Eğitim Şart mı ve Nasıl Olmalı?
FST 21 Ekim 2006
Uzunca bir süre, belki 10-15 gün yazma imkanı bulamayacağım. Bu sebeple kendimce önemli gördüğüm bir konuyu gündeme getirerek burada yorumlanmasına vesile olmaya çalışacağım. Hatırlarsınız geçenlerde öğretmenlerin ek ders ücreti ile ilgili bir haber sitesinde yer alan yorumları aktarmıştım. Buradaki manzara öğretmenlerin büyük bölümünün artık yegane meşgalesinin maaş, ek dersücreti, kademe, derece, terfi gibi konulara yoğunlaştığını gösteriyordu. Para elbette bir insan için en önemli faktör, bunu inkar edemeyiz ama lafta kutsal bir iş yapan, üstelik çocuklarımızı “zorunlu olarak” teslim ettiğimiz bu kişilerin yer yer tiksindirici bir boyut kazanan para, terfi için sadakat ve yalakalık, tayin için dolap çevirme, öğrencilere eziyet etme gibi davranışlarının da analiz edilmesi gerekiyor.
Ben öğretmen değilim, ancak çevremdeki çok sayıda öğretmenle ilgili detay sayılabilecek bilgiye sahibim. Bazı konulara değineceğim ama daha önceki yazıya yorumla katkıda bulunan Nihavend’in içeriden biri olarak yılların tecrübesiyle aktardıkları çok daha önemli. Daha önemlisi bu eleştirilerin aslında Milli Eğitim sisteminin içinde bulunduğu korkunç çıkmazı da alenen ortaya koyması. Ortada bitik bir sistem var ve Müzmin Anonim haklı olarak hepimizin aklındaki soruyu soruyor: “İyi ama ne yapacağız?”
Önce Nihavend’den bazı bölümler alalım, yorumun tümü bu linkte.
[…] Sonra ders planlarına takarlar kafayı… Ders planı ne kadar ıvır zıvır doluysa o kadar iyi… Otur saatlerce plan yap işin yoksa!!!! Şimdi ben edebiyat fakültesinden çıkmışım; Osmanlıca, Farsça,Dil Tarihi ,Azeri şivesi vs vs okumuşum, oturup ilkokul talebesi gibi bilinmeyen(!) kelimeleri tek tek planımda açıklayıp cümle kuracakmışım!
[…] Oturdular karşımıza, millet el göğüste divan, koskoca müdür yardımcısı hizmet ediyor, çay sunuyor. Haaa bunların karnını da okul doyurur. Artık müdür mü öder, okul mu orasını bilmem ama bir kıymalı faslı geçilir muhakkak.
Sağa sola bakınırlarken, rüşvetçiliğiyle ünlü olanı köşeyi işaret etti ötekilere…Köşede tam yumruğum kadar alçıdan bir büst var. Hemen ellerine aldılar, fısıldaştılar, mırıldandılar, yerine koydular…Ne acaba demeye kalmadı baktım ki büstün burnunda hafif bir kırılma olmuş…nasıl gördü gözün onu mübarek!!! Ne aradınız da bakındınız mırıldandınız. Fesübhanallah!!!Ya sabır!!!
Kim bunlar, siyasi ayaklarla köşe kapmış bir sürü cahil!!! Hocalar da yalakalık yapıp durur puan alalım diye…Müfettiş geliyor dendi mi herkesin eli ayağına dolaşır. Ne kadar komik hallere girerler?!! Biri plan yapmamıştır defterini dolaba kilitler, unuttum diyecek…Öteki traş olmamıştır, öğrenciyi bakkala gönderir, traş bıçağı getirtir…Bu hocaların yalakalığı şişirtir ötekileri, bunlar verdikçe onlar alışır yemeye… Vay bizim halimize!!! O güzelim talebeler daha bir şey anlamaz bu olanlardan. Ancak sorarlar, “Öğretmenim, niye hocalar müfettişlerin yanında bize çok kibar davranıyor?” A güzelim, nasıl anlatayım sana, büyü de anla!!! Büyüdüklerinde de acısını iyi çıkarırlar ama… Hiç kıymet-i harbiyesi kalmamıştır hocaların… gırgır şamata, dalga, vallahi adamı ağlatanı bile çıkar liseli talebenin… zaten talebe hocadan ileridir pekçok konuda… bilgisayar bilir, cep telefonu hastasıdır, vs vs…Sen öğretmen odasında Kral tv seyredersin de talebenin gözü yok mu, o da evde alasını seyreder… sonra da ahlakçılık tasla çocuklara…Çok inanırlar sana hoca!!!Sen tıngır mıngırsın, çocuğu nasıl dolduracan!!!
Memleket kurtaran, asan kesen , adeta kavga edecek adam arayan ama okuldan sonra da geç vakte kadar kahveden çıkmayanları…(Bayramda ziyaretine gitmiştik, zavallı hanımı evde yalnızdı… Adam kahvede vatan kurtarmakla meşguldü…)
[…] Gerçi beyler varken konuşmazlardı öyle şeyler ama bayan öğretmenlerin en büyük ilgi odağı cinsel fıkralar, şakalar, tencere tava sohbetleri,kıyafetler, indirimler, şov ve atv’nin flaş haberleri olurdu…
Ortalarda gazeteler dolanır, müstehcen resimler boy gösterirdi…Kimse de kaldırmazdı ortadan…Ne iğrençlik ya…
“Azıcık yağ yakacaksın, onların istediği o. Ben ne kaybederim ki”
“Stajerliğim kalkacaktı. Madlen çukulata istedi de aldık…”
“Millet mal beyannamesine neler yazmış. Bundan sonra borsa oynuycam”
[…] Artık balık baştan kokar atasözünü ben “balık okuldan kokar” diye değiştirdim…
Memleketimin her türlü çöküşünün sorumlusu maariftir. Bunu belledim sonunda.
Müzmin Anonim’in sorusuna ben kendi düşüncelerimi kısaca açıklayarak genişlik kazandırmak istiyorum.
1. Hepimizce artık malum olan laçkalık bana göre “Milli” Eğitim anlayışından kaynaklanıyor. Yani resmi ve özel tüm kurumlarda tek doğrunun, tek müfredatın dayatılma endişesi ve bu sebeple tüm özel ve devlet okulu öğretmenlerin birer Milli Eğitim Resmi İdeoloji yayma aygıtı olarak yetiştirilmesi, sonra da mümkün olduğunca öyle tutulması gayreti. Bu nasıl mümkün olur? Öncelikle öğretmenlerin sadece isteneni yapması gereken birer makineye dönüştürülmesi gerekir. Üniversite yıllarında nispeten buna göre şekillendirilmeye çalışılan öğretmeler göreve başladıklarında bahsettiğim bu resmi görevin asla dışına çıkmama konusunda daha farklı araçların da yardımıyla tedib edilirler. Mesela 15 saat normal ders karşılığı belli bir maaşa ilave olarak ek ders ücreti ödenmesi söz konusudur. Bu noktada öğretmenler maddi endişelerle bu ek ders için ilk tavizlerini vermek durumunda kalabilirler. Bunun dışında sürgün, tayin, başka cezalarla da öğretmenin denilenin dışına çıkmaması kolaylıkla temin edilir.
2. Bununla bağlantılı olarak okuların kamuya ait olması doğal bir laçkalığı da beraberinde getirmektedir. Öğretmenler okul idaresi ile araları iyi olduğu müddetçe, o şehirdeki güçlü iktidar kanadına -misal iktidara yakın bir sendikaya üye olarak- yakın oldukça hemen hiç kimseye hesap vermek zorunda değillerdir. Türkiye’de öğretmenlerin devlet memurlarının sahip olduğu muazzam ayrıcalıklara ilave başka üstünlükleri de vardır. Bir defa mesleklerinin kendinden menkul bir “kutsallık” rivayeti vardır. Böylece kutsal bir devlet görevlisi olarak bir öğretmenin dokunulmazlık zırhı çok kalınlaşmıştır. Bundan sonrası tamamen onun vicdanına kalmış bir şeydir. Nihavend’in belirttiği gibi dersleri asabilir, yeteneksizliğini, tembelliğini öğrencileri şiddetle korkutarak gizlemeye çalışabilir, elindeki kamu imkanlarını kötüye kullanabilir. Mesela öğrenciyi sınıfta bırakma tehdidiyle özel derse mahkum edebilir, dışarıdan anlaştığı kitapçılardan kitap, dergi alınmasını şart koşabilir vs. Okul idareleri de sınıfları imtiyazlılar ve fukara sınıfları olarak bölerler. Çok yetenekli de olsa gariban ile vali, bürokrat çocuğu devlet okulunda farklı sınıflarda okurlar.
3. Öğretmenler nasıl yetişiyor bilmiyorum ama tayin sürecinde ilk görev yerlerine gelen öğretmen gruplarından birini yaşadığım bölgede gözlemleme şansı bulmuştum. İlk anda ürkek, bir kısmı idealist oan bu gençler doğal olarak şehrin öğretmen evinde fazlaca zaman geçirirken oranın havasından etkilenmeye başlıyorlardı. Öğretmenevi iğrenç bir yerdir. Düşük seviyeli bir kahvehaneye benzer, anlatmaya gerek yok. Daha tehlikelisi burada taze öğretmenleri zehirlemeye hevesli kaşarlanmış öğretmen eskileri, bazı gedikli şehir eşrafı da mevcuttur. Bir de yeni öğretmenlerin tayinleri o şehrin taşra mahalleleri, uzak köylerine çıkmışsa İl, ilçe Milli Eğitim müdürlüklerinde araya adam koymalar, torpiller vs. gırla gitmeye başlar. Öğretmenler daha ilk adımda çirkin bir sürecin içine girerler. Tayin oldukları okulda da eski öğretmenler devlet memurlarındaki yaygın hastalıkları yenilere aşılamada usta birer öğreticidirler.
4. Peki özelleştirme, devletin bu işten çekilmesi bir çözüm müdür? Bana göre muhtemeldir, ancak pratikte bunun olması şu anki Türkiye’de mümkün değildir. Bunun sebebi pratikteki uygulanamazlık değil 1. maddede belirttiğim “milli” endişelerden ibarettir. Dikkat edilirse özel okul açılması bugün dahi mümkün iken müfredat yine devletçe belirlenmektedir. Özel okullarda öğretmenlerin laçkalığı biraz azalmakla birlikte çağdaş eğitim namına değişen fazla bir şey yoktur. Bugün resmi ideoloji ile bütünleşmiş milyonluk bir memur ordusunu rekabetçi özel eğitim sistemine ikna etmek bir yana bunu telaffuz dahi etmek mümkün değildir. Dolayısıyla devletin eğitimi özelleştirmesi kısa ve orta vadede mümkün değildir.
5. Özelleştirme sadece devlet okullarında değil üniversitelerde de olmadıkça bir anlam ifade etmeyecektir. Zira öğretmenleri yetiştiren üniversiteler de “milli” resmi ideolojinin en sağlam taşıyıcısıdır. Birçoklarının hoşuna gitmese de öğretmenler piyasanın talebine göre okullara gidip yetişmedikçe mevcut sistemden iyi ürün çıkma ihtimali düşüktür. İyi mahsuller de fiilen işe başladıklarında törpülenip adam edilirler.
6. O halde ne olacak? Kısa vadede birşey lacağı yok, bu meseleler daha çok konuşulur ama bizim değil de öğretmenlerin artık iğneyi kendilerine batırma zamanı çoktan gelmiştir.
Öğretmenlerin internet forumlarına bazen tesadüfen takılıyorum, maşallah kendilerine hiç toz kondurmuyorlar. Bunlara kalırsa tüm problemlerin sebebi maaş azlığı, sınıfların kalabalıklığı, öğrencilerin haylazlığı, geri zekalılığı gibi şeyler. Özellikle 3-5 yıllık yeni öğretmenler çok fazla kendilerini savunma ihtiyacı içindeler. Eskilerin zaten bu tür endişeleri yok, onlar öğretmenevinde okeye dönmüyorlarsa yaptıkları ek işin başındadırlar.
Öğretmenlerin artık bu zamana kadar duymaya tahammül edemedikleri konulara kulak vermelerinin zamanı gelmiştir. Devlet okulunun özel okula göre daha kutsal olmadığı, paralı eğitimin ille de zenginin okuyup fakirin cahil kalması anlamına gelmeyebileceği, rekabetin tembelliğe bir ilaç olabileceği, terfinin sadece yalakalıkla değil liyakatla olabileceği ve bunun devlet dairesinde olmasının imkansızlığı, öğrencilere para karşılığı ders vermenin, kitap satmanın ahlaksızlık olduğu, uluorta maaş, ek ders, zam muhabbetinin ayıp olduğu öğretmenlerce tartışılacak gündem maddeleri olmalıdır. Genelde işin ahlak, vicdan, merhamet ile ilişkilendirilmesi de söz konusu ama tecrübelerim bunların en azından şimdiki halde boş temenni ve laflardan ibaret olduğunu gösteriyor.
Bunlar özellikle ideolojik açıdan zor şeyler. Milliyetçi, solcu ve islamcı öğretmenlerin hepsi ortak olarak devletçi eğitim sisteminin yüceliğine iman etmiş olduklarından, en azından bir şekilde yukarıda bahsedilen konulara rezerv koyarak yaklaşacaklardır. Bunlar hayatın gerçekleri. Hele yukarıdaki Milli Eğitim bürokratlarının, siyasilerin çoğunun da gerek ideolojik, gerekse eldeki imkanı kaybetmeme kaygılarıyla bu tür tartışmalara asla yaklaşmayacağı ortadadır.
Öğretmenler artık maddi açıdan hiç de fena durumda değiller. Benim gördüğüm kadarıyla büyük kısmı (yüzde olarak bir şey diyemem ama üçte ikiden fazla olabilir) ya bir memurla evli ya da geliri olan bir meslek erbabıyla. Başörtüsü sebebiyle çalışamayanlar hariç öğretmenlerin artık gelirle ilgili ciddi bir kaygıları yok. Tek maaşla geçinmeye çalışanlar nadiren de olsa olabilir ama genele teşmil etmek doğru olmaz. Üstelik öğretmenlerin maaş dışı maddi ve diğer imkanları da göz önüne alındığında toplumun çoğunluğuna göre gayet ferah bir durumda olduklarını inkar edemeyiz. Ek dersler, öğretmenevi imkanları, uzun süreli tatiller, belli dönemlerde ek ödemeler vs. ortalama bir öğretmeni sıradan memur ya da işçiye göre avantajlı hale getirmektedir. Üstelik öğretmenlerin büyük kısmı dershanelerde çalışabilir, özel ders vererek bütçelerine katkıda bulunabilirler.
Kafamdakileri çok dağınık da olsa buraya aktarmaya çalıştım. Eksik yönü çoktur, hatalı olduğum yerler vardır. İlgililer, özellikle öğretmenler fikirlerini beyan ederlerse, eksikleri hataları tamamlarlarsa memnun olurum. Eğitim şart deniyorsa, bari bu iş adabına göre yapılsın.
Popularity: 23% [?]
- Bürokrasi , Eğitim
- Yorum(10)
- Bu Yazıyı Paylaşın
- PDF olarak kaydedin
FETHİ BEY,
BİZE DİYECEK BİR ŞEY BIRAKMAMIŞSINIZ Kİ MAŞAALLAH…
ÖZELLİKLE ESKİ ÖĞRETMENLERİN YENİLERE “OTUR OTURDUĞUN YERDE, BAŞIMIZA İŞ ÇIKARMA” MANASINDAKİ TELKİN VE TEDİPLERİ,ATILAN HER ADIMIN AKİM KALIŞI, O KAŞARLANMIŞLIK, İNSANI CİDDEN YILDIRIYOR…
ASLINDA DAHA CİDDİ SORUNLAR DA VAR…PSİKOPATLIK, AHLAK DÜŞÜKLÜĞÜ VS… AMA BUNLARI DİLE GETİRMEK RUHUMU İNCİTECEK…
…
BENİM ÇOK FAYDALI OLACAĞINI DÜŞÜNDÜĞÜM BİR HUSUS DA ANKARA MERKEZLİ HAZIRLANMIŞ YIL SONU İMTİHANLARI…(İL MERKEZLİ OLMAMALI ÇÜNKİ ORDA DA ÇOK DALAVERE OLUYOR) KEŞKE MAALİYET KAYGISI OLMASA DA HER SENE YIL SONUNDA ÖĞRENCİLER O SENEKİ DERSLERDEN ÖSS BENZERİ İMTİHANLARA GİRSELER VE KARNELERİ ONA GÖRE VERİLSE…BU HEM ÖĞRENCİYİ HEM ÖĞRETMENİ DAHA AKTİF OLMAYA ZORLAYACAKTIR. ÇÜNKÜ DURMADAN DEĞİŞEN SINIF GEÇME SİSTEMLERİ EĞİTİMİ CİDDEN MAHVETTİ.
ŞİMDİ NASIL YAPILIYOR BİLMEM AMA BİR ARA KURUL KARARI VE AİLEYE DANIŞMA MESELESİ VARDI. TABİ TORPİL HEMEN KENDİNİ GÖSTERİYORDU. HER VELİDEN DE “ÇOCUĞUM YETERLİ DEĞİL, SINIFTA KALSIN” GİBİ CESURCA CEVAPLAR GELMİYORDU MAALESEF.
HA BİR DE ŞİŞİRME NOTLAR MESELESİ VAR. BİRİNCİ KADEMEDEN TAKDİRLE AYRILAN ÖĞRENCİ İKİNCİ KADEMEDE TEMEL DERSLERDEN NASIL HEP BİR ALABİLİR BU DA AYRI MEVZUU.
NEYSE SAHUR KAÇACAK…FAZLA YAZAMAYACAĞIM.
İYİ BAYRAMLAR DİLERİM
Konuyla alakalı olarak, bloguma yazdığım bir yazıyı buraya ekliyorum. biraz alelacele ve bulanık bir zihinle yazıldı, ifade bozuklukları bu durumun mahsulüdür.
• 26/10/2006 - BU NE VEHAMET!!
(muhtelif ellerce içine para yağdırılan kumbara-okul resmi)
EFENDİM BU NE DERSENİZ AÇIKLAYAYIM: EĞİTİME YÜZDE YÜZ DESTEK KAMPANYASININ HAZIRLADIĞI YARIŞMADA İL BİRİNCİSİ OLAN RESİMLERDEN BİRİ….
Bu kampanyayı yürüten sayın müsteşar üniversitede sınıf arkadaşımdı…Bana kulak kabartacağını bilsem bu yazıyı kendisine postalardım…Maalesef hiç zannetmiyorum.
Eğitim stratejimiz beni çok endişelendiriyor. Büyük hatalarla durum sanıldığı gibi iyiye değil, gayet kötüye gidiyor…Çok önemli iki meseleye parmak basacağım.
1- Dil öğretimi ülkemizde felç olmuş durumda… İlköğretim dörde çektiler ama branş hocası eksik ;bu yüzden çocuklar renklerle sayılardan başka bir şey öğrenemiyor. Derse sınıf öğretmenleri giriyor ve iki kelimeyi bir araya getirecek kadar İngilizceleri yok. Bu çocuklar ikinci kademeye geçtiklerinde branş hocalarından ders görseler bile, temelleri olmadığı ve öğrendikleri varsayıldığından ilk konulara dönülmediği için, daha da yığılmış ve müşkülleşmiş bir yükle karşılaşıyorlar. Bir adım dahi atamıyor. Çocuk liseye başlıyor ama hala renkler, sayılar ve kendini tanıtma kapasitesinden öteye gidememiştir bilgisi.
Taa üniversiteye geldiğinde ise, aman Allahım , o kadar ders saati ve emeğin boşa gittiği yök tarafından keşfedilmiştir ve haydi sil baştan …
Orta okul kısmının kalkmasıyla Anadolu liselerindeki hazırlık sınıfı da önceki fonksiyonunu kaybetmiştir. Çünki, eğitim formasyonundan hatırladığıma göre, en iyi dil öğrenim yaşları 11-13 tür.
Son düzenlemede hazırlık sınıfı da kaldırılmış ve on saatlik bir program tayin edilmiş.Böylece Anadolu liselerinin fonksiyonu sıfıra inmiştir. Zira bu programla asla iyi bir şekilde dil öğrenilemez. Neden iyi bir şekilde değil? Dil tekrar ve alıştırmalarla, yazmak ve konuşmakla gelişir. Ezberle değil. Bu talebeler sınıfı çok iyi dereceyle de geçse iyi yabancı dil konuşamazlar.
Peki neye dayanarak konuşuyorum?. Tecrübeye. Çünki ben beş senelik ilkokul eğitiminden sonra hazırlığı da dahil, yedi senelik bir Anadolu lisesi eğitimi aldım. Dili anadil öğrenir gibi öğrendik. Yeni doğmuş kabul edildik ve kelimeler, resim, işaret ve temsil ile anlatıldı. Türkçe açıklama asla yapılmadı. 25 saatlik bir hazırlık sınıfı programı sonucu yoğun tekrarlar, alıştırmalar, konuşma ve yazmalarla bilgi ve becerimizi iyice pekiştirdik. Bunun ne farkı var ? Fark şudur: Biz yabancı dili Türkçe’nin mantığına göre öğrenmedik. Kendi mantığı içinde öğrendik.(Bu iki dil aynı dil ailesinden değildir.) O yüzden konuşurken ve yazarken, önce Türkçe düşünüp sonra İngilizce’ye çevirmedik. İngilizce düşünüp İngilizce yazdık ve konuştuk; dile anadil kadar hakimolduk. Oysa bu yeni uygulamada bunu asla yapamazsınız. Zaman çok dar. Yaş en isabetli yaş değil. Üstelik müfredat eski ağırlığında. Dört seneye çıkarılsa bile, tekrar sıklığı azaldığı için durumu değiştirmez.
2- Öteki mevzu da şu: Çocuklarımın devam ettiği ilköğretim okuluna oluk oluk para yağıyor. Tıpkı resimde görüldüğü gibi!!!! Başarı artacak bahanesiyle her sınıfa -üstelik büyük ekran- tv aldırıldı mecburi toplanan paralarla. Bunun, okulun ve kadronun gösterişini artırmadan öteye bir getirisi olmadı. Çocuklar bir iki kez kullandılar. Bir keresinde ise sadece çizgi film izlediler.
On onbeş tane bilgisayar alındı ancak öğretecek kimse yok. Bilgisayar dersinde, evinde olup da bu konuda bilgisi bulunanlar, güya olmayanlara öğretiyorlar. Daha doğrusu hocaları kontrol etmediği için internette oyun oynuyorlar. Çünki hocaları sadece “açmayı ve kapatmayı” biliyor. Ama ek ders ücretine gelince gönül rahatlığıyla alıyor.
…
Gelelim sadede…. Sayın müsteşar, bu kampanyanın benim çocuklara ve pek çok talebeye hiç de faydası dokunmadı. Zira eksik olan sadece materyal değil; ondan daha acil ihtiyaç duyduğumuz yetişmiş öğretmendir.Okula yağan paralar ise sadece görüneni iyileştirip artı puan almaya yaramaktadır. Yani içi kurt kaynayan kıpkırmızı bir elma …
Buyurun, gönlünüz rahat bir şekilde uyuyun sayın müsteşar ve sayın MEB yetkilileri…ama okula,öğretmenler ve müdür tarafından çocuklarıma ve şahsıma yöneltilen psikolojik baskı zoruyla verdiğim paraları asla helal etmiyorum.
slm okulda eğitimle ilgili yapılan çalışmaları yetersiz buluyorum ben bir lise öğrencisiyim bunula ilgili çalışmalarınızı bana yazarsanız memnun olurum
çokkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkkk güzelllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllllll olmuşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşş
bravoooooooooooooooooooooooooooo
slm bende bi lise öğrencisiyim eğitimle yapılan çalışmalr gerçekten çok az selime arkadaşımaa ketılıyorum fakir öğrencilere kalem, defter,silgi,çanta almak eğitime yapılan bi çalışma deildir bence bunu daha da ilerletmeli lazımdır ayrıca bize yorum yaptırdığınız için tşkürler kib bye
Sitede emegi gecen herkese tesekkurler
http://www.1bilgi.com
Sizleride sitemize bekliyoruz
Nice yillara…
gerçek ten çok önemli konuya degin diniz çok güzel olmuş elinize sağlık
herşey tamam çok hoş da davululn sesi uzaktan hoş gelirr bunlar sadece sözde uygulama yoq:@
slm ben bir ortaokul öğrencisiyim çokkkkkkkkkk beğendim bravo çokgüzel olmuş yanımdaki arkadaşlarda çok beğendim başarılarınızın devamını dilerim elinize sağlık sitemize bekliyorum ayrıca çooooooooooooooooooooooooooooooooooooooookkkkkkkkkkkkkkk güzel bir yazı
Ortaokul mu, hayret. Aferin diyeyim.