanda. Biryerde genclerin satanist olmasinin sebebini dahi “milli egitimin okullarda yaratilis safstatasi oktulumasina (okutmak istemisine?)” baglamis sivil generalimiz. (bu arada not: Bence generallerin her bir ise karismasi kelimenin ingilizceden gelmesinden aynaklaniyor, general=genel oldugu icin pasalar bunu herseyden sorumlu olma olarak addediyorlar sanirsam; yani hersey bir “yanlis anlama” Ollie Rehn’in dedigi gibi)

    Ayni konuyu Yeni Safak’tan Taha Kivanc ve Sabah’tan Umur Talu konu etmis. (hay Allah hyperlink yapatigimi saniyordum olmamis herhalde)

    Talu’nun yazisindan alinti

    “Ben sizi “Akademi” ye çekeyim.
    İzlemişseniz, “Harp Akademileri’nde ilk ders” i, depremden sonra aşina olduğumuz, önemli bilim adamlarından Prof. Celal Şengör verdi.
    Prof. Şengör, “Atatürk’ün eğitim anlayışı” na odaklanmıştı; “Yüzbaşı Mustafa Kemal” in askeri eğitimle ilgili eleştirilerinden “Cumhurbaşkanı Atatürk” ün bakış açılarına kadar ayrıntılı bir yolculuk yaptırdı.
    “Atatürk’ün müspet bilime inancı” nın vurgulandığı “ders” in bir ana fikri de “eleştirel ve bağımsız düşünce” ye dairdi.
    *Mustafa Kemal, “Daha Harbiye” de kendisine verilen eğitimden tatmin olmamıştı.
    *Yüzbaşı Mustafa Kemal, alay ve tümen komutanları için “Cahil komutanlar!” demişti.
    *Yarbay Mustafa Kemal, talimatnameler bulunsa da, esas kişisel inisiyatifin önemli olduğunu düşünüyordu.
    *”Bayatlamış, kokuşmuş eğitim sistemleri” nden nefret ediyordu.
    *”Özgün gözlem ve özgün fikir” e hep önem vermişti.
    *Eğitilenlerin eğitime aktif katılımından yanaydı.
    *Öğretilenleri tekrarlayan değil, problem çözümüne katılan insanlar istemişti.
    *Disiplin olsa bile, “her bireyin kendi başına düşünebilmesi” gerekiyordu.
    *”Ezilmemiş”, evet “Ezilmemiş, neşeli erler ve subaylar” ile bu manada “Ruhen sağlıklı bir toplum” tasavvur ediyordu.
    *Cumhurbaşkanı iken, öğretmenlere seslendiği bir seferinde, “Hür fikirler” in önemine dikkat çekmiş, “Tehdit esasına dayalı ahlak, fazilet değildir” demişti.

    “Şengör’ün ilk dersi” ni tüm komutanlar, subaylar ve konuklar alkışladı.
    Nitekim, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt da konuşmasının başında, henüz kritik konulara girmeden önce, “Bilgi çağı insanı” nı, “Düşüncelerini açıklamaktan korkmayan kişi” olarak tanımladı.

    Bu “eleştirel ve hür düşünce, bağımsız ve özgün kişilik, tehdit etmeyen ve edilmeyen, ezilmemiş askerler ile siviller ve düşüncelerini açıklamaktan korkmayan insanlar” dersinden, “Eleştirel ve hür düşünce, bağımsız, ezilmemiş ve düşüncesini açıklamaktan korkmayan bir insan” olmaya çalışarak şu “ders” i de aldım:
    İnsanlar tatlı tatlı söyledikleri aşkın fikirlere bir de uymayı deneseler!
    Genelkurmay Başkanı’nın konuşmasına sonra nasıl devam ettiğini biliyorsunuz zaten;
    Asıl, o dersi veren Prof. Şengör konuşmasına ve konusuna, “Bana verilen emir…” diye başlamıştı! “

  8. Bu emir komuta şeysi sanıyorum bilimadamlarımız ve şairlerimizin kelime ve davranış haznesinde iyi birşey olarak kalmış.

    Özdemir İnce ile ilgili yazdıklarınızı elbet okudum. Zaten oradan “izlenimler”i keşfetmem. Ayrıca teşekkür edeyim.

  9. Efendiler,

    Poesiumgillerden Özdemir İnce Paşa, şairler ordumuzun başkomutanıdır! Sırayla kendinize geliniz, arkasından muzır lakırdılar etmeyiniz. Sonra bir çarpılır, pir çarpılırsınız -demedi demeyiniz!

  10. Hay ağzınıza sağlık Fethi Bey,

    Vallahi yazıyı okurken gülmekten sandalyeden düşüyordum; çok yaşayın siz e mi?

    Bu Şengör Paşa bir ara Mars’a giden uzay aracı su kütlelerinin oluşturmuş olabileceği yer şekillerini delil göstererk, mars’ta su olduğunu, su olduğuna göre de kesin(!) hayat olduğunu ekran ekran gezip ispatlamaya çalışıyordu.

    Ayrıca Cumhuriyet Bilim Teknik’te evrimle ilgili ucuz totolojilerini sürekli okuyor ve eğleniyoruz.

    Bunlar güzel de yalnız bu güncelleme işine bir çare bulalım Fethi Bey.. Bazen uzun aralar veriyorsunuz bazen de ani sıralamalara girişiyorsunuz.

    Hayır, yazıları taze taze okuyamıyor, istifade edemiyoruz.

    Neyse.. Maaşallah diyeyim de gecenin bu saatinde nazar değmesin.

  11. Murat Aygen 05 Eki 2006 - 16:05:39

    Fethi bey dostum,

    Sn.T.T. S.Üniversitesine rektör olduğunda kendisine veryansın edilmişti. TÜBİTAK ise eski başkanına bir cemile yaparak B.T. dergisinde “Azize” Marie Curie’yi Amerikalı işadamları ile bilimsel-ticari-aşna-fişna vaziyette gösteren tarihi fotoğrafı yayımlamıştı. Aman bul şu fotoğrafı da gözümüz gönlümüz açılsın.

    Saygılar, sevgiler,
    Murat

  12. Serhat Atabey 06 Eki 2006 - 16:49:27

    Gerçekten yorumlar çok güzel. Sakın hız kesmeyi, ara vermeyi düşünmeyin. İzlenimler izlenmeli bence.

    Prof. Şengör ile ilgili olarak; bir askerin toplumsal hayata, siyasete ilişkin tezler ileri sürmesi kadar normal jeolog hocanın Atatürkçülük dersi vermesi. Kimin ne yaptığı belirsiz bir ülkede bunu neden çok gördünüz ki Celal Hoca’ya?

    Sakalı da klasik mürteci sakalına benziyor ama bir gözlükleri kalın. Şimdi Emre Kongar yarım sakalını tamamlasa garnizonlara giremeyecek mi?

  13. Türk Üniversiteleri Sıfır Çekti!. Evet, bilimsel eğitim falan değil mi?

  14. Celal Hoca hiç susmuyor, arz ediyor..

  15. Sn. Hz. Hubble,

    “Turk Universitelerinin Sifir Cekmesi” Komplosunu” daha once cesitli mekanlarda ortaya koydugum icin uzunca aciklayamayacagim burada.

    Sadece bir iki sifre:

    Bu “dunya Universiteleri” siralamasi yapan Shanghai Univ. ve Ingiliz Egitim Kurulusu’nun da dahil oldugu “bizi cokermek isteyen ic ve dis dusmanlarin” bizim laik, Ataturkcu Egitim’imizi ve YOK’un “kazanimlarini” imha etmek icin el-ele calistiklarin artik sagir sultan dahi duydu.

    Komplo soyle calisiyor: Bizim guzide egitim kuruluslarimizi basarisiz gostermecekl kriterler uyduruyorlar.

    Mesela YOK’un ve rektorlerimizin butun acis konusmalarinda dikkatimizi cektikleri irtica ile savas, “kazanimlari” koruma, tanimlanamaz, tanimlanmasi teklif edilemez laiklik, fosleme tekinkleri, gerecek ve sahte perik takanlarin ayristirilmasi icin bilimsel yontemle, basortusunun ignesi gibi mevzularin icbirini b degerlenddirme kriterleri icerisinde gordunuzmu gormedinizmi?

    Derin komplo bu degilse nedir sorarim!

  16. Sabah’ın haberi imdada yetişti de, özellikle “kazanımlar” konusundaki bu aymazlığımız son buldu. Şöyle deniyor:

    Türkiye’nin 1993 yılında yaptığı patent başvurusu 5 iken 2000′li yıllara gelindiğinde 82′ye çıktı.

    Zaten 25 tanesini Arçelik almış, gerisi de YÖK’ün. Ha bu arada birşey 5 iken 82′ye çıkınca, “görkemli” artıyor. Bakın kaç katı.

    Madem sayılarla ilginiz var, buyrun AB’nin rakamları.

    Haklısınız Bekir Bey, çok aymazım ben:)

  17. Benim sadece rakamlarla degil Patent ile de bir miktar ilskim oldugu icin ptent rakamlatri ile de asinayim. Birgun Washington’da ofisimde ptent incelemekten kafam sismis iken bir merak geldui, acaba Tukiye ABD Patent dairesince o zamana verilmis olan yaklasik 6 milyon patentten kac tanesini almis iye: 9 tane idi! Bir kiyaaslama olsmasi babindan ayni donemde Japonya’ya verilen patent sayisinin yuzbinlerle olculdugunu hatirlatayim. Ama dedimya patenti naapicaz? Bizim askerdeki ala komutaninin fadesi ile “burada tek sey Ataturkculuktur” . Gericiler biz AB’ya sokarsa “cagdaslarimiz” AB’nin patent prosedurunu degistrip esas onemli olan cagdaslik, irtica ile savas, gibi mevzularda Patent verilmesini saglayarak acigimizi kaparlar eminim. :)

  18. Sitede emegi gecen herkese tesekkurler

    http://www.1bilgi.com

    Sizleride sitemize bekliyoruz

    Nice yillara…

Comments RSS

Leave a Reply

Kapat
E-posta ile paylaş