Kasım 2006 Arşivi

Yorumcu Gençlik ve Korku Filmi Esnafı

FST 29 Kasım 2006

semum.jpgŞu ara Hürriyet, Milliyet ve muhtelif haber sitelerindeki gençlerin Atilla Yayla, Atatürk resmi vs. konulardaki yorumları da ilgi odağı haline geldi. Birkaç defa uzun alıntılar yaptım, hakikaten ilginç bir durum var gibi görünüyor. 1000 yorum varsa 990 tanesi tornadan çıkmış gibi benzer cümleler. Bunlara aslında yorum da dememek lazım. Mesela şu “yoruma” bakalım:

1. Müdürün Olaya bakışından ne mal olduğu belli .Lanet olsun p… herif.

2. İT ÜRÜR KERVAN YÜRÜR… CUMHURİYETİMİZ VE LAİKLİĞİMİZ SONSUZA KADAR SÜRECEKTİR. ECELİ GELEN KÖPEKLER CAMİ AVLUSUNA PİSLEMEYE KALKIYORLAR. TABİ HAKLILAR ATATÜRK OLMASAYDI YİNE DOĞACAKLARDI ANALARI BELLİ BABALARI MEÇHUL OLACAKTI BUNLARIN HESABI SORULACAK BEDELLERİ ALINACAK ÇOOOOK KAN AKACAK ÇOOOK…

Peki bunlar istisna mı? Hayır, neredeyse tüm yorumlar bu lafların değişik versiyonlarından ibaret. Üstelik çoğu o kadar berbat yazılmış ki yazanların hiçbir okul eğitimi almadığı izlenimi uyandırıyor. Noktalama işareti, büyük harf kullanımı vs. hak getire. Cümlenin başı sonu belli değil. O kadar cahiller ki küfürleri bile anlaşılmıyor.

Bu düşüncelerle çevreme biraz bakındım, bazı gençleri gözlemledim. Sohbet ettiğim gençlerin çoğu hakikaten zır cahil. Dincisi, solcusu, milliyetçisi fark etmiyor. Kimi köşe yazarı okuyor onu din olarak belliyor, kimi piyasada popüler olan 3-5 yazarın kitabındaki gülünçlükleri ciddi birşey zannediyor. Kimse kendi işine bakmıyor, sırtına giyecek gömleği yok memleketi kurtarmaya kalkıyor. Hatta bırak memleketi artık lafı alan Çin’den, Hintten, ABD’nin global stratejisinden bahsediyor. “Bundan size ne” diye sorduğumda ise aval aval yüzüme bakıyorlar. “Öğrenci isen git adam gibi dersine çalış, bir işte çalışıyorsan kariyerini düşün, sana ne ABD’den, Çin’den hatta Türkiye’nin dış politikasından” dediğim zaman benim uzaylı olup olmadığım konusunda şüpheye düşüyorlar.

Bir de Doğu Perinçek’in deyimiyle ortada korku filmi esnafı var. Ulusalcı proflar, emekli hakimler, askerler vs. Kıskaçtaki Türkiye, Hortlayan Sevr, AB bizi nasıl bölecek, Kıbrıs elden giderse ne olacak, Devlet malları peşkeş çekiliyor hepimiz aç kalacağız, misyonerler hepimizi hristiyan yapacak (iyi müslümanız da), 10 trilyon dolarlık madenimizi çıkarttırmıyorlar estek, köstek laflarla gençlik resmen korkudan altına edecek hale gelmiş gibi görünüyor.

Tırsak gençler bu tür aptal kitaplarını okumakla iyice ahmaklaşıyorlar. Gençler kitap okumaz dediklerine bakmayın, ben izliyorum ne kadar piyasada zeka özürlü komplo teorisi kitabı varsa onu hatmediyorlar. Senelerdir otobüs yolculuklarında dikkat ederim, elinde kitap olan insanlara bakarım. Bir defa olsun Masonlar, Tapınak Şövalyeleri, Erol Manisalı, Marduk Gezegeni, Kuranın Şifresi, Kavgam türü kitaplar dışında birşeye rastlamadım. Ha bir de dönemine göre Safiye Sultan, Ayşe Sultan, Cem Sultan, Falancanın aşkı, filancanın fingirtisi türü enayi yolma kitpları ve Ahmet Altan türü yazarların aşk kitapları vardır. İslamcı kesimin de kendi popülerleri var, onlar da İskender Pala, Mustafa Armağan türü şeylere meraklıdır.

Yani aslında bizim gençliğin problemi okumamak değil tersine okumak. Bana kalırsa gençleri mümkün olduğunca kitaplardan uzak tutmak gerekiyor. Kendi hallerinde kahvelere takılıp okey oynamaları, dünyayı kurtarma yönünde eğitsel faaliyetlerle iştigal etmelerinden çok daha hayırlı bir iş.

Bu vesileyle Doğu Perinçek’in korku filmi sözü ile ilgili eski bir yazımı aktarmak isterim:

Korku Filmi (3Nisan 2006)

Zaman zaman benim de gündemimi işgal eden ulusalcı hareket özellikle son zamanlarda çeşitli kitap ve makalelerle dikkat çekiyor. Çılgın Türkler kitabı yayınevini vergi rekortmeni yapacak kadar çok satmış. Emekli generallerin, savcıların kitaplarının da 35-40 baskı yaptığını takip ediyorum. Genelde kitaplar Türkiye’nin müthiş bir tuzağın içine çekildiği, tedbir alınmazsa memleketin batacağı tezine dayalı ve hep de çok kalın, hacimli şeyler. Ulusalcı hareket denince ilk akla gelen isimlerden biri olan Doğu Perinçek şaşırtıcı bir çıkış yaparak, medyada ön planda görünen ve bahsi geçen kitaplarla Karun ile yarışacak hazineye sahip olan ulusalcı yazar kesimine sert çıkmış. Zaman gazetesinde Doğu beyin şu ifadeleri yer alıyor:

Türkiye’de bugün herkes korku filmi anlatıyor. Aydınları birbirleri arasında konuşuyor, nereye gidiyoruz diye. Edirne’ye de gitseniz, Kars’a da gitseniz bu konuşma. Ne konuşuluyor? Efendim Türkiye batıyor, kıskaç altında Türkiye, çöken Türkiye, batan Türkiye. Yazılan kitaplara bakın kuşatılan Türkiye, çöken cumhuriyet, Erol Manisalı’nın, Vural Savaş’ın, General Özbek’in ve diğer aydınların kitaplarında Türkiye hep kuşatılmış, bitmiş. Frankeştayn filmleri gibi, korku filmleri gibi. Kimse çözüm yolu göstermiyor. Atatürkçülük bu değil.

Ulusalcı hareket denen şey her ne ise, zira ben uzmanı olarak bir tanım yapamadım, lideri olduğu söylenen Doğu Perinçek’in şu sözlerinin altına imzamı atarım. Ekrana Erol Manisalı yahut kalın kitap yazmış emekli bir asker veya yargıtay üyesi çıktığında dehşetten hemen kanal değiştiriyorum. Elinde motorlu bir testereyle ortalıkta doğramadık kol, bacak bırakmayan bir zombinin maceraları bu şahısların senaryosu yanında masum kalıyor.

Doğu Perinçek’i tebrik ediyorum ancak bu çıkışıyla kendisini zaman zaman destekleyen MHP, CHP ve bilumum “korku filmi” esnafının tepkisini çekecektir, haberi olsun.

Popularity: 17% [?]

“Devlet Malı”

FST 29 Kasım 2006

ataturk_benzemeyen11.jpgEmekli öğretmenlerce yapılan Atatürk resimlerinin Atatürk’e benzememesi konusu geçen hafta Öğretmenler Günü kutlamalarının ana gündem maddesini teşkil etmişti. Özellikle Kuşadası’ndaki resme karşı il valisinin soruşturma açtırması hepimizi bir nebze olsun rahatlatmış, buradan da alkış almıştı. Ancak, Kuşadası’ndaki durum artık sıradan bir soruşturmayla geçiştirilebilecek noktayı aşmış. Habere göre bu defa da okul girişindeki Atatürk resmi karalanmış, üzerine yazılar yazılmış:

Devamı »

Popularity: 26% [?]

NLP, AKP, CHP

FST 28 Kasım 2006

nlp.jpgBen pek bu işlerden anlamam, habere bakıp içinde AKP, CHP filan görünce herhalde sağda ve solda yeni bir oluşum kuruluyor veya Turkuaz Hareketi nihayet kendine isim bulmuş (NLP, Naber Lan Partisi) galiba dedim. Meğer bu NLP bir teknik imiş, insanın düşüncesini değiştirirmiş. Bir de NLP’de usta, çırak ilişkisi olduğunu zannediyorum, Türkiye’deki en büyük usta (eğiticilerin eğiticisi) Akşam gazetesine bir demeç vermiş:

Türkiye’nin tek NLP (Neuro Lingustic Programming - Duyusal Algı Programlama) Master Trainers’ı (eğitimcilerin eğitmeni) Mustafa Kılınç, Türkiye’deki siyasileri değerlendirerek, vatandaşa doğru mesaj vermede başarısız olduklarını savundu. Bakanlar Kurulu üyelerinden bazıları başta olmak üzere çok sayıda siyasetçiye beynin etkin kullanımı ve etkin konuşma konusunda danışmanlık yapan Kılınç, tüm siyasetçilerin NLP eğitimi alması gerektiğini söyledi. Kılınç, NLP’nin, Beyaz Saray, ABD ordusu, NASA, CIA, Microsoft, İngiltere Başbakanı Tony Blair ve İngiltere Kraliyet ailesi tarafından da kullanıldığını kaydetti.

İnsanın temel noktasının bilinç altı olduğunu belirten Kılınç, insan zihninin gerçekle sahteyi ayırt edemediğini ve bir takım stratejiler sonucu bir partili olduğunu kaydetti. Kılınç, bir insanın bir partide olmasını sağlayan şeyin ne olduğunu bilerek ve onun üzerine giderek, görüşünün değişebileceğini söyledi. İkna edilemeyen ve yönlendirilemeyen bir birey olmadığını savunan Kılınç, ‘10 dakikada en kral AKP’liyi CHP’li yaparım‘ dedi.

Yahu bu ne imiş, ERKE’den bile etkili geldi bana. Benim bildiğim Türk “particisi” menfaati dışında kessen partisini değiştirmez. Ha, AKP’liler Atilla Yayla meselesinde olduğu gibi ne idüğü belirsizler partisine dönüşebilir, ama orada NLP değil başka faktörler etkili. Bunun dışında baba oğul düşman ölen CHP’li DP’li hikayeleriyle büyüdük, NLP’nin “kralı” gelse faydasız. Bence NLP gibi saçmalıklar yerine yarım ekmek döner, kavurma pilav gibi yöntemlere başvursunlar.

(İnşallah NLP uzmanı arkadaş da heykeltraş dostumuz gibi alınıp tekzip istemez.)

Popularity: 11% [?]

Şu ara nelere gülüyorum?

FST 28 Kasım 2006

ajdar.jpgMalum iki hödük dışında Serdar Turgut’un Ajdar yazısına kesintisiz iki gündür gülüyorum. Aşağıdaki paragrafa bakın haksız mıyım görün:

“Bilmiyorum, The Blob (ŞEY) filmini izlemiş miydiniz? Bu ‘Türk Şey’inden farklı bir şeydi. O filmde, şekilsiz ve ne idüğü belirsiz bir cisim, tüm toplumu yutup bitiriyordu. Şimdilerde bizim de topluma kontrolsüz yayılan ve önüne çıkan her şeyi yiyip bitiren bir Şey’imiz var; adı da Ajdar… Film bir korku filmiydi aslında. Ajdar da korku filmi gibi ama kendinizi zorlar ve tahammül edebilirseniz, olayın mizahi yönünü de görebilirsiniz.

[…] Sevgili arkadaşım Cem Ceminay, FM N101′deki ‘Back-up morning’ show adlı sabah programında Ajdar’ın Eurovision’a Türkiyeyi temsil etmesi için gönderilmesi yolunda kampanya başlattı. Dinleyicilerden gelen tepkilere baktığımda bu yönde toplumda hayli yoğun bir istek de var. Kampanyaya destek verenlerin bana çok mantıki ve makul gelen bir gerekçeleri de bulunuyor. Diyorlar ki; ‘Ajdar’ı bir kez gören Avrupa, bir daha Türkiye’yi katiyen unutamaz.’

Bu yoruma tamamen katılıyorum. Ben Ajdar’ı bir kez gördüm, ‘Çikita Muz’ adlı şarkıyı söyleyip dansediyordu. Emin olun; rüyama bile girmeye başladı adam. Klibi seyrederken insan elinde olmadan kafasını ellerinin arasına alıp dövünmeye başlıyor. Kötülüğün zirvesi o, bir başyapıt adeta. Gerçekten de Avrupa Ajdar’ı bir kez gördüğü takdirde Türkiye hakkındaki tüm görüşleri anında değişir ve Türkiye’yi hiç unutamaz.

Ayrıca bugüne kadar ciddi sanatçıları yolladık oraya da ne oldu? Avrupa’da Eurovision’u Türkler kadar ciddiye alan başka ülke de yok. Bizim sanatçılar güzel İngilizce göstermek için oralara gittiler. Tereciye tere satmaya çalıştık. Anlayacağınız, eğer isterse Ajdar da ‘Çikita Muz’ şarkısını İngilizce söyleyebilir. Bu da fantastik olur bence.

Popularity: 13% [?]

[Derinsular Vezninde] Yakında: Çelik Blek, Galileo, G. Washington Kırmızı Urbalılara Karşı

FST 28 Kasım 2006

blek.jpg[Cemil Meriç vezninde] Serdar Kaya bloglaraleminin fildişi kulesinin efendisi. Kaf dağının zirvelerinden bizleri acı tebessümlerle izleyen bilge. Kendisinin hepimizi çıldırtan az sonra, bugün, salı öğleden sonra, çıkmaz ayın ikinci çarşambası tarzı yazı bekletme yöntemini kullanayım diyorum. Burada çaktırmadan zaman kazanma, kaytarma amacım olduğunu düşünen, hatta bunu dile getiren gaflet ve dalalet içinde harap ve bitap düşmeye kendini hazırlasın. Hikayemizin özeti şu: Avukat Konoli’den aldığı istihbaratı değerlendiren Blek ve arkadaşları Kırmızı Urbalıların kontrolündeki bir kasabayı dengesiz vali Yılmaz Özdil’in emrinden kurtarmak üzere yola çıkarlar. Girdikleri handa kızarmış tavuk ve ballı turta yedikten sonra kendilerine laf atan Galileo uzmanı Mustafa Armağan’ı döverler, zaten ezik vaziyette olan Ertuğrul Özkök’ü ise dövmeye gerek görmezler, sadece korkuturlar. Vardıkları kasabanın adı sonradan Washington olacaktır… [Hikayenin devamı en kısa süre içinde, bir ihtimal bugün ikindi üzeri]

Popularity: 11% [?]

Konuk Yazar-A. Faruk Özgür

FST 28 Kasım 2006

Yazılarını beğenerek okuduğum A. Faruk Özgür’ün ilginç bir yazısını gördüm, yazdığı Hürfikirler sitesi Firefox ile gezilemediği için bu tarayıcıyı kullananları da dikkate alarak yazının tümünü buraya aktarıyorum.

Devamı »

Popularity: 12% [?]

Heykeltraş Yerlikaya’nın Cevabı

FST 27 Kasım 2006

Geçenlerde Samsun’da Atatürk’e benzemediği için eleştirilen bir heykel vardı. Orada konu edilen heykei yapan sayın Gökhan Yerlikaya beni eleştiren bir cevap yollamış, hakkaniyete uymak için talebi üzerine aynen aktarıyorum. Aşağıdaki kendisinin TEKZİP yazısıdır. (Yazının ardından kısaca değerlendireceğim) 

Devamı »

Popularity: 14% [?]

Beklediğim Gelişme

FST 27 Kasım 2006

atatur11.jpg24 Kasım törenlerinde Atatürk resimleri ile ilgili tartışmalar olmuş, ben de kendi çektiğim bir resimle tartışmalara katkıda bulunmuştum. Sordum mu hatırlamıyorum ama sormadıysam da aklımdan “sorumlular hakkında işlem ne zaman başlatılacak” sorusu geçmişti. Bu hakarete herhalde göz yumulamazdı. Nihayet müjdeli haber ulaştı, Kuşadasındaki Atatürk’e benzemeyen Atatürk resmi ile ilgili vali soruşturma açtırmış. Önce sayın valimizi tebrik ediyorum, haber şu:

Kuşadasındaki poster hakkında inceleme başlatıldı. Aydın Valisi Mustafa Malay, Endüstri Meslek Lisesi çok amaçlı salonundaki törende asılan posterin soruşturma sonucuna kadar muhafaza edilmesini istedi. Posterle ilgili bilirkişilerin inceleme yapacağını belirten Vali Malay şöyle konuştu:

Bir kasıt olmasa da, sadece ihmal de olsa gereken işlemi yaparız. Bu gibi durumlarla her yerde karşılaşıyoruz. Bunun bir standarta bağlanması gerekir. Bunu ancak teknik kişiler inceler. Poster ne zaman yapılmış, kim yapmış, detaylı bir şekilde müfettişlerin incelemesi gerekir. Çok önemli ve hassas bir konu. Posteri de hemen muhafazaya alacağız.

Posterin muhafazaya alınması iyi olmuş, zira konu hassas. Bu arada valinin adı bana yabancı değil nedense ama önemi yok, kendisi çok hassas birkaç noktaya işaret etmiş, bu dersleri iyi belleyelim:

1. Devlet memurunun işlem yapması için kasıt aranmasına gerek yoktur. Herkes tetikte olsun.

2. Atatürk resmi konusunda TSE standart oluştursun, önüne gelen emekli resim yapıp okullara satamasın. Bu işin rantını profesyonel ressamlar yesin.

3. Posterin ne zaman yapıldığını öğrenmek için Karbon 14 metodunu öneriyorum. Yapan şahıs da parmak izinden tespit edilebilir.

4. Bu iş il valisi, müfettişler, müdür, ıvır, zıvır gibi 3-4 ila 8-10 milyar maaşlı boş tiplerin mesaisini harcamalarını gerektirecek derecede önemli ve hassastır.

5. Resmin muhafazası için gerekli ödenek milli müdafaa vekaletince temin edilecektir.

Resimleri görünce tüm çağdaş yurttaşlar olarak “nerde bu devlet” demiştik, aha işte devlet ses verdi. Çok yaşa vali paşa.

Popularity: 17% [?]

Ben Böyle Anonsa Saygı Duyarım

FST 26 Kasım 2006

saygi.jpgBizde en saygılı adam kimdir deseler İbrahim Tatlıses derim. Herkese saygı duyar, ben de ona saygı duyarım. Peki bu muhabbet nereden çıktı derseniz, medyaya yansıyan bir haber var. Malatya Halk Eğitim Merkezinde öğretmenler günü için toplantı yapılmış, o sırada içerideki başörtülüler için de bir anons yapılmış. Ben haberi bir iki yerde görmüş ama pek önemsememiştim. Meğer son paragrafında ilginç bir yer varmış. İzlenimler mesaisine yeniden başlayan Recep uyardı da haberim oldu. Kendisi son paragrafı anlayamamış. Anons ve devamı şöyle:

Malatya’da Halk Eğitim Merkezi’nde düzenlenen Öğretmenler Günü kutlamasında türban gerginliği yaşandı.

Vali Halil İbrahim Daşöz, 2. Ordu Garnizon Komutanı Tümgeneral Alaeddin Örsal, Cumhuriyet Başsavcısı Mustafa Demirdağ’ın da katıldığı tören öncesinde salonda bulunan başörtülü ve türbanlıların dışarı çıkması için anons yapıldı.

Bu kişilerden bazıları salonu terk etti, bazıları ise anonsa rağmen programı başları kapalı olarak takip etti. İçeride programı takip edenlerin bir kısmı da başörtüsü ve türbanını çıkardı. Programın ardından başörtüsü ve türbanla salonda bulunan kadınların öğrenci ve öğretmen yakınları olduğu iddia edildi.

Anons sonrası başını açarak töreni izleyen velilerden Nezahat Arıbal, “Başörtüsü için anons yapıldı, biz de çıkardık. Saygı duyuyoruz tabii ki. Başörtümü program boyunca çıkardım. Dışarıda yeniden taktım” dedi. Milli Eğitim Müdürü Mehmet Bulut da halk eğitim merkezinin sivil bir kuruluş olduğunu savunarak şunları söyledi:

“Salondaki başörtülüler öğretmen zannedildi. Ciddi bir şey değil. Onlar yemin törenine gelen genç öğretmenlerin aileleri. Önce öğretmen zannedilerek anons yapıldı. Zaten öğretmen gelmez öyle ortamlara. Kışlalarda da oluyor. Yemin töreninde, çocuklarının yemini sırasında bir hatıra olarak geliyorlar. Oralarda da müsamaha ediliyor çoğu kez. Yani hadise bu…”

“Yani hadise ne” imiş ben de anlayamadım. Hakikaten Milli Eğitim müdürü lafı öyle bir dolaştırmış ki değil Recep, dil uzmanı Metin Bey ve Müzmin Anonim’in bile çözmesi imkansız hale gelmiş. Ben soruları sorayım, cevaplar bakalım nasıl gelecek:

1. Salondaki başörtülüler öğretmen zannedildi: Kamusal alana öğretmen dışındakiler ne zamandan beri başını örtüp girebiliyor? Özür kabahatten daha büyük.

2. Ciddi bir şey değil: Ciddiye alınmak için kör bıçakla valinin kafasını mı kesseydiler.

3. Onlar yemin törenine gelen genç öğretmenlerin aileleri: Öğretmenlere askerler gibi yemin töreni ne zamandır yapılıyor? Yaptıranı tebrik ederim, bence her Türk vatandaşı belli aralıklarla yemine tabi tutulmalı.

4. Önce öğretmen zannedilerek anons yapıldı: Daha dikkatli olun, anons sadece öğretmen zannedildiğinde değil başörtüsü görüldüğü anda yapılmalıdır.

5. Zaten öğretmen gelmez öyle ortamlara: Niye, o sırada öğretmenevinde okeye mi döner?

6. Kışlalarda da oluyor: Ne oluyor, anons mu yapılıyor, saygı mı duyuluyor?

7. Yemin töreninde, çocuklarının yemini sırasında bir hatıra olarak geliyorlar: Ama orada analarımız başörtüsünü tavşanları gibi bağlıyor.

8. Oralarda da müsamaha ediliyor çoğu kez: TSK’ya irticaya taviz verdi deniyor, siz hala oturuyorsunuz.

9. Yani hadise bu: Laf değil icraat isteriz. Yarından tezi yok 7. dereceden akrabaları içinde başörtülü olanlar tespit edilip meslekten uzaklaştırılmazsa gereken makamlara , Yeni Asır başta medya ve savcılıklara gidiyoruz ona göre.

Recep benim anladığım bu, sana ve izleyicilere saygı duyarım.

Popularity: 11% [?]

Nerde Kalmıştık: “Amacımız yılda 150 pilot”

FST 26 Kasım 2006

inek_dustu.jpgBu yıl Kurban Bayramı her yıl olduğu gibi Hac dönemine rastlamakla kalmıyor, tartışmalar da aynı tonda devam ediyor. THK’dan açıklama yapılmış, kurban derilerine adres gösterilmiş. Bir de kurumun misyonu varmış:

TÜRK Hava Kurumu (THK) Genel Başkanı Yusuf Güngör, kurumun gelir elde etmenin ötesinde bir misyonu bulunduğunu söyleyerek, fitre-zekat ve kurban derisi toplamaya devam edeceklerini açıkladı. Güngör, kurban derisi ve fitre-zekat paylaşım oranlarının yeniden incelenerek, THK lehine düzenleme yapılması konusunda çalışma yapıldığını bildirdi. Güngör, kurumun nakit birikiminin 43 trilyon liraya çıkarıldığını söyleyerek, “Amacımız yılda 150 pilot yetiştirmektir. Sadece Türk gençliğine değil, artan kontenjanımızla yabancılara da eğitim vereceğiz. Uçuş eğitiminden yıllık 10 trilyon liranın üzerinde gelir hedefliyoruz” diye konuştu.

THK tüm dünya gençliğinin hizmetinde ha, ne gurur. Bu konuda eski iki yazım var, ısıtıp şimdi buraya ekleyeceğim yalnız Türkiye’ye eğitim almak için gelen yabancı pilot adaylarının bir ülkedeki havacılık kurumunun web sitesinde şu ifadenin neden yer aldığını anlaması bayağı zaman alacaktır:

“2006-2007 yılı Deri ve Bağırsak Satışı İhale Duyurusu İçin Tıklayınız. (İhale Merkezleri ve Tarihleri)”

Gerçi ingilizce sayfada deri, bağırsak, sakatat lafları yok. İngilizce demişken, geçen sene sitenin Fransızca bölümü de vardı ne hikmetse kaybolmuş. Aynı finansal bilgilerin kaybolduğu gibi. Geçen seneki yazım -mali rakamlar hariç- bu yıl için de, muhtemelen haccın kurbana rastladığı diğer yıllarda da geçerli olacaktır.

THK Nasıl Kurtulur? (7 Ocak 2006)
kurban.jpgKurban bayramı yaklaşıyor. İsmi konusunda şimdilik kavurma bayramı mı kurban bayramı mı gibi bir tartışma olmamakla birlikte, bu bayramımızda özellikle kurbanın derisi üzerinden ciddi tartışmalar yaşanır. Konuyla ilgili geçen sene bir yazı yazmıştım, arşive tekrar koydum, arzu eden oradan bakabilir. Bu sene THK meselesine biraz eğilmek, konu artık ülke gündeminden çıksın, THK ve vatandaş rahat bir nefes alsın düşüncesiyle bazı katkılarda bulunmak istiyorum. Sathi bir bilgim olduğu için öncelikle bu kurumumuzun internet sitesini ziyaret edeyim dedim. Bir sürü anlamsız animasyon sebebiyle Firefox ile siteyi açamadım. Explorer ile girdiğimde THK’nın güzel bir sürpriziyle karşılaştım. Anasayfada alışık olduğumuz üzere yanıp sönen butonlarla bağlantılanan Türkçe ve İngilizce sayfalar yanında alışık olmadığımız “Fransızca” içerik için de bir bölüme link verilmişti. Bu durumu THK’nın çağdaşlık ve globalleşme atağının bir göstergesi olarak kabul etmek lazım. Fransızca linkini takip ettiğimde bir şey anlamamakla birlikte muhtemelen THK’yı tanıtan kısa bir sayfa ile karşılaştım. Pek detay bir şey yok, belki az sözle çok şey anlatılmıştır, dilden anlamıyorum, bilemem.

İngilizce sayfa ise çok daha cafcaflı. Koca bir balon resminden havacılıkla ilgili bir sitede olduğunuzu hemen fark ediyorsunuz. Birkaç link “under construction” dese de diğer sayfalarda anlamsız animasyonlar eşliğinde İngilizce bazı bilgiler veriliyor. Biraz deşeledim ama Türkçe bölümde gördüğüm kamyonlarla dağıtılan kavurma, deri toplama yetkisinin sadece THK’ya ait olduğu gibi bilgileri İngilizce kısımda bulamadım. İngilizce tarihçe kısmında “TAA has continued its progress on the course drawn by Atatürk , and will keep to do so” diye bir mesaj var ama deri, kavurma bahsinden bir şey yok.

Türkçe anasayfaya girdiğimizde ise bambaşka bir manzara ile karşılaşıyoruz. Ortalıkta balon, uçak yerine et taşıyan kamyon resimleri ağırlıklı yer alıyor. Şu an itibariyle alt kısımda geçen animasyon bir kamyonun üzerinde “THK Vekalet Kurbanı Etlerini Taşıyan Kavurma Dağıtım Aracı” ibaresi var. Açıklamada ise “Kurulduğu günden beri yardıma muhtaç insanların yanında olan Türk Hava Kurumu bir dilim ekmeğe muhtaç evlere, annesiz babasız çocuklara, evsiz barksız gariplere ulaşmak için 20 Aralık 2005 Salı günü yola çıktı” deniyor. Diğer linkler –elbette aslında olması gerektiği gibi- planör, paraşüt okulları, ticari ve amatör havacılık ile ilgili. Ama ilk intiba sanki havacılıkla değil de fakirlere yardımla ilişkili bir kurumla karşı karşıya olunduğu şeklinde.

Linklerden biri de “bağış” bölümüne açılıyor, alt başlıkları ise “Vekaleten kurban, Adak kurbanı, Bağış, Fitre ve Zekattan” oluşuyor. Doğal olarak laik Cumhuriyet vurgusunun eksik olmadığı bir ülkede, üstelik Atatürk’ten emanet kamusal bir internet sitesinde göze çarpan bu kavramlar “acaba yanlışlıkla Diyanet İşleri Başkanlığı internet sitesine mi atladık” diye düşündürüyor insanı. Öyle ya, havacılıkla ilgili, başında general oturan bir devlet kuruluşunun “adak” kurbanı, zekat, fitre ile ne alakası olabilir? Sonra “bir şeyin olması için dilekte bulunulması ve olduğu takdirde bir hayvanın kurban edilmesi” gibi uç noktada dini bir işleme aracılık etmenin “kitapta” yeri var mıdır? Bu çelişkileri incelemek üzere CHP milletvekillerimizle tüm çağdaş derneklerimizi uyanmaya davet ediyorum. Savcılarımızı göreve çağırdığımı belirtmeme zaten gerek yok, onlar sürekli uyanık vaziyettedir. Gözümüzün önünde Atatürk’ün kurduğu bir kurumda “adak kurbanı” kesiliyor, kavurması fakirlere dağıtılıyor. Sanki THK değil Abdülkadir Geylani Yardımlaşma Vakfı.

Sitede derin araştırmamı sürdürürken pdf formatında “THK’dan Duyuru” başlıklı bir dokümana rastladım. Doküman son derece önemli bir içeriğe sahip ve ana teması Türk halkına serzenişten ibaret. Bir de şeffaflık gereği gelir-gider cetveli koyulmuş, para nereden geliyor nereye gidiyor görülün diye. Matematik ve hesap cahili olmama rağmen şöyle bir göz atmaktan kendimi alamadım. Buna göre kabaca ana kalemler şöyle oluşmuş 2004 yılında:

Toplam Gelir 30.819 Milyon YTL

Toplam Gider 32.340 Milyon YTL

Herhalde kurumda “zarar” kavramı olmadığından Öz Kaynaklardan Karşılanan 1.521 milyon YTL olarak belirtilmiş. Öz kaynak dedikleri herhalde kurum yönetimindeki memurların maaşlarından ayırdıkları pay olsa gerek. Peki gelirler içinde önemli kalemler neler? Biliyorum herkes deri ve fitre işini merak ediyor, söyleyeyim:

Fitre Zekat 2.226 Milyon YTL

Kurban Derileri 3.779 Milyon YTL

Yani dini faaliyetlerden elde edilen gelir yekun 6.005 Milyon YTL, yaklaşık tüm gelirlerin yüzde 20’si kadar. Yine dini bir anlamı da olan “faiz” bahsi de gelir kalemleri içinde ciddi bir yekün tutuyor, 8.995 Milyon YTL. Diğer bir ifadeyle THK’nın dinin emirlerinden ve yasaklarından elde ettiği gelirler toplam cirosunun tam yarısını oluşturuyor. Bir de “Bağışlar ve Diğer” diye bir kalem var, bu “diğer” neyin nesidir onu tabii bilemiyorum. Gider kalemlerinde dikkatimi çeken 3.162 Milyon YTL ile personel giderleri ve 2.000 Milyon YTL ile kurban kesim giderleri oldu. Yani fitre ve deri gelirleri personel ve kurban kesim giderlerini ancak karşılıyor. Dolayısıyla THK haklı olarak “Öz Kaynaklardan” 1.521 milyon YTL karşılama durumundayız, yardım edin diye feryat ediyor.

“Madalyonun Öbür Yüzü” başlıklı kısımda THK’nın devlet bütçesinden pay almadığı, kurulduğu sıralarda sahip olduğu 21 kalem gelirin sadece 7 tanesinin artık mevcut olduğundan söz ediliyor. Buradaki ilginç bir bilgi de “Büyük Nutkun” gelirinin Atatürk tarafından THK’na bağışlanmış olması. Şu günlerde kimsenin telif melif dikkate almadan peynir ekmek misali bastığı, kamu kurumlarınca misyonerlerin İncil, diyanetin Kuran vermesi gibi gibi sağa sola sola ücretsiz dağıttığı “Nutukların” gelirinin bir kısmının hak sahibinin THK olduğunu “İzlenimler” sitesi aracılığıyla kamuoyuna duyurmuş olmanın haklı gururunu yaşıyorum. Daha da ileri giderek Nutuk’un çılgın bir tefsiri olan “Şu Çılgın Türkler” kitabı ile tüm ulusalcı davaya dair kitapların telif gelirlerinin “fitre ve zekâtının” da THK’ya aktarılmasını da ciddiye alınması dileğiyle teklif ediyorum. Telif gelirleriyle ihya olan Turgut Özakman, Vural Savaş, Metal Fırtına gibi isimler herhalde Cumhuriyetin kurumlarını düşünmeyecek kadar amigo ulusalcı değildir, kesenin ağzını biraz açacaklardır. (Burada bir istisna var ama para milletin cebinden çıkıyor).
Kısaca, Atatürk’ün emaneti THK maalesef zor durumda, dincilerin, adak adayan hurafecilerin insafına terk edilmiş vaziyettedir. Zamanında tüm geliri THK’ya ait olan Milli Piyango idaresi bugün THK’ya zırnık koklatmamaktadır. Atatürk devrimleri de karşı devrim hareketince iplenmez hale gelince THK’nin işi faiz ve adak gelirlerine, kavurma ticaretine kalmış görünüyor. Her ne kadar devlet yarım ağızla deri toplama yetkisini THK’na vermişse de bilinçsiz vatandaşımız THK’nun önemini kavrayamadığından derileri götürüp dinci yer altı tarikat teşkilatları ile küçükleri zehirlemeye çalışan kuran kurslarına veriyor. Post kavgasına mahalle muhtarları, azalar, il ve ilçenin mülki amirleri filan da karışıyor. Hırgür eksik olmuyor. Hatta “ben deriyi kimseye vermem, posttan seccade yapacağım” diyen aymazlara, havacılık düşmanlarına da rastlanabiliyor. Malum hikaye, önümüzdeki hafta nasıl olsa bizzat şahit olacağız.

THK nasıl kurtulur? Nutuk telif payı, Milli Piyango payı, deri, zekat ve fitre gelirleri, çağdaş dostların bağışları dışında benim aklıma gelen TEDAŞ’dan bir payın aynı TRT’ye olduğu gibi THK’ya da aktarılmasıdır. TRT can da THK patlıcan mıdır? Bu kadar dinle iç içe bir kurum olan THK’ya Türkiye Diyanet Vakfının para vermemesi düşünülecek şey midir? Hatta RTÜK gibi reklam paylarından aldığı trilyonlarla oynayan bir kurumun Atatürk’ün emaneti THK’ya destek olmaması sizce de ayıp sayılmaz mı? Lütfen bu bayram hayvanın derisini güzelce tuzlayıp poşete koyduktan sonra bir kere daha düşünün. Üç dilde Türkiye’nin tanıtımını yapan, paraşüt ve planörcülük eğitimi veren, fakirlere kavurma dağıtan THK mı, yoksa mahallenizde gizlice çocuklara din eğitimi veren tarikat mı? Gün bu gündür, laf salatası değil, eli cebe atmanın günüdür ve de Atanın emanetine sahip çıkma günüdür. Gazanız mübarek ola…

Diğer Kurban Yazıları:

Olan Bizim Derilere Olacak

Kurban ve Derisi: Perinçek de Talip Olmuş

Popularity: 15% [?]

İleri »

Kapat
E-posta ile paylaş