Archive for Ekim 12th, 2006

Uyarıyorum: Cumhurbaşkanlığı ve Bir Tehdit

FST Ekim 12th, 2006

ayayla.jpgGeçen akşam yatıp uyumak üzereyken bir arkadaş telefonla CNN Türk kanalında Atilla Yayla ile Mehmet Şevket Eygi’nin de katıldığı irtica konulu bir programın olduğunu söyledi. Atilla Beyin hatırına kalktım biraz izledim. Programın formatı tahmin ettiğim gibi çok kötüydü. Bir defa bu tür konularda 6-7 adam çağırıp konuşturuluyor, kimse adam gibi istediğini söyleyemiyor. Neyse, Mehmet Şevket Eygi dinci ve eşi başörtülü birinin cumhurbaşkanı olmaması gerektiği, bilakis demokrat bir adamın cumhurbaşkanı olmasının çok daha makul olduğunu söyleyip bir cumhurbaşkanı tarifi verdiğinde Ahmet Hakan Atilla Yayla’ya dönüp “ne diyorsunuz” sorusunu yöneltti. Atilla Hoca da “beni tarif ediyor galiba” diyerek taşı gediğine koyuverdi. Şevket Eygi de “keşke beyefendi Cumhurbaşkanı olsa” diyerek destek çıktı, bir paslaşma oldu. Toplumumuzda ciddi bir tehdit olan dinci-liberal işbirliği somutlaşıvermişti ekranda.

Peki bu durum beni ne şekilde etkiledi? Öncelikle gidip yattım, hüzünlüydüm. Cumhurbaşkanlığı konusunda önüme ciddi bir aday daha çıkmış oluyordu. Sorumsuzluk, lojman ve makam arabası köşküne çıkma yolunda bir engel daha karşıma çıkmıştı. Ne yapalım, bir dönem daha beklerim, hem o zamana kadar özlük hakları daha da iyileştirilebilir, Atilla Yayla kendisi ve kendinden sonrakiler için bir iyilik düşünecektir, diyerek uykuya daldım.

Peki Atilla Yayla iyi bir cumhurbaşkanı olabilir mi? Bu konuda ciddi şüpheler taşıyorum. Bir defa kendisini kaç TV programında gördüysem kravat takmadığını tespit ettim. Yani çağdaşlığı konusunda ciddi bir şüphe oluştu kafamda. Yarın nasıl olsa hesap soran yok diyerek cumhurbaşkanlığı köşkünde de kravatsız dolaşmaya kalkarsa ülke kazanımlarımız konusunda ciddi sıkıntılar olabileceğini şimdiden belirtmiş olayım.

Bir de vurdumduymaz, gayri ciddi gibi geldi bana. Anlı şanlı medyatik ağır profesörleri, gazetecileri iplemez tavırları var. Sonra mütemadiyen tebessüm ediyor, yerine göre gevrek kahkahalar da atıyor. Halbuki devlet ciddiyeti konusunda bir abide olan sayın Sezer’e dikkat edin, kahkahayı geçtik bir tebessümünü dahi yakalamanız kolay değildir.

Bir de sürekli liberal olduğu vurgulanan bir şahsın cumhurbaşkanlığına gelmesi mevcut rejim açısından ciddi bir tehdittir, onu da hatırlatayım. Her söylenen bildik lafın arkasına bakar “ayakkabı sanayimiz batıyor” gibi laflara itibar etmeyip “batarsa batsın, ben vatandaşı düşünürüm” diyebilir. Ulusal çıkarlarımız olan devlet fabrikalarının satışına engel olmayı bırakın kahkahalarla gülerek imza atmak bir tarafa, yabancı sermayeye yerli sanayinin peşkeşi konusunda hükümetlere akıl bile verebilir. Hele hele Atatürkçü Düşünce Derneğine sayın Sezer gibi 80.000 YTL bağış yapmasını dünden unutun.

Ben CHP ve diğer partiler ile Kemalist sivil-askeri oluşumlar yerine olsam Tayyip Erdoğan’ı cumhurbaşkanliğına ikna etmek için kapısına gidip ricacı olur, yerine göre yalvarırdım. Öncelikle dişli bir rakip ekarte edilecek, üstelik başörtülü eşi olduğu için önümüzdeki 7 yıl boyunca tartışması sürdürülecek şahane bir gündem malzemesine de kavuşulmayacak mıdır? Atilla Yayla cumhurbaşkanı olursa her iki açıdan da muhalefet ayva yeme noktasına gelecektir.

Tüm ulusalcı olan ve olmayan güçleri bu ciddi tehdide karşı uyarıyorum. Bu arada, ben çok ciddiyimdir, yerine göre kravat takar, icabında şapka da giyerim, elimde imkan olsa Atatürkçü Derneklere bağış da yaparım. Hani ilgilenen, ülkeyi liberallere bırakmayalım diyen olursa duyurayım dedim.

Cumhurbaşkanlığı üzerine eski yazılar:C.Bsk1, Cbsk2, Cbsk3

Nobel Ödülü ve Yaklaşan Seçimlerde Adaylığım

FST Ekim 12th, 2006

bas_09072007090732.jpgBir haftadır olan biteni izliyorum, site kapalı olduğu için bazı konuları atlamak zorunda kaldım. Halbuki Fransa ve Ermeni Meselesi, Mehmet Ağar’ın PKK’ya af çıksın gelsinler siyaset yapsınlar çıkışı, Cüppeli Ahmet Hocanın Malta seferi, Öğretmeni maskara eden talebe, Veliyi döven müdür gibi konular ilgi çekiciydi. Bunları düşünürken son zamanlarda artık geri sayıma giren genel seçimlerle ilgili istatistiklerin, analizlerin de arttığını fark ettim. Cumhurbaşkanını halk seçmedikçe Meclis tarafından aday gösterilmem ciddi kulis faaliyeti gerektirdiğinden şimdilik piyangonun bana vurması zor görünüyor, o sebeple ben de milletvekili seçimlerine odaklandım ve uygun bir parti arayışına girdim.

İlk yaptığım incelemelerde AKP ve CHP kapılarının çoktan tutulduğunu gördüm. İl, ilçe, kasaba ve köylere kadar yaptığım analizde buralardan ekmek çıkmayacağı anlaşılıyordu. Halbuki her iki partimize buradan verdiğim destek hepinizin malumu. Neyse, ekmek davası, pardon halka hizmet davası olduğu için bu “görev” başka yerde neden yapılmasın düşüncesiyle diğer partilerimize de baktım. En son dinamik bir şekilde meydanlara dönen Cem Uzan’ın Genç Partisi ile Prof. Dr. Haydar Baş’ın BTP’si arasında kararsız kaldım.

Genç partiyi inceliyorum, eski dönemdeki gibi parası var mı kasada ona bakacağım. Meydanlarda dağıtılan ekmek arası döner, 100′lük Telsim kart, Star gazetesi bayilerinden oluşan il ve ilçe teşkilatlarına yapılan ödemeleri vs. hatırlarız. Şimdi Star ve Telsim yok, o açıdan bazı şüphelerim var. Eskiden olsa hemen bir döner büfesi, Telsim bayiliği veya Star gazetesi abone bürosu açardım ama şu anda durum çok net değil. Dolayısıyla Genç Parti için şimdilik bekle-gör stratejisi izlemek durumundayım.

BTP’ye gelince, buradan çok ümitliyim. Tabii ki seçimde birinci parti olacağından dolayı değil. Gözlemlerim bu partinin kasasında yüklü miktarda para olduğuna işaret ediyor. Bir süredir izlemeye aldığım Haydar Baş ve ekibi enteresan insanlar, biraz üzerinde duralım.

İlginç bir not, malum geçen gün Nobel Ekonomi ödülü ABD’li bir iktisatçıya verildi ama biliyor musunuz, bu yıl bu ödüle Prof. Dr. Haydar Baş da aday gösterilmişti. Zaten partiye ilgi duymama ve para kokusunu almama da bu haber sebep oldu. Mesela medyaya yansıyan son haberlerden birinde şöyle deniyor:

BTP Genel Başkanı Baş, partisinin Antalya İl Teşkilatınca düzenlenen iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, kendisine ait ”Ulusal Ekonomi Modeli” bulunduğunu, bu modelin, Marks ve Engels’in, 1990′lı yıllardan sonra çöken ekonomi doktrininden sonra dünyanın en önemli ekonomik projesi olduğunu savundu. Bu modelle, bir çok bilim adamı tarafından Nobel’e aday gösterildiğini anlatan Baş, bunun basında tek satır bile haber olmadığından yakınarak, toplantıyı izleyenlere, basını boykot etme çağrısı yaptı.

Haydar Baş, BTP iktidarında üniversite sınavının kaldırılacağını ve liseyi bitiren tüm gençlerin sınavsız olarak üniversitelere kabul edileceğini söyledi. Evlenecek gençlere faizsiz uzun vadeli kredi verileceğini, ev kadınlarının emekli edileceğini vaat eden Baş, ”Ulusal ekonomik projede, doğum yapan kadınlara para verilmesi de var. Bunu Rusya Devlet Başkanı Putin, benden aldı. Şimdi Rusya’da doğum yapan kadınlara 9 bin dolar veriliyor. İktidarımızda doğum yapan her kadına 10 bin dolar vereceğiz” dedi.

Baş, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkese ”Vatandaşlık maaşı” ödeyeceklerini, asgari ücreti de 2 bin YTL’ye çıkaracaklarını kaydetti.

Beni vatana hizmet aşkıyla iştahlandıran da bu tablo oldu. Bir yerlerde gömülü define olmasa bu vaatler nasıl gerçekleşecek? Tabii kafa kurcalayan yerler de yok değil, misal üniversiteyi bitiren tüm gençler sınavsız üniversiteye girecekse ortalama tüm üniversitelerimizin 200.000 öğrenci filan alması gerekir. Örgün öğrenim kastediliyorsa mevcut durumda derslerin yol, sokak, cadde, dağ ve bayırlara taşması söz konusu olabilir. Yeni üniversite açılacaksa her ilçe, köy ve bucağa da birer üniversite açılması gerekebilir. Kapitalizme karşı olan Haydar Baş hem öğretim üyelerinin masraflarını hem de yeni okulların giderini devletçe karşılayacağından büyük bir kaynağa sahip olması gerekiyor. Koca profesör bunları uydurmayacağına göre bir bildiği olmalı.

Baş Nobele de aday gösterilmiş, öncelikle bir Türk vatandaşı olarak bundan gurur duymamız gerekir. Orhan Pamuk da edebiyat alanında iddialı olduğuna göre 2 Türk dünyanın zirvesine oynuyor demektir, ne bahtiyarlık. Gerçi detaylarda Haydar Baş’ı kimin aday gösterdiği pek belli değil, ben kısa bir araştırmayla bunu da buldum. Bu yıl Mayıs ayında Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bir sempozyum yapılmış, oraya katılan Rus, Azeri, Kazak, Tatar vs. iktisatçılar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’nin Nobel’e aday gösterilmesi gereğini düşünüp topluca böyle bir karar almışlar:

İlki 26-27 Kasım 2005 tarihinde İstanbul’da yapılan Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi’nin ikinci ayağı Azerbaycan’ın Başkenti Bakü’de gerçekleştirildi. 25 ülkeden 100′ü aşkın ilim adamının katıldığı kongrede tarihe geçecek kararlara imza atıldı. Prof. Dr. Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modelini ayakta alkışlayan ilim adamlarının Prof. Dr. Haydar Baş Nobel Ödülüne aday gösterildi.

Prof. Dr. Haydar Baş, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Milli Ekonomi Modeli (MEM) Kongresinde tarihi açıklamalarda bulundu. Milli Ekonomi Modeli ile kapitalist ve liberal anlayışın çöp sepetine atıldığını vurgulayan Prof. Dr. Haydar Baş, artık milletlerin makus talihinin değişeceğini vurguladı.

 

Haydar Baş ile ilgili sitelerde konu çok ayrıntılı ele alınıyor. BTP’nin kendi sitesinde Haydar Baş kaynaklarını da açıklıyor. Gerçi bu kaynaklar benim adaylık düşüncemde bazı tereddütler oluşturdu ama adam Nobele aday gösterilmiş, herhalde bir bildiği olsa gerek. Baş’ın “Biz bu tezle kapitalizm ve sosyalizmi tarihe gömeceğiz” diyerek başladığı konuşmada kaynaklar şöyle gösteriliyor:

Konuşmasında Milli Ekonomi Modeli’nin sosyal devlet projesinden başlıklarını da anlatan Prof. Dr. Baş, ‘kaynağı nereden bulacaksın’ sorusuna da cevap verdi.

İşte Milli Ekonomi Modeli’nin kaynakları:

1) Tüketici kesimi destekleyen yeni vergi anlayışı…
2) 3 katrilyon doları bulan yeraltı kaynaklarımız…
3) Devletin senyoraj hakkını kullanarak piyasadaki mal ve emeğin karşılığı olarak para basması…

Yeni vergi anlayışı ve para basmayı anladım ama yeraltı kaynağı lafı biraz karnımı ağrıttı doğrusu. Eğer potansiyel partim BTP ve Prof. Dr. Haydar Baş ümidi yerin altındaki madenlere bağlamışsa vaatlerimizin yerine gelmesi için 3500-4000 yıl gerekebilir. Ama olsun, bizim halkımız beklemeyi bilir, sonuçta kapitalizmin sırtı yere getirilecek.

İlk metne dönersek, Baş modelinin Marks ile Engels’inkinden sonra en önemli ekonomik model olduğunu ileri sürüyor. Tamam da bu mütevazilik neden? Bana göre bu modeli müteveffa Marks görmüş olsa ilk iş olarak BTP’ye aza yazılır Haydar Baş’ın emrinde bir nefer olarak savaşırdı. Hatta sırtı yere getirilecek Liberalizmi de dikkate alırsak Adam Smith’i de unutmamak gerekirdi diye düşünüyorum. Kendisi modeli görmüş olsa Ulusların Zenginliğini yazarken görünmeyen elden değil yeraltındaki Bor ve Uranyum madenlerinden, sınırsız para basmadan söz ederdi. Talihsizlik işte.

Öte yandan birçok erkeği cinsiyet değiştirmeye teşvik edecek bir taahhütümüz de var, haberiniz olsun. Doğum yapan kadına 10.000 dolar. Ülke nüfusunun kısa zamanda Çin’i yakalamasına imkan verecek bu projeden dolayı Prof. Baş’ı tebrik etmemiz gerekiyor. Nüfus planlaması adıyla Batı uşaklığı yapanlara inen bu tokat AB, ABD ve tüm sömürgecilere de bir ders niteliği taşıyor. Herkese vatandaşlık maaşının 2 Milyar olması teklifi de tüm dünyadan Türkiye’ye müthiş bir göç başlatacak, doğum yapana 10.000 dolar projesiyle birleşince tüm dünya nüfusu birkaç yıl içinde Türkiye’de yaşamaya başlayacaktır. Böylece insanlığın çektiği tüm sıkıntılar ortadan kalkacak, savaşlar sona erecektir.

Evet, durum bu. Bilmem siz ne dersiniz ama Haydar Baş’ın projesine oy vermeyecek birini düşünemiyorum, üstelik ortalama vatandaşa 2 Milyar maaş veriliyorsa benim gibi bir milletvekiline herhalde daha cazip bir maaş bağlanacaktır. Dolayısıyla ibrem şu anda BTP’yi gösteriyor. Tabii bizim halkımızın nankörlüğünü, kendilerine olmadık eziyetler eden AKP’ye meylini dikkate aldığımızda Genç Parti alternatifini de ihmal etmemem gerekiyor. O sebeple yaşadığım yerde bir döner büfesi açmak üzere fizibilite çalışmalarına başlamış bulunuyorum.

Oradan da tutturamazsak, Yaşar Nuri hocaya başvuracağım, ne de olsa az hukukum yok. Hem 70′ine dayanmış Baykal’a göre ben de yağız Anadolu delikanlısı sayılırım. Üstelik Hoca’nın da kitap satışlarından epey geliri olduğunu tahmin ediyorum, vatana hizmet olduktan sonra o olmuş bu olmuş fark etmez.

Madem Azerbaycan’dan laf açtık, meşhur müzikal tiyatro oyunları “O Olmasın Bu olsun”dan ilhamla bitirelim: “O Olmazsa Bu Olsun”

(Not: Bir de Haydar Baş’ın profesörlük meselesi için şaibeli deniyor, Azerbaycan’da Bakü Devlet Üniversitesinden profesörlük almış, YÖK kabul etmiyormuş, orada ünvanlar parayla alınıyormuş vs. Ben konuyu tam bilmiyorum, belki bir ara Bakü Notlarını yazan dostum işin detayını biliyordur. Buradan çağrı yapmış olalım.)

Kapat
E-posta ile paylaş